Terör ve İntahar Saldırılarını Müslümanlar Yaptılarsa Beklenen Neydi ve Sonuçları Ne Oldu?

I – 11 Eylül Saldırılarını Gerçekleştiren El-Kaide Kur’an Ayetlere Dayanmıştır. Hernekadar Günümüz Müslümanları Kabul Etmese Bile 11 Eylül Saldırları Komplo Olsa Bile, Bu Saldırıları Usame Bin Ladin / El Kaide Gerçekleştirmemiş Olsa Bile, Orada İntahar Edenler Müslümanlardı ve Yaptıkları Basit Bir Uzaktan Bombalama Değildi. Bunu İslam Adına Yaptılar, İslam Adına Canlarını Verdiler.

II – Objektif Açıdan İntahar Saldırıları: Tüm Bunların Amacı Nedir? İnsanlar Üzerinde Bıraktığı İzlenim Nedir?

III – 11 Eylül Saldırısının Amacı İslamiyeti Yükseltmekmiydi? 11 Eylül Sonrası Yapılan İslam Karşıtı Propagandalar

IV – Rusya’da Okul Basan Çeçenler: Bu Saldırıda Ölen Çocukların Öldürülme Gerekçesi Neydi, Onlar İslamiyet Düşmanımıydı, İslama Karşımı Savaşıyorlardı ve Bu Saldırı Sonucunda İslam Hakkında Düşünceleri Ne Olacak?

V – Peki Tüm Bu Saldırılar Neden Yapıldı? Bu Ülkeler Kapılarını Müslümanlaramı Kapatmıştı? Eğitimde Ayrımcılıkmı Yapıyordu? Ülkelerde İslami Tebliğ Yapmak İmkansızmıydı? Cami Yapılmasımı Engelleniyordu?

VI – Hristiyan Bir Ülke Kapılarını Sana Açıp İnsan Muamelesi Yapıyor ve Sen Bunu Suistimal Ediyorsun; Pekiya Tamtersi Olsaydı ve 9 Eylül 2011′de Haberlerde “Hristiyan Teröristler Kabe’ye Uçaklı İntahar Saldırında Bulundu, Binlerce Kişi Öldü” Denseydi Tepkiniz 11 Eylül Pastası Yapmakmı Olurdu?

VII - İspanya İçişleri Bakanlığı, Emniyet Teşkilatına “Aşırı Dinci Müslüman Nasıl Belli Olur” Başlıklı Bir El Kitapçığı Dağıtarak Ülke Genelinde Bu İnsanların Belirlenerek Takip Edilmesini İstedi.

VIII – Terör Saldırılarının Sonuçları Ne Oldu? Amerikalılar Saldırı Sonrası Korkudan Müslümanmı Oldular Yoksa Nefretmi Arttı? 11 Eylül Saldırısının Sonuçları: Bir ABD’liye karşılık 75 Müslüman

IX – Sivas’ta Öldürülen İnsanlar İslamın Yücelmesini veya Kurtulmasını mı Sağlamıştır? “Yananların Aydın, İslam Dünyasının Karanlık” Olması Üzerine Yazı ve Karikatürler;

.

I - 11 Eylül Saldırılarını Gerçekleştiren El-Kaide Kur’an Ayetlere Dayanmıştır. Hernekadar Günümüz Müslümanları Kabul Etmese Bile 11 Eylül Saldırları Komplo Olsa Bile, Bu Saldırıları Usame Bin Ladin / El Kaide Gerçekleştirmemiş Olsa Bile, Orada İntahar Edenler Müslümanlardı ve Yaptıkları Basit Bir Uzaktan Bombalama Değildi. Bunu İslam Adına Yaptılar, İslam Adına Canlarını Verdiler.

269372_397326343697853_1641112863_n

 

Usame Bin Muhammed ve 11 Eylül Şehitleri (Ya Akhi)

http://www.youtube.com/watch?v=g2reSi4mL-g

 

Amerika’da Atom Bombası İle Binlerce İnsanın Ölümüne Sebep Olmuştur ve 11 Eylül Saldırısını Haketmiştir;

Durum: 2. Dünya Savaşı. Amerika Atom Bombası ile Binler İnsanı Öldürür.

Sonuç: Bu, Hernekadar Çokfazla Sivilin Ölümüne Sebep Olsada Savaşı Bitiren Hamle Oldu. Amerika bu hamlesi sonrasında dünyanın en güçlü ülkesi kabul edildi.

11 Eylül Saldırılarında Durum: Uçak Kaçırılarak İslamiyet Adına Uçaktaki ve İkiz Kulelerdeki birçok insan, din, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeden sebepsiz yere öldürüldü.

Sonuç: Amerika Irak’ı İşgel Etti, Tüm dünyada islam dini Terör dini olarak anıldı. Özellikle yüzlerinden cehalet akan müslüman kalabalık guruplarını Kur’an ayetlerini göstererek  sloganlar atması ve bu saldırıyı desteklemesi medyanın çaba sarfetmeden tüm dünyada İslamiyetin cehalet ve terör dini olarak reklamının yapılmasını sağladı.

 

Usame Bin Ladin’in Bilgi Çağında İntahar Saldırısı İle Hristiyanları Kışkırttıktan Sonra Müslümanları Savaşta Yanına Çağırması;

 

II – Objektif Açıdan İntahar Saldırıları: Tüm Bunların Amacı Nedir? İnsanlar Üzerinde Bıraktığı İzlenim Nedir?

Objektif Açıdan

+Bir İnsanın Allah uğrunda yapabileceği en büyük şey, onun için canını feda etmektir. (Bunun daha ötesi olabilirmi?)

+İntahar saldırıs sonucu öldürülen masum / çocuk müslümanlar direk cennete gitmektedir. Burada intahar eden kişi kendisini feda ederek birçok insanın cennete girmesine olanak sağlamaktadır.

 

11 Eylül Sonrası Oluşan Pazar;

 

Burada İntahar Edenler Gerçekten Haklı Bir Sebeplemi intahar Etmektedirler?

-Yapılan eylemlerdeki mekanlar insanın kendisini feda etmeden, bomba bırakarak veya atarak yapılabilinecek lokasyonlardır. Bir binada sıkışmışsınızdır, düşman binayı kuşatmıştır ve öleceğiniz yada ölmekten beter olacağınız kesindir. Buraki karşılaşılan durumdaki -Eline silahı alıp dışarı ateş ederek çıkmak gibi- intahar eylemi gerçekleştirmek ile, elini kolunu sallayarak düşmanın sizin girmenize izin veridiği bir bölgeye -onu size tanıdığı bir hakkı ve size duyduğu güveni istismar ederek- girip üzerindeki bombayı patlatmak çok farklıdır. Böyle bir eylemde eylemi gerçekleştiren kişi bombayı bırakıp kaçılabilineceği bir durumda olduğu için bu Allah için ölmek değil, “Yeter bu dünyadan çektiğim, cennete girmek istiyiyorum” gibi bir mantık güderek ölmek için ölmektir.

 

Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir, ayetinden maksat Nedir?

Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir, ayetinden maksat şudur: Bütün insanlığın selameti için de olsa bir insanın hukukuna tecavüz edilmez ve o kişi öldürülmez. Allah yanında bir insanın hukuku ne ise bütün insanlığın hukuku da aynıdır. İnsanlık kurtulsun diye masum bir insanı feda edemezsiniz. Yoksa bir insan öldüren kişi bütün insanları öldürmüş gibi günah kazanacaktır şeklinde yorumlanmamalı.

Bir insanı öldürmeye teşebbüs eden kişi Allah korkusundan dolayı onu öldürmekten vazgeçerse büyük bir sevaba kavuşur. Bu insanın günaharının silineceğini Allah bilir. Kul hakkını ise kul affeder.

Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa,..”(Maide suresi, 5/32)

(Kaynak : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/61/bir-insani-olduren-tum-insanligi-oldurmus-gibidir-demek-ne-anlama-gelmektedir.html)

 

Nezaman Öleceğinizi Bilseniz, Şuandaki Hayatınızımı Yaşardınız?

-Eğer nezaman öleceğinizi bilseydiniz şöyle yaşardınız:  Tüm dünyadan vazgeçip, örneğin 2013 yılındaın 9. ayında perşembe gününe kadar kendisinizi ibadete verir, kimseye kötülük yapmadan yaşardınız. Halbuki hayat sınavının temeli nezaman öleceğimizi bilmememiz, buna bağlı olarak sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi hayatımızı sürdürmemiz ve Allah’ın buna bağlı bizi imtahan etmesi şeklindedir. Nezaman öleceğini insan bu şekilde belirleyemez.

Âl-i İmran, 186; Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.

 

Sen Orada Yaşayanların Psikolojisini Anlayamazsın!

-Onların psikolojisini anlayamazsınız, yaptıklarını eleştiremeyiz geçerli bir savunma değildir. İntahar eylemi gerçekleştirenler zaten psikolojileri oldukça bozulmuş kişilerdir. Eğer bu şekilde bir psikoloji intahar eylemini caiz kılacaksa, ozaman intahar eden insanları kesinlikle intahar sebebiyle sorguya çekilmemesi gerekmektedir.

Bakara 155

Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele”

 

Tüm Bu intahar Saldırılarının Amacı ve Elde Edilmek İstenilen Sonuc, ve Elde Edilen Sonuç Nedir?

-Yapılan eylemler cami, konsolosluk güvenklik görevlileri veya metro gibi, tabiri caizse 3. sınıf insanların bulunduğu, ölseler dünyada hiçbirşeyin değişmeyeceği ve yerlerini yeni personel alarak doldurabilinecek kişilere karşı yapılmaktadır. İşin kötü tarafı, buradaki eylem belirli bir kişiye -örneğin ateist olduğu kesin olan, yada islamiyete zarar vermeye çalışan birisi- yönelik değil, müslümanların bulunduğu lokasyonlarda yapılmaktadır.

 

Pekiya Bugün Haberlerde, “Fanatik Bir Hristiyan Hac’da İbadet Eden Müslümanlara Bombalı Saldırı Düzenledi” Haberi Çıksa Ne Yaparsınız? 

Olaya birde tersten bakalım. Diyelimki tarih silinip tekrar yazıldı ve müslümanlar değilde hristiyanlar müslüman ülkelre bombalı saldırı yapıyorlar. Örneğin Hristiyanlar Müslüman otobüslerine durduk yere bombalı saldırıda bulunuyorlar, otobüsleri havaya uçuruyorlar..

Televizyonlarda şöyle haberler dönüyor: “Bugün korkunç bir olay yaşandı, iki uçak kaşıran Hristiyan teröristler Hacda ibadet eden müslümanların üzerine bombalı intahar saldırısı gerçekleştirdiler. Terör saldırısı sonucu 10.000 kişi hayatını kaybetti”

Şimdi bir düşünün, Peki siz böyle bir durum karşısında Hristiyanlığı araştırıp olayın asıl yüzünü öğrenmeyemi çalışırsınız, yoksa Hristiyanlık hakkında yargısız infaz yaparak, artık korkunç bir önyargı ile yaklaşarak “Bu olsa olsa şeytanın dini olabilir ancak” mı dersiniz?

Sizin 5 yaşındaki çocuğunuz o uçağın içinde böyle saçma, anlamsız bi terör saldırısında din adına ölse, siz ne yapardınız?

 

Farzedelimki Hristiyan Bir Ülke İntahar Saldırıları Sonucu Tövbe Edip Müslüman Oldu, Peki ya Sonrası?

Diyelimki bu bombalı saldırılar sonucu Amerika Müslüman oldu, e pekiya sonrası? Buradaki terör saldırısını gerçekleştirenler buseferde x ülkeyi y ülkeyi bombalayacak?

Diyelimki onlarda müslüman oldular, e, peki sonraki hedefleri?

İslam dininde olmayanlara saldıracaklar, onları ya öldürcek yada hapse atacaklar. pekiya sonra?

Başörtüsü takmayanları cezalandıracak veya öldürecekler. Pekiya sonra?

Sünnete uymayanları cezalandıracak ve öldürecekler. Peki sonra?

Ayakta su içenleri, dişini misvakla fırçalamayanları cezalandıracak ve “biz ancak islah edicileriz” diyecekler.

Tabibi burada sorulması gereken ilk soru şu; gerçekten bir ülke veya o ülke vatandaşları butür intahar saldırıları sonucunda müslüman olabilirmi?

Sanırım dünya üzerinden bundan daha vasat, daha kötü planlanmış, daha karanlık, daha art niyetli ve sonucu daha kötü bir felsefe yok…

.

III – 11 Eylül Saldırısının Amacı İslamiyeti Yükseltmekmiydi? 11 Eylül Sonrası Yapılan İslam Karşıtı Propagandalar

11 Eylül üzerinden yapılan islam karşıtı propaganda

.

IV – Rusya’da Okul Basan Çeçenler: Bu Saldırıda Ölen Çocukların Öldürülme Gerekçesi Neydi, Onlar İslamiyet Düşmanımıydı, İslama Karşımı Savaşıyorlardı ve Bu Saldırı Sonucunda İslam Hakkında Düşünceleri Ne Olacak?

Furkan;

68. Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur;

69. Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.

 

Rusya’da dehşet günü:

Rusya’nın Kuzey Osetya bölgesinde bellerinde patlayıcı kuşaklar bulunan teröristler, bir okulu bastı, 120 kişiyi rehin aldı. Teröristler, baskın düzenlenmesi halinde okulu havaya uçurmakla tehdit etti. 50 çocuk kaçarak kurtulurken, 15 çocuk serbest bırakıldı.

Silahlı kişiler, 120 kişiyi rehin alarak, güvenlik güçlerinin bir operasyona başlaması halinde okulu havaya uçurmakla tehdit etti. Eylemciler ile polis arasında çıkan ilk çatışmada Interfaks ajansı’na göre 3 kişi öldü, 11 kişi yaralandı.

50 kadar çocuğun saldırganların elinden kaçarak kurtulduğu belirtilirken, silahlı saldırganlar, İnguş Cumhuriyeti’nde 21-22 Haziran’da Çeçenistan’dan gidenlerce düzenlenen baskınların ardından tutuklananların serbest bırakılmasını istiyor. Daha önce Dağıstan’da bir hastane ve Moskova’da tiyatro baskını yapan Çeçen eylemcilerden şüpheleniliyor.

YENİ ÖĞRETİM YILININ İLK GÜNÜYDÜ

Rus Interfax ajansı, Vladikavkaz’ın 15 kilometre kuzeyindeki Beslan’da, yeni öğretim yılının ilk gününde meydana gelen olayda rehin alınanlar arasında öğrencilerle ailelerinin bulunduğunu duyurdu.

120 REHİNE VAR, 15 ÇOCUK SERBEST

Kuzey Osetya’da, bir okulu basan silahlı saldırganların elindeki rehine sayısının 120 olduğu açıklandı. Interfax haber ajansı, yerel polis sözcüsü İsmail Şaov’un rehine sayısının 120 ila 150 arasında olduğunu söylediğini, ancak bu rehinelerden kaçının çocuk olduğu konusunda bilgi vermediğini aktardı.Rus ajansları, daha önce, yetkililere dayanarak rehinelerin 200′ü çocuk 400 kişi olduğunu belirtmişti.

Bu arada, Itar-Tass ajansı, silahlı kişilerin rehineler arasındaki 15 çocuğu serbest bıraktıklarını duyurdu. Baskın sırasında gizlendiği sanılan 50 kadar öğrenci, açılan ateşin durmasının ardından küçük gruplar halinde okuldan ayrılarak kaçtı.

İçişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, militanların olası bir baskını engellemek için çocukları pencerelerin önüne yerleştirdiklerini kaydetti.

OKULU HAVAYA UÇURMA TEHDİDİ

Interfaks haber ajansı, saldırganların, baskın düzenlenmesi halinde okulu havaya uçuracaklarını söylediklerini duyurdu. Sayıları 15 ila 25 arasında olduğu belirtilen, siyah kıyafet giyen, maskeli militanların bir kısmının bellerinde bomba yerleştirilmiş intihar kemerleri bulunuyor.

Silahlı grup, güvenlik güçlerinin öldürdüğü her bir savaşçı karşılığında 50 çocuğu öldürecekleri tehdidinde de bulundu. Bölgenin İçişleri Bakanı Kazbek Dzantiyev, Beslan’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Öldürülen her bir savaşçı karşılığında 50 çocuğu, yaralanan her savaşçı karşılığında da 20 çocuğu öldüreceklerini söylediler” dedi.

TUTUKLULARIN SERBEST BIRAKILMASINI İSTEDİLER

Militanların İnguş Cumhuriyeti’nde 21-22 Haziran’da düzenlenen baskınların ardından tutuklananların serbest bırakılmasını istiyor. Militanlar, ayrıca Kuzey Osetya Devlet Başkanı Aleksandır Dzasokhov, İnguş lideri Murat Zyazikov ve çocukların doktoru Leonid Roshal’in okula gelmesini istedi.

İnguş Cumhuriyeti’nde, Haziran ayında Çeçenistan’dan geçen saldırganların çok sayıda kişiyi öldürmesinin ardından geniş çaplı tutuklamalar yapılmıştı.

MÜSLÜMAN LİDERLE GÖRÜŞMEYİ REDDETTİLER

İtar-Tass ajansı, eylemcilerin görüşmek için okula gelen Müftü Ruslan Valgatov ile görüşmeyi reddettiğini duyurdu. Ajans, silahlı saldırganların sadece bölgenin üst düzey yetkilileriyle görüşmekte ısrar ettiklerini belirtti.

MASHADOV’UN EYLEMLE BAĞLANTISI YOK

Öte yandan, Çeçen lider Aslan Mashadov’un rehine eylemiyle bir bağlantısı olmadığı bildirildi. Açıklamada, Moskova’nın Sesi radyosuna demeç veren Mashadov’un sözcüsü Ahmed Zakayev tarafından yapıldı.

PUTİN, TATİLİNİ YARIDA KESTİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Osetya’da bir okulun basılarak yüzlerce kişinin rehin alınması nedeniyle tatilini yarıda kesti.

Kremlin’den yapılan açıklamada, Putin’in havaalanına gelişinde İçişleri Bakanı Raşid Nurgaliyev, istihbarat servisi FSB’nin başkanı Nikolay Patruçev ve Sınır Muhafızları Başkanı Vladimir Proniçev ile toplantı yaptığı belirtildi.

KUZEY OSETYA SINIRLARINI KAPATTI

Kuzey Osetya’nın, Beslan kentinde öğrencilerin rehin alınması eylemi nedeniyle sınırlarını kapattığı bildirildi. Gürcü Rustavi-2 kanalının haberinde, Kuzey Osetya yönetiminin, alınan geniş güvenlik önlemleri çerçevesinde tüm geçiş noktalarını ve sınırlarını kapattığı kaydedildi.

Sovyet yönetimi altında, Kuzey Osetya ile Güney Osetya birbirinden ayrı iki statü ile yönetilmişti. Rusya Federasyonu içerisinde daha önce özerk bölge statüsü taşıyan Kuzey Osetya, 1936 yılında Özerk Cumhuriyet statüsü kazandı.

Güney Osetya’ya ise 1922 yılında, Gürcistan Özerk Cumhuriyeti içerisinde özerk bölge statüsü verildi. Bugün Gürcistan topraklarında kalan Güney Osetya, Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor. Bu nedenle çıkan çatışmalar nedeniyle 100 bin kadar Güney Osetyalı kuzeye sığındı

(Kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=254063)

 

IV – Peki Tüm Bu Saldırılar Neden Yapıldı? Bu Ülkeler Kapılarını Müslümanlaramı Kapatmıştı? Eğitimde Ayrımcılıkmı Yapıyordu? Ülkelerde İslami Tebliğ Yapmak İmkansızmıydı? Cami Yapılmasımı Engelleniyordu?

Terör Saldırıları Sonucu Müslümanların İnsanlarda Bırakmasını Bekledikleri İzlenim Bumuydu ve Oldumu?

Avustralyalı Gencin Müslüman Oluşu – İslamı Kabul etmesi

http://www.youtube.com/watch?v=aLm3BpxV3qM

 

Amerika İslamiyete Kapılarını Kapattığı İçinmi Terör Saldırı Yapıldı?: İslam, Amerika’da en hızlı büyüyen din

2000 yılından 2010 yılına dek, ABD’deki cami sayısı yüzde 74 oranında atış gösterdi. NPR’nin haberine göre günümüzde ABD’de 2.100’den fazla cami bulunuyor fakat bu camilerde cemaate önderlik edecek yeterli sayıda imam ya da dini lider bulunmuyor.

ABD’DE CİDDİ ŞEKİLDE İMAM SIKINTISI VAR

Teksas, Colleyville’de bulunan Mid-Cities isimli caminin çoğu Pakistan kökenli Amerikalılardan oluşan 200 üyesi bulunuyor. Söz konusu cami tam zamanlı Amerika doğumlu bir imama sahip. Fakat ABD’deki her cami Teksas’taki Mid-Cities isimli cami kadar şanslı değil. Teksas, Dallas’ta bulunan Bayyinah isimli Arapça dilinde eğitim veren ve imam yetiştiren enstitünün başkanlığını yapan Nouman Ali Khan, ABD’de ciddi şekilde bir imam sıkıntısı olduğunu söylüyor.

Ali Khan ABD çapında belki 150 adet camiyi ziyaret etme fırsatına nail olduğunu ve bu camilerin büyük bir çoğunluğunun tam zamanlı bir imama sahip olmadıklarını gördüğünü söyledi.

Tam zamanlı imama sahip olan camilerin cemaatinin durumdan çok memnun olduğunu belirten Ali Khan, diğerlerinin ise seminer amacıyla ziyarette bulunduğu zamanlarda kendisine sürekli olarak bir imam önerip öneremeyeceğini sorduklarını söyledi. Ali Khan Amerikalı Müslümanların, İslam dininin geri kalanından coğrafi açıdan ayrı olarak, şahsi geleneklerini oluşturmak zorunda olduklarını söyledi.

CAMİLER KİLİSELER GİBİ ÖZEL MEKAN

İslam ülkelerinde camiler ve imamlar devlet tarafından desteklenirken, ABD’de ise camiler tıpkı kiliseler gibi özel mekanlar olarak faaliyetlerini sürdürüyorlar. ABD’deki camiler çok sayıda farklı ülkeden gelen Müslümanlara ev sahipliği yapıyor olsa da gitgide artarak, kimlikleri tamamen Amerikan olan ABD doğumlu Müslümanlara ev sahipliği yapan yerlere haline geliyorlar.

Bazı genç Müslümanlar camiden ve dini kültürden büsbütün kendilerini dışlanmış hissediyorlar. Dolayısıyla ABD’deki camiler sadece klasik İslam’da eğitim almış imamlara değil, aynı zamanda iyi İngilizce ve Amerikan kültürünü anlama gibi yetilere sahip imamlara ihtiyaç duyuyorlar. Dini liderlerin eski nesilden olan cemaatin yanı sıra yeni nesille de iletişim kurmasının gerekliliğine değinen Ali Khan, çok sayıda söyleşide gördüğü üzere yani nesil cemaatle nasıl daha iyi iletişim kurulabileceği meselesinin temel bir sorun olduğunu söyledi.

Mid-Cities İslami Cemiyeti (Islamic Association of Mid-Cities) Yahya Jaekoma isimli imamı bulmadan önce 15 ay bir dini liderleri olmadan idare ettiler. Tay ve Afgan kökenli San Diego doğumlu 23 yaşındaki Jaekoma, 10 yaşındayken patenci olduğunu fakat kolunu kırmasının ardından büyükannesinin pateni bırakması gerektiğini söylediğini ve kendisini 14 yaşındayken Kur’an öğrenmesi için bir medreseye yolladığını belirtti. 18 yaşına geldiğinde Kur’an’ı hatmeden Jaekoma, sonrasında kendisini dini eğitime adadı.

AMERİKAN DOĞUMLU MODERN İMAMLARA İHTİYAÇ VAR

Jaekoma’nın eski bir patenci olması caminin genç cemaatine yönelik daha iyi iletişim kurmasına da yardımcı oluyor. Mid-Cities’in genç cemaati arasında Facebook, Twitter, Instagram gibi günümüzün öğelerini kullanan, renkli spor ayakkabılar giymenin yanı sıra eşarp da takan Sijil Patel isimli 16 yaşındaki Pakistan kökenli bir Amerikalı genç de yer alıyor. Patel, Amerika’da doğmuş olan ve günümüzde inançlarına dair yaşadıkları sorunları ve kendi bakış açılarını anlayan bir ruhani lidere sahip olmanın işleri kolaylaştırdığını söylüyor.

Kuzey Amerika İslami Toplumu (Islamic Society of North America) tarafından yakın zamanda yayınlanan bir araştırma çalışması Amerika’daki imamların sadece yüzde 44’ünün maaşlı ve tam zamanlı çalışıyor olduğunu ortaya koydu. Geri kalan kesim ise gönüllü çalışan dini liderlerden oluşuyor. ABD’de çalışan beş imamdan dördü, çoğunlukla Mısır, Suudi Arabistan ve Hindistan olmak üzere, Amerika dışında doğdu ve yine ülke dışında eğitim aldı.

Güney California’da bulunan Bayan Claremont İslami Okulu’nun (Bayan Claremont Islamic graduate school) başkanı Jihad Turk ABD’de yetişen imamların sayısının az olduğunu vurguladı. Turk kendi enstitüsünün, Connecticut’taki Hartford Seminary ve San Francisco’daki Zaytunga College isimli merkezlerin toplu olarak bu yıl 30’dan daha az mezun verdiğini belirtti.

TurkishNY

http://www.risalehaber.com/islam,-amerikada-en-hizli-buyuyen-din-170693h.htm

 

Amerika Müslümanları Kayırdığı, Onlara Eğitimden Mahrum Bıraktığı İçinmi Terör Saldırısı Yapıldı?: ‘Hava korsanı’ uçuş eğitimi almış

İsveç’te, bir uçağı kaçıracağından şüphelenilerek önceki gün gözaltına alınan Tunus kökenli İsveçlinin, uçağı Avrupa’daki bir Amerikan büyükelçiliğine çarptırmayı planladığı iddia edildi.

Reuters’a konuşan İsveç askeri istihbarat kaynakları, şüphelinin saldırı planını birlikte hazırladığı, 4 kişiyi de aradığını söyledi. Aynı kaynak, “Planın, uçağı Avrupa’daki bir Amerikan büyükelçiliğine çarptırmak olduğundan eminiz” dedi. Ancak polis şefi Margareta Linderoth, şüphelinin ABD’de uçuş eğitimi aldığını doğrulamakla birlikte, ABD elçiliğine saldıracağı yönündeki iddiaların yanlış olduğunu söyledi. Linderoth, polisin 4 kişiyi aradığı haberlerini de doğrulamadı.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/172931.asp

 

Ülkede İmanı Yaymak İmkansız Olduğu İçinmi Terör Saldırı Yapıldı?: ABD’li Müslüman sayısı Yahudileri geçti

Amerika’da yaşayan müslümanların sayısı son 10 yıl içinde büyük artış göstererek ilk kez Yahudi nüfusu geçti

Amerika Birleşik Devletleri’nin orta kesiminde ve güneyinde yapılan bir nüfus sayımına göre, Müslümanların sayısı artarken, Katolikler “taraftar kaybetti”.

Salı günü yayımlanan dinlerle ilgili sayıma göre, Müslümanların sayısı 2010 yılında 2,6 milyona yükseldi. Bu rakamın 2000 yılında 1 milyon olduğu, yükselişte göçün ve İslam’ı seçenlerin sayısındaki artışın etkili olduğu belirtildi. Son rakamlarla, ülkede yaşayan Müslümanların sayısı ilk defa Yahudiler’in nüfusunu aşmış oldu.

Amerikan Dini Kuruluşları İstatistikçileri Derneği’nden Dale Jones tarafından yapılan çalışmada, Hıristiyanların hala tüm eyaletlerdeki en büyük grup olduğu, 26 eyalette ise en büyük değişimin Mormon sayısındaki artış olduğu kaydedildi.

Araştırmaya göre, Amerikalıların yaklaşık yüzde 55′i “yeterli” sayılabilecek düzeyde düzenli ibadetlerini yerine getirirken, yaklaşık yüzde 85′i kurallarını uygulamasa da dini inanç sahibi olduklarını belirtiyor. 158 milyon Amerikalı ise herhangi bir dine inanmadığını söylüyor.

Kendilerini Katolik görenlerin sayısının yüzde 5 gerilediği, Evanjelistlerin sayısının ise arttığı araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar arasında. Budistler’in de “güç kazandığı” belirtiliyor.

Öte yandan, son istatistikler Amerika’da Müslümanlara karşı duyulan nefret nedeniyle işlenen suçların sayısının 2009 yılında 107 iken 2010 yılında 170’e yükseldiğini gösteriyor.

http://www.timeturk.com/tr/2012/05/02/abd-li-musluman-sayisi-yahudileri-gecti.html

 

V – Hristiyan Bir Ülke Kapılarını Sana Açıp İnsan Muamelesi Yapıyor ve Sen Bunu Suistimal Ediyorsun; Pekiya Tamtersi Olsaydı ve 9 Eylül 2011′de Haberlerde “Hristiyan Teröristler Kabe’ye Uçaklı İntahar Saldırında Bulundu, Binlerce Kişi Öldü” Denseydi Tepkiniz 11 Eylül Pastası Yapmakmı Olurdu?

Film ve Karikatüre Yüksek Tepki Veren Müslümanlar, Hristiyanlar Kutsal Topraklarına Terör Saldırısı Yapsalar Ne Olurdu?

Film isyanından sonra, bir de karikatür krizi çıktı!

Tüm dünyada Müslümanların büyük tepkisine neden olan ‘Müslümanların Masumiyeti’ adlı filmin internette yayınlanmasının ardından kriz yaratacak bir gelişme de Fransa’da yaşandı.

Fransız mizah dergisinin Hz. Muhammed’in karikatürünü basmasından sonra Endonezya’nın başkenti Cakarta’daki bir Fransız lisesi eğitime ara verileceğini açıkladı.

Haftalık mizah dergisi ‘’Charlie Hebdo’’ yayımlanan son sayısında, Hazreti Muhammed’i tasvir ettiği iddia edilen karikatürleri bastı.

İNTERNET SİTESİNE ULAŞILAMIYOR

İslam peygamberi Hz. Muhammed’e hakaret içeren filme dünya çapında tepkiler sürerken, Hz. Muhammed’in karikatürünü basan Fransız mizah dergisinin internet sitesi çökertildi.

Fransa’da ”Charlie Hebdo” isimli haftalık mizah dergisinin bugün yayınlanan sayısında Hz. Muhammed’in karikatürüne yer vermesi tepkilere yol açtı. Dergi, gazete bayilerinde sabah erken saatlerde tükenirken, gazete satıcıları dergiyi sabahtan beri çok fazla soran olduğunu söylediler.

Derginin internet sitesinin ”hack”lendiği ileri sürülürken, gece geç saatlerden itibaren derginin sitesine ulaşılamıyor. Dergi yönetimi sorunun teknik bir arızadan kaynaklandığını açıkladı.

ONAYLAMIYORUM

Fransa Başbakanı Jean-Marc Ayrault karikatürlerin yayınlanmasının ardından yaptığı açıklamada, söz konusu karikatürleri ”aşırı” bulduğunu ve onaylamadığını söylemişti. Başbakanlık’tan konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, ”mevcut konjonktür içinde başbakan bu tür aşırılıkları onaylamıyor ve herkesi sorumlu olmaya davet ediyor” ifadesi kullanıldı.

”İfade özgürlüğünün, cumhuriyetin temel ilkelerinden birisi olduğu” bildirilen açıklamada, ”bu özgürlüğün yasaların belirlediği sınırlar çerçevesinde kullanılması gerektiği” görüşü savunuldu. Açıklamada ayrıca, ”laiklik ilkesi, hoşgörü değerleri ile din ve inanç özgürlüğüne saygının, cumhuriyet sözleşmesinin kalbinde yatan en önemli unsurlar olduğu” ifade edildi.

FRANSA YAHUDİLERİNDEN TEPKİ

Hz. Muhammed karikatürlerine ilişkin bir tepki de Fransa Yahudi Kurumları Temsil Heyeti (CRIF) Başkanı Richard Prasquier;den geldi. Bu tür karikatürleri ”onaylamadığı”nın altını çizen Prasquier, hakaret içerikli bir film nedeniyle yaşanılan süreçte böyle bir yayının ”sorumsuzluk” olduğunu söyledi.

”Charlie Hebdo” adlı dergi, 2006 yılında da Hz. Muhammed’in karikatürlerini basmış ve kitlesel protesto gösterilerine neden olmuştu.

ENDONEZYA’DA EĞİTİME ARA VERDİLER

Cakarta’daki Fransız Lisesi’nden ailelere gönderilen açıklamada, Fransız Büyükelçiliği’nden gelen talimatla lisede Cuma gününden itibaren eğitime ara verileceği belirtildi.

500’den fazla öğrencisi olan lisenin, muhtemel tepkilere karşı önlem almak amacıyla kapatıldığı kaydedildi.

http://dunya.milliyet.com.tr/film-isyanindan-sonra-bir-de-karikatur-krizi-cikti-/dunya/dunyadetay/19.09.2012/1598821/default.htm

 

VI - İspanya İçişleri Bakanlığı, Emniyet Teşkilatına “Aşırı Dinci Müslüman Nasıl Belli Olur” Başlıklı Bir El Kitapçığı Dağıtarak Ülke Genelinde Bu İnsanların Belirlenerek Takip Edilmesini İstedi.

24142

 

Müslüman Avı için Kitapçık Hazırladılarİspanya İçişleri Bakanlığı, Emniyet teşkilatına “Aşırı dinci Müslüman nasıl belli olur” başlıklı bir el kitapçığı dağıtarak ülke genelinde bu insanların belirlenerek takip edilmesini istedi.

Bakanlık, pilot bölge olarak Barcelona kentini seçti.

Oluşturulan el kitapçığında aşırı dinci Müslümanların robot çizimleri yapıldı ve buna uyan kişilerin hemen takip altına alınması istendi.

Barcelona polisinin sürekli üzerinde taşıyacağı el kitabındaki aşırı dinci Müslüman’ın tarifi ise şöyle yapılıyor: az bıyığı olan 5 ile 10 cm yi bulan sakallı kişiler, şalvar tipi pantolon giyerler, işyerleri alkollü içecek satan bölgelerden uzak olur, çocukları okulda jimnastik çalışmalarına katılmaz ve ramazanda oruç tutarlar, genelde topluma entegre olmaz kendi aralarında dostluk kurarlar.

El Periodico gazetesi tarafından kamuoyuna açıklanan haberde, Catalunya yerel yönetiminin, Barcelona’nın Güney Avrupa’nın yeni bir aşırı dinci üssü haline geldiğine dikkat çekilerek polislerin bu kişilerin yasadışı faaliyetlere girmesini önlemek için el kitabına gerek duyulduğu belirtildi.

Uluslararası insan hakları örgütleri ise, polise dağıtılan bu el kitapçıkları ile bir Müslüman avı başlayacağına işaret ederek bu uygulamanın yasadışı olduğunu savundu.

Katalan polisi bir süre öncede,çarşaf giyen kadınların belirlenerek fişlenmesini öngören bir kararnameyi uygulamış ve Katalunya’daki tüm çarşaflı kadınları takip altına almıştı.

http://www.tevhidhaber.com/musluman-avi-icin-kitapcik-hazirladilar-87220h.htm

 

VII – Terör Saldırılarının Sonuçları Ne Oldu? Amerikalılar Saldırı Sonrası Korkudan Müslümanmı Oldular Yoksa Nefretmi Arttı? 11 Eylül Saldırısının Sonuçları: Bir ABD’liye karşılık 75 Müslüman

Terör Saldırıları Sonucunda İslama Karşı Artan Nefret;

22 Temmuz günü Norveç’in başkenti Oslo’da yapılan saldırı ve ardından Utoya adasında yaşanan katliam, Avrupa’da yükselişe geçen İslâm karşıtlığının ve müslüman nefretinin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığını açık bir şekilde ortaya koydu. Yıllardır alttan alta biriken ve derinlik kazanan bu hareket, Norveç’te karşımıza bir terörist saldırı olarak çıktı. Peki bunun yeni tezahürleri neler olabilir? Avrupalılar bu konuda bir muhasebe yapıyorlar mı? Bir tedbir alıyorlar mı?

11 Eylül saldırılarının onuncu yılında yukarıdaki soruların sorulması son derece manidar. Amerikan yönetimlerinin “terörle mücadele” adı altında iki İslâm ülkesini (Afganistan ve Irak) işgal etmesi ve küresel bir korku havası estirmesi, dünyamızı terör belasına karşı daha güvenli hale getirmedi. Tersine, ortamı daha da gerdi. Karşılıklı kuşkuları ve güvensizliği derinleştirdi. Bunun temel sebebi, izlenen politikaların meselenin özüne inmemesi. Günü kurtarmayı, kısa vadeli siyasi menfaat edinmeyi hedefleyen politik hamleler, çözüm üretmiyor, sorunları derinleştiriyor.

Meselenin özünde, dünyanın kaynaklarının adil bir şekilde paylaşılmaması yatıyor. Bütün insanlığa ait zenginliklerin küçük bir azınlığın hizmetine sunulması, bunun karşısında milyarlarca insanın açlık, hastalık ve yoksulluğun pençesinde acı çekmesi, adalete dayalı bir düzenin olmadığını gösteriyor. Adalet duygusunu zedeliyor ve adalet ilkesinin içini boşaltıyor. İnsanların buna tepki göstermesi, terörizm hadiselerini şüphesiz meşrulaştırmaz. Ama terörle mücadele adı altında bu haksız ve adaletsiz düzeni savunmak da asla mümkün ve ahlâkî değil.

Bu süreçte özellikle zengin Batılı ülkelerin büyük vebali var. Çünkü onlar insanlığın ortak kaynaklarının adil bir şekilde paylaştırılmasını sağlayacak adımları atmıyorlar. Dahası, bu yönde adım atmaya çalışanlara karşı açıktan mücadele ediyorlar. İslâm dünyasına yönelik tehdit algısının son yıllarda artış göstermesi bir tesadüf değil.

İslâm neden tehdit olarak algılanıyor?

İslâm ülkeleri Batılı ülkelerle askerî, teknolojik ve ekonomik alanda rekabet edebilecek bir konumda bile değilken, küresel bir İslâm korkusu ve paranoyası pompalanıyor. Bunun temel sebebi, Çin ve Hindistan gibi diğer kültür ve medeniyetlerin tersine, İslâm dünyası, bütün zaaflarına ve kısıtlı imkanlarına rağmen, küresel kapitalizme teslim olmayı reddediyor ve direniyor. Bu direnişin özünde, adalet ve özgürlük talebi var. Bundan rahatsız olanlar İslâm’ı ve müslümanları yeni küresel düzenin günah keçisi haline getirmeye çalışıyor.

Bu noktada özellikle 11 Eylül hadiselerinden bu yana son derece tehlikeli bir sürecin içine girdik. İslâm’a karşı duyulan nefret ve müslümanlara karşı gösterilen ayrımcı tavırlar, el-Kaide gibi İslâm’ı asla temsil etmeyen gruplar bahane gösterilerek, sistematik bir şekilde meşrulaştırıldı. Yahudilere, zencilere yahut başka azınlıklara yapılamayan muameleler, müslümanlara reva görülür oldu. Amerika’daki pek çok neo-kon ve şahin siyasetçi ve yazar, aksi ispatlanmadıkça bütün müslümanları potansiyel terörist olarak lanse etmekten çekinmiyorlar. Geçtiğimiz aylarda Amerikalı bir milletvekili işi daha da ileri götürdü ve Amerikan Kongresinde “Amerika’yı Şeriat tehlikesine karşı korumak” amacıyla bir dizi resmi toplantı yaptı. Aşırı sağ gruplar çeşitli Avrupa ülkelerinde “Avrupa’nın İslâmlaşmasına Hayır!” kampanyaları yürütüyor.

Bu, paranoyada gelinen son noktayı çarpıcı bir şekilde ele veriyor. Breivik adlı Norveçli teröristin eylemi, İslamofobi adı verilen İslâm korkusunun ve nefretinin endişe verici derinliğini teyit etmiş oldu. Bu hazin saldırıda hedef doğrudan müslümanlar değil, müslümanlara karşı müsamahalı politikalar izleyen iktidardaki İşçi Partisi binası ve yine aynı partinin gençlik kampıydı. Nefret o kadar derinlerde ki, Breivik müslümanlara tahammül edemediği gibi, onlara toleranslı davrananları bile kabullenemiyor.

Bu saldırı şüphesiz bir cinnet halini ifade ediyor ve bunun arkasında yatan zihniyeti doğru tahlil etmek gerekiyor. Breivik “Bütün bunları Avrupa’yı İslâm’dan korumak için yaptım!” diyor. Breivik’in kaleme aldığı bin beş yüz sayfalık “2083: Avrupa’nın Bağımsızlık Deklarasyonu”nda, Avrupa’nın İslâm’a karşı beslediği korku ve nefretin neredeyse bin yıllık tarihini görmek mümkün.

Çarpık bir tarihle yüzleşmek

Breivik, İslâm’ı Avrupa’nın geçmişinden silmek ve “safkan” bir Avrupa inşa etmek istiyor. Bunun için dönüm noktası olarak 2083 tarihini seçiyor. 2083, 1683 İkinci Viyana Kuşatması’nın dört yüzüncü yıldönümü. Böylece Breivik hem İslâm’la hem de Osmanlı’yla hesaplaşmayı hedefliyor. Her tür akıl ve mantık ölçüsünü geride bırakarak Osmanlı’nın Balkanlardaki tarihi hakkında akla hayale gelmeyecek hikâyeler uyduruyor. Sırp kasaplarının Bosna’da yaptığı katliamı savunuyor. “Sırp kasabı” lakaplı Radovan Karadzic’e ve suç ortaklarına övgüler yağdırıyor.

Norveç’teki terörist saldırı şu gerçeği açık bir şekilde ortaya koyuyor: “İslamofobya şiddet içermiyor; bu bir ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkıdır” tezi artık tamamen çürütülmüştür. İslâm’a ve müslümanlara haksızca ve insafsızca saldıran ve açıkça hedef gösteren çevrelerin yol açtığı İslamofobya akımı, artık tehlikeli bir hal almış ve işine içine şiddet ve terör girmiştir. Bundan sonra hiç kimse İslâm’a ve müslümanlara yönelik korku ve tedhiş kampanyalarını “basın ve ifade özgürlüğü” adı altında savunamaz.

Bunun için Avrupa devletlerinin hızla harekete geçmesi ve bu tehlikeli akıma dur demesi gerekiyor. Başka azınlıklar söz konusu olduğunda insan hakları ve çoğulculuğu savunan kesimler, müslüman topluluklara gelince garip bir sessizliğe bürünüyorlar. Sanki Batı’da yaşayan müslümanlar ve onların kutsal değerleri, insan haklarının ve çok kültürlülüğün dışında kalıyor. Oysa bu tutum, Avrupa’nın inandığını söylediği temel değerlerle çelişiyor.

Tehlikeli bir ruh hali

Fakat asıl tehlikeli olan, Breivik gibi kişilerin görüşlerinin Avrupa’daki sağ siyasi partiler arasında ciddi bir zemin buluyor olması. Norveç saldırılarından sonra aşırı Avrupa sağının pek çok ismi, Breivik’in yöntemine karşı olduklarını ama söylediklerine özünde katıldıklarını ifade ettiler. Breivik’in faşist ve ırkçı ruh halinin Avrupa’da pek çok kişi tarafından paylaşıldığını görüyoruz.

Bu yüzden Breivik’i, “münferit bir hadise” olarak lanse etmeye çalışanlar, derinlerdeki sorunu örtbas etmeyi hedefliyorlar. Oysa Norveç katliamını yapan kişi, bir zihniyetin ve ruh halinin sonucu olarak ortaya çıktı. Nitekim Breivik’in yazdıklarına ve bağlantılarına baktığımızda, işin Avrupa aşırı sağ gruplarından Amerikan neo-konlarına ve yahudi lobisine kadar uzandığını görüyoruz.

Burada son derece tehlikeli bir başka noktanın daha altını çizelim: Batı’da müslümanlara karşı fizikî, duygusal ve sembolik şiddet, giderek yapısal ve sistematik hale geliyor. Bir topluluğa karşı duyulan şüphe ve korku, kısa sürede paranoyaya, nefrete ve en nihayetinde şiddete dönüşebiliyor. Müslüman kadının başörtüsünü bir baskı unsuru olarak görenler, İslâm’ın dinî hükümlerini de insan haklarına ve toplumsal barışa karşıymış gibi göstermek istiyorlar.

Oysa Avrupa ve Amerika’da yaşayan müslümanlar, kural ve kanunlara uyan, toplumsal barış ve huzura en fazla katkı sunan kesimler arasında yer alıyor. Onların hiç biri Avrupa’ya ve Amerika’ya çatışmak, kavga çıkartmak yahut sorun olmak için gitmediler. Diğer insanlar gibi çalıştılar, kazandılar, vergilerini ödediler; kısacası yaşadıkları toplumlara katkı sundular. Tek istekleri kanun önünde herkes gibi eşit olmak ve ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalmamak.

Göçün ellinci yılı

Bunun bir örneği, Avrupa’da yaşayan Türkler. Bu sene Almanya’ya göçün ellinci yılı. İlk nesil Türk işçileri ikinci dünya savaşında çöken Alman ekonomisini yeniden kurmak için 1960’dan itibaren bu ülkeye gitmeye başladılar. Almanya’nın dilini, tarihini, toplumunu bilmeye ve tanımaya fırsat bulamadan çalışmaya başladılar. Kendilerine verilen işleri bi-hakkın yerine getirmeye gayret ettiler. Ve sonuçta Alman ekonomisinin ayağa kalkmasında kilit bir rol oynadılar. Bugün Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olduysa, bunda müslüman Türk işçilerinin çok önemli bir payı var. Ama bunun karşılığında onlar ne gördüler? Toplumsasl empati ve anlayış yerine ayrımcılıkla, ırkçılıkla, Neo-Nazilikle, kundaklamalarla, fizikî saldırı ve şiddet olaylarıyla karşı karşıya kaldılar. Onlar toplumsal barışa katkı sunmaya çalıştıkça, dışlandılar. Bir arada yaşama ahlâkının en güzel örneklerini vermeye gayret ettikçe, marjinalleştirildiler. Ve sonra bu ayrımcılığı uygulayanlar dönüp, “Bakın! Türkler ve müslümanlar entegre olmak istemiyor!” diye propaganda yaptılar.

Bugüne kadar Avrupa ve Amerika’da yaşanan büyük şiddet olaylarının hemen hiç birisinde müslümanlar yer almıyor. “Yerel şiddet” adı verilen adam öldürme, yaralama, taciz, tecavüz, kundaklama, çetecilik, uyuşturucu, vergi kaçakçılığı gibi suçların neredeyse tamamı, o ülkelerin kendi vatandaşları tarafından işleniyor. Hapishanelerde bulunan yüz binlerce suçlunun içinde müslüman kimliğine sahip kişilerin sayısı yok denecek kadar az. Buna rağmen hukuka bağlı ve kanunlara saygılı müslümanların potansiyel terörist olarak gösterilmesi ve ayrımcılığa maruz kalması, Batı’da giderek yaygınlaşıyor. Küçük siyasi hesapların peşinde koşan politikacılar halkın duygularını istismar ediyor ve bilerek veya bilmeyerek şiddete zemin hazırlıyor. Sonuç olarak İslamofobya, ırkçılık ve nefret suçları gibi bir insanlık suçudur ve hukuken böyle muamele görmesi gerekir. İslâm karşıtlığını ve müslüman nefretini ifade özgürlüğü vs. adı altında savunmak yahut görmezden gelmek, Norveç katliamı gibi hadiselere zemin hazırlamaya devam edecektir. Bunun için akl-ı selim sahibi herkesin bir araya gelip bu sorunun üzerine kararlı ve samimi bir şekilde gitmesi gerekiyor.

http://semerkanddergisi.com/islam-karsitligi-ve-terorizm/

 

11 Eylül: Bir ABD’liye karşılık 75 Müslüman

11 Eylül 2001′de ABD’de düzenlenen şüpheli saldırıda 3 bin kişi öldü; ancak savaş bahanesiyle başlatılan işgallerde ölen her Amerikalıya karşılık 75 Müslüman’ın kanı akıtıldı

11 EYLÜL İŞGALLERİ: MİNİMUM 225 BİN ÖLÜ

New York’taki ikiz kulelere düzenlenen saldırıdan sonra ABD’nin işgaller ve saldırılar 225 bin kişinin hayatına mal oldu. 2011 yılında ABD’deki Brown Üniversitesi’nin hazırladığı rapora göre,11 Eylül saldırısından sonraki 10 yıl içinde ABD’nin Afganistan, Irak ve Pakistan’da girdiği savaşların ABD ekonomisine maliyeti ise 4 trilyon doları buldu. Savaşların devam etmesi halinde 2020′ye kadar 450 milyar dolar ek maliyet getireceği tahmin ediliyor.

BİR ABD’LİYE KARŞILIK 75 MÜSLÜMANIN KANI AKITILDI

20 akademisyenin ortak hazırladığı raporda 11 Eylül saldırıları ile ABD savaşlarının bilançosu kıyaslandı.11 Eylül saldırılarında ölen 2 bin 995 kişiye karşılık, son 10 yılda 225 bin kişinin ölmesi, raporda “11 Eylül‘de ölen her bir kişiye karşılık 75 kişi öldürüldü” şeklinde yorumlandı. ABD’nin savaşları, 125 bin Iraklı, 35 bin Pakistanlı ve 12 bin Afgan’ın hayatına mal oldu. Buna karşılık 6 bin ABD askeri, bin 200 müttefik güç askerleri, 9 bin 900 Irak askeri, 8 bin 800 Afgan askeri, 3 bin 500 Pakistan askeri ve 2 bin 300 özel güvenlik askerleri öldü. Savaşların bir maliyeti de yaralılar ve kitlesel göçlere neden olması. Savaşlarda 365 bin kişi yaralanırken, sadece Irak ve Afganistan’da 8 milyona yakın insan göç etmek zorunda kaldı.

(Kaynak: http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=226187)

 

XI – Sivas’ta Öldürülen İnsanlar İslamın Yücelmesini veya Kurtulmasını mı Sağlamıştır?  ”Yananların Aydın, İslam Dünyasının Karanlık” Olması Üzerine Yazı ve Karikatürler;

67926_455470631216757_1043154841_n 23732184967

 .

 

Bir Cevap Yazın