Terör ve İntahar Saldırılarını Müslümanlar Yaptılarsa Beklenen Neydi ve Sonuçları Ne Oldu?

I – 11 Eylül Saldırılarını Gerçekleştiren El-Kaide Kur’an Ayetlere Dayanmıştır. Hernekadar Günümüz Müslümanları Kabul Etmese Bile 11 Eylül Saldırları Komplo Olsa Bile, Bu Saldırıları Usame Bin Ladin / El Kaide Gerçekleştirmemiş Olsa Bile, Orada İntahar Edenler Müslümanlardı ve Yaptıkları Basit Bir Uzaktan Bombalama Değildi. Bunu İslam Adına Yaptılar, İslam Adına Canlarını Verdiler.

II – Objektif Açıdan İntahar Saldırıları: Tüm Bunların Amacı Nedir? İnsanlar Üzerinde Bıraktığı İzlenim Nedir?

III – Rusya’da Okul Basan Çeçenler: Bu Saldırıda Ölen Çocukların Öldürülme Gerekçesi Neydi, Onlar İslamiyet Düşmanımıydı, İslama Karşımı Savaşıyorlardı ve Bu Saldırı Sonucunda İslam Hakkında Düşünceleri Ne Olacak?

IV – Peki Tüm Bu Saldırılar Neden Yapıldı? Bu Ülkeler Kapılarını Müslümanlaramı Kapatmıştı? Eğitimde Ayrımcılıkmı Yapıyordu? Ülkelerde İslami Tebliğ Yapmak İmkansızmıydı? Cami Yapılmasımı Engelleniyordu?

V – Hristiyan Bir Ülke Kapılarını Sana Açıp İnsan Muamelesi Yapıyor ve Sen Bunu Suistimal Ediyorsun; Pekiya Tamtersi Olsaydı ve 9 Eylül 2011′de Haberlerde “Hristiyan Teröristler Kabe’ye Uçaklı İntahar Saldırında Bulundu, Binlerce Kişi Öldü” Denseydi Tepkiniz 11 Eylül Pastası Yapmakmı Olurdu?

VI – Terör Saldırılarının Sonuçları Ne Oldu? Amerikalılar Saldırı Sonrası Korkudan Müslümanmı Oldular Yoksa Nefretmi Arttı? 11 Eylül Saldırısının Sonuçları: Bir ABD’liye karşılık 75 Müslüman

VII – Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir: Allah Adına Müslüman Katleden Müslümanlar ve 11 Eylülde Ölen Müslümanların Listesi

VIII – İslamiyette İntahar

IX - Cihadizm ve Cihad aynı şey değildir

X – Sonuç Olarak 11 Eylük Saldırısının İslamiyete Olumlu Bir Katkısı Olmadığı Gibi Yapan Kişiler “Islah Edici” Olduklarını Bildirmiş, İnsan Öldürme Konusunda Din, Cinsiyet ve Yaş Ayrımı Olmadığı İçin Aşırıya Gidilmiş, Yapılan İşlem İslam Dünyası İçin Bir Bozgunculuk Etkisi Meydana Getirmiş, Beraberinde Birçok Müslüman Konu Hakkında Bilgisizce Saptırılarak Bu Karanlık Olaya Destek Vermiştir.

XI – Sivas Katliamının Sonucu: “Yananların Aydın, İslam Dünyasının Karanlık” Olması Üzerine Yazı ve Karikatürler;

 

I - 11 Eylül Saldırılarını Gerçekleştiren El-Kaide Kur’an Ayetlere Dayanmıştır. Hernekadar Günümüz Müslümanları Kabul Etmese Bile 11 Eylül Saldırları Komplo Olsa Bile, Bu Saldırıları Usame Bin Ladin / El Kaide Gerçekleştirmemiş Olsa Bile, Orada İntahar Edenler Müslümanlardı ve Yaptıkları Basit Bir Uzaktan Bombalama Değildi. Bunu İslam Adına Yaptılar, İslam Adına Canlarını Verdiler.

269372_397326343697853_1641112863_n

 

Usame Bin Muhammed ve 11 Eylül Şehitleri (Ya Akhi)

http://www.youtube.com/watch?v=g2reSi4mL-g

 

Amerika’da Atom Bombası İle Binlerce İnsanın Ölümüne Sebep Olmuştur ve 11 Eylül Saldırısını Haketmiştir;

Durum: 2. Dünya Savaşı. Amerika Atom Bombası ile Binler İnsanı Öldürür.

Sonuç: Bu, Hernekadar Çokfazla Sivilin Ölümüne Sebep Olsada Savaşı Bitiren Hamle Oldu. Amerika bu hamlesi sonrasında dünyanın en güçlü ülkesi kabul edildi.

11 Eylül Saldırılarında Durum: Uçak Kaçırılarak İslamiyet Adına Uçaktaki ve İkiz Kulelerdeki birçok insan, din, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeden sebepsiz yere öldürüldü.

Sonuç: Amerika Irak’ı İşgel Etti, Tüm dünyada islam dini Terör dini olarak anıldı. Özellikle yüzlerinden cehalet akan müslüman kalabalık guruplarını Kur’an ayetlerini göstererek  sloganlar atması ve bu saldırıyı desteklemesi medyanın çaba sarfetmeden tüm dünyada İslamiyetin cehalet ve terör dini olarak reklamının yapılmasını sağladı.

 

Usame Bin Ladin’in Bilgi Çağında İntahar Saldırısı İle Hristiyanları Kışkırttıktan Sonra Müslümanları Savaşta Yanına Çağırması;

 

II – Objektif Açıdan İntahar Saldırıları: Tüm Bunların Amacı Nedir? İnsanlar Üzerinde Bıraktığı İzlenim Nedir?

Objektif Açıdan

+Bir İnsanın Allah uğrunda yapabileceği en büyük şey, onun için canını feda etmektir. (Bunun daha ötesi olabilirmi?)

+İntahar saldırıs sonucu öldürülen masum / çocuk müslümanlar direk cennete gitmektedir. Burada intahar eden kişi kendisini feda ederek birçok insanın cennete girmesine olanak sağlamaktadır.

 

11 Eylül Sonrası Oluşan Pazar;

 

Burada İntahar Edenler Gerçekten Haklı Bir Sebeplemi intahar Etmektedirler?

-Yapılan eylemlerdeki mekanlar insanın kendisini feda etmeden, bomba bırakarak veya atarak yapılabilinecek lokasyonlardır. Bir binada sıkışmışsınızdır, düşman binayı kuşatmıştır ve öleceğiniz yada ölmekten beter olacağınız kesindir. Buraki karşılaşılan durumdaki -Eline silahı alıp dışarı ateş ederek çıkmak gibi- intahar eylemi gerçekleştirmek ile, elini kolunu sallayarak düşmanın sizin girmenize izin veridiği bir bölgeye -onu size tanıdığı bir hakkı ve size duyduğu güveni istismar ederek- girip üzerindeki bombayı patlatmak çok farklıdır. Böyle bir eylemde eylemi gerçekleştiren kişi bombayı bırakıp kaçılabilineceği bir durumda olduğu için bu Allah için ölmek değil, “Yeter bu dünyadan çektiğim, cennete girmek istiyiyorum” gibi bir mantık güderek ölmek için ölmektir.

 

Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir, ayetinden maksat Nedir?

Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir, ayetinden maksat şudur: Bütün insanlığın selameti için de olsa bir insanın hukukuna tecavüz edilmez ve o kişi öldürülmez. Allah yanında bir insanın hukuku ne ise bütün insanlığın hukuku da aynıdır. İnsanlık kurtulsun diye masum bir insanı feda edemezsiniz. Yoksa bir insan öldüren kişi bütün insanları öldürmüş gibi günah kazanacaktır şeklinde yorumlanmamalı.

Bir insanı öldürmeye teşebbüs eden kişi Allah korkusundan dolayı onu öldürmekten vazgeçerse büyük bir sevaba kavuşur. Bu insanın günaharının silineceğini Allah bilir. Kul hakkını ise kul affeder.

Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa,..”(Maide suresi, 5/32)

(Kaynak : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/61/bir-insani-olduren-tum-insanligi-oldurmus-gibidir-demek-ne-anlama-gelmektedir.html)

 

Nezaman Öleceğinizi Bilseniz, Şuandaki Hayatınızımı Yaşardınız?

-Eğer nezaman öleceğinizi bilseydiniz şöyle yaşardınız:  Tüm dünyadan vazgeçip, örneğin 2013 yılındaın 9. ayında perşembe gününe kadar kendisinizi ibadete verir, kimseye kötülük yapmadan yaşardınız. Halbuki hayat sınavının temeli nezaman öleceğimizi bilmememiz, buna bağlı olarak sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi hayatımızı sürdürmemiz ve Allah’ın buna bağlı bizi imtahan etmesi şeklindedir. Nezaman öleceğini insan bu şekilde belirleyemez.

Âl-i İmran, 186; Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.

 

Sen Orada Yaşayanların Psikolojisini Anlayamazsın!

-Onların psikolojisini anlayamazsınız, yaptıklarını eleştiremeyiz geçerli bir savunma değildir. İntahar eylemi gerçekleştirenler zaten psikolojileri oldukça bozulmuş kişilerdir. Eğer bu şekilde bir psikoloji intahar eylemini caiz kılacaksa, ozaman intahar eden insanları kesinlikle intahar sebebiyle sorguya çekilmemesi gerekmektedir.

Bakara 155

Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele”

 

Tüm Bu intahar Saldırılarının Amacı ve Elde Edilmek İstenilen Sonuc, ve Elde Edilen Sonuç Nedir?

-Yapılan eylemler cami, konsolosluk güvenklik görevlileri veya metro gibi, tabiri caizse 3. sınıf insanların bulunduğu, ölseler dünyada hiçbirşeyin değişmeyeceği ve yerlerini yeni personel alarak doldurabilinecek kişilere karşı yapılmaktadır. İşin kötü tarafı, buradaki eylem belirli bir kişiye -örneğin ateist olduğu kesin olan, yada islamiyete zarar vermeye çalışan birisi- yönelik değil, müslümanların bulunduğu lokasyonlarda yapılmaktadır.

 

Pekiya Bugün Haberlerde, “Fanatik Bir Hristiyan Hac’da İbadet Eden Müslümanlara Bombalı Saldırı Düzenledi” Haberi Çıksa Ne Yaparsınız? 

Olaya birde tersten bakalım. Diyelimki tarih silinip tekrar yazıldı ve müslümanlar değilde hristiyanlar müslüman ülkelre bombalı saldırı yapıyorlar. Örneğin Hristiyanlar Müslüman otobüslerine durduk yere bombalı saldırıda bulunuyorlar, otobüsleri havaya uçuruyorlar..

Televizyonlarda şöyle haberler dönüyor: “Bugün korkunç bir olay yaşandı, iki uçak kaşıran Hristiyan teröristler Hacda ibadet eden müslümanların üzerine bombalı intahar saldırısı gerçekleştirdiler. Terör saldırısı sonucu 10.000 kişi hayatını kaybetti”

Şimdi bir düşünün, Peki siz böyle bir durum karşısında Hristiyanlığı araştırıp olayın asıl yüzünü öğrenmeyemi çalışırsınız, yoksa Hristiyanlık hakkında yargısız infaz yaparak, artık korkunç bir önyargı ile yaklaşarak “Bu olsa olsa şeytanın dini olabilir ancak” mı dersiniz?

Sizin 5 yaşındaki çocuğunuz o uçağın içinde böyle saçma, anlamsız bi terör saldırısında din adına ölse, siz ne yapardınız?

 

Farzedelimki Hristiyan Bir Ülke İntahar Saldırıları Sonucu Tövbe Edip Müslüman Oldu, Peki ya Sonrası?

Diyelimki bu bombalı saldırılar sonucu Amerika Müslüman oldu, e pekiya sonrası? Buradaki terör saldırısını gerçekleştirenler buseferde x ülkeyi y ülkeyi bombalayacak?

Diyelimki onlarda müslüman oldular, e, peki sonraki hedefleri?

İslam dininde olmayanlara saldıracaklar, onları ya öldürcek yada hapse atacaklar. pekiya sonra?

Başörtüsü takmayanları cezalandıracak veya öldürecekler. Pekiya sonra?

Sünnete uymayanları cezalandıracak ve öldürecekler. Peki sonra?

Ayakta su içenleri, dişini misvakla fırçalamayanları cezalandıracak ve “biz ancak islah edicileriz” diyecekler.

Tabibi burada sorulması gereken ilk soru şu; gerçekten bir ülke veya o ülke vatandaşları butür intahar saldırıları sonucunda müslüman olabilirmi?

Sanırım dünya üzerinden bundan daha vasat, daha kötü planlanmış, daha karanlık, daha art niyetli ve sonucu daha kötü bir felsefe yok…

 

V – Rusya’da Okul Basan Çeçenler: Bu Saldırıda Ölen Çocukların Öldürülme Gerekçesi Neydi, Onlar İslamiyet Düşmanımıydı, İslama Karşımı Savaşıyorlardı ve Bu Saldırı Sonucunda İslam Hakkında Düşünceleri Ne Olacak?

Furkan;

68. Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur;

69. Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.

 

Rusya’da dehşet günü:

Rusya’nın Kuzey Osetya bölgesinde bellerinde patlayıcı kuşaklar bulunan teröristler, bir okulu bastı, 120 kişiyi rehin aldı. Teröristler, baskın düzenlenmesi halinde okulu havaya uçurmakla tehdit etti. 50 çocuk kaçarak kurtulurken, 15 çocuk serbest bırakıldı.

Silahlı kişiler, 120 kişiyi rehin alarak, güvenlik güçlerinin bir operasyona başlaması halinde okulu havaya uçurmakla tehdit etti. Eylemciler ile polis arasında çıkan ilk çatışmada Interfaks ajansı’na göre 3 kişi öldü, 11 kişi yaralandı.

50 kadar çocuğun saldırganların elinden kaçarak kurtulduğu belirtilirken, silahlı saldırganlar, İnguş Cumhuriyeti’nde 21-22 Haziran’da Çeçenistan’dan gidenlerce düzenlenen baskınların ardından tutuklananların serbest bırakılmasını istiyor. Daha önce Dağıstan’da bir hastane ve Moskova’da tiyatro baskını yapan Çeçen eylemcilerden şüpheleniliyor.

YENİ ÖĞRETİM YILININ İLK GÜNÜYDÜ

Rus Interfax ajansı, Vladikavkaz’ın 15 kilometre kuzeyindeki Beslan’da, yeni öğretim yılının ilk gününde meydana gelen olayda rehin alınanlar arasında öğrencilerle ailelerinin bulunduğunu duyurdu.

120 REHİNE VAR, 15 ÇOCUK SERBEST

Kuzey Osetya’da, bir okulu basan silahlı saldırganların elindeki rehine sayısının 120 olduğu açıklandı. Interfax haber ajansı, yerel polis sözcüsü İsmail Şaov’un rehine sayısının 120 ila 150 arasında olduğunu söylediğini, ancak bu rehinelerden kaçının çocuk olduğu konusunda bilgi vermediğini aktardı.Rus ajansları, daha önce, yetkililere dayanarak rehinelerin 200′ü çocuk 400 kişi olduğunu belirtmişti.

Bu arada, Itar-Tass ajansı, silahlı kişilerin rehineler arasındaki 15 çocuğu serbest bıraktıklarını duyurdu. Baskın sırasında gizlendiği sanılan 50 kadar öğrenci, açılan ateşin durmasının ardından küçük gruplar halinde okuldan ayrılarak kaçtı.

İçişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, militanların olası bir baskını engellemek için çocukları pencerelerin önüne yerleştirdiklerini kaydetti.

OKULU HAVAYA UÇURMA TEHDİDİ

Interfaks haber ajansı, saldırganların, baskın düzenlenmesi halinde okulu havaya uçuracaklarını söylediklerini duyurdu. Sayıları 15 ila 25 arasında olduğu belirtilen, siyah kıyafet giyen, maskeli militanların bir kısmının bellerinde bomba yerleştirilmiş intihar kemerleri bulunuyor.

Silahlı grup, güvenlik güçlerinin öldürdüğü her bir savaşçı karşılığında 50 çocuğu öldürecekleri tehdidinde de bulundu. Bölgenin İçişleri Bakanı Kazbek Dzantiyev, Beslan’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Öldürülen her bir savaşçı karşılığında 50 çocuğu, yaralanan her savaşçı karşılığında da 20 çocuğu öldüreceklerini söylediler” dedi.

TUTUKLULARIN SERBEST BIRAKILMASINI İSTEDİLER

Militanların İnguş Cumhuriyeti’nde 21-22 Haziran’da düzenlenen baskınların ardından tutuklananların serbest bırakılmasını istiyor. Militanlar, ayrıca Kuzey Osetya Devlet Başkanı Aleksandır Dzasokhov, İnguş lideri Murat Zyazikov ve çocukların doktoru Leonid Roshal’in okula gelmesini istedi.

İnguş Cumhuriyeti’nde, Haziran ayında Çeçenistan’dan geçen saldırganların çok sayıda kişiyi öldürmesinin ardından geniş çaplı tutuklamalar yapılmıştı.

MÜSLÜMAN LİDERLE GÖRÜŞMEYİ REDDETTİLER

İtar-Tass ajansı, eylemcilerin görüşmek için okula gelen Müftü Ruslan Valgatov ile görüşmeyi reddettiğini duyurdu. Ajans, silahlı saldırganların sadece bölgenin üst düzey yetkilileriyle görüşmekte ısrar ettiklerini belirtti.

MASHADOV’UN EYLEMLE BAĞLANTISI YOK

Öte yandan, Çeçen lider Aslan Mashadov’un rehine eylemiyle bir bağlantısı olmadığı bildirildi. Açıklamada, Moskova’nın Sesi radyosuna demeç veren Mashadov’un sözcüsü Ahmed Zakayev tarafından yapıldı.

PUTİN, TATİLİNİ YARIDA KESTİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Osetya’da bir okulun basılarak yüzlerce kişinin rehin alınması nedeniyle tatilini yarıda kesti.

Kremlin’den yapılan açıklamada, Putin’in havaalanına gelişinde İçişleri Bakanı Raşid Nurgaliyev, istihbarat servisi FSB’nin başkanı Nikolay Patruçev ve Sınır Muhafızları Başkanı Vladimir Proniçev ile toplantı yaptığı belirtildi.

KUZEY OSETYA SINIRLARINI KAPATTI

Kuzey Osetya’nın, Beslan kentinde öğrencilerin rehin alınması eylemi nedeniyle sınırlarını kapattığı bildirildi. Gürcü Rustavi-2 kanalının haberinde, Kuzey Osetya yönetiminin, alınan geniş güvenlik önlemleri çerçevesinde tüm geçiş noktalarını ve sınırlarını kapattığı kaydedildi.

Sovyet yönetimi altında, Kuzey Osetya ile Güney Osetya birbirinden ayrı iki statü ile yönetilmişti. Rusya Federasyonu içerisinde daha önce özerk bölge statüsü taşıyan Kuzey Osetya, 1936 yılında Özerk Cumhuriyet statüsü kazandı.

Güney Osetya’ya ise 1922 yılında, Gürcistan Özerk Cumhuriyeti içerisinde özerk bölge statüsü verildi. Bugün Gürcistan topraklarında kalan Güney Osetya, Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor. Bu nedenle çıkan çatışmalar nedeniyle 100 bin kadar Güney Osetyalı kuzeye sığındı

(Kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=254063)

 

IV – Peki Tüm Bu Saldırılar Neden Yapıldı? Bu Ülkeler Kapılarını Müslümanlaramı Kapatmıştı? Eğitimde Ayrımcılıkmı Yapıyordu? Ülkelerde İslami Tebliğ Yapmak İmkansızmıydı? Cami Yapılmasımı Engelleniyordu?

Terör Saldırıları Sonucu Müslümanların İnsanlarda Bırakmasını Bekledikleri İzlenim Bumuydu ve Oldumu?

Avustralyalı Gencin Müslüman Oluşu – İslamı Kabul etmesi

http://www.youtube.com/watch?v=aLm3BpxV3qM

 

Amerika İslamiyete Kapılarını Kapattığı İçinmi Terör Saldırı Yapıldı?: İslam, Amerika’da en hızlı büyüyen din

2000 yılından 2010 yılına dek, ABD’deki cami sayısı yüzde 74 oranında atış gösterdi. NPR’nin haberine göre günümüzde ABD’de 2.100’den fazla cami bulunuyor fakat bu camilerde cemaate önderlik edecek yeterli sayıda imam ya da dini lider bulunmuyor.

ABD’DE CİDDİ ŞEKİLDE İMAM SIKINTISI VAR

Teksas, Colleyville’de bulunan Mid-Cities isimli caminin çoğu Pakistan kökenli Amerikalılardan oluşan 200 üyesi bulunuyor. Söz konusu cami tam zamanlı Amerika doğumlu bir imama sahip. Fakat ABD’deki her cami Teksas’taki Mid-Cities isimli cami kadar şanslı değil. Teksas, Dallas’ta bulunan Bayyinah isimli Arapça dilinde eğitim veren ve imam yetiştiren enstitünün başkanlığını yapan Nouman Ali Khan, ABD’de ciddi şekilde bir imam sıkıntısı olduğunu söylüyor.

Ali Khan ABD çapında belki 150 adet camiyi ziyaret etme fırsatına nail olduğunu ve bu camilerin büyük bir çoğunluğunun tam zamanlı bir imama sahip olmadıklarını gördüğünü söyledi.

Tam zamanlı imama sahip olan camilerin cemaatinin durumdan çok memnun olduğunu belirten Ali Khan, diğerlerinin ise seminer amacıyla ziyarette bulunduğu zamanlarda kendisine sürekli olarak bir imam önerip öneremeyeceğini sorduklarını söyledi. Ali Khan Amerikalı Müslümanların, İslam dininin geri kalanından coğrafi açıdan ayrı olarak, şahsi geleneklerini oluşturmak zorunda olduklarını söyledi.

CAMİLER KİLİSELER GİBİ ÖZEL MEKAN

İslam ülkelerinde camiler ve imamlar devlet tarafından desteklenirken, ABD’de ise camiler tıpkı kiliseler gibi özel mekanlar olarak faaliyetlerini sürdürüyorlar. ABD’deki camiler çok sayıda farklı ülkeden gelen Müslümanlara ev sahipliği yapıyor olsa da gitgide artarak, kimlikleri tamamen Amerikan olan ABD doğumlu Müslümanlara ev sahipliği yapan yerlere haline geliyorlar.

Bazı genç Müslümanlar camiden ve dini kültürden büsbütün kendilerini dışlanmış hissediyorlar. Dolayısıyla ABD’deki camiler sadece klasik İslam’da eğitim almış imamlara değil, aynı zamanda iyi İngilizce ve Amerikan kültürünü anlama gibi yetilere sahip imamlara ihtiyaç duyuyorlar. Dini liderlerin eski nesilden olan cemaatin yanı sıra yeni nesille de iletişim kurmasının gerekliliğine değinen Ali Khan, çok sayıda söyleşide gördüğü üzere yani nesil cemaatle nasıl daha iyi iletişim kurulabileceği meselesinin temel bir sorun olduğunu söyledi.

Mid-Cities İslami Cemiyeti (Islamic Association of Mid-Cities) Yahya Jaekoma isimli imamı bulmadan önce 15 ay bir dini liderleri olmadan idare ettiler. Tay ve Afgan kökenli San Diego doğumlu 23 yaşındaki Jaekoma, 10 yaşındayken patenci olduğunu fakat kolunu kırmasının ardından büyükannesinin pateni bırakması gerektiğini söylediğini ve kendisini 14 yaşındayken Kur’an öğrenmesi için bir medreseye yolladığını belirtti. 18 yaşına geldiğinde Kur’an’ı hatmeden Jaekoma, sonrasında kendisini dini eğitime adadı.

AMERİKAN DOĞUMLU MODERN İMAMLARA İHTİYAÇ VAR

Jaekoma’nın eski bir patenci olması caminin genç cemaatine yönelik daha iyi iletişim kurmasına da yardımcı oluyor. Mid-Cities’in genç cemaati arasında Facebook, Twitter, Instagram gibi günümüzün öğelerini kullanan, renkli spor ayakkabılar giymenin yanı sıra eşarp da takan Sijil Patel isimli 16 yaşındaki Pakistan kökenli bir Amerikalı genç de yer alıyor. Patel, Amerika’da doğmuş olan ve günümüzde inançlarına dair yaşadıkları sorunları ve kendi bakış açılarını anlayan bir ruhani lidere sahip olmanın işleri kolaylaştırdığını söylüyor.

Kuzey Amerika İslami Toplumu (Islamic Society of North America) tarafından yakın zamanda yayınlanan bir araştırma çalışması Amerika’daki imamların sadece yüzde 44’ünün maaşlı ve tam zamanlı çalışıyor olduğunu ortaya koydu. Geri kalan kesim ise gönüllü çalışan dini liderlerden oluşuyor. ABD’de çalışan beş imamdan dördü, çoğunlukla Mısır, Suudi Arabistan ve Hindistan olmak üzere, Amerika dışında doğdu ve yine ülke dışında eğitim aldı.

Güney California’da bulunan Bayan Claremont İslami Okulu’nun (Bayan Claremont Islamic graduate school) başkanı Jihad Turk ABD’de yetişen imamların sayısının az olduğunu vurguladı. Turk kendi enstitüsünün, Connecticut’taki Hartford Seminary ve San Francisco’daki Zaytunga College isimli merkezlerin toplu olarak bu yıl 30’dan daha az mezun verdiğini belirtti.

TurkishNY

http://www.risalehaber.com/islam,-amerikada-en-hizli-buyuyen-din-170693h.htm

 

Amerika Müslümanları Kayırdığı, Onlara Eğitimden Mahrum Bıraktığı İçinmi Terör Saldırısı Yapıldı?: ‘Hava korsanı’ uçuş eğitimi almış

İsveç’te, bir uçağı kaçıracağından şüphelenilerek önceki gün gözaltına alınan Tunus kökenli İsveçlinin, uçağı Avrupa’daki bir Amerikan büyükelçiliğine çarptırmayı planladığı iddia edildi.

Reuters’a konuşan İsveç askeri istihbarat kaynakları, şüphelinin saldırı planını birlikte hazırladığı, 4 kişiyi de aradığını söyledi. Aynı kaynak, “Planın, uçağı Avrupa’daki bir Amerikan büyükelçiliğine çarptırmak olduğundan eminiz” dedi. Ancak polis şefi Margareta Linderoth, şüphelinin ABD’de uçuş eğitimi aldığını doğrulamakla birlikte, ABD elçiliğine saldıracağı yönündeki iddiaların yanlış olduğunu söyledi. Linderoth, polisin 4 kişiyi aradığı haberlerini de doğrulamadı.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/172931.asp

 

Ülkede İmanı Yaymak İmkansız Olduğu İçinmi Terör Saldırı Yapıldı?: ABD’li Müslüman sayısı Yahudileri geçti

Amerika’da yaşayan müslümanların sayısı son 10 yıl içinde büyük artış göstererek ilk kez Yahudi nüfusu geçti

Amerika Birleşik Devletleri’nin orta kesiminde ve güneyinde yapılan bir nüfus sayımına göre, Müslümanların sayısı artarken, Katolikler “taraftar kaybetti”.

Salı günü yayımlanan dinlerle ilgili sayıma göre, Müslümanların sayısı 2010 yılında 2,6 milyona yükseldi. Bu rakamın 2000 yılında 1 milyon olduğu, yükselişte göçün ve İslam’ı seçenlerin sayısındaki artışın etkili olduğu belirtildi. Son rakamlarla, ülkede yaşayan Müslümanların sayısı ilk defa Yahudiler’in nüfusunu aşmış oldu.

Amerikan Dini Kuruluşları İstatistikçileri Derneği’nden Dale Jones tarafından yapılan çalışmada, Hıristiyanların hala tüm eyaletlerdeki en büyük grup olduğu, 26 eyalette ise en büyük değişimin Mormon sayısındaki artış olduğu kaydedildi.

Araştırmaya göre, Amerikalıların yaklaşık yüzde 55′i “yeterli” sayılabilecek düzeyde düzenli ibadetlerini yerine getirirken, yaklaşık yüzde 85′i kurallarını uygulamasa da dini inanç sahibi olduklarını belirtiyor. 158 milyon Amerikalı ise herhangi bir dine inanmadığını söylüyor.

Kendilerini Katolik görenlerin sayısının yüzde 5 gerilediği, Evanjelistlerin sayısının ise arttığı araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar arasında. Budistler’in de “güç kazandığı” belirtiliyor.

Öte yandan, son istatistikler Amerika’da Müslümanlara karşı duyulan nefret nedeniyle işlenen suçların sayısının 2009 yılında 107 iken 2010 yılında 170’e yükseldiğini gösteriyor.

http://www.timeturk.com/tr/2012/05/02/abd-li-musluman-sayisi-yahudileri-gecti.html

 

V – Hristiyan Bir Ülke Kapılarını Sana Açıp İnsan Muamelesi Yapıyor ve Sen Bunu Suistimal Ediyorsun; Pekiya Tamtersi Olsaydı ve 9 Eylül 2011′de Haberlerde “Hristiyan Teröristler Kabe’ye Uçaklı İntahar Saldırında Bulundu, Binlerce Kişi Öldü” Denseydi Tepkiniz 11 Eylül Pastası Yapmakmı Olurdu?

Film ve Karikatüre Yüksek Tepki Veren Müslümanlar, Hristiyanlar Kutsal Topraklarına Terör Saldırısı Yapsalar Ne Olurdu?

Film isyanından sonra, bir de karikatür krizi çıktı!

Tüm dünyada Müslümanların büyük tepkisine neden olan ‘Müslümanların Masumiyeti’ adlı filmin internette yayınlanmasının ardından kriz yaratacak bir gelişme de Fransa’da yaşandı.

Fransız mizah dergisinin Hz. Muhammed’in karikatürünü basmasından sonra Endonezya’nın başkenti Cakarta’daki bir Fransız lisesi eğitime ara verileceğini açıkladı.

Haftalık mizah dergisi ‘’Charlie Hebdo’’ yayımlanan son sayısında, Hazreti Muhammed’i tasvir ettiği iddia edilen karikatürleri bastı.

İNTERNET SİTESİNE ULAŞILAMIYOR

İslam peygamberi Hz. Muhammed’e hakaret içeren filme dünya çapında tepkiler sürerken, Hz. Muhammed’in karikatürünü basan Fransız mizah dergisinin internet sitesi çökertildi.

Fransa’da ”Charlie Hebdo” isimli haftalık mizah dergisinin bugün yayınlanan sayısında Hz. Muhammed’in karikatürüne yer vermesi tepkilere yol açtı. Dergi, gazete bayilerinde sabah erken saatlerde tükenirken, gazete satıcıları dergiyi sabahtan beri çok fazla soran olduğunu söylediler.

Derginin internet sitesinin ”hack”lendiği ileri sürülürken, gece geç saatlerden itibaren derginin sitesine ulaşılamıyor. Dergi yönetimi sorunun teknik bir arızadan kaynaklandığını açıkladı.

ONAYLAMIYORUM

Fransa Başbakanı Jean-Marc Ayrault karikatürlerin yayınlanmasının ardından yaptığı açıklamada, söz konusu karikatürleri ”aşırı” bulduğunu ve onaylamadığını söylemişti. Başbakanlık’tan konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, ”mevcut konjonktür içinde başbakan bu tür aşırılıkları onaylamıyor ve herkesi sorumlu olmaya davet ediyor” ifadesi kullanıldı.

”İfade özgürlüğünün, cumhuriyetin temel ilkelerinden birisi olduğu” bildirilen açıklamada, ”bu özgürlüğün yasaların belirlediği sınırlar çerçevesinde kullanılması gerektiği” görüşü savunuldu. Açıklamada ayrıca, ”laiklik ilkesi, hoşgörü değerleri ile din ve inanç özgürlüğüne saygının, cumhuriyet sözleşmesinin kalbinde yatan en önemli unsurlar olduğu” ifade edildi.

FRANSA YAHUDİLERİNDEN TEPKİ

Hz. Muhammed karikatürlerine ilişkin bir tepki de Fransa Yahudi Kurumları Temsil Heyeti (CRIF) Başkanı Richard Prasquier;den geldi. Bu tür karikatürleri ”onaylamadığı”nın altını çizen Prasquier, hakaret içerikli bir film nedeniyle yaşanılan süreçte böyle bir yayının ”sorumsuzluk” olduğunu söyledi.

”Charlie Hebdo” adlı dergi, 2006 yılında da Hz. Muhammed’in karikatürlerini basmış ve kitlesel protesto gösterilerine neden olmuştu.

ENDONEZYA’DA EĞİTİME ARA VERDİLER

Cakarta’daki Fransız Lisesi’nden ailelere gönderilen açıklamada, Fransız Büyükelçiliği’nden gelen talimatla lisede Cuma gününden itibaren eğitime ara verileceği belirtildi.

500’den fazla öğrencisi olan lisenin, muhtemel tepkilere karşı önlem almak amacıyla kapatıldığı kaydedildi.

http://dunya.milliyet.com.tr/film-isyanindan-sonra-bir-de-karikatur-krizi-cikti-/dunya/dunyadetay/19.09.2012/1598821/default.htm

 

IV – Terör Saldırılarının Sonuçları Ne Oldu? Amerikalılar Saldırı Sonrası Korkudan Müslümanmı Oldular Yoksa Nefretmi Arttı? 11 Eylül Saldırısının Sonuçları: Bir ABD’liye karşılık 75 Müslüman

Terör Saldırıları Sonucunda İslama Karşı Artan Nefret;

22 Temmuz günü Norveç’in başkenti Oslo’da yapılan saldırı ve ardından Utoya adasında yaşanan katliam, Avrupa’da yükselişe geçen İslâm karşıtlığının ve müslüman nefretinin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığını açık bir şekilde ortaya koydu. Yıllardır alttan alta biriken ve derinlik kazanan bu hareket, Norveç’te karşımıza bir terörist saldırı olarak çıktı. Peki bunun yeni tezahürleri neler olabilir? Avrupalılar bu konuda bir muhasebe yapıyorlar mı? Bir tedbir alıyorlar mı?

11 Eylül saldırılarının onuncu yılında yukarıdaki soruların sorulması son derece manidar. Amerikan yönetimlerinin “terörle mücadele” adı altında iki İslâm ülkesini (Afganistan ve Irak) işgal etmesi ve küresel bir korku havası estirmesi, dünyamızı terör belasına karşı daha güvenli hale getirmedi. Tersine, ortamı daha da gerdi. Karşılıklı kuşkuları ve güvensizliği derinleştirdi. Bunun temel sebebi, izlenen politikaların meselenin özüne inmemesi. Günü kurtarmayı, kısa vadeli siyasi menfaat edinmeyi hedefleyen politik hamleler, çözüm üretmiyor, sorunları derinleştiriyor.

Meselenin özünde, dünyanın kaynaklarının adil bir şekilde paylaşılmaması yatıyor. Bütün insanlığa ait zenginliklerin küçük bir azınlığın hizmetine sunulması, bunun karşısında milyarlarca insanın açlık, hastalık ve yoksulluğun pençesinde acı çekmesi, adalete dayalı bir düzenin olmadığını gösteriyor. Adalet duygusunu zedeliyor ve adalet ilkesinin içini boşaltıyor. İnsanların buna tepki göstermesi, terörizm hadiselerini şüphesiz meşrulaştırmaz. Ama terörle mücadele adı altında bu haksız ve adaletsiz düzeni savunmak da asla mümkün ve ahlâkî değil.

Bu süreçte özellikle zengin Batılı ülkelerin büyük vebali var. Çünkü onlar insanlığın ortak kaynaklarının adil bir şekilde paylaştırılmasını sağlayacak adımları atmıyorlar. Dahası, bu yönde adım atmaya çalışanlara karşı açıktan mücadele ediyorlar. İslâm dünyasına yönelik tehdit algısının son yıllarda artış göstermesi bir tesadüf değil.

İslâm neden tehdit olarak algılanıyor?

İslâm ülkeleri Batılı ülkelerle askerî, teknolojik ve ekonomik alanda rekabet edebilecek bir konumda bile değilken, küresel bir İslâm korkusu ve paranoyası pompalanıyor. Bunun temel sebebi, Çin ve Hindistan gibi diğer kültür ve medeniyetlerin tersine, İslâm dünyası, bütün zaaflarına ve kısıtlı imkanlarına rağmen, küresel kapitalizme teslim olmayı reddediyor ve direniyor. Bu direnişin özünde, adalet ve özgürlük talebi var. Bundan rahatsız olanlar İslâm’ı ve müslümanları yeni küresel düzenin günah keçisi haline getirmeye çalışıyor.

Bu noktada özellikle 11 Eylül hadiselerinden bu yana son derece tehlikeli bir sürecin içine girdik. İslâm’a karşı duyulan nefret ve müslümanlara karşı gösterilen ayrımcı tavırlar, el-Kaide gibi İslâm’ı asla temsil etmeyen gruplar bahane gösterilerek, sistematik bir şekilde meşrulaştırıldı. Yahudilere, zencilere yahut başka azınlıklara yapılamayan muameleler, müslümanlara reva görülür oldu. Amerika’daki pek çok neo-kon ve şahin siyasetçi ve yazar, aksi ispatlanmadıkça bütün müslümanları potansiyel terörist olarak lanse etmekten çekinmiyorlar. Geçtiğimiz aylarda Amerikalı bir milletvekili işi daha da ileri götürdü ve Amerikan Kongresinde “Amerika’yı Şeriat tehlikesine karşı korumak” amacıyla bir dizi resmi toplantı yaptı. Aşırı sağ gruplar çeşitli Avrupa ülkelerinde “Avrupa’nın İslâmlaşmasına Hayır!” kampanyaları yürütüyor.

Bu, paranoyada gelinen son noktayı çarpıcı bir şekilde ele veriyor. Breivik adlı Norveçli teröristin eylemi, İslamofobi adı verilen İslâm korkusunun ve nefretinin endişe verici derinliğini teyit etmiş oldu. Bu hazin saldırıda hedef doğrudan müslümanlar değil, müslümanlara karşı müsamahalı politikalar izleyen iktidardaki İşçi Partisi binası ve yine aynı partinin gençlik kampıydı. Nefret o kadar derinlerde ki, Breivik müslümanlara tahammül edemediği gibi, onlara toleranslı davrananları bile kabullenemiyor.

Bu saldırı şüphesiz bir cinnet halini ifade ediyor ve bunun arkasında yatan zihniyeti doğru tahlil etmek gerekiyor. Breivik “Bütün bunları Avrupa’yı İslâm’dan korumak için yaptım!” diyor. Breivik’in kaleme aldığı bin beş yüz sayfalık “2083: Avrupa’nın Bağımsızlık Deklarasyonu”nda, Avrupa’nın İslâm’a karşı beslediği korku ve nefretin neredeyse bin yıllık tarihini görmek mümkün.

Çarpık bir tarihle yüzleşmek

Breivik, İslâm’ı Avrupa’nın geçmişinden silmek ve “safkan” bir Avrupa inşa etmek istiyor. Bunun için dönüm noktası olarak 2083 tarihini seçiyor. 2083, 1683 İkinci Viyana Kuşatması’nın dört yüzüncü yıldönümü. Böylece Breivik hem İslâm’la hem de Osmanlı’yla hesaplaşmayı hedefliyor. Her tür akıl ve mantık ölçüsünü geride bırakarak Osmanlı’nın Balkanlardaki tarihi hakkında akla hayale gelmeyecek hikâyeler uyduruyor. Sırp kasaplarının Bosna’da yaptığı katliamı savunuyor. “Sırp kasabı” lakaplı Radovan Karadzic’e ve suç ortaklarına övgüler yağdırıyor.

Norveç’teki terörist saldırı şu gerçeği açık bir şekilde ortaya koyuyor: “İslamofobya şiddet içermiyor; bu bir ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkıdır” tezi artık tamamen çürütülmüştür. İslâm’a ve müslümanlara haksızca ve insafsızca saldıran ve açıkça hedef gösteren çevrelerin yol açtığı İslamofobya akımı, artık tehlikeli bir hal almış ve işine içine şiddet ve terör girmiştir. Bundan sonra hiç kimse İslâm’a ve müslümanlara yönelik korku ve tedhiş kampanyalarını “basın ve ifade özgürlüğü” adı altında savunamaz.

Bunun için Avrupa devletlerinin hızla harekete geçmesi ve bu tehlikeli akıma dur demesi gerekiyor. Başka azınlıklar söz konusu olduğunda insan hakları ve çoğulculuğu savunan kesimler, müslüman topluluklara gelince garip bir sessizliğe bürünüyorlar. Sanki Batı’da yaşayan müslümanlar ve onların kutsal değerleri, insan haklarının ve çok kültürlülüğün dışında kalıyor. Oysa bu tutum, Avrupa’nın inandığını söylediği temel değerlerle çelişiyor.

Tehlikeli bir ruh hali

Fakat asıl tehlikeli olan, Breivik gibi kişilerin görüşlerinin Avrupa’daki sağ siyasi partiler arasında ciddi bir zemin buluyor olması. Norveç saldırılarından sonra aşırı Avrupa sağının pek çok ismi, Breivik’in yöntemine karşı olduklarını ama söylediklerine özünde katıldıklarını ifade ettiler. Breivik’in faşist ve ırkçı ruh halinin Avrupa’da pek çok kişi tarafından paylaşıldığını görüyoruz.

Bu yüzden Breivik’i, “münferit bir hadise” olarak lanse etmeye çalışanlar, derinlerdeki sorunu örtbas etmeyi hedefliyorlar. Oysa Norveç katliamını yapan kişi, bir zihniyetin ve ruh halinin sonucu olarak ortaya çıktı. Nitekim Breivik’in yazdıklarına ve bağlantılarına baktığımızda, işin Avrupa aşırı sağ gruplarından Amerikan neo-konlarına ve yahudi lobisine kadar uzandığını görüyoruz.

Burada son derece tehlikeli bir başka noktanın daha altını çizelim: Batı’da müslümanlara karşı fizikî, duygusal ve sembolik şiddet, giderek yapısal ve sistematik hale geliyor. Bir topluluğa karşı duyulan şüphe ve korku, kısa sürede paranoyaya, nefrete ve en nihayetinde şiddete dönüşebiliyor. Müslüman kadının başörtüsünü bir baskı unsuru olarak görenler, İslâm’ın dinî hükümlerini de insan haklarına ve toplumsal barışa karşıymış gibi göstermek istiyorlar.

Oysa Avrupa ve Amerika’da yaşayan müslümanlar, kural ve kanunlara uyan, toplumsal barış ve huzura en fazla katkı sunan kesimler arasında yer alıyor. Onların hiç biri Avrupa’ya ve Amerika’ya çatışmak, kavga çıkartmak yahut sorun olmak için gitmediler. Diğer insanlar gibi çalıştılar, kazandılar, vergilerini ödediler; kısacası yaşadıkları toplumlara katkı sundular. Tek istekleri kanun önünde herkes gibi eşit olmak ve ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalmamak.

Göçün ellinci yılı

Bunun bir örneği, Avrupa’da yaşayan Türkler. Bu sene Almanya’ya göçün ellinci yılı. İlk nesil Türk işçileri ikinci dünya savaşında çöken Alman ekonomisini yeniden kurmak için 1960’dan itibaren bu ülkeye gitmeye başladılar. Almanya’nın dilini, tarihini, toplumunu bilmeye ve tanımaya fırsat bulamadan çalışmaya başladılar. Kendilerine verilen işleri bi-hakkın yerine getirmeye gayret ettiler. Ve sonuçta Alman ekonomisinin ayağa kalkmasında kilit bir rol oynadılar. Bugün Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olduysa, bunda müslüman Türk işçilerinin çok önemli bir payı var. Ama bunun karşılığında onlar ne gördüler? Toplumsasl empati ve anlayış yerine ayrımcılıkla, ırkçılıkla, Neo-Nazilikle, kundaklamalarla, fizikî saldırı ve şiddet olaylarıyla karşı karşıya kaldılar. Onlar toplumsal barışa katkı sunmaya çalıştıkça, dışlandılar. Bir arada yaşama ahlâkının en güzel örneklerini vermeye gayret ettikçe, marjinalleştirildiler. Ve sonra bu ayrımcılığı uygulayanlar dönüp, “Bakın! Türkler ve müslümanlar entegre olmak istemiyor!” diye propaganda yaptılar.

Bugüne kadar Avrupa ve Amerika’da yaşanan büyük şiddet olaylarının hemen hiç birisinde müslümanlar yer almıyor. “Yerel şiddet” adı verilen adam öldürme, yaralama, taciz, tecavüz, kundaklama, çetecilik, uyuşturucu, vergi kaçakçılığı gibi suçların neredeyse tamamı, o ülkelerin kendi vatandaşları tarafından işleniyor. Hapishanelerde bulunan yüz binlerce suçlunun içinde müslüman kimliğine sahip kişilerin sayısı yok denecek kadar az. Buna rağmen hukuka bağlı ve kanunlara saygılı müslümanların potansiyel terörist olarak gösterilmesi ve ayrımcılığa maruz kalması, Batı’da giderek yaygınlaşıyor. Küçük siyasi hesapların peşinde koşan politikacılar halkın duygularını istismar ediyor ve bilerek veya bilmeyerek şiddete zemin hazırlıyor. Sonuç olarak İslamofobya, ırkçılık ve nefret suçları gibi bir insanlık suçudur ve hukuken böyle muamele görmesi gerekir. İslâm karşıtlığını ve müslüman nefretini ifade özgürlüğü vs. adı altında savunmak yahut görmezden gelmek, Norveç katliamı gibi hadiselere zemin hazırlamaya devam edecektir. Bunun için akl-ı selim sahibi herkesin bir araya gelip bu sorunun üzerine kararlı ve samimi bir şekilde gitmesi gerekiyor.

http://semerkanddergisi.com/islam-karsitligi-ve-terorizm/

 

11 Eylül: Bir ABD’liye karşılık 75 Müslüman

11 Eylül 2001′de ABD’de düzenlenen şüpheli saldırıda 3 bin kişi öldü; ancak savaş bahanesiyle başlatılan işgallerde ölen her Amerikalıya karşılık 75 Müslüman’ın kanı akıtıldı

11 EYLÜL İŞGALLERİ: MİNİMUM 225 BİN ÖLÜ

New York’taki ikiz kulelere düzenlenen saldırıdan sonra ABD’nin işgaller ve saldırılar 225 bin kişinin hayatına mal oldu. 2011 yılında ABD’deki Brown Üniversitesi’nin hazırladığı rapora göre,11 Eylül saldırısından sonraki 10 yıl içinde ABD’nin Afganistan, Irak ve Pakistan’da girdiği savaşların ABD ekonomisine maliyeti ise 4 trilyon doları buldu. Savaşların devam etmesi halinde 2020′ye kadar 450 milyar dolar ek maliyet getireceği tahmin ediliyor.

BİR ABD’LİYE KARŞILIK 75 MÜSLÜMANIN KANI AKITILDI

20 akademisyenin ortak hazırladığı raporda 11 Eylül saldırıları ile ABD savaşlarının bilançosu kıyaslandı.11 Eylül saldırılarında ölen 2 bin 995 kişiye karşılık, son 10 yılda 225 bin kişinin ölmesi, raporda “11 Eylül‘de ölen her bir kişiye karşılık 75 kişi öldürüldü” şeklinde yorumlandı. ABD’nin savaşları, 125 bin Iraklı, 35 bin Pakistanlı ve 12 bin Afgan’ın hayatına mal oldu. Buna karşılık 6 bin ABD askeri, bin 200 müttefik güç askerleri, 9 bin 900 Irak askeri, 8 bin 800 Afgan askeri, 3 bin 500 Pakistan askeri ve 2 bin 300 özel güvenlik askerleri öldü. Savaşların bir maliyeti de yaralılar ve kitlesel göçlere neden olması. Savaşlarda 365 bin kişi yaralanırken, sadece Irak ve Afganistan’da 8 milyona yakın insan göç etmek zorunda kaldı.

(Kaynak: http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=226187)

 

VII – Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir: Allah Adına Müslüman Katleden Müslümanlar ve 11 Eylülde Ölen Müslümanların Listesi

Nisa;

92. Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

93. Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

 

11 Eylül saldırılarında ölen Müslümanların listesi

Harvard üniversitesinde bir blog’da 11 eylül saldırılarında ölen Müslümanların listesi yayınlanmış, ruhlarına Fatiha okurken sayılarının bu kadar fazla olmasını şaşırdığımızı söyleyelim. Hatırladığımız kadarı ile bizim medyamızda böyle bir liste yayınlanmamıştı, bu yüzden arşiv niyetine listeyi burada aktarıyoruz:

1. Samad Afridi
2. Ashraf Ahmad
3. Shabbir Ahmad
4. Umar Ahmad
5. Azam Ahsan
6. Ahmed Ali
7. Tariq Amanullah
8. Touri Bolourchi
9. Salauddin Ahmad Chaudhury
10. Abdul K. Chowdhury
11. Mohammad S. Chowdhury
12. Jamal Legesse Desantis
13. Ramzi Attallah Douani
14. SaleemUllah Farooqi
15. Syed Fatha
16. Osman Gani
17. Mohammad Hamdani
18. Salman Hamdani
19. Aisha Harris
20. Shakila Hoque
21. Nabid Hossain
22. Shahzad Hussain
23. Talat Hussain
24. Mohammad Shah Jahan
25. Yasmeen Jamal
26. Mohammed Jawarta
27. Arslan Khan Khakwani
28. Asim Khan
29. Ataullah Khan
30. Ayub Khan
31. Qasim Ali Khan
32. Sarah Khan
33. Taimour Khan
34. Yasmeen Khan
35. Zahida Khan
36. Badruddin Lakhani
37. Omar Malick
38. Nurul Hoque Miah
39. Mubarak Mohammad
40. Boyie Mohammed
41. Raza Mujtaba
42. Omar Namoos
43. Mujeb Qazi
44. Tarranum Rahim
45. Ehtesham U. Raja
46. Ameenia Rasool
47. Naveed Rehman
48. Yusuf Saad
49 ve 50. Rahma Salie & karnındaki 7 aylık bebeği
51. Shoman Samad
52. Asad Samir
53. Khalid Shahid
54. Mohammed Shajahan
55. Naseema Simjee
56. Jamil Swaati
57. Sanober Syed
58. Michael Theodoridis
59. W. Wahid

(Kaynak: http://haricihaber.com/2012/09/13/11-eylul-saldirilarinda-olen-muslumanlarin-listesi/)

 

Allah Adına Müslüman Katleden Müslümanlar: Hatay Reyhanlı’da Katliam Yapan El Nusra Örgütünü Tanıyalım

el-nusra-9446_n

El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi teröristleri, Suriye’de vahşet saçıyor. Kafaları kesiyorlar, sivilleri binaların tepesinden aşağı atıyorlar. Sadece Alevi oldukları gerekcesiyle tüm bir köyü katlettiler.

Bu El Nusracıların en önemli geçiş yolu ise Hatay Türkiye. İçişleri Bakanlığı rakamlarına göre son 6 ayda 158 Amerikalı, 40 Yemenli, 46 Afgan, 32 Mısırlı, 174 Faslı, geri kalanı da AB vatandaşları olmak üzere toplam 3 bin 210 kişi Hatay’a giriş yapmış. Siz bu rakamı en az 10’la çarpın. Hatay’da kaydedilen İbranice telsiz konuşmalarını da ekleyin.

Bunların daha sonra Suriye’ye ellerini kollarını sallayarak girip çıktıklarını söylemeye gerek yok sanırım.

İşte bu gözü dönmüş katiller sürüsü, Suriye muhalefetini bile rahatsız etmiş durumda. Suudi El Hayat gazetesi, Suriyeli muhaliflerin, El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi militanlarının Suriye’ye sokulmasından Türk istihbaratını sorumlu tuttuğunu iddia etmişti.

Uzun lafın kısası ‘İnsan öldürmeyeceksin’ Diyen bir kitabın,
“Allah-u ekber” diye tekbir getirerek Çoluk çocuk yaşlı genç ayırımı yapmadan insan öldüren savunucuları..

(Kaynak: http://karakocan.info/tr/index.php?option=com_content&task=view&id=6734&Itemid=127)

 

VII – İslamiyette İntahar

İNTİHAR

Insanın kendisini öldürmesi Ne şekilde olursa olsun bir kimsenin kendisini öldürmesine “intihar” denir Intihar Allah`ın yaratmış olduğu cana kıymaktır Bu yüzden de büyük günahlardandır Insana canı veren Allah olduğu gibi, onu almaya yetkili olan da odur

Intihar etmenin haramlığı ve ahiretteki tehlikesi ayet ve hadislerle sabittir

Kur`an-ı Kerîm`de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı rıza ile gerçekleştirdiğiniz ticaret yolu hariç, batıl yollarla yemeyin Ve kendinizi öldürmeyin Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” (en-Nisa`, 4/29) Ayette, fiilen cana kıyma anlamı yanında, Allah`ın haram kıldığı şeyleri işlemek, masiyete dalmak ve başkalarının mallarını batıl yollarla yemek sûretiyle kendisine yazık etmek, ahiret hayatını mahvetmek anlamı da vardır (Ibn Kesîr, Tefsîru`l-Kur`anı`l-Azım, Istanbul 1985, II, 235)

Amr b el-As (ra), Zâtu`s-Selâsil seferinde ihtilâm olmuş, hava çok soğuk olduğu için, su bulunduğu halde, ölüm korkusundan dolayı teyemmümle namaz kıldırmıştır Durumunu Hz Peygamber`e iletirken, yukarıdaki ayete göre amel ettiğini söylemiş ve Resulullah (sas) Amr`ın bu yaptığını tasvip etmiştir (Ebu Dâvud, Tahâre, 124; Ahmed b Hanbel, IV, 203)

Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Yedi helak edici günahtan uzak durunuz Denildi ki, ya Resulullah, onlar nelerdir?; şöyle buyurdu: Allah`a ortak koşmak, bir cana kıymak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli, hiçbir şeyden habersiz mümin kadına zina iftirası yapmak” (Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, Tıb, 45; Müslim, Iman, 144)

Intihar geçmiş ümmetlerde de yasaklanmıştır Cündüb b Abdullah`tan Hz Peygamber (sas)`in şöyle dediği nakledilmiştir: “Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı Yarasının acısına dayanamayarak, bir bıçak aldı ve elini kesti Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım, buyurdu” (Buhârî, Enbiyâ, 50)

Hayber Gazvesi sırasında büyük fedakârlıklar gösteren Kuzman adındaki birisinin, sonunda cehenneme gideceği Hz Peygamber tarafından haber verilmişti Bunun üzerine Ashab-ı kiramdan Huzâî Eksüm, Kuzman`ı izlemiş ve O`nun, aldığı yaralara sabredemeyip, kılıcı üzerine yaslanarak intihar ettiğini görmüştür (Buhârî, Kader, 5, Rikâk, 33, Meğâzî, 38, Cihâd, 77; Müslim, Iman, 179; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarıh, X, 266 268) Kuzman`ın ölüm şekli Allah Resulu`ne iletilince şöyle buyurmuştur: “Insanlar arasında öyle kimseler vardır ki, dış görünüşe göre, cennet ehline yaraşır hayırlı işler yaparlar; halbuki kendileri cehennemliktir Öyle kimseler de vardır ki, cehennemliklere ait kötü işler yaparlar, halbuki kendileri cennetliktir” (Buhâri, Kader, 5, Rikâk, 33; Müslim, Iman, 179)

Intihar edenin uhrevî cezası, intihar şekline uygun olarak verilir Hadis-i şeriflerde “Kim kendisini bıçak gibi keskin bir şeyle öldürürse, cehennem ateşinde kendisine onunla azap edilir” (Buhâri, Cenâiz, 84) “(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)” (Buhârî, Cenâiz 84),

“Kim kendini bir dağın tepesinden atar da öldürürse cehennem ateşinde de ebedi olarak böyle görür Kim zehir içerek kendisini öldürürse cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devamlı ceza çeker” (Müslim, Iman, 175; Tirmizi, Tıb, 7; Nesâî, Cenâiz, 68, Dârimi, Diyât, 10; Ahmed b Hanbel, II, 254, 478)

Islâm bilginlerinin çoğunluğuna göre, intihar eden dinden çıkmış olmaz, üzerine cenaze namazı da kılınır Hayber Gazvesinde intihar eden Kuzman`ın cehennemlik olduğu bildirilmişse de, cehennemde ebedî olarak kalacağını belirten açık bir ifade yoktur Bu yüzden intihar suçunu işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemden kurtulacağı umulur Ancak bunun için, intihar edenin son anda mü`min sıfatını taşıması ve intiharın helâl olduğuna itikad etmemiş olması da şarttır (Kâmil Miras, age, X, 270)

Hz Peygamber`in, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir Ancak bu olay, intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir Nitekim Ashab-ı Kiram bu kimsenin cenaze namazını kılmıştır (el-Askalânî, Bulûgu`l Merâm, terc A Davudoğlu, Istanbul 1970, II, 276-277) Imam Ebû Yusuf`a göre, intihar hata ile veya şiddetli bir ağrıdan dolayı olmadıkça müntehir üzerine cenaze namazı kılınmaz

Sonuç olarak, beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir Bunun için de, kişinin rûhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır göstermesi İslam`ın amacıdır Aksi halde intihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabır ve daha sonra ahiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşır Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir Çünkü, ruh bedende kaldıkça Allah`tan ümit kesilmez Her geceden sonra gündüz, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır Kulun Allah`a yönelmesi ve O`ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıçnoktasını teşkil eder Yüce yaratıcı umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder Çünkü O`nun her şeye gücü yeter O`na dayanan da güç kazanır

İslam Fıkhı Ansiklopedisi

İslâm’da intihar niye günahtır?

İntihar, İslâm’ın haram kıldığı büyük günahlardan birisidir Bir Müslümanın kendi kendisini öldürmesi, başka birisini öldürmesinden daha büyük bir cinayet ve günahtır Bu sebeble âlimler, intihar edenin cenaze namazını kılınır mı, kılınmaz mı şeklinde ihtilâfa bile düşmüşlerdir Bu ihtilâf, başkasını öldüren katil hakkında yoktur Katilin cenaze namazı kılınır

Kalbinde îmanın zerresi olan bir kimse, böyle büyük bir günaha ve kötü âkıbete razı olmaz, kendini öldürmeye teşebbüs etmez
Resûl-i Ekrem Efendimiz, intihar etmenin büyük günah olduğunu pek çok hadîs-i şerîflerinde haber vermiştir Bir hadîs-i şerif’te şöyle buyurulur:

“Kendini boğarak öldüren kimse, Cehennem için boğmuş olur Kendini vuran kimse, Cehennem için vurmuş olur” (Buhârî, Cenâiz 84)

Demek oluyor ki mü’min te’sirinde kaldığı dünyevî bir hâdisenin zorluğuna tahammül edemeyip böyle büyük bir günahı işlemeye teşebbüs etmemelidir Zira mü’minin nazarında dünyanın en büyük ve en kötü hâdisesi bile, âhiret mes’elesi yanında büyük sayılmaz, korkutucu olmaz Dünya nasıl olsa fânidir, gelip geçicidir

Bu gün dayanılmaz zannederek intihara insanı zorlayan hâdiseler, bir müddet sonra aslında hiç o derece üzülmeye değmediği ortaya çıkabilir, zamanla unutulur, yerine yeni mes’eleler zuhur eder

Sabrın, musibetin geldiği ilk anda gösterilmesinin hikmeti de buradadır

İmanlı insanlar böyle fâni ve geçici şeyleri, geçmeyecek elem ve keder sanarak onların altında ezilmezler Bu da geçer yahu, diyerek sabır gösterirler, sabrın sevabını kazanmaya çalışırlar Böylece o musibetli hâli haklarında rahmete çevirirler

İntihar edenin cenaze namazı kılınır Çünkü ortada imandan çıkmak gibi bir durum yoktur Sadece îman zâfiyetinden, hâdiselerin tazyikine dayanamama durumu vardır Bu sebeble intihar edenin cenaze namazı kılınır Ancak o müntehir, âhirette intihar cezasını çektikten sonra, Cennet girmeye hak kazanacaktır

İntiharın büyük günah oluşunun sebeblerinden biri de, insanın kendini öldürmeye yetkili olmamasıdır İnsan vücûdu, Allah’ın binasıdır O binayı kim yaptı ise, o yıkacaktır İnsanın kendi vücuduna ve nefsine sâhip olması söz konusu değildir

Mehmet DİKMEN

İntihar(Daha Detaylı bir şekilde anlatım)

İnsanın kendisini öldürmesi Ne şekilde olursa olsun bir kimsenin kendisini öldürmesine “intihar” denir İntihar Allah’ın yaratmış olduğu cana kıymaktır Bu yüzden de büyük günahlardandır İnsana canı veren Allah olduğu gibi, onu almaya yetkili olan da odur

İntihar etmenin haramlığı ve ahiretteki tehlikesi ayet ve hadislerle sabittir

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı rıza ile gerçekleştirdiğiniz ticaret yolu hariç, batıl yollarla yemeyin Ve kendinizi öldürmeyin Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” (en-Nisa’, 4/29) Ayette, fiilen cana kıyma anlamı yanında, Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemek, masiyete dalmak ve başkalarının mallarını batıl yollarla yemek sûretiyle kendisine yazık etmek, ahiret hayatını mahvetmek anlamı da vardır (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azim, İstanbul 1985, II, 235)

Amr b el-As (ra), Zâtu’s-Selâsil seferinde ihtilâm olmuş, hava çok soğuk olduğu için, su bulunduğu halde, ölüm korkusundan dolayı teyemmümle namaz kıldırmıştır Durumunu Hz Peygamber’e iletirken, yukarıdaki ayete göre amel ettiğini söylemiş ve Resulullah (sas) Amr’ın bu yaptığını tasvip etmiştir (Ebu Dâvud, Tahâre, 124; Ahmed b Hanbel, IV, 203)

Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Yedi helak edici günahtan uzak durunuz Denildi ki, ya Resulullah, onlar nelerdir?; şöyle buyurdu: Allah’a ortak koşmak, bir cana kıymak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli, hiçbir şeyden habersiz mümin kadına zina iftirası yapmak” (Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, Tıb, 45; Müslim, İman, 144)

İntihar geçmiş ümmetlerde de yasaklanmıştır Cündüb b Abdullah’tan Hz Peygamber (sas)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı Yarasının acısına dayanamayarak, bir bıçak aldı ve elini kesti Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım, buyurdu” (Buhârî, Enbiyâ, 50)

Hayber Gazvesi sırasında büyük fedakârlıklar gösteren Kuzman adındaki birisinin, sonunda cehenneme gideceği Hz Peygamber tarafından haber verilmişti Bunun üzerine Ashab-ı kiramdan Huzâî Eksüm, Kuzman’ı izlemiş ve O’nun, aldığı yaralara sabredemeyip, kılıcı üzerine yaslanarak intihar ettiğini görmüştür (Buhârî, Kader, 5, Rikâk, 33, Meğâzî, 38, Cihâd, 77; Müslim, İman, 179; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih, X, 266 268) Kuzman’ın ölüm şekli Allah Resulu’ne iletilince şöyle buyurmuştur: “İnsanlar arasında öyle kimseler vardır ki, dış görünüşe göre, cennet ehline yaraşır hayırlı işler yaparlar; halbuki kendileri cehennemliktir Öyle kimseler de vardır ki, cehennemliklere ait kötü işler yaparlar, halbuki kendileri cennetliktir” (Buhâri, Kader, 5, Rikâk, 33; Müslim, İman, 179)

İntihar edenin uhrevî cezası, intihar şekline uygun olarak verilir Hadis-i şeriflerde “Kim kendisini bıçak gibi keskin bir şeyle öldürürse, cehennem ateşinde kendisine onunla azap edilir” (Buhâri, Cenâiz, 84) “(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)” (Buhârî, Cenâiz 84),

“Kim kendini bir dağın tepesinden atar da öldürürse cehennem ateşinde de ebedi olarak böyle görür Kim zehir içerek kendisini öldürürse cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devamlı ceza çeker” (Müslim, İman, 175; Tirmizi, Tıb, 7; Nesâî, Cenâiz, 68, Dârimi, Diyât, 10; Ahmed b Hanbel, II, 254, 478)

İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre, intihar eden dinden çıkmış olmaz, üzerine cenaze namazı da kılınır Hayber Gazvesinde intihar eden Kuzman’ın cehennemlik olduğu bildirilmişse de, cehennemde ebedî olarak kalacağını belirten açık bir ifade yoktur Bu yüzden intihar suçunu işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemden kurtulacağı umulur Ancak bunun için, intihar edenin son anda mü’min sıfatını taşıması ve intiharın helâl olduğuna itikad etmemiş olması da şarttır (Kâmil Miras, age, X, 270)

Hz Peygamber’in, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir Ancak bu olay, intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir Nitekim Ashab-ı Kiram bu kimsenin cenaze namazını kılmıştır (el-Askalânî, Bulûgu’l Merâm, terc A Davudoğlu, İstanbul 1970, II, 276-277) İmam Ebû Yusuf’a göre, intihar hata ile veya şiddetli bir ağrıdan dolayı olmadıkça müntehir üzerine cenaze namazı kılınmaz

Sonuç olarak, beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir Bunun için de, kişinin rûhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır göstermesi İslâm’ın amacıdır Aksi halde intihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabir ve daha sonra ahiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşır Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir Çünkü, ruh bedende kaldıkça Allah’tan ümit kesilmez Her geceden sonra gündüz, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır Kulun Allah’a yönelmesi ve O’ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıç noktasını teşkil eder Yüce yaratıcı umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder Çünkü O’nun her şeye gücü yeter O’na dayanan da güç kazanır

Hamdi DÖNDÜREN
(Kaynak :  http://www.mumine.com/misafir-soru-cevaplari/31023-kendini-oldurmek-gunahmi.html)

 

İntihar etmek

Mumsema

Allah’ın Kulları! 
Çağdaş batılı toplumlar, toplumsal ve sıhhi açıdan bir takım hastalıklar çekmektedir. Bu; yaşadıkları materyalist medeniyetin, içki ve uyuşturucu kullanmanın getirdiği olumsuz bir sonuçtur. Bu sonuç, mutluluğu acı gerçeklerden kaçmada aramanın neticesi olarak ortaya çıkmıştır. İntihar olgusu da, bu medeniyetin cehenneminden ve felaketlerinden kaçmanın en uç noktasını temsil eder. Aşırı şekilde maddeciliğe yöneliş, toplumsal ilişkilerin ve ailevi bağların kopması toplumun fertlerinde bir kayboluş hissi uyandırmıştır. Ümitsizliğe ve çaresizlik duygusuna kapılmanın sonrasında da materyalist yaşamın problemlerinden kurtulma, intihar yolunu seçerek hayatına son verme eğilimi ortaya çıkmıştır. Bu konuda açıklanan rakamlar izah gerektirmeyecek derecede açıktır.
Kafirin intihara teşebbüs etmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü kafir, iman gibi kendisini koruyacak bir sığınak, ona kol-kanat gerecek bir aile ve onu seven bir toplum bulamaz. Onlar, sevgiden ve aile gözetiminden mahrum olarak yetişirler. 
Bütün dünyayı saran intihar gerçeği, maddi açıdan sağlanan büyük ilerlemeye rağmen çağdaş medeniyetin, insanın temel ihtiyaçlarına cevap verme noktasında başarısızlığa uğradığına delalet etmektedir. Hatta bu medeniyet; insanı hayatının bir gayesi, varlığının bir kıymeti ve hedefi olmayan avâre biri olarak ortada bırakmıştır.
İntihar, yeni bir olgu değildir. Buhari Sahihi’nde, Sehl b. Sa’d es-Sâidi’nin şöyle dediğini rivayet eder:”Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, müşriklere karşı savaşan bir adama baktı. Müslümanlar arasında, onlara en çok faydası dokunandı. Ve şöyle buyurdu: “Cehennem ehlinden bir adama bakmak isteyen şu adama baksın.” Bunun üzerine o adamı birisi takip etti. Sonunda adam yaralandı. Ölmekte acele etti ve kılıcın ağzını memelerinin arasına koyarak omuzlarının arasından çıkıncaya kadar üzerine yüklendi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul var ki; insanlara göründüğü üzere cennet ehlinin amelini işler. Oysa o, cehennem ehlindendir. İnsanlara göründüğü üzere cehennem ehlinin amelini işler. Oysa o, cennet ehlindendir. Ameller ancak sonlarıyla birlikte değerlendirilir.”Bu olay, İslam’ın ilk yıllarında olmuş nadir bir olaydır. Fakat bu olaylar herhangi bir müslüman toplumda arka arkaya gelirse, bir tehlike işaretidir. Bu gerçeğin incelenmesi ve değerlendirilmesi, sağlıklı çözümlerin ortaya konulması gerekir. 
Bu hayat, yaratıcı olan Allah Teâlâ’nın bir bağışıdır. Korunması ve gözetilmesi gereken değerli bir haktır. Allah -subhanehu- onu verendir. O, hayat veren ve öldürendir. İnsanın, hayatının varlığında bir etkisi yoktur. Can, sahibinin elinde bir emanettir. Ona kıymak en büyük günahı ve ahirette cezayı gerektiren bir suç kabul edilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Her müslümanın müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır.” Bu hadisi, İmam Müslim Ebu Hureyre’den rivayet eder.
Hayatı korumak için, İslam dini müslümanlar arasında savaşmayı haram kılmıştır. Ebu Bekra radıyallahu anh’tan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “İki müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya gelseler, öldüren de öldürülen de ateştedir.” “Ey Allah’ın Rasulü! Bu, katil; ya öldürülenin suçu ne?” dedim. Şöyle buyurdu: “O da arkadaşını öldürmeye istekliydi.” Bunu, Buhari ve Müslim rivayet eder.
Hayat, kaçınılmaz bir gerçektir. Şeriat; hayatı korumak için müslümanı yemeye, gıda ve ilaç almaya mecbur kılar. Değilse, nefsini tehlikeye atmış olur. Hayatını tehdit eden bir açlığa, sıkıntıya ve darlığa düşse, şeriat koyucu; ölü hayvan eti, içki ve domuz gibi haramları yemesine izin verir. Hatta, bu ona vaciptir. Yine, sağlığını koruması için, hastanın Ramazan ayında oruç tutmaması caizdir. Sağlığın ve hayatın korunması ve tehlikeye maruz kalmaması için hastanın ve güç yetiremeyen kimsenin oturarak ve sırtüstü uzanarak namaz kılması caizdir.
İnsan, kendine hayat vermemiştir. Bilakis Allah, ona hayat nimetini verendir. Hayat nimetini alma hakkına da ancak mülkün sahibi, ölümü ve hayatı yaratan Allah sahiptir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Şüphesiz biz dirildir ve biz öldürürüz. Ve her şeye biz vâris oluruz.) İnsanın; acı veren hastalığı ne kadar şiddetlenirse şiddetlensin, aşırı fakirlik onu ne kadar çökertirse çökertsin ya da ümitsizlik sinirlerini ne kadar tahrip ederse etsin yıkılmaya ve intihar ederek canına kıymaya hakkı yoktur. Bu suçu işlerse cehennem ehlinden olur. (Kendinizi öldürmeyin. şüphesiz ki Allah, size çok rahmet edendir. Kim (sınırları) aşarak ve haksızlık ederek bunu yaparsa onu ateşe koyacağız. Bu ise Allah’a çok kolaydır.) Amr ibnu’l Âs, Zâtu’s Selâsil savaşı esnasında cünüp olur. Nefsi için korkarak, soğuk su ile yıkanmaktan kaçınır. Ve bu ayeti delil getirir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de onun bu ayeti delil getirmesini onaylar; güler ve ona bir şey söylemez. Bu hadisi, Ebu Davud rivayet eder.
Ebu Hureyre’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kendini boğan kimse cehennemde kendini boğar. kendini (bıçak vb. birşeyle) vuran kimse cehennemde de kendini vurur.” Bunu, Buhari rivayet eder. 
Hasan el-Basri’den, şöyle dediği rivayet edilir: “Cündüb bize bu mescitte şunu anlattı ve anlattığından beri de unutmadık. Cündüb’ün, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem adına yalan söylemeyeceğinden de eminiz: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Sizden öncekiler içerisinde yaralı bir adam vardı. Buna tahammül edemedi ve bir bıçak alarak elini kesti. Ölünceye kadar kan durmadı. Allah Teâlâ “Kulum kendi kendine (ölüme teşebbüs ederek) acele davrandı. ben de ona cenneti haram kıldım.” Bu hadisi, Buhari rivayet eder.
Kalbi ne kadar üzüntüyle ve nefsi ne kadar kederle dolarsa dolsun, zamanın felaketleri ne kadar acı verirse versin ve yaşamın sıkıntıları onu ne kadar krize sokarsa soksun; intihar edenin, canına kıymak için hiç bir bahanesi yoktur. Çünkü teşebbüs ettiği iş, kaçtığı durumdan daha kötü ve kaybettiği kazandığından kat kat fazladır.
Hepimiz biliriz ki; dünyanın sıkıntıları peşpeşe gelir. Üzüntüleri arka arkaya sıralanır. felaketler birbirini takip eder. Dünyada yaşayan insanlar ise; sağlık ve hastalık, zenginlik ve fakirlik, izzet ve zillet, mutluluk ve mutsuzluk bakımından farklı farklıdır. Yine de bunların hepsi, kederli kimseye binasını yıkma izni vermez. Sıkıntılı kimseye, hayatına küsme ve üzüntülü kimseye canına kıyma izni vermez. 
İntihar edenin davranışını onaylarsak; dünya, içerisindeki insanlardan olur. Allah’ın hayat konusundaki sünneti değişir. Oysa Allah’ın sünnetinde değişiklik bulamazsın.
İntihar eden insan, canına kıymakla ve kendini öldürmekle bulunduğu durumdan kurtulduğunu zanneder. Bu, kendini aldatmadır. Gerçekte o, kendisini şiddetli sıkıntılara sokar. Bu sıkıntıların ilki, can çekişmenin acıları ve ölüm sekerâtıdır. Sonu ise, bu günahı işleyen için Allah’ın, ahiret hayatında hazırladığı cezalardır.
İntihara teşebbüs eden, bu yolla ne kazanç elde edebilir? Canına kıymış, zehir içerek, kendini yakarak veya asarak, yüksek bir yerden atlayarak ölüm fincanından yudumlamıştır. Nefsini kurtararak, içinde can sıkıcı hiçbir şeyin olmadığı bir hayata kavuşacağını zannederek bunu yapar. Fakat ilahi adalet gereği, hedeflediğinin aksiyle karşılanır. Ona en iyi şekilde bir ceza olsun ve azabı uzasın diye kendi ameli türünden bir karşılık hazırlanmıştır.
İmanı azalan, iradesi zayıflayan ve direnci kırılan kimse bir olayda başarısız olunca, bir sıkıntıya uğrayınca, ticari bir alışverişte zarar edince, acı bir gerçekle yüzyüze gelince ya da ailevi problemlerle karşılaşınca başına gelen imtihanı kaldıracak güçte olamaz. Dünyayı zifiri karanlık ve acı bir işkence olarak görür. İçindeki ümit ateşi söner. Bu işkenceden kurtulmak için de kendini öldürür. 
İmtihan, Allah’ın bu hayattaki sünnetidir. Evet. Çeşitli belalar, musibetler ve sıkıntılarla imtihan olma Sünnetullah’tandır. Bu, bir hastalıkla olur. Diğeri fakirlikle olur. Üçüncüsü sağlık ve zenginlikle; arkadaşların, akrabaların ve sevilenlerin ölmesiyle; ürünlerin azalmasıyla imtihan olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma ile imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman “Biz, Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” derler. İşte rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.)Allah sünneti üzere; kullarını derece derece yaratarak, onların rızıklarını ve makam, mal ve toplumda saygınlık gibi onlara verdiği nimetleri farklı kılarak imtihan eder. (Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur.) Aziz Kitab’ı, nebevi sünneti ve mü’minlerin yaşantısını inceleyince bir çok kimsenin dağları devirecek türden çeşitli belalara uğradığını görürsün. Fakat onlar; sabırla, sebatla ve Allah’ın yazdığına rıza ile silahlandılar. İmtihan kaldırılır, sıkıntı yokolur ve durum değişir.
Belki bu imtihan; bir kötülüğün uzaklaştırılması, kişinin günahlarının keffareti ya da derecesinin yükseltilmesi içindir. Onu rıza ile karşılarsa dilediği olur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Müslümana bir fenalık, hastalık, keder, hüzün, eziyet ve sıkıntı isabet etmez, hatta vücuduna bir diken batırılmaz ki; Allah Teâlâ onunla günahlarını örtmesin.” Bu hadisi Buhari, Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre’den rivayet eder.
Sıkıntıya mutlaka uğranacaksa o anda kazaya iman eden bir kalp, imtihan anında sakin davranacak huşulu bir nefis ve Allah’a tam teslimiyet olmalıdır. Sabırsızların nefsinde bu teslimiyet, öfkeye dönüşür.
Bazı insanlar, sürekli bir endişe ve bitmeyen bir kaygıyla belayı kendine çeker. O, lisan-ı haliyle şöyle demektedir: Başkaları zenginken ben nasıl fakir yaşarım? Başkaları sağlıklıyken nasıl beni hastalık sarar? Ve çeşitli şekillerde nasıllar. Aslında bunlar, Allah’ı adaletsizlikle itham etmektir. O’nun hükmünde zulüm olduğunu ileri sürmektir. Her şeyi bilen hükümdar Allah’a bir itirazdır. Bundan Allah’a sığınırız. Dinin, o kişi üzerindeki etkisi kaybolur ve hayatına karamsarlık hakim olur. Belki de vesvese ile kötü sonuçlara ulaşır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (O (Allah) yaptığından sorumlu tutulamaz.) Ve şöyle buyurur: (Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Kimini diğerine derecelerle üstün kıldık.) 
Hepimiz kaza ve kadere iman ettiğimizi söyleriz. Başımıza bir musibet gelince de öfkelenme, sinirlenme ve sabırsızlanma gibi hayret verici durumlara düştüğümüzü görürsün. Bu, kaza ve kadere olan imanımızın nefislerimizde yereden sağlam bir inanca dönüşmemesi nedeniyledir. Veya bu imanın yanlış anlayışlar ve tasavvurlar üzerine bina edilmesinden kaynaklanır.
Toplumun fertleri sağlam bir dini terbiye ile yetiştirilse; intihar eden için, dünyevi mutluluktan istediğini elde edememesine üzülerek ahiret mutluluğunu açık bir zararla kaybetmek kolay olmaz.
İntihar eden kimse, niçin değerli hayatından yüz çevirir ve onu önemsemez? Nasıl hayatının son saatlerinde dinini tehlikeye atar? Kalbi iman nuruyla dolu olsa; evi, okulu, üniversitesi ve mescidi nefsinde dini duyguları sağlamlaştırsa hayatının son anında dinini tehlikeye atmaz. Sıkıntı ve musibet anlarında sabretmeye ve dayanıklı olmaya alıştırılsa kendisini küçük düşüren bu tahammülsüzlükle hareket etmez. 
Allah’a iman nefiste, onun sarsılmalarına ve afetlerine karşı bir sükunet sağlamazsa iman olmaz. Bilakis o, düşünce ve sözde kalan, daha öteye geçmeyen bir iddiadır. 
Hayrı ve şerri ile kadere iman, dünyanın sıkıntı ve zorluklarına bakışa yüce anlamlar kazandırır. Bu anlamlar; kişiye, faziletli insanların davranışıyla hareket etme özelliği verir. Fakirlik, zühdün bir kapısı ve hastalık, cihadın bir türü olur. başarısızlık, sabra giden bir yol ve hüzün, ümidin bir çeşidi olur. Ve böyle devam eder.
Bu şekilde, üzüntüler ve acılar, nefse ve nefsin şehvetlerine karşı zafer kazanmanın bir çeşit sevincine dönüşür. Bunu yüce peygamberimiz şöyle açıklar: “Mü’minin işine hayret! Onun her işi hayırlıdır. Bu, mü’minden başkası için sözkonusu değildir. Ona sevindirici bir durum isabet etse şükreder ve bu onun için hayırlıdır. Ona bir musibet isabet etse sabreder ve bu onun için hayırlıdır.” Bu hadisi İmam Müslim, Suheyb radıyallahu anh’tan rivayet eder.
Musibetin nefis üzerindeki etkisini hafifleterek onun endişelenmemesini sağlamak için musibete uğrayan kişi, musibete uğrayan başka insanlara bakarak teselli bulmalıdır. Sağa-sola bak; imtihan edilenden başkasını görür müsün? Çileli bir insandan başkasına rastlar mısın? Her evde feryat eden bir kadın. Ne kadar musibete uğrayan var. Ne kadar sabreden var. Senelerce yatağında hasta yatan, inleyen, kederli, borçlu ve sıkıntılı ne kadar çok insan var.
Peygamberler dahi imtihana maruz kalmıştır. Hatta onlar, imtihanı en şiddetli olan insanlardır. Yusuf aleyhisselam hapsedildi. (“Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir” dedi.) (Ve bir kaç sene zindanda kaldı.) Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesi gibi, yurtlarından çıkarıldılar. Uhud Savaşı’nda kanını akıttılar ve azı dişini kırdılar. Allah’ın elçisi Eyyub aleyhisselam, hastalıkla imtihan edildi ve sabretti. Onun uğradığı musibetin onsekiz yıl sürdüğü, kardeşlerinden iki kişi hariç yakın-uzak herkesin onu istemediği Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den sahih olarak nakledilmektedir. İmtihanının bir parçası da, mal ve çok çocuk sahibi olmasına rağmen ailesinin ve malının gitmesiydi. (Eyyub’u da (hatırla). Hani Rabbine; “Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.) 
Korku başına gelip çatınca, hüzün seni sarınca ve endişe yakana yapışınca hemen namaza kalk. Ruhunu geri döndürür ve nefsine sükunet verir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem başına bir iş gelince şöyle derdi: “Ey Bilal! Namaz için kamet et ve bizi onunla rahatlat.” Bu hadisi, Ebu Davud rivayet eder.
Malın azalınca, borcun çoğalınca ve gelirin daralınca “Allah bize yeter ve O, ne güzel vekildir” de!.
Yalnızlık, içine kapanmak, salih insanların sohbetinden uzak kalarak şeytanın fikirlerine ve kederlere teslim olmak intihar için başarılı bir yoldur. Sabırlı davranmak ise; sıkıntıları gönül rahatlığıyla, kuvvetli bir iradeyle ve üstün bir kişilikle karşılayan eşsiz insanların özelliklerindendir. Aksilikler ne kadar üstüste gelse ve önündeki yollar ne kadar karanlık olursa olsun sabret! Çünkü zafer, sabırladır. Kurtuluş, meşakkatle olur. Ve her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır. 
Şüphesiz; intihar eden kimse, suçunun kötü sonucuna ve yaptığının kendisini küçük düşürmesine katlanır. Fakat, toplum da sorumluluğun bir kısmını yüklenir. İntihar eden kimse, sevgi dolu bir kalp ve şefkatli bir yürek bulsaydı. Kendisine kucak açan, acılarını ve kederlerini paylaşan birini bulsaydı. Yolunu aydınlatan bir öğüt ve doğruyu gösteren bir sözle kendisine nasihat eden birini bulsaydı. Vesveselerini boşa çıkaran ve kuşkularını söndüren ilim sahibi bir kimseyi bulsaydı. Halini soran bir komşu, sığınacağı bir yakın ve kendisine şefkat gösteren bir kardeş bulsaydı. Sorumlulukları paylaşan, birbirine bağlı bir toplum bulsaydı. Bütün bunları bulsaydı, intihar sorununun başka bir boyutu olurdu. Bu konuda yapılan konuşmalar da daha parlak olurdu. 
Allah, beni ve sizleri mübarek eylesin.
İhsanı için Allah’a hamdolsun. Başarılı kılması ve nimetlendirmesi nedeniyle O’na şükürler olsun. Allah’dan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Şanı yücedir. Şehadet ederim ki; efendimiz, nebimiz Muhammed O’nun kulu ve rasulüdür. O’nun rızasına davet edendir. Allah; O’na, ailesine, ashabına ve din kardeşlerine salât ve selam eylesin. 
Bundan sonra; size ve nefsime Allah’dan hakkıyla korkmayı tavsiye ederim. 
Bazı filmler; intihar felaketini, musibetlerin ve problemlerin baskısından kaçış yollarından biri olarak sunar. Bu şekilde, yetişmekte olan nesillerin zihinlerine intihar düşüncesinin yerleşmesini sağlar. Ayrıca bu filmler; gerilimi ve tedirginliği artırır, düşmanlık isteğini körükler. Yine; içki ve uyuşturucular kişiyi ümitsizliğe ve yıkıma, sonra da intihara sürükleyebilir. 
Genç nesillerimizi peşpeşe gelen bu felaketlerden korumak için kendimizin ve çocuklarımızın nefislerinde, eğitim ve terbiye yoluyla, imtihan anlayışını ve hayata şer’i açıdan bakma düşüncesini yerleştirmeliyiz. Küçüklükten itibaren, zorluklara ve sabra tahammülü öğretmeliyiz. Allah’a imanı yerleştirmeli, kaza ve kadere iman anlayışını tashih etmeliyiz. Çocukları, bu anlayışları ifsad eden filmlerden korumalıyız. Toplum da, fertleri arasında ictimai ilişkileri ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmelidir. Bütün bunları gerçekleştirmek için cami imamlarına ve ilim sahiplerine düşen sorumluluk aşikardır. 
Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kim bir dağdan (yüksek bir yerden) kendisini aşağıya atıp öldürürse, bu intihar eden kimse cehennem ateşinde ebedi ve daimi surette kendisini yüksekten aşağıya bırakır (bir halde azap olunur). Kim zehir içer ve canına kıyarsa; zehiri elinde, içer bir halde ebedi ve daimi bir surette cehennem ateşinde (azap olunacak)tır. Kim de kendisini (bıçak gibi) bir demir parçasıyla öldürürse; o demir parçası elinde, karnına vurarak ebedi ve daimi surette cehennem ateşinde (azap olunacak)tır.” Bu hadisi, Buhari rivayet eder.

Abdulbâri es-Subeyti
medıne hutbesi

(Kaynak  : http://www.mumsema.com/sohbet-muhabbet/14178-intihar-etmek.html)

 

CANA KIYMA VE İNTİHAR[1]

“Hiçbir fark gözetmeden, yaşama hakkını bütün insanlara tanıyan, İslâm, yalnızca bu hakka yönelik tecâvüzleri önleyici tedbirleri almakla yetinmemiş, aynı zamanda kurduğu yardımlaşma ve dayanışma düzeni içinde insanların asgarî hayat şartlarını ve temel ihtiyaçlarını temin etmeyi topluma vazîfe olarak vermiştir.
ADAM ÖLDÜRMEK
İnsan, mü’min olsun olmasın, Allah’ın kulu ve güzel bir emanetidir. Bundan dolayı, haysiyet sahibi olup, hürmet edilmeye lâyıktır. İnsanlar arasında, insan olma bakımından her hangi bir fark görmemek, onları eşit hak ve görevlere, kıymet ve değerlere sahip varlıklar olarak kabul etmek, İslâm’ın temel anlayışıdır.
İNSANIN DEĞERİ

Yaratılmış varlıklar arasında insanın özel ve şerefli bir yeri vardır. İnsanı diğer varlıklar arasında şerefli kılan, Allah’ın yarattığı esnada ona üflediği ilâhî ruh olmalıdır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

الذي احسن كل شيئ خلقه و بدا خلق الانسنان من طين * ثم جعل نسله من سلالة من ماء مهين *
ثم سويه و نفخ فيه من روحهه

O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. Sonra onun neslini, bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi.”(Secde, 32/7-9).
İnsan, içinde taşıdığı bu ruh sayesinde, meleklerden daha üstündür ve yeryüzünde Allah’ın halifesidir. İnsanın Allah’ın halifesi olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifâde edilir:

اذ قال ربك للملائكة اني جاعل في الارض خليفة و

Hani Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti.”Bakara, 2/30).
Allah, insanı yeryüzünde halife yapmakla ona şeref ve değer bahşetmiştir. İnsan bu özelliği ile, hem peygamberler vasıtasıyla gönderilen kutsal kitapların hükümlerine, hem de kâinattaki tabiî kanunlara uyacak, onları uygulayacak, yüce yaratıcının sayısız nimetlerinden yararlanıp, O’na kulluk ve şükür halinde bulunacaktır. İnsanın yaratılış gayesi de budur. Kısaca insanın halife olarak görevi, Allah’ın iradesi doğrultusunda hareket etmek ve mutlu olmaktır. Cenab-ı Hak da bunu ister, peygamberleri ve kutsal kitapları bunun için göndermiştir.
Âlemlerin yaratıcısı olan Yüce Allah, her şeyin yaratılışını en güzel biçimde yapmıştır( bk. Secde, 32/7).Yaratanların en güzeli olan Allah (bk. Mü’minûn, 23/14)ilk insanı yaratıp ona en güzel biçimi verdiği gibi her insanı da en güzel biçimde, en mükemmel şekilde vâretmiştir. Allah Kur’an-ı Kerim’de insan için şöyle buyurmaktadır:

لقد خلقنا الانسان في احسن تقويم

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4).
Gerçekten yaratıkların en güzeli insandır. Âyette geçen “ahsen-i takvîm” ifâdesi, maddî-manevî her türlü güzelliği içine alır. Boyunun düzgünlüğü, endamının eşsizliği, akıl, irfan ve düşünce sahibi, konuşan, yazan, sanat kabiliyeti olan bir varlık oluşu, güzeli çirkinden, hayrı şerden, ayırabilme özelliği. bu güzelliklerden bazılarıdır.[2]
İslâm inancına göre insan; aklî, bedenî, ahlâkî ve rûhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmıştır. Tertemiz halde, maddî ve mânevî her çeşit yükselmeye müsâit olarak doğar. Bu yeteneklerle yaratılmış olan insan, şâhikaların en yükseklerine çıkabilir. O, böyle bir şerefe sahiptir. Hz. Ali insan için ne güzel söylemiştir:
İlacın sendedir de farkında değilsin
Derdin de sendedir fakat göremezsin
Sanırsın ki sen sâde küçük bir cirimsin
Halbuki sende dürülmüş, en büyük âlem[3]
Büyük şâir Şeyh Gâlip, İslâm’ın insan konusundaki anlayışını şöyle şiirleştirmiştir:
Hoşça bak zatına kîm zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen[4]
Yani; 
Kendine iyi bak ki âlemin özüsün sen,
Kâinatın göz bebeği olan insansın sen.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnâme adlı eserinde; “İnsan bedeni, küçük âlem, ruhu ise büyük âlemdir. Âlemde yaratılan her şeyin benzeri insan vücudunda mevcuttur. İnsanın cismi ve canı bütün âlemin bir nüshasıdır.”[5] diyerek insanın değerini vurgulamıştır.
Yüce Allah, İsrâ Sûresi’nin 70. ayetinde, insana verdiği değeri şöyle beyan etmektedir:

و لقد كرمنا بني ادم و حملناهم في البر و البحر و رزقناهم من الطيبات و فضلناهم على كثيرممن خلقنا تفضيلا

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”
İNSAN HAYATINA VERİLEN ÖNEM

İslâm’da insanın can güvenliğine, diğer bir ifadeyle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz olduğu belirtilmiştir. Öyle ki, İslâm’da “zarûrât-ı diniyye” şeklinde ifade edilen temel değerler sıralamasında “canın muhafazası” önemli bir yer tutmaktadır. Hatta dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması şeklinde sıralanan bu beş temel ilkenin hepsinin, dolaylı ya da doğrudan, canın korunması ile bir ilgisinin bulunduğunu söylemek mümkündür. Bu değerler sıralamasında canın muhafazası, bazı durumlarda, ilk sırada yer alan dinin muhafazasından daha önce gelmektedir. Nitekim canın muhafazası için, dinin kesin olarak yasakladığı bazı haramların yapılmasına izin verilmesi, hatta bazı durumlarda, bu tür yasakların işlenmesinin zorunlu oluşu, insan hayatına verilen önemi vurgulayacak nitelikteki uygulamalardır. 
İNSAN HAYATINI KORUMAYA YÖNELİK TEDBİRLER

İslâm dini de, insanın en tabiî hakkı olan hayatı, hukukun teminatı altına almış, kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için bir takım maddî ve manevî yaptırımlar koymuştur. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
Maddî Yaptırımlar

Kur’an’da insanın dünyaya gönderilişi anlatılırken meleklerin insanoğlunun yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökeceği itirazında bulunduğundan söz edilir. ( bk. Bakara, 2/30). Gerçekten de çok geçmeden Hz. Âdem’in iki oğlu arasında kıskançlıktan doğan aşırı kin ve düşmanlık sebebiyle ilk kan dökme olayı meydana gelmiştir. Olay, Ahd-i atik’te ve Kur’an’da yaklaşık ifâdelerle anlatılır.( bk.Tekvîn, 4/1-8; Mâide, 5/27-31).
Kur’an-ı Kerim’de haksız yere bir cana kıymanın, bütün insanları öldürmüş gibi ağır bir suç olduğu; bir insanın hayatını kurtarmanın da bütün insanlara hayat verme gibi yüce ve değerli bir davranış olduğu belirtilerek şöyle buyurulur: 
انه من قتل نفسا بغير نفس او فساد في الارض فكانما قتل الناس جميعا و من احياها فكانما احيا الناس جميعا
“. Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.” (Mâide, 5/32)
İslâm dininde kişilere karşı işlenen öldürme ve yaralama suçlarında misli ile cezalandırma (kısas) ilkesi esastır. Konu ile ilgili bir çok âyet ve hadis vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

ياايهاالذينامنواكتبعليكمالقصاصفيالقتلىالحربالحروالعبدبالعبدوالانثىبالانثىفمنعفيلهمناخيهشيئفااباعبالمعروفواداءاليهباحسانذالكتخفيفمنربكمورحمةفمناعتدىبعدذلكفلهعذاباليم

Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecâvüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.” (Bakara, 2/178).

ولاتقتلواالنفسالتيحرماللهالابالحقومنقتلمظلومافقدجعلنالوليهسلطانافلايسرففيالقتلانهكانمنصورا

Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir” (İsrâ, 17/33) buyurulmuştur.
Hz. Peygamber’in bir çok söz ve uygulaması[6] da misli ile cezalandırmanın meşrû olduğuna delil kabul edilmektedir. Bu bağlamda Rasülüllah da:

ومنقتلعمدافهوقود

“. Kim kasten bir cana kıyarsa (cezası), kısastır… ”[7] buyurmuştur.
Kişilerin can güvenliğine diğer bir ifadeyle hayat haklarına yöneltilen haksız saldırılara karşı cezâî yaptırımlar getirilmesi, can güvenliğine verilen önem doğrultusunda yapılmış düzenlemelerdir.
Ayrıca, cinâyet işleyen kimsenin, öldürülenin yakınları tarafından öldürülmesi değil, suçlunun devlet eliyle, objektif ve âdil yargılama sonucu cezalandırılması ilkesi benimsenmiştir. Bütün bunlar, insan hayatını korumaya verilen değerin bir başka açıdan ifadesidir.
İslâm dininde savaş halinde bile müslüman savaşçıların düşmanı öldürme hakkı çok sınırlı tutulmuş, kadın, çocuk, din adamı, yaşlı kimseler gibi fiilen savaşa katılmayanların öldürülmesi yasaklanmış, savaş esirlerinin yaşama hakkı korunmuştur. Fiilî savaş durumu veya cezanın infazı, meşrû müdafaa gibi hukuka uygunluk hallerinin bu yasak dışında kaldığı açıktır.
Manevî Yaptırımlar

İslâm dininde insan canına kıymanın kısas ve diyet gibi dünyevî yaptırımları yanında manevî (uhrevî) yönden de birtakım müeyyideleri vardır.
Kur’an-ı Kerim’de, hukukî bir gerekçeye dayanmaksızın kişilerin canlarına kıymanın, Allah’ın gazap ve lânetine uğramaya sebep olacağı, dolayısıyla ne derece ağır bir manevî sorumluluğu bulunduğu şöyle dile getirilir:

ومنيقتلمؤمنامتعمدافجزاؤهجهنمخالدافيهاوغضباللهعليهولعنهواعدلهعذاباعظيما

Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ, 4/93).
Hz. Peygamber Vedâ haccında bütün müslümanlara hitaben:

فاندماءكمواموالكمواعراضكمعليكمحرامكحرمةيومكمهذافيبلدكمهذافيشهركمهذا.

“Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine kutsaldır, her türlü tecâvüzden korunmuştur; yani toplumun sorumluluğu ve hukukun güvencesi altındadır…”[8] buyurarak insanın yaşama hakkının dokunulmazlığını belirtmiştir. Bir başka hadiste de:
اجتنبواالسبعالموبقاتوقتلالنفسالتيحرماللهالابالحق
“Yedi helâk edici şeyden sakınınız…. Bunlardan biri de, haklı durumlar müstesnâ, Allah’ın haram kıldığı bir cana kıymaktır….[9] buyurmuştur.

İNTİHAR

İntihar, kişinin kendi hür iradesiyle ölümü seçip istemesi ve sonuçlarını bilerek kendisini öldürmesi demektir. 
İSLÂM DİNİNE GÖRE YAŞAMA HAKKININ ÖZELLİĞİ

İslâm dini, inancı, rengi, ırkı ve sosyal konumu ne olursa olsun her insanın hayatını dokunulmaz bir değer olarak kabul edip, insan hayatına yönelik her türlü saldırı ve tehlikeyi en etkili şekilde önlemeye çalışır. Bu nedenledir ki İslâm, kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkını vermemiş, bunu büyük günâhlar arasında saymış, inancı ve ameli ne olursa olsun bu kimselerin sırf intihar etmiş olması sebebiyle ahirette büyük bir cezaya çarptırılacağını bildirmiştir.
KUR’AN VE SÜNNETTE İNTİHAR YASAĞI

İslâm’da dinin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi (bk., İsrâ, 17/33) kendi canına kıyması da kesin biçimde yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de geçen ve öldürmeyi yasaklayan ayetler her iki durum için de söz konusudur. Ayrıca;

ولاتلقوابايديكمالىالتهلكة.

“. Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız.” (Bakara, 2/195) anlamındaki âyet de dikkate alınarak, kişinin kendi ölümüne yol açacak davranışlara girişmemesi gerektiği belirtilmiştir.[10]
Hadislerde, intihardan şiddetle kaçınmayı gerektiren ifadeler yer alır. Bu hadislerin anlatmak istediği şey; insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç ve günâh olduğu gerçeğidir. Söz konusu hadislerden bazıları şöyledir:

الذييخنقنفسهيخنقهافيالناروالذييطعننفسهيطعنهافيالنار

“(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini (onunla) boğar, dünyada kendisini vuran, cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur).”[11]

منتردىمنجبلفقتلنفسهفهوفينارجهنميتردىفيهاخالدامخلدافيهاومنتحسىسمافقتلنفسهفسمهفييدهيتحسيهفينارجهنمخالدامخلدافيهاابدا

“Kim kendisini bir dağın tepesinden atar da ölürse, cehennem ateşinde de ebedî olarak böyle (azap) görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse, cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devâmlı ceza çeker.”[12]
Bütün bu hadisler intiharın ne denli büyük bir günâh olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan, ne kadar zor ve acıklı bir durumda olursa olsun, kendi hayatını sona erdirme hak ve yetkisine sahip değildir.
Büyük acı ve ızdıraplar içerisinde kıvranan insanlar için bile, kendi canına kıyarak hayatına son vermesi meşru bir yol değildir. Hz. Peygamber, gerek geçmiş ümmetlerden gerekse kendi ashâbı arasından bazı örneklerle bu hususa dikkat çekmiştir. Nitekim O, daha önce yaşayan insanlardan birinin dayanamadığı bir acıdan dolayı, ölüme teşebbüs ettiğini bundan dolayı da Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine cenneti haram kıldığını haber vererek şöyle buyurur:

كانفيمنكانقبلكمرجلبهجرحفجزعفاخذسكينافحزبهايدهفمارقاالدمحتىماتقالاللهتعالىبادرنيعبديبنفسهحرمتعليهالجنة

“Sizden önce geçen ümmetlerden bir kişi vardı. Onun vücudunda bir yarası vardı. Kangren haline gelmişti. O yaranın elem ve ızdırabına dayanamayıp, bir bıçak almış da onunla elini kesmişti. Fakat kan bir türlü kesilmemiş nihayet ölmüştü. Yüce Allah; kulum kendi kendine ölüme teşebbüs ederek benim önüme geçti. Ben de ona cenneti haram kıldım” buyurmuştur.[13]
Kuzman isimli sahabînin durumu da çarpıcı bir örnek olarak zikredilmektedir. Hayber savaşında gösterdiği kahramanlıklar sebebiyle ashab-ı kirâm, Peygamberimizin huzurunda ondan övgüyle bahsetmiş, ancak Hz. Peygamber, bu kişinin cehennemlik olduğunu haber vermişti. Daha sonra onun savaşta aldığı yaraların acısına dayanamayarak kılıcı üzerine yatıp intihar ettiği görüldü.[14]
ACI VE SIKINTILAR KARŞISINDA MÜSLÜMANIN TAVRI NE OLMALI?

Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kedere karşı sabır göstermek, şartları ne kadar kötü olursa olsun, Allah’a olan inanç ve güveni yitirmemek, müslümanın temel karakteri ve ilkesi olmalıdır. Üstelik bu yolda gösterilen sabır ve mücadelenin Allah katında büyük bir ecri ve değeri vardır. Kur’an-ı Kerim’de hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemlerin birer sınav aracı olduğu, bunlara karşı sabır ve metanet gösterildiğinde iyi müslüman olunacağı sıkça hatırlatılır. Bu konuda, örnek olarak, bir iki âyet zikredelim:

ولنبلونكمبشيئمنالخوفوالجوعونقصمنالاموالوالانفسوالثمراتوبشرالصابرين

“Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”(Bakara, 2/155).

الذيناذاذكراللهوجلتقلوبهموالصابرينعلىمااصابهموالمقيميالصلوةوممارزقناهمينفقون

Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musîbetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.” (Hac, 22/35).
Aşağıdaki mısralar, olgun bir mü’min ve Allah dostunun, Allah’a teslimiyetinin ne güzel ifadesidir:
“Lütfun da hoş, kahrın da hoş,
Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül yahut diken
Ya hıl’atü yahut kefen.”
Müslüman her şeyin Allah’tan geldiğine inanmalı, acı ve sıkıntılar karşısında Allah’a sığınmalı, O’na yönelmeli ve sevabını Rabbinden dilemelidir.
İNANÇ BOŞLUĞU-İNTİHAR İLİŞKİSİ

İslâm tarihinde toplu intihar olayları hiç yaşanmadığı gibi münferit bazı olaylar dışında intiharın toplumsal bir sorun haline geldiği de hiç görülmemiştir. Çünkü İslam, ümitsizlik hallerinde, çözüm şeklinin intihar olmasına müsamaha ile bakmamaktadır. Günümüzde ise özellikle Batı toplumlarında intiharın, sosyal bir âfet halini aldığı bir gerçektir.
Ahlâkî ve mânevî değerlerin zayıfladığı durumlarda kendisine sağlam bir dayanak ve güvenli bir sığınak bulamayan kimselere ölüm yaşamaktan daha çok tercih edilir bir yol olarak görünmektedir. İlmî veriler, dini inançlarına bağlı kimselerde intihar nisbetinin çok düşük olduğunu göstermektedir.[15]
DİNÎ DEĞERLERİN İNTİHARI ÖNLEMEDEKİ ROLÜ

a) İnanç ve Güven Duygusu

Dini inancın, insanın ruhsal hayatındaki olumlu etkisi bilinen bir husustur. İnsan için ana, baba, dost, makam-mevki, para vs. güvence olabilir. İnsan yerine göre bu tür güvencelere dayanır. Ancak bu tür güvenceler geçicidir; bugün varlarsa yarın yok olabilirler. Bu bakımdan bunlarla sürekli güven duygusu sağlanamaz. Türkçemizde de bu durumu anlatan şöyle bir deyim vardır: “İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur, duvara dayanma yıkılır.” Bu tür güvencelerin ikinci bir niteliği de güven sağlama alanlarının sınırlı oluşudur. Güvensizlik doğurabilecek sayısız olaylar karşısında, doğması muhtemel bütün halleri karşılayacak geniş bir etki alanına sahip değillerdir.
İnsan için sürekli yani geçici olmayan, güvensizlik duygusu doğurabilecek muhtemel her olay karşısında sığınılabilecek, gücü sonsuz olan bir güvence gerektir ki o da Allah’tır. Çünkü Allah, her şeye kâdir, mutlak bir varlıktır. İşte böyle bir varlığı güvence olarak kabul edip, ona teslim olan kişi, çevresinde olup biten ve durumunu sarsabilecek her türlü hadiseye karşı mukavemet gösterir, kişiliği rencide olmaz, dolayısıyla strese girmez. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ifadesi ile:
Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif anı seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
diyebilen ve buna içtenlikle inanan kişi, olaylar karşısında güvensizlik duygusuna kapılmaz, rûhen yıkılmaz.
Stres ve bunalımdan kurtulmak için esas olan Allah’a tam teslim olabilmedir. Bu hal, ruhun mutlak’a açılabilme halidir. Bunun için gerekli olan şey de dînî inançtır. Dinde iki müessese mutlak’a açılmada en büyük rolü oynar. Bunlardan birincisi ibâdet ikincisi duâdır. Bu arada temeli güven duygusu olan sabır da önemlidir.
b) İbâdet

İbâdet ruhu yüceltir, kalbi kötü düşüncelerden arındırır, davranışları düzelterek kişiyi ahlâken olgunlaştırır. İbâdet esnasında insan kendisini Allah’ın huzurunda hisseder. İbâdet süresince insan mümkün olduğu ölçüde Allah’la olan ilişkiler dışındaki uğraşılarından uzak durur. Kendisini dış etkilerden âdeta soyutlar, Allah’la başbaşa olduğunun bilincine erişmeye çalışır. Böyle bir tutum ruhu mutlak’a açılmaya hazır duruma getirir.[16]
c) Duâ

Duâ; kulun Allah’tan yardım istemesi, iyilik ve rahmet dilemesi demektir. Bir başka deyişle, insanın gönülden Allah’a yönelmesi, hem kalbi hem de dili ile dileklerini O’na sunmasıdır.
Normal zamanlarda insanın gücüne güç katan duâ, karamsarlığa düşüp, ümidini yitirdiği anlarda da kalbinde parlayan ve ümit kapılarını açan bir ışıktır. Yine duâ, insanın keder ve üzüntülerini hafifleten, ruhunu huzura kavuşturan bir devâ, felaketler karşısında ve acılı günlerde bizi sarsılıp yıkılmaktan koruyan mânevî bir güçtür. Allah ile kul arasında bir bağ olan duâ, ilahi rahmetin imdada yetişmesini sağlayan önemli bir vasıtadır. [17]
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de:

اجيبدعوةالداعاذادعان.

“. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm.” (Bakara, 2/186). buyurarak duâları kabul edeceğini ve isteklere karşılık vereceğini bildirmektedir.
d) Sabır

Stres ve bunalım doğuran hadiseleri etkisiz bırakan önemli bir etken de sabırdır. Sabır, başa gelen musibetlerden dolayı Allah’tan başka kimseye şikayetçi olmamak, yakınmamak, sızlanmamak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında dünya ve ahiret yararını düşünerek, ruhî dengeyi bozmamak için insanın kalbinde bulunan sükûnet ve dayanma gücü demektir. Diğer ahlâki erdemlere de kaynaklık etmesi sebebiyledir ki, Kur’an’da müminlere ısrarla sabırlı olmaları tavsiye olunmuştur. (bk. Kehf, 18/28)
Peygamberler, çevresindekilere daima sabrı tavsiye etmişlerdir. Mesela Hz. Musa İsrailoğullarına:

استعينواباللهواصبروا .

“. Allah’tan yardım isteyin ve sabredin” (A’raf, 7/128 )tavsiyesinde bulunmuş, Hz. Lokman da oğluna;

يا بنياقمالصلوةوامربالمعروفوانهعنالمنكرواصبرعلىمااصابكانذالكمنعزمالامور

Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” (Lokmân, 31/17). diye öğütte bulunmuştur. Ayrıca Yüce Allah, başına gelen musibetlere sabırla katlandığı için, Hz. Eyyub’u, 
نعم العبد“. O ne güzel bir kuldu!.”( Sâd, 38/44) buyurarak övmüştür. Hz. Peygamber de, müminlere başlarına gelen bela ve musibetlere karşı sabırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuş, kendisi de;

واصبروماصبركالابالله

Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir.” (Nahl, 16/127
İlahî buyruğuna uyarak, hayatı boyunca sabır konusunda bizlere örneklik etmiştir.
Mü’min, başına gelecek çeşitli sıkıntılar karşısında imtihan geçirebilir. O, sabır ve metaneti, Allah’a olan güveni ile bu ağır sınavı kazanmak durumundadır. Bu hususta Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

لتبلونفياموالكموانفسكمولتسمعنمنالذيناوتواالكتابمنقبلكمومنالذيناشركوااذىكثيراوانتصبرواوتتقوافانذالكمنعزمالامور

Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.” (Âl-i İmrân, 3/186).
SONUÇ

Aklî, bedenî, ahlâkî ve ruhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmış olan insan tertemiz halde, maddî ve mânevî her çeşit yükselmeye müsâit olarak doğar.
Dinimizde insanın can güvenliğine, başka bir deyişle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz (masum) olduğu belirtilmiştir. Kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için de bir takım maddî ve mânevî yaptırımlar konmuştur.
İslâm Dininin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi, kendi canına kıyması (intihar) da kesin biçimde yasaklanmıştır. Peygamberimiz’in (a.s.) intiharla ilgili hadislerinde vurguladığı husus ise, insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç, günah ve haram olduğu gerçeğidir.

[1] Bu bölüm, Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi Şükrü ÖZBUĞDAY tarafından hazırlanmıştır,

[2] Hamdi Yazır; Hak Dini Kur’an Dili, VII,.5025. Eser Neşriyat, İstanbul, 1971.

[3] Yazır, VIII, 5936.

[4] Abdülbâki Gölpınarlı; Şeyh Galip Divanından Seçmeler, , s.10. İstanbul, 1971.

[5] Erzurumlu İbrahim Hakkı; Marifetnâme, s.97. Sadeleştiren, M. Fuad Başar, İstanbul, 1984.

[6] Meselâ bk. Buharî, Diyât, 6, 8, VIII, 38; Müslim, Kasâme, 6, II, 1302-1303.

[7] İbn Mâce, Diyât, 8, II, 880.

[8] Buhârî, İlim, 37, I, 35; Müslim, Hac, 147, I,, 889.

[9] Buhârî, Vesâya, 23, III, 195; Müslim, İman, 144, I, 91.

[10] İbn Kesîr İsmail b. Fida, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, I, 480. Mısır, tarihsiz. Yazır, II, 1343-1344

[11] Buhârî, Cenâiz, 84, II, 100.

[12] Müslim, İman, 175, I, 103-104;Tirmizî, Tıb,7, IV, 386.

[13] Buhârî, Cenâiz, 84, II, 100; Enbiya, 50, IV, 146.

[14] Buhârî, Cihad, 77, III, 226; Meğazî,38, V, 74.

[15] Hayati Hökelekli, “İntihar”, DİA, XXII, 353. İstanbul,

[16] Necati Öner, Stres ve Dînî İnanç, s.14,66. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1989.

[17] Seyfettin Yazıcı, İnananların Güç Kaynağı Duâ, s.5-6. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara,2002.

(Kaynak : http://www.mumsema.com/vaaz-ve-sohbet-konulari/1437-cana-kiyma-ve-intihar.html)

 

Kelime-i şahadet getirip intihar etmekle kişi cennete gider mi?

“İntihar etmek büyük günahlardandır. Bu bakımdan kendisini intihar edenin son sözü kelime-i şehadet olması onun günahını affettirmez. Bu Allahın rızasını kazanayım derken Allahın haram kıldığı bir şeyi yapmaktır. Ayrıca kelime-i şahadeti söyleyen her kişi direk cennete gidecektir diye kesin bir hüküm de yoktur.

Muaz İbnu Cebel el- Ensari (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (asm) buyurdular ki: Kimin hayatta söylediği en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider. (Ebu Davud, Cenaiz, 20.)

Açıklama: İslam uleması, bu ve benzeri hadislerde zikredilen “La ilahe illallah” tabirinden maksadın kelimei şahadet olduğunu belirtirler. Yani kişiyi kurtuluşa götürecek şey sadece Allah’ın birliğini teyid değildir. Buna “Muhammedur Resulullah” cümlesi de dahil olmalıdır. Bunlar, birini diğerinden ayırmak mümkün olmayan bir bütünteşkil etmektedir.

Münavi, ölüm anında her çeşit dünyevi ve nefsani arsuların sönmüş olması sebebiyle, kelimei şahadetin telaffuzun ihlası, içten gelerek olacağını, bu sebeple Allah tarafından kabul göreceğini belirtir.

Bu çeşit mücdeli hadisler, ibadeti, tövbeyi sona bırakmayı gerektirmez. Kulluk edebi her an samimi olarak Allah’a ilticayı amirdir. Ayrıca nasıl bir son bizi beklemektedir? Normal yaşlanarak, şuuru yerinde olarak can verebilecek miyiz, yoksa beklenmedik bir yaşta, hiç umulmadık bir anda mı ölüm yakalayıverecek? Günümüzde inanan pek çok insan gençlik gafletiyle şeytanın bu iğvasına kapılır. İbadeti, tevbeyi ihtiyarlığa bırakır. Son nefeste ihlasla yapılcak tevbenin, telaffuz edilecek kelime-i şahadetin yetebileceği söylenir. Bektaşivari sözlerle kendini oyalayan nicelerinin umulmadık kazalara kurban gittiğini görmekteyiz.

Şunuda unutmamak gerekir, bu çeşit hadisler, kişinin eksik bıraktığı ibadetler, kul hakkıyla ilgili günahlar sebebiyle maruz kalınacak azabtan garanti vermiyor. “Cennete gitmek” garantisi veriyor. Ehli sünnet akidesi, azda olsa bir hayır yapan müminin, cezasını çektikten sonra cennete gideceğini kabul eder. Mümin olarak kabre giren bir kimse ebedi olarak cehennemde kalmayacaktır.

Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan

(Kaynak : http://www.mumsema.com/itikat-iman-soru-ve-cevaplari/45712-kelime-i-sahadet-getirip-intihar-etmekle-kisi-cennete-gider-mi.html)

 

VII - Cihadizm ve Cihad aynı şey değildir

20080716_drein_dusunce_org_cihadizm

11 Eylül 2001′deki terör eylemlerinden bu yana, Avrupa Müslümanları, terörizmin potansiyel zemini olarak görülüyor ve büyüteç altına alınıyorlar. Meselâ 2005′te Londra’da yaşanan ve 70′nin üzerine masum insanın yaşamına mal olan ‘barbarca’ saldırı, bu büyüteci biraz daha kalınlaştırdı. Gerçi Müslüman liderler eylemleri güçlü bir biçimde kınadılar, Tony Blair “Biliyoruz ki Müslümanların büyük çoğunluğu teröre bizim kadar karşı” dedi. Ancak sorun ortadan kalkmış değil.
Sorun şu: Terör eylemleri, bir avuç fanatik militan tarafından gerçekleştiriliyor, ama biraz daha geniş bir Müslüman kitle tarafından benimseniyor. İngiltere’deki Müslümanlar arasında yapılan bir araştırma, Usame bin Ladin’i haklı görenlerin oranının yüzde 13 olduğunu göstermişti ki, bu endişe etmek için yeterince yüksek bir rakam. Ben de iki yıl önce Londra’daki Müslüman öğrencilere verdiğim bir konferansta, blucin ve tişört giyen Pakistan asıllı iki gencin Bin Ladin’i ‘Mehdi’ olarak gördüklerini öğrenmiş ve hayrete düşmüştüm. Peki sorun ne? Batı’da ‘Sorun İslam’da, bu din nefreti öğütlüyor’ diyenler var. Oysa yanılıyorlar. Gerçekte radikalleşen Avrupalı Müslümanların krizi, İslam’dan değil, onun da yanlış yorumlanmasına yol açan bir dizi sosyal, siyasi ve tarihi problemden kaynaklanıyor.
Göçmenler ve çocukları

Sayıları 15 milyonu aşan Avrupalı Müslümanların büyük bölümü ekonomik yönden çok dezavantajlılar ve topluma çok az entegre olmuş haldeler. Çoğu, Avrupa’ya İkinci Dünya Savaşı sonrasında işçi olarak gelen göçmenler ve onların çocukları. Bu göçmenler, Avrupa’ya kıyasla oldukça fakir ülkelerden ve dahası bu ülkelerin de sosyoekonomik yönden en alt düzeyinden geldiler. Almanya’daki Türk işçilerin bu yüzden Alman toplumundan uzunca bir süre izole olduklarını biliyoruz. İngiltere’deki Pakistan ve Bangladeşlilerin, Fransa ve İspanya’daki Kuzey Afrika kökenlilerin ve Avrupa genelindeki Ortadoğu kökenli Müslümanların çoğunun kültürel izolasyonu daha da ileri boyutta. Kültür ve dil farklılığından kaynaklanan izolasyona, bir de ırk farkı eklendiğinde, ayrım iyice keskinleşiyor.

Aslında Avrupa’da yaşayan Müslümanların çoğu bu ayrımdan pek de şikâyetçi değil. Özellikle yaşlılar, yabancı bir toprakta kendi yaşam biçimlerini sürdürmeye çalışıyor. Ancak çocukları bir tür kimlik ikilemi yaşıyorlar: Onlar için vatan, ne babalarının ata yurdu, ne de içinde yaşadıkları ülke. Bu nedenle söz konusu gençler, Fransız uzman Oliver Roy’un ifadesiyle ‘kültürel yönden köklerinden koparılmış’ durumdalar.
İslam’ın modern yorumuna ihtiyaç

Söz konusu genç Avrupalı Müslümanların kimlik bunalımının temel bir nedeni, modern yaşam ile uyumlu bir İslam yorumundan yoksun olmaları. Çoğu, İslami gelenekler ile Batılı yaşam tarzları arasında bir tür orta yol buluyor, ama bu orta yol girişimleri, doktrinsel bir dayanaktan yoksun oldukları için, bazen de bir gerilim ve suçluluk duygusu üretiyor. Ve işte bu suçluluk duygusu, modernleşmiş genç Batılı Müslümanların bazılarında ters bir etki yaratıyor ve bir kimlik krizi sonucunda İslam’ın en radikal yorumlarını -daha doğrusu yanlış yorumlarını- benimseyebiliyorlar. Bu yanlış yorumları ısrarla yayan, Suudi sermayesi ile beslenen radikal imamlar da zaten ortalıkla dolaşıyor ve pek çok camiye egemen durumdalar.

ABD’ye yönelik 11 Eylül saldırısını düzenleyen teröristlerin çoğu, işte bu şekilde ‘yeniden doğmuş’, yani önce modernleşip sonra birden radikalizme savrulmuş gençlerdi. Londra’ya yönelik saldırıyı düzenleyenlerin de yine böyle ‘modern gençler’ olduğu ortaya çıktı.

Fransız uzman Oliver Roy bunlara ‘neofundamentalist’ veya ‘cihadist’ adını veriyor ve bunlar ile yalın İslam arasındaki farkı vurguluyor. Roy’a göre ‘cihadizm’ dini argümanlardan çok siyasi sloganlara dayalı. Dahası cihadistler, pek çok geleneksel İslami kuralı hiçe sayıyorlar.

Örneğin İslam fıkhı, savaş sırasında sivillerin korunmasına vurgu yapar. Cihadistlerin sivillere yönelik terör eylemlerinde, bu prensip açıkça çiğneniyor.

Bu konuda en çok yazıpçizen Batılılardan biri olan Daniel Pipes ise ‘cihadizm’i ‘militan İslam’ diye tanımlıyor ve bunun İslam’dan farkını şöyle özetliyor: “Geleneksel İslam, insanlara Tanrı’nın rızasına uygun olarak yaşatmayı öğretme amacında; militan İslam ise yeni bir düzen kurma peşinde.”

Peki bazı Avrupalı genç Müslümanları etkisi altına alan ‘cihadizm’ neden birdenbire yükseldi? Bir genelleme yaparsak, üç temel cevap bulabiliriz.
Kökenlere ilişkin üç cevap

Birincisi, Avrupa’daki Müslümanların ve genel olarak da İslam dünyasının fakirliği ve umutsuzluğu. Aslında İslam adına hareket eden radikallerin ve teröristlerin çoğu cahil ve fakir kesimlerden değil, aksine eğitimli ve hali vakti yerinde insanların arasından çıkıyor. Ancak aynen burjuva ailelerden gelmesine rağmen ‘proletarya’ için kapitalizmle mücadele eden solcu entelektüeller gibi, onlar da, baskı altına alınmış, fakirleştirilmiş ümmet için kendilerini feda etmek gerektiğine inanıyor.
Leninist bakış açısı

Bu noktada cihadizm denen ideolojiyi kuranların -örneğin Seyid Kutb, Ali Şeriati ve Mevdudi’nin- Marksist-Leninist ideolojiden önemli öçüde etkilendiklerini de belirtelim.

Emperyalistler tarafından kotarılan ve onların yerli temsilcileri olan kompradorlar tarafından desteklenen küresel bir komploya inanan komünistler gibi, cihadistler de, İslam dünyasının fakirlik ve güçsüzlüğünün, Batı’nın ve onun yerel destekçilerinin yürüttüğü bir komplonun sonucu olduğunu düşünüyorlar.

Bu düşünceye göre, İslam dünyasının mevcut sorunlarından kurtulması için, eğitim düzeyini, verimliliğini veya sağlık şartlarını yükseltmek yerine, onu ‘ezenlere’ saldırmak gerekiyor.
Kuran’dan ziyade Lenin’in ‘emperyalizm’ teorisine dayanan bu cihadist ideolojinin Çakal Carlos gibi yeminli Marksistlere cazip gelmesi, bir tesadüf değil…

İslami radikalizmin ikinci bir kaynağı, Batı’nın geçmişteki veya güncel politik suçları. Batı karşıtı duyguların en belirgin kaynakları, İngiltere ve Fransa’nın sömürgecilik geçmişleri ve ABD’nin Soğuk Savaş boyunca Ortadoğu’daki bazı diktatörlükleri desteklemiş olması. Filistin trajedisi de cabası…

Cihadizmin kökenleri hakkındaki üçüncü açıklama ise, gelenekçi İslam ile modern dünya arasındaki kültürel uçurum. Gelenekçi Müslümanların bir kısmı tarafından sergilenen premodern yaşam tarzı (ki bu premodern öğeler, İslam’ın özünde olmadığı halde öyle sanılıyor) İslam ve modern yaşam arasında uzlaşmaz bir çatışma olduğu izlenimini yaratıyor. Söz konusu gelenekçi Müslümanların çok büyük bölümünün terörizmle bir ilgisi yok, ama onların modern dünya ile uyumsuzlukları, cihadistler tarafından, Batı’yla çatışmak için bir neden olarak görülüyor.
Dar-ül Harbe son

Anlattığımız bu olgular, barış isteyen Müslüman liderlerin ve entelektüellerin önüne önemli görevler koyuyor:

Öncelikle, cihadizm ve onun yarı-Marksist dünya görüşü ile, İslam’ı ayırt etmek lazım. İslam, ‘Batı’ya karşı ‘Doğu’nun silahı değil; tüm insanlığa yönelik bir ilahi mesaj…

Batı’ya yaklaşırken bunu bilmek ve düşmanca tepkiler vermek yerine yapıcı eleştiriler getirmek gerekiyor.

Yapılması gereken bir diğer önemli çaba ise, İslami gelenekte yer alan, fakat bugüne hitap etmeyen bazı kavramları yeniden anlamlandırmak. Örneğin sık sık tartışılan ve dünyayı ‘Darül Harb’ ve ‘Darül İslam’ olarak ikiye ayıran geleneksel doktrini ele alalım. Kuran’da yer almayan bu kavramlar, İslam’ın ilk yüzyıllarında Müslüman fakihler tarafından geliştirilmişti. O zamanın dünyasında bir Müslüman’ın, yabancı bir toprakta güvenli olarak İslam’ı yaşaması ve tebliğ etmesi mümkün değildi. Ancak zaman değişti. Bugün açık bir dünyada yaşıyoruz ve Müslümanlar dünyanın dört bir yanında inançlarını yaşamak ve yaymakta özgürler. Özellikle de Batılı liberal demokrasilerde.

Bu, Batı’daki Müslümanların kendi inançlarını güzel örnekler sergileyerek temsil edebilecekleri ve diğer dinlerle barış içinde yaşayabilecekleri anlamına geliyor. Bu mümkün ve zaten İslam’ın asıl mesajı da bu… Kuran, insanların ayrı gruplara bölünmüş olmasının, ‘çatışmak’ için değil ‘tanışmak’ olduğunu haber veriyor. (Hucurat Suresi, 13)

(Kaynak: http://www.derindusunce.org/2008/07/18/cihadizm-ve-cihad-ayni-sey-degildir/)

 

VIII – Sonuç Olarak 11 Eylük Saldırısının İslamiyete Olumlu Bir Katkısı Olmadığı Gibi Yapan Kişiler “Islah Edici” Olduklarını Bildirmiş, İnsan Öldürme Konusunda Din, Cinsiyet ve Yaş Ayrımı Olmadığı İçin Aşırıya Gidilmiş, Yapılan İşlem İslam Dünyası İçin Bir Bozgunculuk Etkisi Meydana Getirmiş, Beraberinde Birçok Müslüman Konu Hakkında Bilgisizce Saptırılarak Bu Karanlık Olaya Destek Vermiştir.

Diğer Din Mensuplarına Ne Olacağı Gaybi Bilgidir ve Onların Durumlarını Biz Bilemeyiz:

Nisa;

152. Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara (gelince) işte Allah onlara bir gün mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

Maide;

48. Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.

Terör Saldırıları:

Bakara:

190. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

191. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

Nisa;

92. Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

93. Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

 

 Terör Saldırıları ve Cami Bombalamaları Hakkında:

Bakara:

11. Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.

12. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.

84. Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.

85. Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

86. Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.

 

Bakara:

190. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

191. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

204. İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.

205. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.

206. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!

207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.

208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.

 

Nisa;

92. Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

93. Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

 

Enam

151. De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.

152. Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.

153. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.

 

Hud;

18. Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde)  Rablerine arz edilecekler, şahitler de: İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir!

19. Onlar, (insanları)  Allah’ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardır.

20. Onlar yeryüzünde (Allah’ı)  âciz bırakacak değillerdir; onların Allah’tan başka (yardım isteyecekleri)  dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri)  ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardı.

21. İşte onlar kendilerini ziyana uğrattılar. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.

22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

23. İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar.

24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin)  durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla ibret almıyor musunuz?

 

Furkan;

68. Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur;

69. Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.

 

Hicr;

20. Allah’ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır.

21. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

22. İlâhınız bir tek Tanrı’dır. Fakat ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir.

23. Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.

24. Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, «Öncekilerin masallarını» derler.

25. Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!  

—->Zira sapanla saptıran ortaktırlar; birisi öbürünü saptırmış, öbürü de onun saptırmasına boyun eğmiştir. Öyleyse günahı ikisi beraberce yükleneceklerdir.

«Saptırmanın bilgisizce olması» saptırılana dönük bir keyfiyettir. Yani uydukları yolun sapıklık olduğunu bilmeden sapmışlardır, demektir. Bu da tek başına iyi niyetin yetersizliğini, ihlâsla beraber, doğrunun tesbiti için gayret sarfetmenin gerekli olduğunu gösterir.

26. Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.

27. Sonra kıyamet gününde (Allah), onları rezil eder ve der ki: «Kendileri hakkında (müminlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?» Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler ki: «Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir.»

28. Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:) «Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir.»

29. «O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!»

30. (Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, «Hayır (indirdi)» derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!

 

Maide:

32. İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.

33. Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.

 

 XI – Sivas Katliamının Sonucu: “Yananların Aydın, İslam Dünyasının Karanlık” Olması Üzerine Yazı ve Karikatürler;

67926_455470631216757_1043154841_n 23732184967

 .

 

Bir Cevap Yazın