Sohbetler – Seyyid Abdülhakim El Huseyni / Şeyh Muhammed Konyevi

Sohbetler – Seyyid Abdülhakim El Huseyni, 



Nakşibendi durduğu müddetçe mürid’in amel defteri kapanamayacak. Yalanı (S.4) 


Şeyh Fethullah Verkanisî (K.S.) iki kardeştiler. Bir kendisi, diğeri kardeşi Şehmuz. Şeyh Fethullah kendisine yol olarak ilim tahsilini seçti. Medreseye gitti. Daha sonra Şeyda – i Tâğî Hazret lerine gidip ona intisab etti. Seydaya hizmette bulunarak sâdâtı Nakişbendînin arasına karıştı. Saadatı Nakşibendi olduğu içindir ki, Kıyamete kadar, bu tarikatı Nakşibendi durduğu müddetçe, onun amel defteri kapanmayacak; Kıyamete kadar ismi anılacak ka zana yazılmaya devam edecek. 


Şeyh ve müridin kabir alemini görmesi yalanı (S.4) 


Keşif ehli bir kimse bir gün Gavsı Hizani’ye (K.S.A.) gelip, ” Kurban, kabristanımızda hrıstiyanlar vardır.)demiş. Gavs, “Na sıl hristiyan var?» deyince, «Kurban kabristanda yüzleri değil de sırtları Kıbleye çevrilmiş olan mevtalar gördüm.” karşılığını almış. Gavs (K.S.A.) tebessüm ederek. “Hayır onlar kafir değil, müslümandırlar. Onların dünyaya karşı aşırı muhabbetleri olduğu için melekler onların yüzünü Kıble’den çevirip sırtlarını Kıble’ye getirdiler. Dünyaya olan muhabbetleri yüzünden öyle oldular buyurmuştur. 



“Rufai tarikatına mensup olanı fırın yakmaz.” Yalanı (S.5)


Meselâ, Seyyid Ahmed El Rufâî (K.S.A.) Hazretleri’nin tari katinde olan müritleri de vanan tandırın içine girerler, fakat, ateş ten zarar görmezler. 


“İrşad zahirle olmaz manevi tasarruf mümkündür.” Yalanı (S.7) 


Gavs (K.S.A.) bir sohbetinde şöyle buyurdular- «Eğer irşad etmek vaaz ve nasihatla olsaydı, çok güzel vaaz eden, nasihatte, bulunan hocaların, mollaların etrafında cemaatlerin bulunması, onları irşad etmesi icap ederdi. Halbuki hiç de öyle değil» Demek ki bu iş zahirî değil. Bu iş. yani kulluğa davet vaaz ve nasihatin değildir. Ancak ve ancak sâdâtın manevi tasarrufu tesir ve irşada sebeptir. Yine Gavs (K.S.A.) bir sohbetlerinde şöyle buyurdular. «Bir şeyhe sormuşlar: (İşiniz nedir, sanatınız nedir, siz neyle meş gul oluyorsunuz?) diye. Demiş ki: (Bizim işimiz çözmek ve bağ lamaktır.) (Nasıl çözmek ve bağlamak Kurban?) diye sorduk larında şöyle cevap vermiş: «Demiş ki biz bize gelenlerin kalplerini dünyadan çözer, âhirete bağlarız.» 


Allah’ın tasarruf hakkını şeyhe verme iftirası (S.8) 


İşte böyle… Eğer zahiri tasarrufla, olsaydı, bunca kuvvetli vaizler, âlimler, gayet güzel vaaz ve nasihat ederek. Allahı anarak sohbet ederken birçok kimseyi de irşad etmeleri gerekirdi. Halbuki öyle olmuyor. Çünkü irşad işi tamamen manevî tasarrufladır. 


Gavs’ın üzerine yağmur yağmaz hurafesi (S.9) 


Gavslık alâmetlerinden «Yağmur yağınca gavslar yağmurdan ıslanmaz” ibaresini düşünerek köye yaklaşmaktadır. Mevsim bahar, gökte en ufak bir bulut kümesi bile yok. Nihayet köye vasıl olup Gavs Hz. ile buluşuyorlar. Hemen orada tepenin üzerinde oturarak sohbete koyuluyorlar. Az bir zaman sonra gök gürleyip, şimşekler, çakarak sağanak halinde yağmur yağmaya başlıyor.Oysa ki ha- vada hiç bulut yoktu az evvel. Sığınacak bir ver olmadığı için iyice ıslanıyorlar. Tam bu sırada Abdurrahmani Taği Hazretlerinin aklına tasavvuf kitaplarında gördüğü (Gavslar yağmurdan ıslan- mazlar ibaresi geliyor. Başını kaldırıp Gavs-i Hizanî Hazretlerine baktığında ne görsün , üzerinde en ufak bir ıslaklık bile yok, sanki hiç yağmur yağmıyor. 



“Peygamberler yardıma gelir.” İftirası (S.10) 


Peygamberler (A.S.) dahi insanın yardımına gelirler, manen yardımcı olup insanı desteklerler. Eğer onların da manevi kuvvet ve destekleri olmasaydı, bu zamanda hiç kimse yakasını kurtaramaz, imanını muhafaza edemez ve onu koruyamazdı 



Mürid’in levh-i mahfuzu görme yalanı (S.17) 


Kendisine muhabbet ve bağlılığı çok fazla olan bir dükkân sahibi tüccar varmış. Papaz da onun sıksık ziyaretine gidermiş. Bu tüccar verilen vazifeleri yapıyor, samimi olarak çalışıyor ve nihayet keşfi açılıyor. Birgün virdini çekmiş, rabıtadayken, hele bir bakayım şeyhimin Allah yanında mertebesi ne kadar yücedir, diye Levhi Mahfuza nazar ediyor. Bir de ne görsün ? Bunca za man hizmet ettiği şeyhi orada müslüman değil, keşiş olarak yazılır.. Derhal şeyhine karşı kalbi soğuyor. Muhabbeti kesili yor. Hergün kendisine uğrayan hürmet ve saygı gösteren şeyhi o günden sonraki ziyaretlerinde bakar ki dükkancı hiç hürmet göstermiyor, adabı falan terk etmiş. Dayanamaz sorar: «Bana karşı soğuk davranıyorsun, muhabbetin kalmamış, bunun sebebi nedir ?» diye Israr eder. Tüccar evvela söylemek istemez, fakat ıs rar karşısında hakikati söyler : «Benim dinimde kafire hürmet yoktur. allah2ın inayetiyle keşfim kerametim açıldı. Levhi Mahfuza şeyhimin makamına bakayım, dedim. Baktım seni orada papaz 

olarak gördüm. Kâfire hürmet caiz olmadığı için sana hizmet etmiyorum.» Papaz donup kalıyor. 

“Burada benim papaz olduğumu bilen hiç kimse yok. Bunu bildiğine göre senin keşfin haktır. Müslümanlık da hak dindir.» 


Allah’a ve Cebrail’e iftira ve müride ilahlık vasfı verilmesi (S.31-32) 


Birgün Cebrail (A.S.) Rabbül Âlemîn’den soruyor : «Ey Rabbimiz, diyor, şu anda senin yanında en makbul kulun kimdir acaba? Lütfen bana haber ver, onu görüp tanımak istiyorum» Rabbül Âlemin de Cebrail’e : «Falan şehre git, filân yerde bir köprü vardır, şafaktan evvelki bir saatte orada bulun. Her kim öncelikle o köprüden geçerse bu zamanda en makbul kulum işte odur.» Cebrail (A.S.) emredilen memlekete gidip şafaktan evvel köprünün başında bekler. Bakar ki; fakir, kendi halinde bir adam, omuzunda bir ip olduğu halde çıkıp gelir. Doğruca köprüden geçip su başına giderek abdest alır. Seccadesini yayıp sabah namazının sünnetini kılar. Şafak atınca farz namazını da kılar. Sonra otu rup da güneş doğuncaya kadar virdini çeker. Güneş doğunca kalkıp odun toplar. Topladığı odunları sırtlayıp şehre doğru gitmeye başlar. Tam köprünün üstüne gelince karşıdan bir atlı belirir. Ayağında çizme, elinde kamçısı olduğu halde o da köprüye gelir. O sırada atı birden ürkerek üzerindeki süvariyi yere atar. Yerden kalkan süvari sofiye, sen benim atımı ürküttün, diye elindeki kamçıyla vurmaya başlar. Fena halde döver. Sofî’den ise hiç ses çıkmaz. Süvari dayağını bitirip atına binmeye gidince, sofi ondan evvel koşup atının başını tutarak süvarinin binmesine yar dım eder. Süvariye, «benim yüzümden attan düştün, üstün hep toz toprak oldu, özür dilerim, beni affet» diyerek helâllik ister ve «eğer hakkını helâl etmezsen, vallahi atının başını bırakmam» der. Atın dizginlerini tutup durur. Süvari nihayet bırak, git, işte, helâl ettim. Allah belânı versin» deyince sofî atı bırakır. Süvari yoluna devam ederken sofi de odunlarını sırtlamak üzere odunlarının yanına gelir. Tam odunlarını sırtlayıp gideceği zaman Ceb rail (A.S.) oradan çıkıp sofiyi durdurur. «Vallahi seni bırakmam. Eğer bana Cibril-i Emin’in yerini söylemezsen giden süvariden yüz defa daha fazla seni döver, ondan sonra da köprüden aşağıya a tarım» der. Sofî feryad u figan ederek: «Aman ben fakir, ben biçare, ben yüzükara bir kimseyim, nereden Cibril-i Emîn’in ye rini bilebilirim, onu nerden görmüşüm ki tanıyayım» diye yakınır ise de Cebrail (A.S.), «hayır elimden kurtulamazsın, vallahilazim, eğer Cebrail’in yerini söylemezsen seni fena halde döver, sonra da köprüden aşağıya atarım. 

Sofiye kanaat gelir ki bu adam dediğini yapacak kendini dövüp köprüden atacak. Çaresiz olduğu yerde oturur, gözlerini yumar, öylece bir müddet rabıtada kalır, sonra gözlerini açıp Ceb rail’e (A.S.) Allah’a kasem ederim ki, bütün gök tabakalarım ara dım, Cibril-i Emîn gökte değildi. Yer tabakalarını aradım, orada da bulamadım. Bütün Dünyayı dolaştım, yine yoktu. Ge riye yalnız biz ikimiz kaldık, ya sen Cebrailsin yahutta ben, Ken dimin Cebrail olmadığını biliyorum, geriye sen kalıyorsun, öyley se Cebrail senden başkası değildir» diyor. Bunun üzerine Cebrail, (A.S.) elini beline vurup, «Allah dostluğu sana mübarek olsun.” diyerek oradan ayrılıyor. 


Nakşi tarikatına bağlı müridin zikirden kalbinin yanması yalanı (S.49) 


Bir gün bir Kadiri, Mevlana Halid’in (K.S.A.) yanına gidip bizim zikrimiz şöyledir, böyledir, diye kadirilerin methini yapmış, bunun üzerine Mevlana Halid gelen Kadirîye: Bana yüz defa «Lailâheillallah» de bakayım, demiş. Gelen adam hemen başla mış zikre, bitirdikten sonra Mevlânâ Halid sormuş. Sende bir şey meydana geldimi, demiş. Hayır, demiş o adam. Bu sefer Mevlana Halid (K.S.A.) orada bulunan bir sofisine dönüp haydi şimdi desen zikir yap demiş. Sofi zikre başlamış. İkinci zikrinde sofinin kalbine ateş düşüp kalbi yanmış. Bundan sonra Mevlânâ Hâlid Kadirîye dönüp gördüm, işte. Bir de gelmişsin bize kadirinin vasfînı veriyorsun. Sen yüz defa zikrettin hiçbir değişme olmadı sende. Hava gibi çıkıp gitti. Bak sofi bir kere söyledi, ikincisinde sığdıramadı kalbine, ateş düşüp Allah’ın zikrinden kalbi tutuşarak yandı. 


“Her mürid Allah bir ruh yaratır.” İftirası (S.50


Bu Tarikat-ı Nakşibendî’de mürid tarikat alıp Nakşibendî olunca Rabbül Âlemin şeyhinin bir evrahını halk eder. O ervap dâima onunla beraber olur. Kal Dinde tasarrufta bulunur, İster o şeyhin milyonlarca müridi olsun, Rabbül Alemin her bir mürid için ervah yaratır. 



Beyzıd-i Bestami’nin İstanbul’daki müridini zinadan men etmesi yalanı (S.72-73) 


Bayezid-i Bestamî (K.S.A.) nin bir etbaı bir gün gelip kendini ziyaret ettikten sonra, Kurban, müsaade olursa bir sorum var, diyor. Bayezid-i Bestamî müsaade edince soruyor: «Kurban, diyor, Şey’in hakkı nedir? Vazifesi nedir? Ve müridin hakkı nedir?» Bayezid-i Bestamî: Çok büyük bir soru sordun sen. Sorduğun çok büyük bir sırdır. Cebavı ancak ihtiyaç hasıl olduğunda veri lir, buyuruyor. Mürid tekrar soruyor : «Kurban, ihtiyaç hasıl ol duğunda, dediniz. İhtiyacı nedir?» Ebayezid-i Bestamî bu sorusuna karşılık kendisine bir mektup uzatarak, «Al bu mektubu. İstan bul’a Sultan Mahmud’a götür» diye emrediyor. Mürid derhal mektubu alarak dışarıya çıkıyor ve yola koyuluyor. Halbuki mü ridin böyle bir yolculuğa hiç hazırlığı yok. Ne parası var, ne azığı var, ne de bineği var. Buna rağmen murid hiç tereddüt etmeden yaya olarak, bineksiz, parasız, pulsuz, hazırlıksız, çıplak olarak Şeyhinin ağzından söz çıkar çıkmaz derhal mektubu alarak yola koyuluyor. İki aylık bir yolculuktan sonra İstanbul’a varıyor. Mek tubu Sultan Mahmud’a takdim ediyor. Sultan Mahmud mektubu alıp okuyunca öpüp başına koyuyor. Sofiye de : Sen yoldan gel mişsin yorgunsun haydi istirahate çekil, diyor. Arkasından da bir cariye çağırarak git bak sofinin neye ihtiyacı var, ne yemek is tiyorsa hazırla, istirahatini temin et, diye emir veriyor. Cariye sofî’nin kaldığı odaya gidip canın ne yemek istiyorsa söyle, hazır- lıyayım, diye sorunca, sofî: Yoldan geldim boğazım toprak dol muş. Şöyle tatlı cinsinden, pekmezli bir şeyler hazırla da yiyeyim, diyor. Cariye kadın ateş, yakıp istediklerini hazırlamaya başladı ğında şeytan da gelip sofiye vesvese vermeye başlıyor. Şehveti depreniyor. Başını kaldırıp kadının saçlarına, güzelliğine bakınca dayanamıyor, elini kadının uzun ve güzel saçlarına dokunduru yor. Dokundurunca şeytan daha da vesvese vererek şehvetini ar tırıyor. Sofi hemen yerinden kalkarak niyetini tam bozmuş ola rak kapıyı kapatıyor. Artık kadınla zina arzusundadır sofi. Tam o sıra bir de ne görsün, duvar iki parça olup içinde Ebayezid-i Bes tamî, üzerinde cübbesi, başında sangı olduğu halde heybetiyle çık masın mı? Sofi kendinden geçerek bir nara atıp yere yıkılıyor. 

Ebayezid-i Bestamî (K.S.A.) sofiye dönerek: «Ey gafil ne yapıyorsun ? Yusuf ile Züleyhanın başına gelen fitne şimdi de senin başının üzerindedir.» diyor. Sofi bir müddet yerde kaldıktan sonra aklı başına gelip kalktığında bakıyor ki kimseler yok. Sabah olunca Sultan Mahmud’a gidip mektubunun cevabını alıyor. Tekrar gerisin geriye yola koyuluyor, iki ay gidiş, iki ayda geliş olmak üzere tam dört ay sonra mektubun cevabını getirip şeyhine veriyor. 

Ebayezid-i Bestamî: «Ha, geldin mi?» diyor. «Evet, kurban, geldim, diye sofi cevap veriyor. Ebayezidi Bestamî: «İyi, güzel. Sen gelene kadar ben de sorunun cevabını hazırladım. Şeyhin mürid üzerindeki hakkı: Her ne söylerse itirazsız, acizlik gösterme den hemen yerine getirmek. Senin yaptığın gibi. Demedin ki ya yayım, bineğim yok. Demedim ki parasızım, azığım yok, hazırlığım yok. Derhal iki aylık yola revan oldun. 

Müridin şeyh üzerindeki hakkına gelince : Onu hatalardan, günahlardan, emre uymamazlıktan muhafaza etmek korumaktır. O da benim seni günahtan koruduğum gibi der. 


Gavs çayda yıkanan kadın müridini görmesi hayasızlığı (S.73) 


Gavs, (K.S.A.) bir seferinde sohbet etti, buyurdu ki, «Gavs-i Hizanı (K.S.A.) tesbihat yaparken tebessüm etmişti. Orada ken disiyle serbest konuşabilenlerden birisi vardı. Sordu : «Kurban, dedi, senin hiç böyle adetin yoktu. Tebessüm etmenin sebebi aca ba ne olabilir,» Gavs şöyle buyurdu : «Bir müride kadın, Botan Çayı’nda yıkanıyordu. Saçını tararken tarak saçına takılıp kaldı. Canı acıdı. Benden istimdat etti. İşte ben de ondan dolayı tebessüm ettim.