Nurcular / Nur Cemaati

I – Nurculuğa Reddiye!

II – Nur Cemaati Hakkında: Nur Cemaati Bir Titan Zincirimi?

III – Gerçekten Nurculuk İslam’a ve Kur’ana Uygunmudur?

IV – Nurculuk ve Nurcuların Gerçek Yüzü

V – Said Nursi din istismarcısı mıdır? Risale-i Nur Allah’tan Gelmiştir Diyenlere Abdulaziz Bayındır’dan Sert Eleştiri

VI – Nursuzlar:

VII – Cübbeli Ahmet Hoca’dan Diyalog Masalına İtiraz

 

.

I – Nurculuğa Reddiye!

Nurculuğa Reddiye

maksadımız bidat ve sapıklıkllardan insanları kurtarmak ve insanları ehli sunnet vel cemaat fırkasına çekmektir. cunku ateşten kurtulacak yegane fırka ehli sunnettir.

bir fırkanın adı ehli sunnet diye anılmıyorsa o zaten baştan bidat fırkası olmayı kabullenmiştir.şia havaric mutasavvıfe gibi tarih yalancılarla sahte peygamberlerle dini yıkıcı insanlıga zarar verici hareket ve
insanlara doludur.islam tarihi ve islamın büyük devletleri hep bu yıkıcı akımlardan zarar görmüştür.

şia,babek,ismaili,nusayri ve pekcok isyanlara tanık oldu tarih.tabi her isyan her zararlı hareket silahlı olmamıştır.bazılarıda fikri olmuştur.müslümanların itikadına saldıran onları dinden uzaklaştıran dinin
ozunu yalnıs tevil ederek müslümanların itikadını bozan hareketlerde olmuştur

işte bunlardan biriyle bugun karşı karşıyayız..takriben 50 sene evel osmanlının yıkılması ulemanın yurt dışına sürgün edilmesi ve meşayihi islamiyyenin feshedilmesi neticesiyle memlekette alim kalmamış isteyen istedigi bidatı yaymakta tabiri caizse kuzu yokken keçiler padişah olmakta idi..

işte bu harekette bu tarihlerde memleketin boş olan ve suistimale musait dini atmosferinden faydalanarak neşvu nema buldu.ilk senelerde mahkemelere gidip geldi bu hareketin kurucusu ve kitapları
diyanet işleri riyaseti 10 larca kez bu hareket hakkında menfii kararlar almıştır.bunlar 1965 senesinde nurculuk hakkında ismi ile neşredilmiştir

özal ve refahyol iktidarlarının ardından yanı başımızdaki irandada bir islam inkilabı zuhur etmesinden mutevellid turkiyede islam tırmanışa geçti.ve nurcular bundan çok istifade ettiler.ve fikirlerini hususen
gençlere universite ogrenci evleri ve dershanelerde empoze etmeye başladılar.bugunde televizyon radyo ve internet aracılıgı ile bu empoze devam etmektedir

malum olmuşturki ihtilalci siyasi partiler dini misyoner guruplar ve sigara imalatcıları hep gençleri hedef kitle olarak seçer.

islam dininin aslı kitap ve sunnettir.bunlardan dogan bir güneş ise fıkıh ilmimizdir.her müslümanın bir mezhebi taklid etmesi kendisi için hayırlı olandır.cunku herkes müçtehid degildir.halkın çogu avamdır ve dini meseleleri anlayamayacagı için bir mezhebi taklid etmesi onlar için evladır.

ancak bugün turkiyede insanlar kitap sunnet ve 4 mezhebden ziyade bazı sapık tarikatları cahil hocaları taklid etmekte.bunlar taklid edilmeye layık degiller bizatihi kendileri mukallid zaten. oyuzden her
müslümanın kendi dinine kitaba sunnete ve bir mezhebe uyması o mezhebde mevcut haramı haram helali helal bilmesi zaruridir.

mesela bakınız 4 mezhebde çalgı aletlerini dinlemek haram oldugu halde nurcular bunu helal saymaktalar.resulullah sakal salın bıyıkları kısaltın sakalı uzatın-buhari-diye emir vermesine ragmen nurcular tam tersini yapmakta sakalı kesip bıyık uzatmakta ve sakal uzatanlara gıcık olmaktalar.

allah teala kuranı kerimde hep cihadı emretmektedir.cihad malum oldugu uzere silahlı cihaddır islamı hakim kılmak ve onu yaymak onu kanun olarak uygulamaktır ve allah teala soyle buyurmaktadır

Ey peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı
çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir
orası! tevbe syresi ayet 73

Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza
ileteceğiz. Şüphesiz Allah mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir. ankebut
69

bakara suresi ayet 216 da mevla teala kıtal hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu
seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. buyuruyor. bu ayetin tefsirinde şamın mufessiri mekhul : bu kıtalın bilinen silahlı cihad oldugunu ve hukmunun farzı ayn oldugunu beyan etmiştir.kendisi tefsirde huccettir ve imamdır – fahreddin razi mefatihul gayb-

cihad islam şeriatını yaymak ve devletleri ele geçirerek oralarda şeriatı hakim kılmaktır.ancak buna ramen mezkur zumre cihadın silahlı cihad olmadıgını buna luzum olmadıgını cihadın kalemle oldugunu ısrarla ifade etmektedir.bu açık bir şekilde islamın bir ruknu olan cihadı inkardır.19 sefer gazveye çıkan peygamberede iftiradır..

gulam ahmed kadıyani ingiliz hindistanı vilayetine yazdıgı bir mektupta şöyle diyordu : 60 yaşındayım bu yaşa kadar müslümanlara İngiliz devletine saygı göstersinler ve ingiliz devletine karşı cihada girişmesinler diye vaaz ve telkinlerde bulundum.buda netice vermiş gözükmekte..

işte pasif islam cihadsız islam ideolojisinden etkilenen bu mezkur zumrenin bidatları bunlarlada bitmek bilmiyor.risalei nur etrafında şüpheler dolaşan ve içinde akaidi islamiyyeye uymayan pekçok yazı bulunan bir eser.. işte ondaki bazı hatalar:

1-ebced : bu müslüman imamların reddettigi yahudi kabalacaıların mısır büyücülerinin kullandıgı harflerden bazı mana ve tarih çıkartmaktırki bu risalei nurda said nursinin kudsi bir şahsiyet oldugu ve risalei nurun semadan nuzul edilgi iddiasını tasdik için said nursice çok defalar risalei kullanılmakta.

kuranın ruhuna yabancı bir icraat oldugu icin usulu tefsirde kuranı kerimden hukum cıkarma yollarından biri olarak sayılmayan aksine bidat olarak sayılan bir usul oldugu icin hicbir alim tarafından kullanılmayan bu ebced nurcular tarafından adeta takdis edilmektedir

2-said nursiye manevi işaretler geldigi ona bir nevi vahiy indigi hazreti alinin imam rabbaninin seyyid abdulkadiri geylani hazeratının hep onu müjdeledigi gene zorlama ebced hesapları ile güya ispat edilmektedir

3-kuran ayetleri ve hadisi şeriflerin hatalı tevilleri

4-kuran harflerinden mana cıkarmaya calısmalar. ki bunu tarihte hiçbir muteber müfessir kullanmamıştır.ne peygamber nede sahabe tabiin boyle bir mana cıkarma işi yapmamıştır bu tefsir usulune ve kuranın tefsir kaidelerine aykırıdır.

5-zulfikar risalesi-arapca teksir-4.sayfasında risalei nurun kıyamete kadar mescid ve minberlerde okunacagı iddiası ile gaybı bilmiş tarzda ifadeler

6-risalei nurun arşı azamdan – tıpkı kuran gibi – indigi iddiası

7-arapca farsça akaid kelam fıkıh hadis tefsir gibi mükemmel ilimlerin okutuldugu osmanlı mdreselerine ise şöyle iftira edilmektedir.bu egitim medreselerde 10 15 sene sürmekte.ancak guya 10 15 hafta risalei nur okununca bu egitimden daha iyi bir egitim alınabiliyormuş.soruyoruz hangi nurcu arapca farsça fıkıh akaid kelam tefsir hadis biliyor?hiçbiri.

8-ankara konferansı adı altında bazı risalelerin arkasında neşredilen bir kac sayfa tutarındaki bir yazıda ise aynen şu ifade kullanılmakta : asrı saadetten bu yana said nursi gibi bir alimi bu ummet yetiştirmedi!!

işte bu ifade ile tabiin tebei tabiin içindeki binlerce din imamına en onemlisi 4 imama hakaret edilmekte ve said nursi sahabe mertebesine getirilmekte yuz binlerce hadis rivayet eden abdurrezzak teberani gibi
muhaddislerden daha ustun tutulmaktadır.bu ise açıkçası bir saçmalamadan başka birşey degildir

9-eserde geçen hadislerin ekseriyasının zayıf ve mevdu olması

10-peygamberimiz sallahu aleyhi ve sellemden gelecek hazreti isa ile beraber deccale karsi savasacak mehdinin inkar edilmesi ve eserde said nursiye mehdi denilerek gercek mehdinin inkar edilmesi

11-risalei nurun beşer sozu degil allah kelamı oldugu ve semadan munzel oldugu hatasiz oldugu iddiaları.ki sadece kuran vahiydir. hadis ise vahyi gayri metluvvdur.imam şafii el umm u yazdıktan sonra imam muzeniye al bak bu kitabi yazdım harika bir kitap hiç kusuru yok dedi.

ve imam muzeni kitabi okuduktan sonra dediki yaz sil yaz sil yani hatalar bulmustu. ve kitap baya degisiklige ugrayinca imam şafi dediki birdaha boyle soz etmeyecem ve anladımki kusursuz olan ancak kuranı kerimdir.. der..

12-ayrıca risalei nurun tahrif edildigi bazı yayınevlerinin yayınladıgı risalelere risalelerin aslından parcaların konmadıgı cıkarıldıgı iddiaları nurcuları pek çok fırka halinde bölmüştür.

13-risalei nurun semadan allah tarafından inzal edildigi iddiasi malumunuzdur. ancak risalei nur osmanlıca bir eserdir ve içinde osmanlıca dil kıstaslarına aykırı pekçok hata mevcuttur. cenabı allah teala ve tekaddes hazretleri kuranı kerimi arap lisanı uzre inzal buyurdular lakin
onda hiçbir arapça dil kuralına aykırılık yoktur.

allah abes işten ve hata yapmaktan munezzehdir. eger o osmanlıca bir vahiy inzal etse idi ki etmemiştir. boyle demek küfürdür allahın son vahyi kuranı kerimdir başka vahyi yoktur ve olmayacaktır.

cenabı allah eger osmanlıca bir vahyde bulunsa idi elbette o lisanı çok iyi bildiginden o lisana ait eserde hiç hata yapmazdı. demekki risalei nuru allah inzal etmedi. yada fısıldamadı haşa. ozaman bu risaleleri
kim fısıldadı???

14-Şuâlar, 434. sayfada Risale-i Nur müellifinin tahsil hayatı üç aydan başka mevcut olmadığı halde.. deniliyor. 3 ay egitim alan biri nasıl zamanın en buyuk alimi sayılabilirki?

15-şualar 542. sayfadada Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı
eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır.deniliyor. insan biraz mutevazi olur ve haddini bilir bukadarını soyleyebiliriz..

16- Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 78, da deniliyorki Medrese usulünce onbeş sene ders almakla okunan kitapları Resâil-in-Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş herhalde bu zat senelerini ilme harcayan sabahlara
kadar uykusuz kalan ilmi ogrenmek için omrunu veren 4 faziletli imam ve onlarca muctehidini kiramdan daha alimdi. bazı haberlerde sahabelerin bakara suresini 10 senede ogrendigi rivayet edilmiştir.

sahabeden yuksek oldugunu bu ummetten kimse iddia etmemişti. Sadece birisi ibni arabi velilerin nebilerden efdal oldugunu iddia etmisti ki şamda kafası vuruldu. çünkü bu sozuyle zındık olmuştu

17- tarihçei hayat isimli kitabta abisi ile sık sık doguştugu yazmaktadır. islamda buyuge saygı esas degilmidir? ki abisi ise bir muderris imiş

18- Bediüzzaman Said Nursî, 32, İlk Hayatı. isimli kitapta allamei asır olarak soz ediliyor said nursi den.. kimseye soru sormamış.. acaba o şeyhulislam cemaleddin efendi den alimmidir? acaba o şeyhulislam musa kazım efendiden alimmidir? ya şamın mufessiri cemaleddin kasımîden demi alimdir?

o devirde yaşan muhammed abduh reşid rıza allame meragi ve binlerce müftüden demi alimdir? soruyoruz ve şaşıyoruz. madem okadar alimdi neden kendisini şeyhulislamlıga veya fetavahanei ali osman riyasetine yahut meşayihi islamiye azalıgına getirmediler?

19-Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 21-22, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar/Sadakatta Meşhur Olan Barlalı Süleyman’ın Vazife-i Sadakatını Tamamiyle Yapan Isparta Süleymanı Rüşdü’nün Bir Fıkrasıdır.

burada ruyalardan bahsediliyor ve said nursinin gordugu ve şakilerinin gordugu ruyalar aktariliyor tabi bunlar hep said nursinin musadesi ve tashihi ile basilmis seylerdir talebelerinin sozleri olmasi birsey
degistirmez bu itikada aykiri sozleri kamil bir sey gordugu anda imha eder ve talebelerini azaralr idi boyle yapmayin derdi .. velhasıl rivayetler sunlardır

Birincisi: Risale-i Nur şâkirdlerinden Rıza görüyor: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, camide Ebu Bekir-is-sıddîk Radıyallahu Anh’a emrediyor: “Çık hutbe oku” Ebu Bekir-is-Sıddîk koşarak minberin en yukarı basamağına kadar çıkar, hutbe okur. Hutbe içinde cemaate der ki: “Bu söylediğim hakikatların izahatı “Yirmidokuzuncu Söz”dedir…”

tarihte yazilmis binlerce islami kitap oldugu halde ebu bekire risalei nur okutuluyor – haşa –

Dördüncüsü: Risale-i Nur şâkirdlerinden Nazmi’dir. Rü’yasında ona diyorlar ki: Risale-i Nur şâkirdleri îmansız ölmezler, kabre îmanla girerler.deniliyor. işte bu sozle resmen ednulujans satiliyor.

20- irtidad ettigi mahkeme kararınca sabit olan ibni arabi kitabin pek cok yerinde kaddesallahu sırrıhul aziz gibi sozlerle takdis ediliyor

21-ehli sunnetin mudafii 2 imam olan imam ibni teymiyye ve ibni kayyım el cevziyyeye ise pekcok hakaretler ediliyor..

22-muşarun ilehyin yasadıgı asırda çok meşhur olan suudi arabistandaki ehli hadis hareketi vahabilik olarak nitelendiriliyor. soruyorum bu ehli hadisin hangi kitabini okududa said nursi onları bidatcılıkla
kafirlikle sucluyor? bu insanlarin hangi sozu onları kufre goturuyor? lutfen bunu izah etsin
onun takipcileri cunku bunlar o asırda suudi arabitandaki Müslümanlara karşı olan bir kısım osmanlı emirlerinin çıkarttıgı yaygaralara kapilan birinin sozlerine benziyor

23-bazı risalelerin 10 dakkada 15 dakkada yazıldıgı risalelerin altına tasdik için konulan imzalar ise bunları said nursinin yazmadıgı Allahın haşa yazdıgı bir mucize oldugu gibi sapık fikirleri gonullere
sepmektedir. risalei nurun isim karmaşası ve daha nice sozun uzamaması için yazmadıgımız bidatlarla doludur risalei nur

ayrıca cemaat içerisindede pekcok bidata rastlanmakta namazlardan sonra sadece nurcular için ve said nursi için dua edilerek onu ve zumresini müslümanlardan ayırarak yeni bir din mezheb meydana getirme çabaları.

salaten tuncina, ya kerim ya allah ya şerif ya allah gibi uydurma zikir ve virdlerle vakitlerini harcamalari pegyamberin evlenin diye pekcok hadisi olmasına ragmen bu arkadaslarıan 35 ine kadar evlenmemeleri Allah tealanın kuranı kerimde cilbabı emretmesine ragmen

kadın ve kızlarının yuz ve ellerini açmaları ve orfumuzde adetimizde olmayan acaip tesettur modelleri geliştirmeleri kızlarına saç açıp kadın erkek karışık sınıflarda okul okumalarını emretmeleri devleti guya ele geçirmek için harb okuluna adam sokarak onlara sen namazı abdestsiz ve
ima ile kıl demeleri ise cemaat içinde her biri küfür olan icraatlardandır

bu yazıları yazdım cunku müslümanları bu küfür cereyanına dair uyarmak vazifemdir.müslüman nurcu geçinen insanların ardından gitme.kitap sunnet ve baglı oldugun mezheb sana yeter. ve sallahu ala seyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain…

http://hadincennete.blogspot.com.tr/2012/07/nurculuga-reddiye.html

 

II – Nur Cemaati Hakkında: Nur Cemaati Bir Titan Zincirimi?

Nurculuk Hakkında;

Nurculuk, Kur’an merkezli İslam anlayışına aykırı bir oluşumdur. Bu oluşuma dahil olan kişileri Allah’ın dinine davet etmeli ve onları Allah’ın göndermiş olduğu ilahi rehberin risale-i nurlar değil de Kur’an-ı Kerim olduğuna inandırmalıyız.

Nurculuk hastalığının pençesinde olan bir nurcu, bu iddialarımızın doğru olmadığını söyleyecek ve tabi ki Allah’ın gönderdiği ilahi rehber Kur’an’dır. Bunun tersini söyleyen bir Risale-i Nur talebesi yoktur diyecektir.

Evet! Doğru… Ama aynı kişi aşağıdaki maddelerdeki sorular üzerinde araştırma yapıp düşünse haklılığımızı görecektir.

  • Risale-i Nurların kaynağı ilahidir değil mi?
  • Risale-i Nur Kur’an’ın bu asra bakan yüzü değil midir?
  • Risale-i Nur eğitimi verenler; talebelere Kur’an meali mi veriyor, risale-i nurları mı?
  • Risale-i Nur üzerinde yetişmiş alimlerin büyük bir çoğunluğu peygamberin hayatını mı araştırıp yazıyor, Said Nursinin hayatını mı?

Bütün bunlara rağmen biz Nurculara kızamayız. Çünkü onlar Said Nursi adlı bir din istismarcısının tuzağına düşmüşlerdir. Said Nursi’yi Bediüzzaman, Müceddid….vb vasıflarla vasıflandıran bu kişilere, Said Nursi’nin din istismarcısı bir ceffar olduğunu ispatlamalı ve onları Allah’ın kitabından uzaklaştıran bu tuzağın içinden kurtarmalıyız.

Şimdi de Said Nursi hakkında kısaca bilgi aktarmaya çalışalım.

Said Nursi; Kur’an’a Sünnete ve İslam akidesine tamamen zıt olan birçok hurafeyi Allah’a fatura etmiş olan bir kişidir.O, risalelerin içerisine kendi hatalarının sirayet edemeyeceğini belirterek, dolaylı olarak kitabının Allah tarafından gönderilen bir ilahi kitap olduğunu belirtmiştir. Onun kitabını araştıranlar, kitabında risalelerin Allah tarafından yazdırılmış olduğuna dair onlarca uydurma delil bulabilir.

O’ geçmişte yaşayan bazı alimlerin kendisinin geleceğini bildiğini ve müjdelediğini iddia etmiştir. Bu o alimlerin (ki içlerinde sahabede var) geleceği gördüğünü iddia etmek demektir. İlim erbabının hepside bilir ki böyle bir iddia İslam inancına aykırıdır. Bilinçli bir şekilde söylendiğinde kişiyi dinden çıkartır. Çünkü buna inanmanın adı “ilimde şirk” koşmak demektir. Bu tür hikayelerle insanları aldatan kişilere bunun hesabını Allah soracaktır.

Aklı başında olan her Müslüman bu iddiaların yalan olduğunu ve bunu kitaplarına alan ve delil olarak gösterenlerin ise din istismarcısı olduğunu rahatlıkla anlar. Ümmetin içinde kendisine itibar edilen Müslüman alimlerden hiçbirisi O’nun gibi Hz Ali’den veya bir başkasından kendisine mektup yazıldığı yalanını daha doğrusu saçmalığını söylememiştir.

O, Allah’ın kitabının bazı ayetlerinin mana ve cifirle kendilerini ve kendisini işaret ettiğini açıklayarak Allah’ın kitabını istismar eden bir istismarcıdır. Ebced hesabını istismar eden tüm istismarcılar gibi, o da Allah’ın ayetlerini istismar etmiştir.

Bu yüzden kendisine Bediüzzaman lakabından daha çok “Ceffar” lakabı uygun düşmektedir.

Bize göre, Bediüzzaman Said Nursi denilmesi yerine, Ona “Ceffar Said” denilmesi gerekir.

Ümmetin içinde kendisine itibar edilen Müslüman alimlerden hiçbirisi O’nun gibi Kur’an’daki bazı ayetler benden bahsediyor diyerek Allah’ın kitabını istismar etmemiştir.

Sonuç olarak: Ceffar Said, hurafeci ve istismarcı bir alimdir.(!)

(Kaynak : http://www.aliumuc.com/?p=28)

 

Nur Cemaati Bir Titan Zincirimi?

Fethullah Gülen Cemaati’nin bürokrasi ve eğitim alanında örgütlendiği ve ekonomik yapılanmasının ise bir Titan Zinciri olduğu öne sürüldü. Cemaat’in Zaman gazetesine abone mecburiyeti iddia ediliyor.

FETHULLH  Gülen Cemaati’ne yönelik çok çarpıcı iddialar gündeme geld. Fırat Haber Ajansı yaptığı bir haberde, Gülen cemaatinin Bitlis’te bürokrasi ve eğitim alanında örgütlendiğini ifade ederken, ekonomik örgütlenmenin ise “titan zinciri” gibi olduğunu kaydetti. SOL haber portalına göre, Fırat Haber Ajansı (ANF) yaptığı bir özel haberde Fethullah Gülen’in Bitlis’teki örgütlenmesine yer verirken, haberde “Fetullahcıların ekonomik örgütlenmesi ‘titan zinciri’nin bir benzeri gibi” ifadelerine yer verildi.

BİTLİS’TE FAALİYET

ANF haberinde, Gülen tarikatının bölgede Van dışında yoğun faaliyet yürüttüğü illerden birinin de Bitlis olduğunu kaydederken, cemaatin bürokrasi ve eğitim alanlarında etkili olduğunu kaydetti. ANF Gülen cemaatinin, bürokrasinin büyük bir kesimine egemen olduğu gibi genel olarak Bitlis ekonomisine de hakim durumda olduğunu kaydederken haberde şu ifadelere yer verildi: “Gülen cemaati, Bitlis’te daha çok siyasi ve ekonomik bir lonca kurumu görüntüsündedir. Örneğin üst düzey her bürokratın tarikatın yayın organı Zaman gazetesine abone olmak ve haftalık ‘sohbet’ toplantılarına katılma gibi zorunlulukları var. Yapısal bir hiyerarşisi olan haftalık ‘sohbet’lerde dini konular üzerinde durulurken, konuşmayı gerçekleştirenler de bürokrasideki konum ve mevkilerine göre hiyerarşik bir düzen içinde bulunuyor.”

 

KAYNAK GARANTİSİ

Bitlis ve çevresini ekonomik bir pazar olarak gören Gülen cemaatinin ticari faaliyetlerini yürütürken mutlak suretle cemaat içinde gerçekleştirilmesini istediğini belirtilen haberde, “Burada temel amaç, ticari faaliyetler çerçevesinde elde edilecek kârın cemaat üyesinin sözlü beyanından ziyade görülebilir ve net olmasını sağlamak. Bu yolla sözkonusu ticaret erbabından elde ettiği kâr marjına göre cemaatin çeşitli dernek ve oluşumlarına kaynak aktarılması garanti altına alınıyor. Cemaatin tüccarlar için vazgeçilmez olmasının göze çarpan birkaç nedeni var. Bu nedenler arasında en belirgin olanı belirli bir pazarın sürekli bulunması ve bürokrasi içindeki bağlantılar. Haftalık sohbetler vasıtasıyla üst düzey bürokrat ve diğer ticaret erbaplarıyla daha yakın ilişki kurulması sağlanıyor” ifadelerine yer verildi.

EKONOMİK BÜYÜME

Haberde tarikatın ekonomik olarak büyümesinin ironik olsa da kapitalizm ve sosyalizmin ekonomik politiğinin götürüldüğü başarılı bir sistemle mümkün olduğu iddiasına yer verilirken, bu durum şu sözlerle açıklandı: “Örneğin, A firması ve B firması cemaate bağlı iki firmadır ve ticaretlerinde temel olarak kendi aralarında ticaret yapmalarına karşın, cemaatin dışında olan C firması da ticari döngü çerçevesinde yolları kesişirse cemaatin sosyalist sistemi birden kabuk değiştirip C firmasından elde edilebilecek kapitali de kendi bünyesine katmaktadır. Bu yolla 2 şey gerçekleştirilmiş oluyor. Birincisi, bir bakıma kendi içinde sosyalist gibi görünen cemaatin ekonomik örgütlenmesi olası bir kâr elde etme durumunda kapitalist çehresini hemen ele alarak, kendi örgütlenmesi içinden olmayan bir firma ile ticaret yapabilmektedir. Diğer ve en önemli nokta ise, sürekli kendi bünyesinde bir ticari kârlılığı olan cemaat, dışarıyla yapılan ticaretle kâr marjını ve sermayesini büyütmekte, bunun yanısıra ekonomik gelişim isteği içinde esnaf ise cemaatin hayat tarzını benimsemese de cemaate girmenin yollarını arıyor. Bu yönüyle bakıldığında tarikatın ekonomik ve bürokratik örgütlenmesinin ‘Titan zinciri’ benzeri, ama daha ayakları yere basan ve sağlam yapısı bulunuyor.”

HIZLA ÖRGÜTLENİYORLAR

Cemaatin ekonomik ilişkilerin elde ettiği kârla cemaatin Bitlis ve ilçelerinde sayıları 100’ü aşan öğrenci evleri, her ilçede en az 1 adet öğrenci yurdu ve diğer STK’ları finanse ettiği söylenen haberde cemaatin Bitlis ve Tatvan’da ilköğretimden liseye kadar öğrenim imkanı sunan pansiyonlu Selahaddin Eyyubi Kolejleri de bulunduğu ifade edilirken, cemaatin ayrıca “Çağlayan ve Uğur Dershaneleri gibi eğitim kurumları, BÖDER, TÖDER; NODER gibi eğitim STK’ları, Bitlis Köylerine Hizmet Götürme ve Kalkındırma Derneği ve İnci Hanımlar Derneği gibi sivil toplum kuruluşları” bulunduğu belirtildi.

http://www.guncelposta.com/gUNCEL/14637-gulen_Cemaati_bir_Titan_zinciri_mi_.html

 

II – Gerçekten Nurculuk İslam’a ve Kur’ana Uygunmudur?

DİN:NURCULUK İSLAM’A,KUR’AN’A AYKIRIDIR

NURCULUK İSLAM’A,KURAN’A AYKIRIDIR .

1- İslâm dininin kaynağı olan Kur’ân’da mezhep, tarikat yoktur. Kur’ân bütünleştiricidir, bölücü değil. Oysa tüm mezhepler ve tarikatlar bölücüdür, ayrı ayrı topluluklar oluşturmayı yeğler.
2- İslâm’da bütün ibadetler Tanrı adına sürdürülür. Kur’ân’da adı sanı geçmeyen kimseler adına değil. Oysa Nurculukta kurucusunun adı, Tanrı adları yanında anılır.
3- İslâm’ın biricik kitabı KUR’ÂN dır. Onun yenisi, eskisi olmaz, benzeri, örneği yazılamaz, başka bir kitap Kur’ân anlamında alınamaz, yorumlanamaz. Oysa Nurculukta Risale-i Nur , “…muellifin…” gibi Kur’ân yerine de okunabilmektedir. Bu tutum şeriate göre büyük suçtur (“Kufr-u kebir”dir).
4- Kur’ân’da bütün inananların kardeş oldukları, Tanrı’nın bütün evrenin yaratıcısı olduğu bildirilir, insanlar arasında üstünlük-aşağılık ayrımı gözetilmez. Oysa Nurculukta Said-i Nursi üstün yaratılışlı, Tanrı’yla dolaysız ilişki kuran bir kimse diye nitelenir.
5- Kur’ân’a göre ibadet belli bir düzene göre , alçak gönüllüce sürdürülür. Nurculukta değişik kılıklara bürünmek, olduğundan başka türlü görünmek, elde değnek (âsâ) bulundurmak, vs. vardır. Bu tür davranışlar İslâm’a aykırıdır, yasaktır.
6- İslâm’da belli bir sınıf yoktur, bütün insanlar eşittir. Oysa Nurculukta “Nur talebesi” denen özel bir topluluk, ayrı bir sınıf vardır.
7- İslâm’da ibadet açıktır, gizli kapaklı değildir. Nurculukta ise gizlidir, toplumun gözünden uzaktır, içe kapalıdır. Nitekim ülkemizde nurcuların oluşturdukları toplulukların hepsi gizlidir.

haymatloslu

************

(Kaynak : http://ahmetdursun374.blogcu.com/din-nurculuk-islam-a-kur-an-a-aykiridir/2463350)

 

III – Nurculuk ve Nurcuların Gerçek Yüzü

NURCULUK VE NURCULAR

İDDİANAME

I-NURCULUĞUN TARİHİ GELİŞİMİ:

Nurculuk hareketinin kurucusu olan Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis İli’nin Hizan İlçesi’nin Nurs Köyünde dünyaya gelmiştir.

Önceleri Said-i Kürdi olarak tanınan ve bu ünvanı kullanan, soyadı kanunu çıktıktan sonra doğduğu köye izafeten Nursi soyadını alan Said-i Nursi ilmi kariyeri olmayan bir kimsedir. Nitekim Nur risalelerinden Tizyak adlı risalenin 68 nci sayfasında risalelerini kendisinin yazmadığını, bunları yardımcılarının (Nur Şakirtlerinin) yazdığı bildirilmektedir.

Meşrutiyetin ilanından sonra Bitlis havalisinde Şeyh’lik faaliyetlerine başlamış, bilahare İstanbul’a gelerek siyasi faaliyetlere katılmış, İttihad-ı Muhammed-i Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır.

31 Mart vakasından evvel Derviş Vahdeti ile irtibat kurmuş, o tarihte çıkan Volkan Gazetesindeki yazıları ile 31 Mart Vakıasını körüklemiş, yine o tarihlerde kurulmuş bulunan “Kürt Teali Cemiyeti’ne” girmiştir. 1912 yılında yazdığı bir kitabında “Uyan ey Selahaddin Eyyübi’nin torunları Kürtler” diyerek kürtleri Türklere karşı tahrik gayreti içine girmiştir. Mektubat adlı risalesinde ise “Kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye’de Kürt milleti diye ayrı bir milletin olduğunu” ileri sürmüştür.

İstiklal Savaşı sırasında, Ankara’nın halifeyi kurtaracağı inancıyla Ankara’ya gelmiş, ancak laik bir devlet düzeninin kurulması ve Cumhuriyet ilanı üzerine Ankara’yı terk ederek Van’a gitmiştir. 1925 yılındaki Şeyh Said isyanından sonra Isparta Barla’da daha sonra Kastamonu, Afyon ve Emirdağ’da mecburi iskana tabii tutulmuştur. Afyon, Denizli ve Eskişehir Cezaevlerinde mahkum olarak yatmıştır.

Said-i Nursi 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da vefat etmiştir. Ancak yetiştirdiği talebeleri (Nur Şakirtleri) onun felsefesini günümüze kadar taşımışlardır.

Nurculuk, bir tarikat faaliyeti olarak karşımıza çıkmasına rağmen, Nurcular bu hareketin bir tarikat olmadığını, Kur’an-ı Kerim’in 20 nci yüzyılda tefsiri üzerine kurulmuş bir okul olduğunu ve sayısı 130 lara varan Nur risalelerinin de Kur’an-ı Kerim’in tefsirini kapsadığını ifade etmektedirler.

İlk defa 1955-1957 yıllarında Kur’an-ı Kerim’in ve Nur risalelerinin yazılışı nedeniyle ortaya çıkan nurcular arasındaki gruplaşma, Said-i Nursi’nin ölümünden sonra daha bariz bir hal almıştır.

Birinci grup “Kur’an-a küfür yazısı ile hizmet olmaz” parolası ile ortaya çıkarak Risaleyi Nurların mutlaka Arapça ile ve el yazısı ile yazılmasını, bunun için de bütün Nurcuların Arapça öğrenmeleri lazım geldiğini savunmuşlardır. Bu gruba yazıcı Nurcular denilmiştir.

İkinci grup “Okuyucu Nurcular” diye bilinmekte olup, Latin harfleri ile yapılacak çalışmanın hedeflerine varmada yardımcı olacağını savunmuşlardır.

Okuyucu ve yazıcı grup arasındaki bu farklılaşma 1969 yılından sonra okuyucu grup içinde yer alan Fethullah GÜLEN grubunu ayrı bir grup olarak ortaya çıkarmıştır. Bu grubun özelliği öğrenci kesimine yönelik vakıf çalışmalarına ağırlık vermesi olmuştur.

1982 yılında yapılan Anayasa oylaması okuyucu grup içinde gazeteci ve Şuracı grup olarak yeni bölünmelere yol açmıştır.

Günümüzde Yeni Nesilciler olarak bilinen gazeteci grup, 1992 Anayasası’na hayır denilmesini, Şuracı grup ise Evet denilmesini savunmuşlardır.

Günümüzde Nurcular, “Gazeteciler, Şuracılar, Fethullah GÜLEN’ciler, Yazıcılar” olarak faaliyet göstermektedirler. Ancak Yazıcılar grubunun etkinliği azalmıştır.

Nurculuğun Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı bir hareket olduğunu görebilmek için Nur Risalelerine bakmak gerekmektedir. Barla Mektupları sayfa: 53. Atatürk’ü kastederek “Tek gözlü Deccal, ya iman et, ya bütün Dünyanın maskarası olacaksın.” denilmiştir. Bu husus Metin TOKER’in “Sağda ve Solda Vuruşanlar” isimli kitabın 96 ncı sayfasında yer almıştır.