İslami Ülkelerde Zina, Tecavüz ve Türk Kanunları

I – Kur’an da Zina ve Cezası

II – Türk Hukukuna Göre Zina ve Cezası Nedir?

III - Zinayı Engelleme Konusunda Türkiye Hukukundaki Zorlaştırılan Evlenme ve Boşanma Hükmü Toplumda Zinayı Engeller: Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarında Evlenmenin ve Boşanmanın Getirdiği Yükümlülükler ile 2 Günlük “Evlilik” Adı Altındaki Zinanın Engellenmesi

IV – Günümüz İslam Hukukunda Zina ve Cezası

V – İslam Alimlerine Göre Tüm Cinsel Yaklaşımlar Zinaya Girer

VI – İslam Alimlerine Göre Kadın erkek birlikteliğinde dikkat edilmesi gereken konular nelerdir? Kız arkadaşlarla konuşmanın bir sakıncası var mıdır? Kadın ile erkek arasında caiz olmayan durumlar nelerdir?

VII– Teorik Olarak Şeriat Olsaydı, Üniversiteli Kızlar Hamile Kalıp Çocuklarını Öldürmezlerdi

VIII – Muta Nikahı Nedir?

IX – Gerçek Hayatta İslam ve Zina: Tek Gecede 8 Erkekle Muta Nikahı Kıyılan Kadın

X – Suriyeli

IX – Gerçekten Muta Nikahı Kur’an daki İslam Anlayışına Uygunmudur? Fuhuşun Adı’nın Legalleştirmek Amaçlı Muta Adı Altında İşlenmesi!

VIII – Günümüzde İslam Hukuku’nun Zinaya Zemin Hazırlaması: Evet Ama İslam Hukukunda İmam Nikahının Şartları Nelerdir?

IV – İslam Hukukunda Zinanın Sınırları

II – Kur’an’da Zina ve Cezası

III – Kur’an da Neden Zina İçin 4 Şahit İsteniyor?

V – Kur’an da Açıkças Nasıl Evlenileceği veya Zina’nın Ne Olduğu Bildirilmediyse, Ozaman Allah Zina ve Evlilik Kavramını Yaşanılan Ülkenin  Zina Hakkındaki Yorumuna Göre Değişiyor Olabilirmi?

IX - Hangisi Kur’an a Daha Uygun: Günümüzdeki İslam Hukuku vs Türkiye Hukuku; İslamiyet Zina Kapısını Açan Bir Din Olabilirmi?

IX – Zinayı Engelleme Konusunda İslam Hukuku vs Türkiye Hukuku: Hangi Boşanma Hükmü Toplumda Zinayı Engeller;Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarında Evlenmenin ve Boşanmanın Getirdiği Yükümlülükler ile 2 Günlük “Evlilik” Adı Altındaki Zinanın Engellenmesi

II – Kur’an’da Zina ve Cezası

III – Kur’an da Neden Zina İçin 4 Şahit İsteniyor?

IV – İslam Hukukunda Zina ve Cezası

V – Tüm Cinsel Yaklaşımlar Zinaya Girer

VI – Şeriat Olsaydı, Üniversiteli Kızlar Hamile Kalıp Çocuklarını Öldürmezlerdi

VII – Kadın erkek birlikteliğinde dikkat edilmesi gereken konular nelerdir? Kız arkadaşlarla konuşmanın bir sakıncası var mıdır? Kadın ile erkek arasında caiz olmayan durumlar nelerdir?

VIII – Muta Nikahı Nedir?

IX - Hangisi Kur’an a Daha Uygun: Günümüzdeki İslam Hukuku vs Türkiye Hukuku; İslamiyet Zina Kapısını Açan Bir Din Olabilirmi?

XI – Peki Bu Adamların “Sizin Devletinizin Kurallarını Hiçe Sayıyoruz, İslam Adına Yanlış Birşey Yapmadık” Dedikleri ve İstediği İran Şeriatı Sonrası Kadınların Durumu Ne Olacak?

XII – İslami Devletlerde Tecavüz ve Cezası;

XIII – Türkiye Kanunlarında Tecavüz ve Cezası

XIV – Tecavüz ve Zina Kanıtında Bilimin Önemi: Bilim Olmasa ve Kişi “Bu Bir İftira, 4 Şahit Getirin” Diyene 4 Şahit Olarak Video Kayıtları ve DNA Örnekleri

XV – Zinanın Toplumda Serbest Bırakılması ile Tecavüz Kavramının Anlaşılamaması;

XVI – Sonuç?

.

 

I – Kur’an’da Zina ve Cezası

17:32 – Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.

24:2 – Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.

4:15 – Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.

24:4 – Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.

24:5 – Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

Nûr, ayet: 11-16.  ”Muhammed’ in eşine o yalanı uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine, kazandığı günâh karşılığı, cezâ vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise, büyük azâb vardır. Onu işittiğiniz zaman; erkek, kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır!’ demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Işte bunlar, şâhid getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır. Allah’ın dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydı o kötü sözü yaymanızdan ötürü, büyük bir azaba uğrardınız. Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa Allah katında önemi büyüktü. Onu işittiğinizde: ‘Bu konuda konuşmamız yakışık almaz. Hâşâ, bu, büyük bir iftiradır.’ demeniz gerekmez miydi?”

Kuranda zina ile alakali tahmini 15 ayet geçiyor
4:15 - Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
4:25 - Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir).
17:32 - Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.
24:2 - Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
24:3 - Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
24:4 - Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.
24:5 - Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
24:6 - Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir.
24:7 - Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.
24:8 - Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,
24:9 - Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.
25:68 - Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur.
33:30 - Ey peygamberin hanımları! sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır. Bu Allah’a göre çok kolaydır.
60:12 - Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey’at ederlerse onların bey’atlarını al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
65:1 - Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.

(kaynak:  http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-zina-ile-ilgili-ayetler.html)

 Kur’an da Neden Zina İçin 4 Şahit İsteniyor?

Renaultferrari

Her şeyde 2 sahit istendiği halde neden ZİNADA 4 şahit getirin diyor
çünkü Cenabı Hak hiç bir vakit kulunun toplum içinde yüzün kızardığını istemez
onun için diyor ki.. 2 kişi mi.. zina olayını kılıç kınına girer gibi gördü zina ediyordu…
biz kabul etmiyoruz.. 4 şahit getirsene bana diyor… 4 kişi getirilirse ifadeleri alınır..
tutuyormu tutmuyot mu ifadeler incelenir.. kopmlomu kopmlo değil mi.. bakılır
eğer bir pürüz görülürse..  3 sahit doğru söylüyor 4cü olayı sallıyorsa. o 4 şahiti.. toplum içinde derilerini vurulmak süretinden kırbaç cezası verilir..

ben kulumun ne yaptığını bilirim.. sen bana 4 şahit getirsene diyor
hayır.. o halde ceza yok.. sana ceza var… iddaa ve iftira ettiğin için
eğer 4 şahit getirilirse.. yani 4 şahit olayı kılıc kınına girer gibi görmüşse..
şahitlerin ifadeler incelenmiş.. doğru söyledikleri anlaşılmışsa
o zaman… zina edenler seks yapanlar 4 kişin önünde bu işi yapmışlardır… bunlarda AHLAK NAMINA bir şey kalmamış denilir.
topluma zararı olur.. denir.. ve cezalandırılır…

Anladını mı
neden herşeyde iki şahit istendiği halde Zinada 4 şahit isteniyor..
çünkü cenabı hak kulunun cemiyet içinde hiç bir vakit yüzünün kızardığına razı değildir..
4 şahit ister.. eğer zinada 4 şahit yoksa… yani ifadeler birbirini tutmuyorsa…
zina yaptıkları iddaa edilenler serbesttir.. 3 kişin önünde zina yapmış olsalar da serbesttir kimse ispatlayamamıştır yüzleri kızarılmaz..  bunlar zina yaptı diyen etrafa yayan o 3 şahit… 4cü şahit getiremediklerinden  toplum içinde onlara ceza verilir..

mesele: 4 şahitin ifadeleri alınıp incelenmesidir 

Misafir_nitrocan_*

Ben şunu anlamıyorum, zinayı kim gidip de 4 kişinin önünde yapıyor? Bu 4 kişi de bu işlem içerisinde yer alıyor mu yoksa? Öyleyse bu adamlar kadınla işlerini halledip sonra bir de şikayet mi ediyorlar?

Ve neden 4 şahit? 4 olunca daha sağlam mı oluyor? Sırf sevmedikleri bir kadına ceza çektirmek için 4 adam hayli hayli toplanabilir. 
Peki 1 video kaydı olur mu? 

Cedric

Zina’da 4 şahitin gerekliliği özel durumdur.

Ayşe ile ilgilidir.
Ayşe’nin Muhammed’i Safvan isimli biriyle aldattığı çevrede konuşuluyor. 

Bunun üzerine ilgili ayetler iniyor.

- “Muhammed’ in eşine o yalanı uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine, kazandığı günâh karşılığı, cezâ vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise, büyük azâb vardır. Onu işittiğiniz zaman; erkek, kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır!’ demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Işte bunlar, şâhid getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır. Allah’ın dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydı o kötü sözü yaymanızdan ötürü, büyük bir azaba uğrardınız. Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa Allah katında önemi büyüktü. Onu işittiğinizde: ‘Bu konuda konuşmamız yakışık almaz. Hâşâ, bu, büyük bir iftiradır.’ demeniz gerekmez miydi?” (Nûr, ayet: 11-16.) .

Bu olayla ilgilidir 4 şahit meselesi.
Hadis kaynaklarını incelemeni öneririm ,neden 4 şahit sorusunun cevabını orada bulabilirsin. 

 

II – Türk Hukukuna Göre Zina Nedir?

Türk Hukukunda Zina;

 

ZİNA

1- Zinanın Tanımı ve Unsurları a- Evli olmak b- Başkası ile cinsi ilişki c- Kusurlu olma 2- Zinada Eşitlik Kuralı 3- Zinanın İspatı 4- Zina Mutlak Boşanma Sebebidir 5- Dava Hakkını Düşüren Nedenler a- Zina yapan eşin affedilmesi b- Dava açabilme süresi
1- ZİNANIN TANIMI ve UNSURLARI
Evli bir kadının kocasından başka bir erkekle, evli erkeğinde karısından başka bir kadınla cinsi ilişkide bulunmasına z i n a denir. Bir başka tanım ise; evli olan eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri karşı cinsten başka biri ile normal yolla, bilerek ve isteyerek cinsel münasebette bulunmasına z i n a denir.
Yürürlükteki kanunun yani; 8.12.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161′inci maddesi eski medeni kanunumuzun 129′uncu maddesinin karşılığıdır. Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. Hüküm değişikliği yoktur.
Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmiş olduğu 4 Ekim 1926 tarihinden sonra evlilik müessesesi, Devlet organlarınca resmen kurulan ve Devlet kontrolüne bağlanan sosyal bir müessese haline getirilmiştir ve kurulmakta olduğu gibi bozulması da Devletin kendi organları olan mahkemeler vasıtasıyla denetlenmesi sağlanmıştır. Zira bugün ki yaygın sosyal düşünceye göre aile toplumun çekirdeği ve temeli olduğundan, toplumu ilgilendiren bu kurum tamamen özel bir münasebet olması düşünülemezdi. Bu sebeptendir ki evlenme ve boşanma, kuruluşunda ve bozuluşunda Devletin kontrolüne tabi sosyal bir kurumdur. Toplum ancak istikrarlı ve sağlam aile temeline dayanır. Zira soy bağı düzgün(nesebi sahih) çocuklar ancak kanun kurallarına göre meydana gelen meşru birleşmeden; yani evlenmeden meydana gelir.
Yasamıza göre, zinanın üç unsuru vardır. Bunlar; a- Evli olmak, b- Eşinden başka birisiyle cinsi ilişkide bulunma, c- Kusurlu olmadır.

A) Evli Olmak
Eşler fiilen ya da yargı kararıyla, ayrı yaşadıkları takdirde, evlilik birliği devam ettiğinden, eşlerden birinin başkasıyla cinsi ilişkisi zina sayılır. Boşanma davasının devamı sırasında eşlerden birinin üçüncü şahısla cinsi ilişkisi zina sayılacağı gibi, batıl bir evlenme yargıç kararının sonucuna kadar, zina suçu oluşmaz. Konu ile ilgili bir Yargıtay kararına göre,”Tarafların iki sene müddetle ayrılıklarına karar verildiği ve bu müddetin son bulmadığı beyanı ile zina ve haysiyetsiz hayat sürmeye istinaden açılmış bulunan davanın delilleri incelenmeksizin reddine karar verilmesi yolsuzdur.” (Y2HD 25.11.1948 5657-6054) Eşler evlilik ilişkisi devam ettiği sürece ayrılık, gaiplik, birlikte yaşamaya ara verilmiş olma gibi hallerde fiilen bir arada yaşamasalar dahi, içlerinden birinin eşinden başkası ile cinsel ilişkide bulunması zinadır. Çünkü zina, evlilik birliğinin eşlere yüklediği sadakat gösterme yükümlülüğünün en ağır şekilde ihlal edilmesi demektir. Evlilik hukuken son bulmadıkça karı kocanın sadakat gösterme yükümlülüğü devan eder. Bir arada bulunmamak, bu yükümlülüğü ihlal etme hakkını vermez. Karı kocadan biri henüz evli değilken, bir başkası ile cinsi münasebette bulunmaları zina değildir. Böyle bir münasebet evlendikten sonra duyulursa ve taraflar arasında şiddetli geçimsizlik doğrarsa, Medeni Kanunumuzun 134′üncü maddesine dayanan bir boşanma nedeni olabilir. Ancak böyle bir durumda zina nedeniyle boşanma davası açılamaz.
B) Başkasıyla Cinsel İlişki
Eşlerden birinin evlilik dışındaki homoseksüel münasebetleri; erkeğin erkekle, kadının kadınla cinsi ilişkileri, sevicilik, livata zina sayılmaz. Bu nevi hareketler için şiddetli geçimsizlik veya haysiyetsiz hayat sürmeye dayanarak boşanma davası açılabilir. Erkeğin yabancı kadınla normal olmayan cinsel ilişkisi zina sayılır. Zina için cinsiyet organlarının birleşmesi şarttır. Kadının başka bir erkekle, erkeğin başka bir erkekle, erkeğin de başka bir kadınla cinsi ilişki dışında kalan bedeni temasları bir birine ne kadar yakın olursa olsun zina sayılmaz. Bir Yargıtay kararına göre,”kocası evde bulunmayan kadının evine, sanık doktorun girmesi ve birlikte oturmaları zina suçunu işlediklerine kati delil olmaz”(CGK19.02.1951 4/12-2) Konu ile ilgili başka bir Yargıtay kararına göre,”kırda beraber gezmek ve diğerinin boynuna kol atmanın, ancak aşıkâne münasebette delâlet edip, zinanın vukuuna ve hatta teşebbüs haline vardığını ispat edemeyeceğine göre.”(Y4CD 11.11.1943 1048-11674) Yine konuyla ilgili başka bir Yargıtay kararına göre,”Sadece öpüşme zinaya delâlet etmez.”(Y4CD 18.05.1951 3776-3776) Zinanın söz konusu olabilmesi için, eşlerden birinin eşinden başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş; yani cinsel ilişkinin fiilen gerçekleşmiş olması şarttır. Cinsel ilişki girişiminde bulunmak (teşebbüs etmek) örneğin; flört etme, mektuplaşma, cinsel ilişki hazırlıklarına girişme veya cinsel ilişki gerçekleşmeksizin yakın bedeni temaslar; sevişme, öpüşme ve sarılma biçimindeki davranışlar zina sayılmayacağı gibi karının kocasının izni olmadan sunî ilkah (yapay döllenme) yaptırması da zina değildir. Bir hayvanla cinsel temas da bulunmada zina değildir. Mamafih bu gibi davranışlar haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin sarsılması sebebi ile boşanmaya neden olabilir.
C) Kusurlu Olma Kadının ve erkeğin eşinden başka kişi ile cinsi ilişki bulunması arzuya dayanmalıdır. Kusurdan bahsedilemiyorsa, zinadan söz edilemez. Erkek ve kadının eşi cinsi ilişkide olduğunu ve bu ilişkinin eşinden başka bir kişi ile vuku bulunduğunu anlayabildiği taktirde kusurlu demektir. Sezgin olmayan eşin,başkasıyla cinsi ilişkisinde kusur yoktur. Uyuşturucu madde verilerek evli kadının ırzına geçilmesi veya birden çok kişinin birleşerek, kadına zorla tecavüz etmelerinde kadının arzusunun olduğu kabul edilemez. Tehdit veya hayata kast gibi haller nedeniyle eşlerden biri zinaya razı olmuşsa, kusurunun olup olmadığının araştırılması gerekir. Maddi bir cebir olmaksızın manevi bir sebeple, yani tehditle(korkutularak) cinsi ilişkiye rıza gösteren bir kadının kusurlu olup olmadığı yolunda yazarlar “Çok ciddi ve ağır bir manevi tazyikle münasebette razı olan kadının veya kocanın kusurlu bulunmadığını” kabul etmektedirler. Hayat ve beden tamlığına yapılan tehditlerin etkisi altında cinsel ilişkide bulunma zina sayılmaz. Fakat bunun dışında, örneğin; mala karşı yapılan tehdit(lerin) etkisiyle yapılan cinsel ilişki zina sayılır. Yani; bu ikinci halde zina yapan eş kusurlu kabul edilir.
2-ZİNADA EŞİTLİK KURALI Kanunumuz özel bir boşanma nedeni olarak saydığı zina eylemi bakımından karı ile koca arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır. Kadın gibi erkek de başkası ile bir kere cinsi ilişkide bulununca, boşanma nedeni gerçekleşmiş olur. Türk Ceza Yasası’nda zina suçu düzenlenirken kadın ile erkek arasında zina fiilinin teşekkülü açısından farklılık gözetilmiştir. Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilen maddelere göre (Eski Türk Ceza Kanunu 440′ıncı ve 441′incin maddeler) evli kadının kocasından başka bir erkekle bir defaya mahsus olsa bile zina suçunu meydana getirmeye yettiği halde; kocanın zina suçunu işlemiş sayılabilmesi için, karısından başka bir kadınla karı-koca gibi bir arada yaşama koşuluna bağlanmıştır. Söz konusu bu eşitsizliği Anayasa Mahkemesi kadının zinası ile ilgili olan 01.03.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 440′ıncı maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10′uncu maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 23.06.19998,E.1998/3,K.1998/28 sayılı kararı, Resmi Gazete 13 Mart 1999, sayı 23638) Erkeğin zinası ile ilgili olan, Türk Ceza Kanununun 441′inci maddesi T.C. Anayasası’nın 10′uncu maddesindeki eşitlik ilkesi ile çeliştiğine karar vererek Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 23.09.1996,E.1996/15.K.1996/34 sayılı kararı, Resmi Gazete 27 Aralık 1996,Sayı 22860) Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu söz konusu iki iptal kararı neticesinde bugün zina, Türk Ceza Kanunu açısından suç olarak değerlendirilmemektedir. Ancak Türk Medeni Hukukun da mutlak bir boşanma sebebi olmaya devam etmektedir
3- ZİNANIN İSPATI
Zina davasını açan iddiasını, ispatla yükümlüdür. Son derece gizlilik içinde gerçekleşen zina fiilini kanıtlamak oldukça zordur. Bu nedenle her türlü delille ispat edinilebilir. Zina yapan eş suçüstü yakalanmışsa mesele yoktur. Yargıç hadiseyi gören tanıkların beyanlarını alarak veya bir tutanak tutulmuşsa, tutanağı inceleyerek zinanın meydana gelip gelmediğine karar verir. Meydana gelen olaylardan cinsi ilişkinin oluştuğu kolayca anlaşılabiliyorsa, yargıç zinayı sabit sayacaktır. Yukarıda da yeğnildiği gibi vukuunun ispatı büyük güçlükler arz ettiğinden aşağıdaki hallerde zinanın vukuuna delil teşkil ettiği içtihat olmuştur:
v Çocuk yapma kabiliyeti olmadığı tıbben sabit olan kocanın, karısının gebe kalmış olması, v Eşlerden birinin zührevi hastalıklarından(cinsel yolla bulaşıcı olan hastalıkların tümüne verilen ad) birine yakalanmış olması, v Kocanın izinli olarak 300 günden fazla eşinden ayrı olması ve evine döndüğünde kendisinden olmayacak doğum tarihi taşıyan çocuğun bulunması, v Karının, çocuğu başka bir kimseden olduğuna dair mektupla ikarı(açıkça söylemek, saklamadan beyan etmek) bulunması, v Karı kocadan birinin yabancı bir erkekle(karının) veya kadınla(kocanın) münasip olmayan yerlerde gezmeleri veya arabayla dolaşmaları, v Karı kocadan birinin yabancı bir erkekle veya kadınla bir odada yatmış veya kapanmış olmaları halinde, v Karının bir erkekle, erkeğin başka bir kadınla uygunsuz şekilde fotoğraf çektirmiş olması, v Karının bir başka erkekle yatak odasında yarı çıplak olarak yakalanması, v Karının veya kocanın başka bir erkekle cinsi ilişkide bulunduğunu itiraf etmesi, v Çocuğun kan gurubunun eşlerin kan gurubuna uygun olmaması, v Doktor raporu ile eşinin dışında cinsel ilişkide bulunduğunu belirleyen meni lekelerinin doktor raporu ile sabit olması, gibi.
4-ZİNA MUTLAK BOŞANMA SEBEBİDİR
Karı ve kocadan birinin zina yaptığı anlaşılınca yargıç boşanma kararı vermek mecburiyetindedir. Zina yüzünden boşanmaya karar verilebilmesi için müşterek hayatın çekilmez hale geldiğinin ispatına lüzum yoktur. Zina sebebine dayanılarak açılmış olan bir boşanma davasında davalı eş diğer eşin de zina etmiş olduğunu iddia ve ispat etse bile bu durum açılmış olan davayı düşürmez; yani “zinalar takas ve mahsup edilemez”. Bu bakımdan zina mutlak boşanma nedenidir. Konu ile ilgili bir Yargıtay kararına göre,”Zinaya dayanılarak açılan boşanma davasında; zinanın ispatı halinde, eşlerin barışmalarının ihtimal dahilin de bulunduğundan bahisle ayrılığa karar verilemez. Boşanmaya karar verilmelidir”.(Y2HD 14.04.1939 3609-1176) Yine konuyla ilgili başka bir Yargıtay kararına göre,”Karı ve kocanın halen başka bir erkekle(karının) ve kadınla(kocanın) zina etmekte olmaları onların zina sebebine dayanarak boşanma davası açmalarına engel olmaz. Böyle bir halde oluşan mevcut olaylar aile bağını derinden zedelemiş ve ortak hayat çekilmez bir hale getirilmiş sayılır. Kökünden sarsılmış bir aile birliğinin devamının da toplum için hiçbir faydası olamaz “.(Y2HD 20.02.1964 K .?. E .?.)”
5-DAVA HAKKININ DÜŞMESİ
Zina sebebi ile boşanma davası açma hakkı iki halde düşer. Bunlardan biri, dava hakkı olan tarafın zina yapan eşini affetmesi, diğeri ise belli süreleri geçmiş olmasıdır.(Medeni Kanun madde 161/1,2)
A-Zina Yapan Eşin Affedilmesi
Medeni kanunumuzun 161/3′e göre,”affeden tarafın dava hakkı yoktur” denmektedir. O hâlde, dava hakkı olan eş zina yapan eşini affederse artık dava hakkı ortadan kalkar Af açık veya örtülü olabilir, fakat mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmalıdır; yani aldatma veya korkutma yoluyla elde edilmiş olmamalıdır. Acaba eşin zinasına önceden râzı olma veya onu zinaya hazırlama ve yöneltme hâli bir af sayılabilir mi? Medeni Kanunumuz “zinaya önceden muvafakat etmekten” söz etmediğine göre, eşin zinasına razı olan taraf boşanma davası açamayacağı söylenemez. Mamafih doktrinde bu hâller de “af kapsamına sokmak ve dolayısı ile eşin zinasına razı olan veya onu bu yola iten tarafın artık boşanma davası açamayacağı kabul etmek” yönünde her ne kadar görüşler olsa da Yargıtay eşlerin birbirinin zinasına razı olmalarını ahlâka aykırı bulmuştur ve bunu af mahiyetinde görmemiştir. Konu ile ilgili bir Yargıtay Büyük Genel Kurulu kararına göre,”kocasının başkasıyla evli olmayan bir kadınla zina yapmasına önceden müsaade eden karının, fiilin işlenmesinden sonra Türk Ceza Kanunu’nun 108′inci maddesindeki süre içinde vukuu bulan şikayetin geçerli bulunduğuna dair”.(YBGK 23.05.1966 3-5) Karının ve kocanın bir memuriyette yükseltilmesi, bulunduğu makamı muhâfaza etmesi veya herhangi bir çıkar elde edebilmek için veyahut da boşanma sağlayabilmek maksadıyla eşini cinsi münasebette bulunmaya teşvik ederse eylemin vukuundan sonra zinaya teşvîk eden eş aleyhine boşanma davası açılabilir. Zina meydana geldikten sonra, dava hakkının afla kalkabilmesi için af beyanının zinayı yapan eşe yönelik olması gerekir. Affedenin sezgin olması, serbestçe karar vermesi gerekir. Af şarta bağlı olarak ta yapılabilir. Örneğin; eşin durumu düzeldiği takdirde veya aile birliği hayatına aykırı hareketlerinden vazgeçmesi halinde eşini affedeceğini belirte bilir. Eşine bundan böyle normal hareket etmediği takdirde “seni boşarım” demesi gibi. Boşanma davasının açılması veya boşanma talebinden vazgeçme, aile birliğinin devam etmesi af anlamına gelmez. Hatta eşi ile cinsi münasebette bulunmaya devam etmesi affa delil olmaz. Affın var olabilmesi için eşler arsında münasebettin dışta yabancılar tarafından samimi bir şekilde görülmesi gerekir. Eşlerin birlikte eğlence yerlerine gitmeleri, seyahate çıkmaları gibi durumlar barışma, af olarak taktir edilebilir. Konu ile ilgili bir Yargıtay kararına göre “Zina davasından vazgeçtikten sonra şiddetli geçimsizlik meydana gelmiş ise, zinaya dayanarak boşanmaya karar verilemez”.(Y2HD 14.06.1963 / 3540-4080)
B- Dava Açabilme Süresi
Medeni Kanunumuzun 161/2′inci maddesine göre “Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer”. Kanunumuzda sözü edilen süre zaman aşımı süresi olmayıp bir hak düşürücü süredir. Yargıç sürenin geçtiğini öğrenirse, bunu resen nazarı itibaren alır. Zinanın öğrenilmesinden itibaren altı ay geçince dava hakkının düşmesinin nedeni; zinayı öğrenen eşin boşanma davası açıp, açmayacağı hakkındaki şüphe ve kaygıların bir an önce ortadan kalkması aile birliğinin devamı hakkında bir an önce, herhangi bir karara varılabilmesi içindir. Uzunca bir sürenin kabulü halinde kuşkusuz ki aile birliği huzursuz olacaktır. Zinanın vukuu bulmasından itibaren yürüyen beş yıllık dava hakkının beş yıl sonun da düşmesinin sebebi ise geçen uzun zaman etkisi altında ört bas edilen bir olay meydana çıkartmakta ve çekişme konusu yapmaktan kaçınmak içindir. Uzun süre devam ede gelen aile birliğinin eski bir suç yüzünden dağıtmak doğru olmaz. Konu ile ilgili Yargıtay kararına göre “Karısının zinasına davacının öğrendiği tarihin tespiti hususunda toplanan delillerin taktiri hakime aittir” ( / . .? . . / ) Medeni Kanunumuzun 161′inci maddesinde öngörülen sürelerin geçmesi ile aldatılan eşin şiddetli geçimsizliğe dayanarak bir boşanma davası açması ve geçmiş zina olayını da geçimsizlik nedeni olarak ileri sürmesi mümkündür. Altı aylık sürenin başlaması için zinanın oluşumunun kesin olarak öğrenilmesi gerekir. Aldatılan eşin zinadan şüphelenmesi altı aylık sürenin geri sayımı için yeterli değildir. Bir Yargıtay kararına göre,”Zinayı öğrenme tarihinin araştırılması icap eder” denilmiştir.(Y2HD 15.05.1961 3341-3725) Başka bir Yargıtay kararında ise,”Devam eden zinada zaman aşımı olmaz” kararı alınmıştır.(Y2DH 24.10.1942 280-3802) Yine konu ile ilgili başka bir Yargıtay kararına göre ise,”Zina fiili bir kereye mahsusu olmayıp birçok defalar devam etmiş bulunmasına göre,olayda zaman aşımına başlangıç son fiilin vukuu bulduğu tarih göz önüne alınması gerekir” demiştir.(Y2HD 05.10.1939 3102-368)

(Kaynak: http://www.turkhukuksitesi.com/makale_631.htm)

 

İslam Hukukunda Zina;

Zina etmek, bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak.
Arapça “zenâ” fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da;
bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel
temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe “zânî” kadına ise “zâniye” denir.

Hanefîler, bir fıkıh
terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir: İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan
bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm
ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden
cinsel temasda bulunmasıdır.

Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel
organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması
gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek
vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez. Küçük çocuk ve
akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi
gerektirmez. Diğer yandan Ebû Hanîfe’ye göre erkek veya kadına arkadan temasta
bulunmak (livâta) zina hükmünde değildir. Çünkü bu, zina olarak nitelendirilmez.
Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikîler aksi görüştedir. Ölü kadın
ve hayvan ile temas da zina hükmünde değildir. Çünkü bu gibi temasları selîm
fıtrat kabul etmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da
şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s): “Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları
şeyin hükmü kaldırıldı” (Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17;
Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15) buyurmuştur.

Zinaya zorlanan kadına
had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır.
Zinaya zorlanan erkeğe gelince, Şâfiîlere ve Mâlikîlerde tercih edilen görüşe
göre böyle bir erkeğe ne had ve ne de ta’zîr cezası gerekmez. Delil, yukarıdaki
hadis ve zorlanma özrünün bulunmasıdır. Ebû Hanîfe’nin ilk görüşüne göre zinaya
zorlama Devlet başkanı tarafından olmuşsa had gerekmez. Devlet başkanından
başkası zorlamışsa istihsân’a göre had uygulanır. Çünkü, zorlama ancak sultan
tarafından gerçekleşir. Ebû Hanîfe’nin istikrar bulan görüşü ise, zorlanana had
cezasını uygulamamasıdır. Çünkü bazan erkeğin istek dışı cinsel temasa gücü
yetebilir. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre iki durumda da zorlanana had cezası
uygulanmaz. İmam Züfer aksi görüştedir (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, 2. baskı,
Beyrut 1394/1974, VII, 34,180; eş-Şirâzi, el-Mühezzeb, Mısır t.y., II, 267; İbn
Rüşd, Bidâyetü’l-Mûctehid, II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetû’l-Müctehid, II, 431; İbn
Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire,1970, VIII,187, 205; Vehbe ez-Zühaylî,
el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 27 vd.; Ömer
Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstilâhat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968,
III,197 vd).

Zina
İslâm’da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak
kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç
olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle
buyurulur:

“Zinaya
yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur” (el-İsrâ, 17/32).
“Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah’ın haram
kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya
çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış
şekilde ebedî bırakılırlar” (el Furkân, 25/68).

Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası
yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme
(recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her
birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları
Allah’ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir
topluluk da, onların cezasına şahid olsun” (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek
üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve
palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.

Evli, iffetli erkek veya
kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz’e ve
Benî Gâmid’ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm’in meşrûluğu
konusunda sahabenin icmaı vardır.

Zina haddi Allah’a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle
ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından
sayılır.

Mezhep
imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş
birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Üç kişiden kalem
kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl
hastasından iyileşinceye kadar” (Ebû Dâvud Hudûd, 17).

Zina Haddini Uygulamanın
Şartları

Öncelikle
şunu ifade etmek gerekir: Zina etmek, zina iftirasında bulunmak gibi had
cezasını gerektiren durumlarda aranan bazı şartların olması, bu şartlar olmazsa
ceza da verilmez anlamında değildir. Belirlenen şartlar olmadığı zaman Dinimizin
emrettiği had cezası verilmez demektir. Ancak Devlet Başkanının veya
görevlendirdiği hakimin vereceği cezalar vardır. Bunlara Tazir Cezası
denilmetedir ki, suçun cinsine göre hapis, dayak atma ve öldürme gibi cezalar
verilebilir. Nitekim Hanefî ve Mâlikîlere göre, İslâm devleti suçlarda tekrarı,
suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek veya eşcinsellik gibi bazı suçları
işleyenlere ölüm cezası verebilir. Buna “siyaseten katl” denir. (İbn Âbidîn,
Reddü’l-Muhtâr, III, 196; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 200).

Zina eden erkek veya
kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:

1- Zina edenin erginlik
çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz. Akıl baliğ olan
bir kimse bir kız çocuğu ile cinsel ilişkiye girse, cocuğa had cezası gerekmez,
ancak onunla ilişkiye girene had cezası gerekir. Çünkü çocuk mükellef değilse de
akıl baliğ olan mükelleftir ve yaptıklarından sorumludur. (Bilmen, Ömer Nasuhi,
Hukuku İslamiye, 3/203, Zina Bölümü)

2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had
uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir
erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası
uygulanır.

3-
Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat
Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere
göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını
açığa vurursa te’dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür.
Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de
içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste’menler bu
hakları üstlenmemiştir.

4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre
zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.

5- Zinanın insanla
yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas
edene had cezası gerekmez, ta’zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre
onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin
şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi
gerekir.

6- Zinanın
bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak
yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû
Hanîfe ve Ebû Yusuf’a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır.
Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had
gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme
halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla
fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle
evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet
beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek
bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse,
bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.

7- Zinanın dârul İslâm’da olması. İslâm Devlet
başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde velâyet yetkisi
yoktur. Yani orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.

8- Kadının diri olması.
Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunana had gerekmez. Mâlikîlerde
meşhur olan görüş bunun aksinedir.

9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin
girmiş olması. Arkadan ilişki yani livata Ebû Hanîfe’ye göre yalnız ta’zir
cezası gerektirir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhebe göre ise livata
haddi gerektirir. Yabancı bir kadına cinsel organın dışında, uyluk, karın v.b
başka yerine temas ise yalnız ta’ziri gerektirir. Çünkü bu, şer’an kendisine bir
şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.

Zinanın Cezası

Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya
da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm
Devletinin koyacağı bir ta’zir cezası bunlar arasındadır.

1- Yüz Değnek Cezası

Bekâr erkek veya kadının
zina cezası yüz değnek olup, Kur’ân-ı Kerîm’le belirlenen bir had cezasıdır.

“Zina eden kadın ve
erkekten her birine yüz değnek vurun” (en-Nûr, 34/2).

Dayak cezası uygulanan
zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi
İslâm’ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle
buyurmuştur: “Bekâr’ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun
dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır” (İbn Mâce, Hudûd, 7).
Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar
için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası
belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36
vd).

Hanefilere göre
celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü
ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne
bırakılan ta’zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular.
Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu
niteliktedir.

Şâfiî
ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri
seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen
sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte
sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; “Kadın, yanında kocası veya mahremi
bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz” (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26,
Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ’, 15)
buyurmuştur.

Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani
bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için
sürgün edilmez.

Diğer
yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin
birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan
(evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu
Hureyre ve Zeyd bin Hillit’ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade
eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi
için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına
hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39).
Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin
sonundaki “…evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır” kısmının
açık anlamına dayanırlar.

2- Recm Cezası:

Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası
konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve
İcmâ’dır.

Hz.
Peygamber’in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan
hadislerle sabittir.

Bir hadiste şöyle buyurulur: “Müslüman bir kimsenin
kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve
İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek” (Buhârî, Diyât, 6;
Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10;
Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).

Hz. Peygamber’in recm
uyguladığı olaylar şunlardır.

a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve
bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek
şöyle buyurmuştur: “O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet”
(Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).

b- Çeşitli yönlerden
sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun
recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VII, 95, 109;
Zeylaî, Nasbu’r-Râye, III, 314 vd).

c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan
sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş
-Şevkânî, Neylü’I-Evtâr, VII, 109).

İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada
bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür
sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e.,
IX, 36).

İhsan Terimi
ve Kapsamı

İhsan bir
İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi
için bunlarda şer’an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere
sahip erkeğe “muhsan”, kadına “muhsana” denir. Çoğulu “muhsanat” tır.

İhsan, zina iftirası
(kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.

Zina iftirası atılan
kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli
bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür:
Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat
edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini
kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir” (en-Nûr, 24/4).

Ancak, kadın zinayı
ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk.
“Kazf” mad)

Recm için
muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu
nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih
nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü
gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi
bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası,
köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla
evli kimse için “muhsanlık” söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık
şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir
sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit
şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu
yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.

Ebû Yusuf’a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan
bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu
görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri
ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan
karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra
başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.

Muhsanlık sıfatının
devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir
defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de
muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).

(Kaynak: http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2252/zina.html)

 

II – Kur’an’da Zina ve Cezası

17:32 – Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.

24:2 – Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.

4:15 – Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.

24:4 – Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.

24:5 – Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

Nûr, ayet: 11-16.  ”Muhammed’ in eşine o yalanı uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine, kazandığı günâh karşılığı, cezâ vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise, büyük azâb vardır. Onu işittiğiniz zaman; erkek, kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır!’ demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Işte bunlar, şâhid getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır. Allah’ın dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydı o kötü sözü yaymanızdan ötürü, büyük bir azaba uğrardınız. Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa Allah katında önemi büyüktü. Onu işittiğinizde: ‘Bu konuda konuşmamız yakışık almaz. Hâşâ, bu, büyük bir iftiradır.’ demeniz gerekmez miydi?”

 

Kuranda zina ile alakali tahmini 15 ayet geçiyor
4:15 - Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
4:25 - Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir).
17:32 - Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.
24:2 - Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
24:3 - Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
24:4 - Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.
24:5 - Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
24:6 - Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir.
24:7 - Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.
24:8 - Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,
24:9 - Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.
25:68 - Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur.
33:30 - Ey peygamberin hanımları! sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır. Bu Allah’a göre çok kolaydır.
60:12 - Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey’at ederlerse onların bey’atlarını al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
65:1 - Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.

(kaynak:  http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-zina-ile-ilgili-ayetler.html)

 

III – Kur’an da Neden Zina İçin 4 Şahit İsteniyor?

Renaultferrari

Her şeyde 2 sahit istendiği halde neden ZİNADA 4 şahit getirin diyor
çünkü Cenabı Hak hiç bir vakit kulunun toplum içinde yüzün kızardığını istemez
onun için diyor ki.. 2 kişi mi.. zina olayını kılıç kınına girer gibi gördü zina ediyordu…
biz kabul etmiyoruz.. 4 şahit getirsene bana diyor… 4 kişi getirilirse ifadeleri alınır..
tutuyormu tutmuyot mu ifadeler incelenir.. kopmlomu kopmlo değil mi.. bakılır
eğer bir pürüz görülürse..  3 sahit doğru söylüyor 4cü olayı sallıyorsa. o 4 şahiti.. toplum içinde derilerini vurulmak süretinden kırbaç cezası verilir..

ben kulumun ne yaptığını bilirim.. sen bana 4 şahit getirsene diyor
hayır.. o halde ceza yok.. sana ceza var… iddaa ve iftira ettiğin için
eğer 4 şahit getirilirse.. yani 4 şahit olayı kılıc kınına girer gibi görmüşse..
şahitlerin ifadeler incelenmiş.. doğru söyledikleri anlaşılmışsa
o zaman… zina edenler seks yapanlar 4 kişin önünde bu işi yapmışlardır… bunlarda AHLAK NAMINA bir şey kalmamış denilir.
topluma zararı olur.. denir.. ve cezalandırılır…

Anladını mı
neden herşeyde iki şahit istendiği halde Zinada 4 şahit isteniyor..
çünkü cenabı hak kulunun cemiyet içinde hiç bir vakit yüzünün kızardığına razı değildir..
4 şahit ister.. eğer zinada 4 şahit yoksa… yani ifadeler birbirini tutmuyorsa…
zina yaptıkları iddaa edilenler serbesttir.. 3 kişin önünde zina yapmış olsalar da serbesttir kimse ispatlayamamıştır yüzleri kızarılmaz..  bunlar zina yaptı diyen etrafa yayan o 3 şahit… 4cü şahit getiremediklerinden  toplum içinde onlara ceza verilir..

mesele: 4 şahitin ifadeleri alınıp incelenmesidir 

 

Misafir_nitrocan_*

Ben şunu anlamıyorum, zinayı kim gidip de 4 kişinin önünde yapıyor? Bu 4 kişi de bu işlem içerisinde yer alıyor mu yoksa? Öyleyse bu adamlar kadınla işlerini halledip sonra bir de şikayet mi ediyorlar?

Ve neden 4 şahit? 4 olunca daha sağlam mı oluyor? Sırf sevmedikleri bir kadına ceza çektirmek için 4 adam hayli hayli toplanabilir. 
Peki 1 video kaydı olur mu? 

 

Cedric

Zina’da 4 şahitin gerekliliği özel durumdur.

Ayşe ile ilgilidir.
Ayşe’nin Muhammed’i Safvan isimli biriyle aldattığı çevrede konuşuluyor. 

Bunun üzerine ilgili ayetler iniyor.

- “Muhammed’ in eşine o yalanı uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine, kazandığı günâh karşılığı, cezâ vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise, büyük azâb vardır. Onu işittiğiniz zaman; erkek, kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır!’ demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Işte bunlar, şâhid getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır. Allah’ın dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydı o kötü sözü yaymanızdan ötürü, büyük bir azaba uğrardınız. Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa Allah katında önemi büyüktü. Onu işittiğinizde: ‘Bu konuda konuşmamız yakışık almaz. Hâşâ, bu, büyük bir iftiradır.’ demeniz gerekmez miydi?” (Nûr, ayet: 11-16.) .

Bu olayla ilgilidir 4 şahit meselesi.
Hadis kaynaklarını incelemeni öneririm ,neden 4 şahit sorusunun cevabını orada bulabilirsin. 

 

 

III – İslam Hukukunda Zina ve Cezası

Zina nedir?

Zina; Evli olmayan kadın ve erkeğin, nikahlanmamış kız ve erkek arkadaşının veya nişanlı olan çiftlerin cinsel ilişkiye girmesi zina’dır. İslam dininde de kesin olarak yasaklanmış, işlenmesi büyük günahlar arasında sayılmıştırzina

Allah Resulü buyuruyor:

“Bir kişi zina ettiği zaman ondan iman çıkar, sanki bir gölge gibi başının üstünde durur. Zinadan ayrıldığı zaman ona geri döner.”

“Zina üzerinde devamlı israr eden kimse, puta tapan kişi gibidir.”

“Muhakkak ki yedi kat gökler ve yedi kat yerler zina eden yaşlıya lanet ederler. Şüphesiz zina edenlerin avret yerlerinin çirkin kokusu, cehennem halkını bile rahatsız eder.”

Zina çeşitleri nelerdir?

1- Gözlerin zinası: Gözlerin zinası, bakmaktır.

2- Kulakların zinası: Kulakların zinası, kendi arzusu ile (Kadının sesini ve konuşmasını) işitmektir.

3- Dilin zinası: Dilin zinası (Şehvet ve cima kelimelerini) konuşmaktır.

4- Elin zinası: Elin zinası, (şehvetle) yapışmaktır.

5- Ayağın zinası: Ayağın zinası, (zina yoluna) yürümektir.

İslam hukukunda zinanın cezası

Zina suçuna verilecek cezalar hakkında Nur Suresinin ilk ayetlerinde açık bir şekilde izahlar mevcuttur: “Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın dinini tatbik hususunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk onların cezalarına şahit olsun.”

Zina cezasının tatbik edilmesi için bu suçun kesin olarak aydınlığa çıkması ve tesbit edilmesi şartı başta gelmektedir.

Zina suçuna terettüp edecek ceza iki şekilde mütalaa edilmektedir: Birisi, yüz sopa, diğeri de recim (öldürmek). Bu çirkin suçu işleyen kimse, erkek veya kadın, bir defa olsun hiç evlenmemiş olmalıdır. Bunlara suç tesbit edilip hüküm verildikten sonra yüz sopa cezası tatbik edilir.

Zina cezasının uygulanabilmesi için oluşması gereken şartlar nelerdir?

1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir.

2- Akıllı olması gerekir

3- Zinanın istekle yapılması gerekir.

4- Zinanın insanla yapılması gerekir.

5- Zina edilen kadının ergin veya kendisine cinsel istek duyulan bir yaşta, ergin olması gerekir.

6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir.

7- Zinanın darul islam’da olması gerekir.

8- Kadının diri olması. Ölü olan kadınla cinsel temasta had gerekmez.

9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki, yani livata için yalnız azar gerektirir.

Kaynak: http://zina.nedir.com/#ixzz2QzjbaFa7

 

Zina: Evli olmayan, yani aralarında nikah bağı bulunmayan kadın ve erkeğin cinsel ilişkiye girmesidir. Nikahlanmamış kız arkadaşla veya nişanlı ile yapılan cinsel ilişki de zinadır.

Asr-ı saadette Peygamberimiz (asm) ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:

“Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum.” dedi.

Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah’dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu. Sevgili Peygamberimiz (asm) “Bırakın o genci.” buyurdu.

Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve:

“Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi?” diye sordu. Genç hiddetle:

“Hayır Ya Resulallah!..” diye cevab verdi. Resulallah:

“Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin?”

diye sorduklarında genç: “Hayır, asla!..” diyerek hiddetleniyordu.

“Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez.” buyurdu. Sonra Hz. Peygamber (asm) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti:

“Allah’ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla.” buyurdu.

Genç, Resulallah’ın huzurundan ayrıldı. Bir daha günah işlemediği gibi böyle bir kötü düşünce aklından bile geçmeden yaşamış! Resulallah:

”Kadınlarınızın namuslu olmasını istiyorsanız başkalarının kadınlarına yan gözle bakmayınız.” diye emrediyor.

öŞimdi aynı düşünceyi size bir arkadaşınız: “Ben senin kardeşin, yeğenin veya bir akraban ile zina edip sonra da tevbe etmek istiyorum.” derse nasıl karşılarsınız. Elbette normal karşılamayacaksınız. Bu nedenle yapacağımız kötülüğü önce kendimize yapılırsa nasıl davranacağımızı düşünmek, sonra karar vermek gerekir.

İSLAM HUKUKUNDA ZİNA CEZASI

İslâm hukukunda ve bütün fıkıh kitaplarında “hudud,” yani hadler, cezalar mühim bir yer işgal etmektedir. Esas itibarıyla kaynağını Kur’ân ve hadislerden alan bu hükümlerin en mühim hususiyeti, fertleri ve milleti korumak, ahlâkî çöküntüye sürükleyen felâketlere set çekmek, nâmus ve iffeti muhafaza etmek, fertlere hak ve hukuk mefhumunu yerleştirmek, sulh ve sükûnu te’sis etmektir. Başkalarına ibret olması ve caydırıcılığı da diğer bir hikmetidir.

Zina suçuna verilecek cezalar hakkında Nûr Sûresinin ilk âyetlerinde açık bir şekilde izahlar mevcuttur:

“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın dinini tatbik hususunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk onların cezalarına şahit olsun.”1

Zina cezasının tatbik edilmesi için bu suçun kesin olarak aydınlığa çıkması ve tesbit edilmesi şartı başta gelmektedir. Bu da üç şekilde mümkün olur:

1) Dört âdil erkeğin zina fiilini kesin olarak gördüklerine dair şahitlik etmeleri,

2) Suçu işleyen kimsenin itirafı,

3) Suçlu kadınsa hamile kalması. Bu üç husus tahakkuk etmediği müddetçe cezası tatbik edilmez.

Asr-ı Saadette Kur’ân’ın bu emri mü’min kalb ve ruhlara öylesine yerleşmişti ki; hiç şahide, ispata hacet kalmadan, şeytana ve nefsine uyup da bir anlık hissiyatına kapılan bazı kimseler, bu suçu işledikleri zaman bizzat gelip Peygamberimize (asm) itiraf etmişler, kendilerine Kur’ân’da emredildiği şekilde cezanın uygulanmasını istemişlerdir.

Meselâ Maiz el-Eslemî adında birisi Peygamberimizin (asm) huzuruna gelerek zina yaptığını itiraf etti. Peygamberimiz yüzünü çevirerek dinlemek istemedi. Maiz, ikinci, üçüncü ve dördüncü defa aynı şeyi tekrar etti. Peygamberimiz yine dinlemek istemedi. Nihayet dördüncüsünde, “Sende delilik var mı?” dedi ve “Hayır” cevabını aldı. “Sarhoş musun yoksa?” sorusu üzerine, bir zat kalkarak ağzını kokladı. Sarhoşluğa dair bir belirti bulunmadı. Bundan sonra Peygamberimiz “Belki yalnız öptün, lâf attın veya sadece baktın.” dedi. Maiz “Hayır” diye devam etti. “Evli misin?” sorusuna da “Evet” deyince, Peygamberimiz recmedilmesini emretti ve recmedildi. Tövbesinin kabul edilip edilmemesi hususunda da Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

“O öyle bir tövbe etti ki, bir millet arasında taksim edilse idi, hepsini içine alırdı.” Başka bir vesile ile de, “Sen Allah için canını vermekten daha faziletli bir tövbe gördün mü?” buyurdu.2

Âyet-i kerimede ifâde buyurulduğu gibi, zina suçuna terettüp edecek ceza iki şekilde mütalâa edilmektedir: Birisi, yüz sopa, diğeri de recim (öldürmek). Bu çirkin suçu işleyen kimse, erkek veya kadın, bir defa olsun hiç evlenmemiş olmalıdır. Bunlara suç tesbit edilip hüküm verildikten sonra yüz sopa cezası tatbik edilir. Bu hükme bir esas teşkil eden hadis-i şerifi Hz. Ubeyde bin Sâmit rivayet eder. Hadis şu mealdedir:

“Ölçüyü benden alınız, benden alınız! Allah onlara bir yol gösterdi. Zina edenler bekâr ise yüz sopa ve bir sene sürgün cezası tatbik ediniz. Evliler ise yüz sopa ve recim tatbik ediniz.”3

Fıkıh kaynaklarında bu sopanın durumu ve vuruş şekli hususunda bir ölçü verilir: Sopa parmak kalınlığında olmalı, yüze ve başa vurulmamalı, cezayı tatbik eden kimse sopayı omuzunun hizasından yukarı kaldırmamalı ve çıplak bedene vurmamalıdır.4

Âyet-i kerimede geçen, “Mü’minlerden bir topluluk onların cezasına şahit olsun” ifâdesindeki hikmetleri de asrımız müfessirlerinden merhum Elmalılı şöyle belirtir:

“Cezayı tatbik eden kimse suistimale girmemelidir. Herkesin gözü önünde cereyan etmesi halinde ceza bir işkence şekline bürünmez. Tarihin şikâyet edegeldiği zalimane işkenceler hep gizlenerek yapılmıştır. Halbuki bu bir işkence olmayıp cezadır. Bunun için dinin çizmiş olduğu sınırın dışına taşırılmamalıdır. Cezanın açıktan tatbik edilmesinde “İffetin kıymetini, ibret ve terbiyesinin tamimini ifade eden bir iman ve teşhir vardır.” Bu şekil aynı zamanda suçlu için psikolojik bir ceza mânâsını da taşımaktadır.5

Dipnotlar:

1. Nûr Sûresi, 2.
2. et-Tâc, 3: 25; Müslim, Hudûd: 24.
3. Müslim, Hudûd: 12.
4. Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, 7: 105.
5. Hak Dini Kur’ân Dili, 5: 3473-4.

(Mehmed Paksu, Helal ve Haram)

(Kaynak: http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/11063/zina-nedir.html)

 

IV – Tüm Cinsel Yaklaşımlar Zinaya Girer

 

Son zamanlarda zina tartışması gündemde. İslam’a göre zina nedir?

 

Zina büyük günahlardan biridir. Zina aralarında meşru bir evlilik olmayan, nikah bağı bulunmayan kimselerin cinsî ilişkide bulunmalarına denir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o şüphesiz bir hayasızlıktır, kötü bir yoldur.” (İsra 32)

 

Şehvetle bakmak zinadır. Erkek olan bir meclise kadının kendini göstermek için süslenip gitmesi ihtirasla bakması ZİNADIR

 

(Yabancı kadını görüp, azab-ı ilahiden korkarak, başını ondan çevirene Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.) [Hakim]

 

(Neresine olursa olsun, kadına şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülecek, sonra Cehenneme atılacaktır.) [M. Enhür]

 

Bütün dinler zinanın haram olduğunda ittifak halindedirler. Hiçbir dinde helal kabul edilmemiştir. Zina ırz ve nesepler hakkında irtikab edilmiş bir cinayettir.

 

Allahu Teala ayet-i celilede,

 

“Allah gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir” (Müminûn 19) buyurmaktadır.

 

Göz zinanın elçisidir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

 

“İki göz de zina eder. İki el de zina eder. İki ayak da zina eder. Ferç (cinsiyet uzvu) onların hepsini doğrular veya yalana çıkarır.” (Müslim)

 

Bir diğer hadis-i şerifte ise:

 

“Âdemoğluna zinadan nasibi yazılmıştır. Ç****iz ona erişecektir. İki gözün zinası ona bakmaktır, iki kulağın zinası fuhuşla ilgili şeyleri dinlemektir. Dilin zinası fuhuşla alakalı sözdür. İki el de zina eder, zinaları harama el uzatmaktır. İki ayak da zina eder, zinaları fuhşa yönelmektir. Kalp de zinaya heves eder, yapmayı temenni eder. Artık ferç de bunları doğrular yahut yalana çıkarır.” (Buhari ve Müslim)

 

Hadis, gözü harama bakmaktan korumanın şer‘i yönden farz olduğuna delildir. Nitekim Allah Teala da şöyle buyuruyor:

 

“Mümin erkeklere söyle. Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ferçlerini de haramdan korusunlar.” (Nur, 31) (İslam Fıkhı, Prof. Dr. Vehbi Zuhayli 7/331)

 

ZİNAKÂRIN CEHENNEMDEKİ AHVÂLİ

 

Peygamberimiz Miraç’ta cennet ve cehennemin ahvâline muttali oldu şöyle ki:

 

“Baktım bir kavim var ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor ve yediğiniz gibi yeyiniz deniliyor. Bu onlara en iğrenç bir şey oluyor. Ya Cibril! Bunlar kimler? dedim. Cibril, bunlar ırz ve namuslara taarruz edenlerdir, dedi. Yine bir kavme rastladık. Önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzelinden kebaplar var, etrafında da cifeler. Onlar o güzel etleri (nikahlı eşlerini bırakıp) bu cifelerden yemeye başladılar. Bunlar kim Ya Cebrail, dedim. Bunlar zinakârlar, dedi. Allah’ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler.” (Ömer Nesefi Akaidi)

 

İMAM NİKAHI İLE EVLİLİK ZİNA MIDIR?

 

İmam nikahı ile evlilik kuran şahısların, erkek ve kadının birleşmeleri meşrûdur. Zina değildir. Ancak kadınların bazı haklarının zayi olmaması, hak iddia edebilmeleri için günün şartlarına göre önce resmî nikahını sonra da dini nikahı kıymaları uygundur.

 

Dini nikaha zina diyenler Kur’an ve sünneti yalanlamış olurlar. İslam nikahı emreder, zinayı yasaklar. Zinanın haram olduğunu beyan eder. Allah’ın ayetlerini hiçe sayanlara ayet-i celilede şöyle buyruluyor:

 

“Kendi uydurduğu yalanları Allah’a yakıştırandan veya O’nun mesajlarını yalanlayandan daha zalim kim olabilir?” (Enam, 21)

 

Allah’ın ayetlerini ve Allah’ın Kuran’da beyan ettiği nikahı hafife almak, küçümsemek kastı ile zinayı teşvik edenler, haramları övenler, önce imanlarını sonra da evli iseler nikahlarını tazelemelidirler. Aksi halde evli oldukları hanımları ile zina fiilinde bulunmuş olurlar. Bu evlilikle de çocukları olursa veled-i zina olur.

 

Evlilik, kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Kitaptan delil,

 

“Hoşunuza giden (size helal olan) kadınları nikahlayın.” (Nisa, 3)

 

“İçinizden bekarları, elverişli olanları nikahlayın” (Nur, 32) ayet-i kerimeleridir.

 

Peygamberimiz (as) da:

 

“Ey gençler zümresi! Kim içinizden evlenmeye muktedirse evlensin.” (Buhari-Müslim) buyurmaktadır.

 

Fıkhen, kişi evlenmediği takdirde zinaya düşeceğine kanaat getirirse dini usullere göre evlenmesi kadın ve erkeğe farz olur.

 

İmam-ı Azam’ın Fıkh-ı Ekber kitabında zinayı benimseyenler hakkında şöyle yazar:

 

“Bir kimse namaz, oruç, zekat, cünüplükten yıkanmak gibi üzerinde ittifak edilen farzlardan birini inkar ederse dinden çıkar. Yine zina, şarap, kumar, adam öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek gibi Allah’ın yasaklarından birini inkar ederse imanı bozulur.” (shf. 449)

 

Böyle bir yanlış yapan kişi ise önce harama haram, helale helal olarak inanır, sonra da imanını ve nikahını tazeler. Aksi halde, namaz kılsa bile, haramı helal kabul ettiği süre içinde sadece kelime-i şehadetle nikahı tazelenmez. Muhakkak o yanlış itikadını tashih etmesi gerekir.

 

ZİNA KIYAMET ÂLAMETLERİNDENDİR

 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

 

“İlmin ref olunması, cehlin kökleşmesi, şarabın içilmesi, zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir.” (Buhari 1/82)

 

Diğer dinlerde olduğu gibi nesebin korunması asıldır. Bu da ancak nikahla mümkündür. Nikah cemiyet hayatı için bir nimettir. Gayri meşrû birleşmeler vukû bulursa şu üzücü haller kaçınılmaz olur:

 

1. Zina nesebin karışmasına, ailenin dağılmasına, nice akrabalık bağlarının çözülmesine, maddî ve manevî değerlerin yok olmasına vesile olur. Ahlakî değerlerin temelden yok olmasına yol açan ve insanı bedenî, hayvanî hislerin esiri yapıp aşağılayan çirkin bir davranıştır.

 

2. Zina kadın ve erkekler için bir felakettir. Kadınlar erkeklerin zevk aleti değildir. Kadın annedir. Annelik şerefi en güzel haliyle korunmalıdır. Kadınlar bir erkeğin himayesine, çocuklar ise hem annenin hem de babanın müşfik bir aile ortamına muhtaçtır.

 

3. Ey birbirlerini aldatan erkek ve kadınlar! Nikaha zinayı tercih eden mümin ve mümineler! Bilesiniz ki ölüm var, mezar ve mahşer var. İşlediğimiz haramlardan dolayı kabrimiz Peygamberimizin ifadesine göre cehennem çukuru olursa bizi bu halden kim kurtarır. Bilelim ki işlemiş olduğumuz zina mahşerde karşımıza çıkacak, elimize verilecek kitabımızda göreceğiz ve Allah buyuracak, “oku kitabını.” Allah’ın huzurunda bunu okuyacaksın, haberin var mı?

 

4. Günah işlediğimiz bedenimiz ve bütün azalarımız aleyhimizde şahitlik yapacak. Ayet-i celilede Allah celle celaluhu buna şöyle işaret ediyor:

 

“Kulakları, gözleri ve derileri işledikleri şeylere karşı onların aleyhine şahitlik edecekler. Derilerine, niçin aleyhimize şahitlik ettiniz, derler. Onlar da, her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu, derler.” (Fussilet 20-21)

 

5. Haram işlediğimiz topraklar, oteller ve binalar, onlar da şahitlik edecek. İnsan sadece kendisini canlı görmemeli. Meleklerin yazdıkları ve eşyanın şehadeti bizim mahşerde hesabımızı zorlaştırır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde:

 

“Toprak şöyle seslenecek” buyuruyor. “Ey âdemoğlu, üzerimde türlü türlü günah işlersin, halbuki içimde azap göreceksin. İçimde seni kurtlar yiyecek.” Zina serbest olsun diyenler bunu düşünmez mi?

 

ZİNA SİYASALLAŞIYOR MU?

 

Nikah ve zina dini bir terimdir. Haram ve helali belirleyen Allahu Teâlâ’dır. Haramlar ve helaller kıyamete kadar geçerlidir. Kimse siyasi malzeme olarak kullanmamalıdır. Zaman zemin ne olursa olsun, ortam hangi şartları taşırsa taşısın haramlar helal olmaz. Kulların bulunduğu makam ve mevki, insanların verdiği yetki hangi boyutta olursa olsun, helal ve haramları değiştirmez. Allahu Teâlâ Nahl suresinde:

 

“Dilinizin uydurduğu yalana dayanarak bu helaldir, bu haramdır, demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz.” (Nahl 116)

 

Lüzumuna binaen ifade edelim ki, erkeğin dörde kadar hanımla nikah yapması caizdir ve nikahla olduğu müddetçe bu evlilikleri İslam’a göre geçerlidir. Bu kişi zina yapmış olmaz. Evli veya bekar 18 yaşından küçük veya büyük, hemcins veya karşı cinsten her şahsın arada dini nikah bulunmadan yaptığı cinsel temas İslam fıkhına göre zinadır, günahtır. Mahşerde hesabı sorulur. Allah her şeyi bilen ve görendir. Allah’ın azabı pek şiddetlidir.

 

Her ne kadar dünya hayatında sorumlular zinayı şimdilik rafa kaldırdık deseler de Allahu Teâlâ rafa kaldırmaz. Bazıları da zina yasak olmasın diye kabul etmese, bu sözlerle zinanın haramlığını kabul etmiyorlarsa imanlarına zarar verir. Haramı haram olarak kabul etmemek küfürdür.

 

“Şarap, zina, zulüm, haksız yere adam öldürme gibi şeylerin helal olmasını temennî etmek küfürdür.” (Ömer Nesefi Akaidi, shf.219)

 

Nikah dışı ilişkiyi arzu edenlerle ilgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

 

“Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir.” (İbni Mace)

 

GÖZ ZİNASI (!)

 

Bu kavram da sapıklardan nasibini almış/çarpıtılmıştır. Ayetteki “gözlerini sakınsınlar” dan maksat (kadınlar için) “tahrik edici bakmasınlar” -ki böylece zinaya sebebiyet vermesinler demektir. Her nedense şeriatçılar “yüze bakmasınlar – gözler ve eller dışında heryeri namahremdir” diye çevirerek kadınlarını zorla çuvala sokmaya çalışmışlardır.

 

İnanan kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar ve açıkta olması gereken yerleri hariç, alımlı yerlerini göstermesinler. Örtülerini göğüslerinin üzerine kapasınlar. Vücutlarının alımlı yerlerini kimseye göstermesinler; ancak kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kızkardeşlerinin oğulları, diğer kadınlar, cinsel iktidara sahip olmayan erkek hizmetkarlar ve işçiler ve kadınların cinsel yönlerini henüz anlamayan çocuklar hariç. Gizledikleri alımlı bölgelerini sergilemek/bildirmek için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar, topluca ALLAH’a yöneliniz ki başarılı olasınız. 24/31

 

Ayette geçen ifade şu şekildedir, kadınlar “gözlerini sakınsınlar – iffetlerini korusunlar – alımlı yerlerini göstermesinler”. Bilindiği gibi kadınlar erkeklerden daha arzuludur (12/24). Kadınların kırıtarak yürümeleri, açılıp saçılmaları ve erkekleri cezbedici biçimde bakmaları, kendilerini zinaya götüren nedenlerdendir. Oysa fazla açılıp saçılmayan, vakarlı/iffetli davranan ve gözlerini sakınan hanımlar hakkında, ahlaksız iddialarda bulunamayız. Fakat arsızlar, iffetli bir yaşayış tarzı benimseyen hanımlarımıza, kafirlerin Meryem’e yaptığı gibi çirkin iftiralar atmaktan geri durmazlar! Ama bilmezler ki Allah, bu iftiracıları/iftirayı sevmez.

 

Moda uğruna çıplaklığı ilke edinen kadınların evliliklerinin yürümediği ve güvenilir bir aile bağı kuramadıkları da bir gerçek! Meşru olan evlilik sözleşmesini hiçe sayıp metres eşler edinerek ilişkiye girenlerin, zina etmiş sayılacağı da bir gerçek. Tek eşle evliliği öngören Kuran, iki veya daha fazla eşle evlenmek zorunda kalan bireyler için şu hükmü benimser:

 

Ne kadar isteseniz de eşlerinize adaletle davranmak elinizde değildir. Dolayısıyla diğerlerini dışlayarak ve onları kocası hem var hem de yokmuş gibi bir durumda bırakarak (içlerinden sadece) birine yönelmeyin. Ancak her şeyi yoluna koyar ve O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olursanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır. (4:129)

 

Cinsel hayata gerekli/yeterli ölçüler getiren İslam’ı, kişisel hükümleriyle dejenere eden mezhepliler, böyle bir hassas konuda yeterli eğitimi çocuklarına verememektedirler. Fiili zinayı – göz zinası(!)ndan daha büyük bir günah olarak öğreten mezhep mukallitleri, her nedense kendileri fiili zina etmekten geri kalmıyorlar. Yeter ki ellerine bir fırsat geçsin!

 

ZİNA HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

 

Gebeliği önleyici etmenler (evlilik dışı ise) zinaya sebep olmaz

 

aaafi üç-beş eşle evlilik zina sayılmaz

 

Gençlikte çapkınlık mübahtır

 

Zina edenler taşla öldürülmelidir

 

Çocukların/gençlerin yaptığı zina sayılmaz

 

Parasıyla kurulan cinsel ilişki mübahtır

 

Çıplaklık zina sayılmaz (ama filmlerdeki hariç ki, gerçeği yansıtmıyor ve fiili bir ilişkiye girilmiyor)

 

El-ele tutuşmak, öpmek vb. zina sayılır.

 

Mastürbasyon haramdır.

 

İMAM NİKAHI – DEVLET NİKAHI

 

Evlilik bir sözleşmedir. Bu sözleşmeyi halkın önünde imzalarsınız. Evlilik, hem hukuki kurallara hem de dini kurallara uygun bir biçimde yaptırılmalıdır. Her ikisinin de çoğunluk önünde yapılması gerekmektedir. Sevgililer ve sadece imam arasında yada sadece nikah memuru arasında yapılan nikahlar (kısmen) geçersiz sayılırlar. Bilindiği gibi zinanın cezası halk önünde uygulanacak olan yüz celdedir. Niçin halk önünde? Eğer öyle olmasaydı sapık/iftiracıların ekmeğine yağ sürülmüş olurdu!

 

İmam nikahı ve devlet nikahı ikisi birden ve halkın huzurunda yapılmalıdır. Bu şekilde ileride, size atılan iftiraları batıl kılmış olursunuz! Sadece imam nikahının veya sadece devlet nikahının halk önünde yapılması, nikahın geçerli olduğu anlamına gelmez. Nitekim halk önünde yapılan imam nikahı ile 5-10 kadınla birlikte olanlar bulunmaktadır. Oysa Kuran’da önerilen evliliğin tekeşlilik olduğunu daha sonra göreceksiniz!

 

İki sevgilinin, bir imama yada nikah memuruna giderek evlenmeleri de geçersiz sayılmaktadır!

 

SINIRI AŞANLAR

 

Allah, kendi saltanatı altındakilere hep iyiyi-güzeli öğretmektedir. Şeytan ise bunun tam tersini telkin eder. Öyle ki insan artık kendi hemcinsleri ile zina etmeye başlar (geçmişte olduğu gibi). Hangi inanışa sahip olursanız olun, kendi cinslerinizle ilişkiye girmeniz affedilemez! Bütün ilahi kitaplarda bu mesaj vardır. Onların başlarına neler geldiği de bu kitaplarda kayıtlıdır. Ayrıca bunların canlı tanık-kanıtları da yeryüzünde-gözlerinizin önünde durmaktadır.

 

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler gibisi sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? …2/214 ” ayeti gereğince, geçmişte bu tür ters-sapkın ilişkilere girmiş kavimlerin hortlayacağını-çoğalacağını ve akabinde Allah´ın boşuna yaratmadığı volkanik dağların, hepsinin, aynı anda faliyete geçip “suçlu günahkarların başına ateş yağdıracağını” tahmin ediyorum (51/32-34). Ama bu aaaime katılırsınız yada katılmazsınız, o sizin bileceğiniz bir iş!.Allahım! Ümmet-i Muhammed’i Kur’an’a mahkum et!

 

İnananların arasından hayasızlığın yaygınlaşmasını arzulayanlar, dünya ve ahirette acı verici bir cezayı hakketmişlerdir. ALLAH bilir, siz bilemezsiniz. (24/19)


(Kaynak: http://www.uslanmam.com/dini-bilgiler/61105-quotzinaquot-hakkinda-hersey-islam8217a-gore-zina-nedir.html)

 

IV– Şeriat Olsaydı, Üniversiteli Kızlar Hamile Kalıp Çocuklarını Öldürmezlerdi

MODERN VE ÇAĞDAŞ GENÇLİĞİ..!!!

MUĞLA’nın Milas İlçesi’nde banyoda doğurduğu bebeğini 6’ncı kattan aşağı atan üniversite öğrencisi 20 yaşındaki S.C.’nin ilk ifadesinde ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.

S.C.’nin olayı hatırlamadığını belirterek, “Bebeği aşağı atmış olabilirim” dediği öğrenildi.

Milas’ta şoke eden olay dün akşam saatlerinde meydana geldi. Emek Mahallesi Hamdi Mergen Caddesi’nde önce park halindeki bir otomobilin üzerine, ardından yere düşen bir bebeği gören vatandaşlar, durumu polise ve sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine gelen acil yardım ekipleri, erkek bebeğin öldüğünü belirledi. Polis ise çevrede araştırma yaptı. Bebeğin park halindeki otomobilin hemen önünde bulunan apartmanın 6’ıncı katındaki daireden atıldığı araştırma sonucu belirlendi. Kattaki daireye giden ekiplere kapıyı açan Milas Sıtkı Koçman Meslek Yüksekokulu Muhasebe Bölümü öğrencisi S.C.’nin halsiz olduğunu gördü. S.C.’nin doğumu banyoda yaptığını ve kan kaybettiğini belirleyen polis, üniversite öğrencisini ambulansla 75’inci Yıl Milas Devlet Hastanesi’ne kaldırdı. S.C., tedaviye alındı. Bebeğin cesedi otopsi için Muğla’da Yerkesik Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

Başlatılan soruşturmada olayın ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Hastanede tedavi altında tutulan S.C.’nin ilk ifadesinde, Antalya’da bulunan erkek arkadaşı 28 yaşındaki A.B.’nin kendisiyle ilk olarak zorla ilişkiye girdiğini, daha sonra ise kendi rızasıyla birlikte olmaya başladıklarını söylediği öğrenildi. Olayı hatırlamadığını ifade eden S.C.’nin, “Bebeği aşağı atmış olabilirim” dediği belirtildi. S.C.’nin adliyeye götürülüp ifadesinin alınacağı, ardından tedavisine hastanede devam edileceği kaydedildi.

Bu arada S.C.’nin kira evini bir kız arkadaşı ile paylaştığı, kızın da olay sırasında evde olduğu, ancak hiçbir şey duymadığı ve durumu kapıya gelen polislerden öğrendiği ifade edildi.

Yaşamını yitiren talihsiz bebeğin otopsi sonuçları henüz çıkmazken, olayı öğrenen S.C.’nin annesi Milas’a geldi.

 

KAYSERİ’de bebeğini boğarak öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan üniversite öğrencisi baba U.Ç.Ü. ile anne C.C.B. hakim karşısına çıktı. Anne C.C.B., “Bebeğimiz ölmese Çocuk Esirgeme Kurumu yurduna verip, 2 yıl sonra alacaktık”’ dedi.

Olay, Talas ilçesi Mevlana Mahallesi Mehmet Timuçin Caddesi üzerinde 7 Eylül 2012 tarihinde Talas Belediyesi Çöp Transfer ve Toplama İstasyonu’nda işçi olarak çalışan E.K.’nın çöp konteynerinda bir poşet içerisinde erkek bebek cesedi bulmasıyla ortaya çıktı. Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi 21 yaşındaki U.Ç.Ü. ile Gıda Mühendisliği 3’üncü sınıf öğrencisi 20 yaşındaki C.C.B. Talas Mevlana Mahallesi’nde aynı evde yaşamaya başladı. C.C.B., bir süre önce hamile olduğunun farkına vardı. Kürtaj yaptırmak için ceninin yasalara göre 9 haftadan büyük olduğunu öğrenen çift, bebeğin doğmasını bekledi. C.C.B.’nin doğum sancılarının başlamasıyla U.Ç.Ü, kız arkadaşına evde doğum yaptırdı. Baba U.Ç.Ü, daha sonra yenidoğan erkek bebeği iddiaya göre boğarak öldürdü. Polis ekiplerinin bebek cesedinin çöpte bulunmasından sonra başlattığı soruşturma sonucu yakalanan genç çift, çıkartıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.

Konu Hakkında Yapılan Yorum;

ALLAH’ın Şeriat’ını Kabul Etmeyıp Laik Sistemde ALLAH’ın Yasakladıgı Herşeyi Serbest bırakan Kurumsallaştıran Bir sistemde Yaşıyorsak Gunah İşlemememız İmkansız gibi birşeydir.Şeriat mü’minler için kurtuluş reçetesidir. Onu ilk tatbik eden Allah Resulü, insanlık tarihine misli olmayan bir asr-ı saadet yaşatmıştır.Türkiyede Zina hatsafhadadır.Avrupada 18′inize gelince hala cinsel iliskiye girmediysenız insanlar sizde sorun oldugunu dusur ve Turkiyede Oraya Dogru Gidiyor Gençlik Artık Mutlulugu Otta Maddede Dünya Hayatında Arıyor ama Burası Sorgu Yeridir.Şeriat neden Lazımdır ? Şeriat bir Mümin İstemesede Günah İşlemesini Engeller Şeriat O Kızla Erkegın Nikah olmadıgı halde Aynı evde Yaşamasını Engellerdi.İffeti Korurdu.
helal olsun sana. kimsenin aklına Allah korkusu gelmiyor.

(Kaynak: http://www.korkusuzmedya.com/root.vol?title=universiteli-kiz–39olmeseydi-cocuk-yurduna-verecektik&exec=page&nid=514417)

V – Kadın erkek birlikteliğinde dikkat edilmesi gereken konular nelerdir? Kız arkadaşlarla konuşmanın bir sakıncası var mıdır? Kadın ile erkek arasında caiz olmayan durumlar nelerdir?

Kadın ile erkek arkadaşlık yapabilir mi? Bu konuşma teke tek değil de bir toplumun içinde, sokakta veya birkaç kişinin yanında olursa bir mahzuru var mıdır?

Olayın bir kaç boyutu vardır:

1. Müslüman kadının giyim şekli ve bakılması haram olan yerleri

Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürü sağlamasıdır. Eli ve yüzü dışında bütün vücudunu örtmesi, açık kalmamasıdır. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun olması için de altını göstermeyecek şekilde kalın ve avret yerlerini örtecek kadar uzun olmalıdır. Bunun için, altını gösterecek şekilde ince ve şeffaf olan bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz.

Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şeriflerin meali şöyledir:

Hz. Âişe (ra)’nin rivayetine göre, kız kardeşi Hz. Esma birgün Peygamberimiz (asv)’in huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek şekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (asv) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu:

“Ya Esma, bir kadın büluğ çağına erince -yüzünü ve ellerini göstererek- bunlardan başka bir tarafının görünmesi sahih olmaz.” (Ebû Dâvud, Libas 31)

Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz (asv), giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların cehennemlik olduklarını, cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas,125)

Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder:

“Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe (ra)’nin huzuruna girdi. Hz. Âişe (ra) başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı.” (Muvatta’, Libas:4)

Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü’minlere ikazda bulunmuştur. (Beyhaki, Sünen, 2/235)

İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, “Giyindiği halde açık” olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der:

“Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz.” (el-Mebsût, 10/155)

Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, elbise ince de olsa, kalın da olsa böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Bu mesele Halebî-i Sağir’de şöyle belirtilir:

“Elbise altını, tenin rengini belli edecek şekilde ince olursa, bununla avret yeri örtülmüş olmaz. Fakat kalın olsa da, uzva yapışsa ve uzvun şeklini alsa (uzvun şekli görünür hale gelse), bu durumda örtünme hasıl olduğu için men edilmemesi gerekir, namaz caiz olur.” (Halebî-i Sağır, s.141)

Mesele diğer mezheplerde de aynı şekilde ifade edilir. Mâliki mezhebinin görüşü şöyledir:

Elbise şeffaf olur, cildin rengini hemen belli ederse, bununla örtünme olmaz. Bu şekilde kılınan namazın mutlaka iade edilmesi gerekir. İnce ve dar olduğu için azanın şeklini belli eden elbiseyi giymek de mekruhtur. Çünkü bu bir şahsiyetsizlik sayılır ve selef ulemasının giyim tarzına muhalif hareket edilmiş olunur. (Menânü’l-Celü, 1/156)

Hanbelî mezhebinin görüşü ise şu şekildedir:

Vacip olan örtünme, cildin rengini belli etmeyecek şekildeki örtünmedir. Eğer giyilen elbise cildin rengini belli edecek tarzda ince olur da bedenin beyazlık ve kırmızılığı görünürse namaz caiz olmaz. Çünkü bununla örtünme gerçekleşmiş olmaz. Şayet rengini örter de, hacmini belli ederse namaz caiz olur. Çünkü örtü kalın da olsa bundan kaçınmak mümkün değildir. (İbni Kudâme. el-Muğnî, 1/337)

Şafiî mezhebinin görüşü ise şöyledir:

Vacip olan, cildin rengini belli etmeyecek elbiseleri giyinmektir. İnceliğinden dolayı cildin rengini belli eden bir elbiseyi giymek caiz olmaz. Çünkü böyle bir elbise ile tesettür gerçekleşmiş olmaz. Yani, inceliğinden dolayı cildin beyazlığını veya siyahlığını gösteren elbise tesettür için kâfi gelmez. Yine, elbise kalın olsa da, dokunuşu itibariyle altından avret yerlerinin bir kısmını gösterse, yine yeterli şekilde örtünme sağlanmamış olur. Diz kapakları ve uyluklar gibi bedenin incelik ve kalınlığını belli eden bir elbise ile kılınan namaz sahihtir, çünkü tesettür sağlanmış demektir. Fakat azaları belli etmeyecek şekilde bir örtü kullanmak müstehaptır. (el-Mecmû, 3/170-172)

Bütün bu nakillerden şöyle bir neticeye varmak mümkündür:

Kadının kendine nikah düşen erkeklerin yanında giymiş olduğu elbise, tenin rengini belli edecek ve gösterecek şekilde ince ise, bununla örtünme gerçekleşmiş olmayacağından giyilmesi caiz olmaz. Bu giyecek, bir elbise, gömlek ve etek olduğu gibi, başörtüsü ve çorap da olabilir.

Buna göre tesettürün dinen makbul olabilmesi için bazı şartları vardır, onlara dikkat etmek gerekir:

-    Elbisenin vücudu gösterecek tarzda ince olmaması,

-    Nazar-ı dikkati çekecek kadar süslü ve renkli olmaması,

-    Vücudun hatlarını gösterecek şekilde dar olmaması gerekir.

Vücudun azalarını iyice belli edecek şekilde giyilen dar pantolon ve dar gömlekle namaz sahih olsa da, bakanların dikkatini çekip tahrik edeceğinden dinen helal olmaz. Merhum İbn-i Âbidin de eserinde bu hususa işaret etmektedir. (Reddü’l-Muhtar, 5/238)

Diğer taraftan kadınlar gerekli örtüyü sağlamak zorunda oldukları gibi, erkeklerin dikkatini çekecek bakışlardan, konuşmalardan ve yürüyüş tarzından da sakınmaları gerekir:

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 24/31)

İşte hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet telkin etmek noktasından da çok önemlidir. Özellikle bu noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır.

Fakat unutulmaması gerekir ki, kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile de ilgili olarak, bunlar da Allah’ın yardımı ile ayakta durabilir. Onun için bu noktada Resulullah (s.a.v) den bütün Müslümanlara hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor ki:

“Ve ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek dişi bütün müminler, imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından tövbe ile Allah’a dönüp Allah’ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler. O halde herkesin kurtuluşu bakımından iş sahipleri ve ilgili şahıslar şu emirlere de özen göstermelidir. (Elmalılı, Tefsir)

2. Kadının sesi hangi hallerde haram olur?

İslâmiyet kişiyi fitne ve fesada sürükleyen görüntü, davranış ve hallere karşı koruyucu tedbirler alır. Çünkü İslâmda insanın safiyet ve vakarının muhfazası ve bozulmaması esastır. Bu tedbir ve koruma hem erkek için, hem de kadın için eşit seviyede düşünülür.

Diğer yandan insana verilmiş olan özellik, kabiliyet ve farklılıklar bir başkasının vebal altına girmesine sebep olmamalı, yanlış duygulara kapılmasına meydan vermemeli, nefsini azdırmamalıdır.

Yaratıcı tarafından kadına ihsan edilen sesi de bu çerçeve içinde düşünmek gerekir. Esas itibariyle başta insan olmak üzere hiçbir varlığın sesi mutlak olarak haram ve günah sınıfına sokulmaz. Çünkü yaratılışında bir haramlık mevcut değildir. Bunun içindir ki, hiçbir âyet ve hadis kadının sesini haram kılıcı bir hüküm bildirmez.

Başta Hanefi ve Şâfiî imamları olmak üzere mezhep sahibi müçtehid imamlarımızın kanaatleri de bu merkezdedir. Hattâ bütün fıkıh kitaplarında şu hükmü görüyoruz: “Cumhura göre kadının sesi avret değildir. Yani bütün müçtehidlere göre kadının sesi haram değildir.”

Şâfiî mezhebi âlimleri ve diğer müçtehidler şöyle derler: “Kadının sesi avret değildir. Çünkü kadın alışveriş yapar, mahkemede şahitlikte bulunur. Bunun için sesini yükselterek konuşmak zorunda kalır.” (Tefsîrü Âyâti’l-Ahkâm, 2/167)

Kadının sesinin avret olmadığının gerekçesi, İslâmın ilk uygulamalı devri olan Saadet Asrıdır. Yani Peygamber Efendimizin (asv) ve sahabilerin uygulayış biçimidir. Bu uygulanış biçimi üç şekilde görülüyor:

Birincisi: Peygamber Efendimizin (asv) sahabi hanımlarla konuşması, onların sorularına cevap vermesi, şikâyetlerini dinlemesi, ihtiyaç ve taleplerini karşılamasıdır.

Bir örnek olması bakımından şu hadis-i şerifi nakledelim:

Amr bin Şuayb rivayet ediyor:

Bir kadın yanında kızı ile birlikte Resulullaha (asv) geldi. Kızın kolunda iki altın bilezik vardı. Resulullah (asv) kadına sordu: “Bu bileziklerin zekâtını veriyor musun?”

Kadın, “Hayır, vermiyorum.” diye cevap verdi.

Bunun üzerine Resulullah (asv) tekrar sordu:

“Peki, kıyamette bu iki bilezik yerine Allah’ın sana ateşten iki bilezik taktırması hoşuna gider mi?”

Kadın iki bileziği hemen çıkarıp Resulullaha (asv) uzattı ve “Bunlar artık Allah ve Resulüne aittir.” dedi. (Tirmizî, Zekât, 12)

İkincisi: Sahabiler gerek Peygamberimiz (asv)’in hanımlarına, gerekse diğer hanım sahabilere hadis ve benzeri durumlarda soru sorarlar, konuşurlar ve bazı konularda bilgi alırlardı.

Üçüncüsü: Yine sahabe döneminde kadınlar, halifelere şikâyetlerini dile getirirler veya dinî meselelerde diğer sahabilere bilmediklerini sorup öğrenirlerdi.

Bu mesele için de bir örnek verelim:

Kadının biri Hazret-i Ömer (ra)’e gelerek, “Yâ Emîrelmü’minîn! Kocam geceleri ibadet eder, gündüzleri de oruç tutar.” şeklinde şikâyette bulundu.

Hazret-i Ömer (ra), “Ne demek istiyorsun? Kocanı geceleri ibadet etmekten ve gündüzleri oruç tutmaktan alıkoymamı mı istiyorsun?”

Bunun üzerine kadın başka bir şey söylemeden çıkıp gitti ve biraz sonra bir daha gelip aynı şikâyetini dile getirdi. Hazret-i Ömer (ra), kadına yine aynı cevabı verdi.

Bu durumu gören Kâ’b bin Sûr söze karıştı ve “Yâ Emîrelmü’minîn, kadının hakkı var. Cenab-ı Hak erkeğe dört kadınla evlenebileceğine müsaade ettiğine göre, dördüncü gün kadının hakkıdır.” dedi.

Bunun üzerine Hazret-i Ömer (ra) kadının kocasını çağırtıp dört günde bir oruç tutmamasını ve her dört gecede bir kadının yanında yatmasını emretti. (Hayâtü’s-Sahâbe, 3/349)

Ancak diğer bütün mübah meselelerin mahiyet değiştirip mahzurlu bir hal almasında olduğu gibi, kadının sesi meselesinde de aynı durum söz konusudur. Kadının sesi mübah, masum ve meşru olmasına karşılık hangi sebeplerden dolayı “avret” olur, nasıl olursa yasak sınıfına girer, yabancı erkeklerin dinlemesi haram olur?

Kadının sesi yaratılışı icabı dikkat çekicidir. Özellikle ses normalin dışında bir tonda çıkarsa birtakım mahzurları beraberinde getirmektedir ve dinî tabiriyle “fitneye” sebep olmaktadır. Demek ki, haram olan sesin kendisi değil de, kontrol dışı bir mahiyet taşımasıdır.

Ahzab Sûresinin 32. âyet-i kerimesi bu husustaki ölçüyü Peygamber (asv) hanımlarının şahsında şöyle veriyor:

“Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer halinize layık bir takva ile korunacaksanız, yabancılarla câzibeli bir şekilde konuşmayın ki, kalbinde fesat bulunan kimse bir ümide kapılmasın. Konuşurken ciddiyet ve ağırbaşlılıkla söz söyleyin.”

Müfessir Vehbi Efendi bu âyeti tefsir ederken, “Söylediğiniz söz fitneye sebep olmasın. Yani cazibeli ve ecânibi şüpheye düşürecek bir halde edalı ve naz ü istiğna ile söylemeyin” şeklinde izah getirmektedir. Elmalılı’nın ifadesiyle “Yayılarak, kırıtarak, sınık, yılışık” olduğunda “kalbi çürük kötülüğe meyilli kimseler” bir ümide kapılırlar. Bundan dolayı da günaha girilmiş olur.

Vehbe Zühaylî bunu normal konuşmalardan ziyade dinî muhtevada da olsa aynı gerekçe ile mahzurlu görür:

“Kadının, Kur’ân şeklinde de olsa, coşkulu ve nağmeli olarak okumakta iken seslerini işitmek haramdır. Çünkü bunda fitneye sebep olma korkusu vardır.” (İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 1/467)

İbni Âbidîn ise meseleye şu şekilde bir açıklık getirir:

“Tercih edilen görüşe göre kadının sesi avret değildir. Yalnız zekâsı kıt olanlar zannetmesinler ki, ‘biz kadının sesi avrettir demekle konuşmasını kasdetmiyoruz. İhtiyaç halinde ve benzeri durumlarda kadının yabancı erkeklerle konuşmasına cevaz veriyoruz. Yalnız kadınların yüksek sesle konuşmalarını, seslerini uzatmalarını, yumuşatmalarını ve nağmeli bir şekilde okumalarını caiz görmüyoruz. Çünkü bunlarda erkekleri kendilerine meylettirmek ve şehvetlerini tahrik etmek vardır. Kadının ezan okuması da bundan dolayı caiz olmamıştır.” (Reddü’l-Muhtar, 1/272)

Bizim de katıldığımız hükmü Faruk Beşer Hoca veciz bir şekilde şöyle dile getirir:

“Kadın her şeyiyle olduğu gibi sesiyle de çekici, büyüleyici ve tahrik edicidir ve aslında bu onun çirkin olduğunu değil, güzel olduğunu gösterir. Birer nimet demek olan çekici yönlerini, bu arada sesini fitneye sebep olmak ve tahrik etmek için kullanırsa, yani konuşmasını kırıla döküle ve kadınsı biçimde yaparsa, ya da nağmeli sözlerle normal konuşurken zaten tahrik edici olan sesini daha da etkileyici hale getirirse, sesi avret olduğundan değil de, fitneye sebep olacağından haram olur. Vakarlı ve karşısındakine ümit kestirici edayla konuşursa haram olmaz.” (Hanımlara Özel İlmihal, 314)

Son olarak zamanımızın müfessirlerinden Muhammed Ali es-Sabûnî’nin yorumuna yer verelim:

“Açıkça görüldüğü gibi, eğer fitneden emin ise kadının sesi haram olmaz. Ancak, erkeklerin, kadınları fitne ve fesada götüren hallerden uzak tutmaları gerekir.” (Tefsîrü Âyâti’l-Ahkâm, 2/167)

Sorudaki unsurlara gelince, şiir ve ilahide ses incelip kalınlaştığı, nağmeli olduğu ve câzip bir mahiyete büründüğü için yabancı erkeklerin duyacağı şekilde söylemek beraberinde mahzurları taşımaktadır.

Hanımların sesli olarak zikretmeleri de şayet yabancı erkekler duyacaksa, yine aynı kategoriye girmekte ve birtakım yanlış duyguların uyanmasına sebebiyet vereceğinden ezanda olduğu gibi müsaade edilmemektedir. Ancak kendi aralarında sesli olarak Kur’ân okumalarında ilâhi söylemelerinde ve zikretmelerinde haliyle mahzur olmaz.

3. Yalnız kalmak ve dokunmak:

Bir erkek ve kadının nikahsız olarak ellerinin birbirine değmesi ve yalnız kalmaları da caiz değildir.

Mahrem olmayan kadına bakmak haram olduğuna göre, onlara dokunmak veya tokalaşmak mutlaka haramdır. Peygamber (asv)’e biat eden kadınlar dediler ki: “Ey Allah’ın Resulü, biat ederken elimizi tutmadınız.” Peygamber (asv) “Kadınların elini tutup tokalaşmam.”, buyurdu (Ahmed bin Hanbel, Nesâî, İbn Mâce).

Hazreti Aişe (ra) biat ile ilgili şöyle buyuruyor: “Allah’a yemin ederim ki Resûlüllah’ın eli bir kadının eline dokunmadı. Sadece sözle onlardan biat aldı.” (bk. Buharî, Ahkâm, 49, Neseî, Bîy’a, 18; İbni Mâce, Cihad, 43).

Peygamber (asv) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor:

“Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır.”

İslâm dini, kadınla tokalaşmayı yasaklamakla kadını tezyif etmiyor. Bilakis şerefini kurtarıyor. Kötü niyetli kimselerin şehvetle el uzatmasına engel oluyor. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II. 170)

Bir kadının eli, yabancı bir erkeğin eline değmesi zaruret yokken haramdır. Bu itibarla, hiçbir ihtiyaca dayanmayan tokalaşmada bu haramlık söz konusu olur. Yabancı bir erkek yabancı kadınla tokalaşamaz, elini namahremin eline süremez. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv), yabancı bir kadının elini tokalaşmak için tutmanın ateş tutmaktan daha korkunç olduğunu haber vermiş, namahremin elini tutanın cehennem ateşi avuçlayacağına işarette bulunmuştur.

Bu mahzur, bilhassa genç kadın ve erkekler için daha büyük çapta variddir. Hissî tarafları yok olmuş yaşlılar hakkında ise mahzur daha az nisbette variddir. Hatta iki yaşlı kadın ve erkeğin (hislerinin yokluğu halinde) tokalaşmalarında beis olmayacağı ifade edilmiştir. Bu sebeble, yaşlı kadınların elleri öpülebilir. Yaşlılıkları, yâni hissi bakımdan ölmüş oluşları, böyle bir ruhsata sebeb olur. Bir erkeğin yabancı bir kadınla tokalaşması ânında cinsî hislerin ayaklanması halinde, aralarında haramlık söz konusu olur, sıhriyet akrabalığı meydana gelebilir. Bu bakımdan kadın-erkek münasebetlerinde çok titiz olmak gerekir. Zira böyle lüzumsuz bir tokalaşma yahut el öpme anlarında doğabilecek hissî heyecan, karşı cinse duyulabilecek süflî duygu, haramlığa sebeb olabilir, bu kadının kızı bu kimseye haram hale gelebilir. Böyle şüpheli halden uzak kalmak ise en sıhhatli bir tedbirdir. Mümkün olduğu kadarıyla uzak kalmaya gayret edilmeli, süflî bir his doğduydu, doğmadıydı gibi vesveseye mahal vermemelidir.

Hepimizin bildiği gibi, bir kızla evlenmeyi düşünmek ve nişanlanmak evlenmek mânâsında değildir. Bunun için kişinin nişanlısıyla gezip dolaşması ve onunla yalnız kalması kesinlikle haram ve büyük bir vebaldir. Peygamber (asv):

“Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır.”

buyurmuşlardır. Bir çok nişanlılar, tenha yerde yalnız kaldıklarında istenmeyen ve meşru olmayan bir takım menfî neticeler meydana gelmekte ve sonunda herhangi bir nedenle nişan da bozulmaktadır. Geride kalan şey vebal ve iffetsizliktir. Bunun için dinini, dünyasını ve şerefini düşünen kimseler, meşru olmayan bu gibi şeylere dikkat etmeleri gerekir. (el-Fıkh’ul-İslâmî ve Edilletuha, 7/25; Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, II/112)

(Kaynak: http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14362/kadin-erkek-birlikteliginde-dikkat-edilmesi-gereken-konular-nelerdir-kiz-arkadaslarla-konusmanin-bir-sakincasi-var-midir-bu-konusma-teke-tek-degil-de-bir-toplumun-icinde-sokakta-veya-birkac-kisinin-yaninda-olursa-bir-mahzuru-var-midir.html)

VI – Muta Nikahı Nedir?

Müt’a veya Muta nikâhı; (Arapçaزواج المتعة Zawāj al-Mut’ahveya نكاح المتعة Nikāh al-Mut’ah) bir erkeğin, rızası olan bir kadınla, bir ücret karşılığında, belirli bir süreliğine birlikte olmak üzere evlenmesi. Bazı kaynaklarda Acem nikâhı ya damuvakkat nikâh (geçici nikah) da denir.

Etimoloji [değiştir]

Sözlükte “kendisinden faydalanılan şey” anlamına gelen müt’a, bir fıkıh terimi olarak, boşanma veya evliliğin feshinden sonra kocanın, kadına verdiği elbise ve benzeri hediyeye denir. Ayrıca bir ücret karşılığı, belirli bir süre için yapılan nikahlanmaya da müt’a nikahı denmektedir. [1]

Tarihçe [değiştir]

Eski bir Arap adeti olan müt’a uygulamasına İslam’ın ilk yıllarında, özellikle harp zamanlarında, uzun zaman kadınlardan uzak kalan as­kerler için izin verilmişti.

Caeteni, Taberi ve İbn Kesir’i kaynak göstermek suretiyle Muhammed’in Kilab kabilesinden Aliye bt. Zabyan ve Esma bt. Numan ile müt’a nikahı yaptığını ileri sürmektedir.[2] Muhammed, Esma bt. Numan ile nikah yapmış, ancak bu kadının vucudunda beyaz lekeler olduğunu ve bunun kendisinden gizlendiğini görmüş, bunun üzerine ona “müt’a” vermek suretiyle onu bırakmıştır. Taberi bu olayı şu şekilde anlatır:

Rasulullah Esma bt. Numan ile evlendi. Gerdeğe girdiğinde onda beyazlık gördü. Bunun üzerine ona müt’a verdi, giyindirdi ve ailesine geri gönderdi.[3]

Muhammed’in müt’a nikahı yaptığı iddia edilen diğer kadın ise Aliye bt. Zabyan’dır. Taberi’nin ifadesi şöyledir:

Rasulullah, Benu Ebi Bekir İbn Kilab kabilesinden Aliye ile evlendi, sonra ona müt’a verdi ve onu bıraktı.[4]

Ancak Ali bin Ebu Talip‘ten sünni kaynaklarda kaydedilen bir hadise göre Peygamber Hayber Gazvesi günü, kadınlarla müt’ayı ve ehlî eşek etlerinin yenmesini haram kılmıştır.[5]. Bunun yanı sıra Sünniler Mü’minun suresi 6. ayetini bu harama delil olarak görürler.[1]

Nisa suresinde ilgili ayetler [değiştir]

Nisa suresi‘nin 24 ayeti mut’a uygulamasıyla ilişkilendirilir. Birçok türkçe çeviride ayetler tercüme edilirken girilen ekleme ifadeler ayetlerin nikahtan bahsettiği izlenimini uyandırmaktadır.[6][7]

-”Malik olduğunuz (cariye veya esire) dışındaki kadınlardan ‘evli ve özgür’ olanlar da size Allah’ın emri olarak haramdır. Bunların dışındaki kadınlardan sefahat yapmamak üzere mallarınızla kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan neye karşılık yararlandıysanız, onlara ücretlerini gereken kadar ödeyin. Anlaşma dışında karşılıklı hoşnut olunan şeyler konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur……..” (4:24)

Mezheplerin bakış açısı [değiştir]

Şiilikteki bazı mezheblerde ve Rafizilikte uygulanan müt’a nikahı, Ehl-i Sünnet‘te haramdır.[1] Sünnikaynaklarda Mü’minûn sûresinin 6 ve 7. âyetlerinin nazil olması üzerine, müt’a nikahının haram kılındığı rivayet edilir.[8] Ömer de, hilafeti döneminde müt’a nikahını zina gibi kabul ederek yasaklamıştır.[1] Bunun yanında Şia’nın önemli kollarından biri olan Zeydiyye mezhebinde, Nusayrilikte ve Alevilikte batıl kabul edilir ve uygulanmaz.[kaynak belirtilmeli]

Sünnilik’te müt’a nikahına bakış [değiştir]

Sünni inanışına göre İslam peygamberi önceleri izin verdiği bu nikahı daha sonra Allah’ın emri ile kesin olarak yasaklamıştır ve Ashab‘dan, tabiinden ve müçtehitlerden, bu tür nikahı kabul eden kimse yoktur. İbn-i Abbas‘dan rivayetle Ali bin Ebu Talib şöyle demiştir : “Rasulullah müt’a nikahından ve ehil eşeklerin etlerini yemekten Hayber‘in fetih günü bizleri men et­ti.”[9]

Sünni inanışına göre Muhammed, Evtas yılında (Mekke’nin fethi) müt’a nikahına üç defa ruhsat vermiş, sonra yasaklamıştı.[10] Bir rivayete göre şöyle demiştir: “Ey insanlar, ben müt’a ni­kahı ile kadınlardan faydalanmanız için izin vermiştim. Şüphe yok ki Allah, kıya­mete kadar bunu muhakkak haram kılmıştır. Kimin yanında bunlardan bir kadın varsa hemen onu serbest bıraksın, onlara verdiği şeylerden hiçbir şeyi geri almasın.”[11]

O dönemde “faydalanmak” sözcüğünün evlenmek anlamında kullanıldığı belirtilir.[12]

İbn Mace’ye göre Muhammed kadınlarla normal nikah yapmış ve onların bazılarında kusur görünce dokunmadan boşamıştır. Rivayetlerde, mut’a olarak geçen de, boşanma sırasında verdiği hediyedir ve böylece Bakara suresi 236. ayete uygun hareket etmiştir;”Nikahtan sonra henüz dokunulmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size günah yoktur. Bu durumda onları faydalandırın.”[13]Bu yorum rivayetlerdeki nikahın müt’a ile başladığı ifadelerinin bulunmaması, nikahın sonlanması sırasında mut’a verildiği ifadesiyle desteklenir.

Şiilik’te müt’a nikahı [değiştir]

Şiilerin hadis anlayışları sünnilerden farklıdır ve sünni kaynaklarda kaydedilen hadisler yerine ehli beyt kanalıyla nakledilen hadisleri referans alırlar. Şiiler ve Rafiziler müt’a nikahını uygularlar.[14] Anadolu Aleviliğinde ve Şia’nın önemli kollarından biri olan Zeydiyye mezhebinde müt’a nikahının batıl olduğuna inanılır.

Şiiler müt’a nikahı konusunda Nisa suresinin 24.ayetini delil olarak sunarlar. Şîa‘ya göre, Nisâ sûresinin 24. âyetinde[15] geçen ve Türkçeye “faydalanmak” olarak çevrilmiş استمتعتم kelimesinin kökü متع’den gelmektedir.[16]

Fetvalar ve fıkıh’ta uygulamalar [değiştir]

Müt’a nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ve ücret karşılığında anlaşırlar. Bu evliliğin süresi en az bir cinsel birleşme kadar, en çok 99 sene olabilir.[17]

Erkek, rızası olan kadına, “Beni (…) (aylık) bir zaman için müt’alandır” veya ” (…) kadar para karşılığında seninle müt’alandım” der. Müt’a nikahı ile evlenen kadın, nikahın süresi ne kadar olursa olsun mirastan hak iddia edemez.[18]

Müt’a nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak alabilir.[19]

Eleştiriler [değiştir]

Ücret karşılığı belirli bir süre birlikte yaşama ve cinsel birlikteliği kapsayan muta uygulamasını nikah ile ilişkilendirmek zorlama bir yorum olsa gerekir. Ticari bir anlaşmaya benzeyen Mut’a sözleşmeli evliliklerle benzerlikler taşıyabilir, ancak mut’ayı geleneksel evlilik kurumu ile ilişkilendirmek, anlaşma karşılığı verilen ücreti de evlilikteki mehir olayı ile bağlantılamak sosyolojik gerçeklerle ve nesnellikle bağdaşmayan bir durumdur.

Diğer bir konu da tercüme yazarlarının tercüme sırasında Nisa suresi 24. ayetinde bulunmayan ifade ve anlatımları ayete ekleme suretiyle ayetin anlamını kaydıracak şekilde müdahaleleridir. Başlangıçta meşru kılınmış olan mut’a uygulamasının daha sonra hükmünün kaldırılarak neshedildiği iddiası ise fıkıh anlayışında nasih-mensuh meselesiyle açıklanmak istenir. Ancak bir ayetin hadis ile neshedilemiyeceği de yine fıkıhçıların ortaya koyduğu kurallardan bir tanesidir.

Kaynakça [değiştir]

  • Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Sayfa 277-278, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1993.

Kaynaklar [değiştir]

  1. ^ a b c d Diyanet’in müt’aya bakışı
  2. ^ Caerani, İslam Tarihi, İst., 1925, VII, 392-393.
  3. ^ Taberi, Tarihu’I-Ümem ve’l-Muluk, Beyrut, tts., IIlI, 1179.
  4. ^ Taberi, Tarih, III, 168.
  5. ^ Buhari, Megazi, 38; Müslim, Nikâh 29; Nesai, Nikah, 71
  6. ^ http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/24.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
  7. ^ http://www.agnostik.org/kuranda-ara.php?sure=4&ayet=24
  8. ^ Tirmizî, Nikâh, 27
  9. ^ Buhari:6/129 Nesai:2190 Müslim:4/134
  10. ^ Müslim:4/131
  11. ^ el-Hidaye:1/I95
  12. ^ Tefsir-i Taberi:5/30
  13. ^ [İbn Mace, Ta1ak, 11; Nesaı, Talak, 14; İbn Said, Tabakat, VIII, 141, 143; İbn Esir, Üsdii'l-Gabe, VII, 16-1]
  14. ^ el-Mebsul:5/152 Fethu’l Kadir:21384 Bidayetü’l Müctehit:2/43
  15. ^ Nisâ sûresi 24. âyeti (DİB)
  16. ^ “Müt’a” maddesi, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 32, Türkiye Diyanet Vakfı, s. 174.
  17. ^ İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme: 36
  18. ^ Fetava-i Kadıhan :1/330 (Hindiyye kenan)
  19. ^ Fetava-i Hindiyye:I/330

(Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCt’a_nikah%C4%B1)

VI - Hangisi Kur’an a Daha Uygun: Günümüzdeki İslam Hukuku vs Türkiye Hukuku; İslamiyet Zina Kapısını Açan Bir Din Olabilirmi?

1 Yıldır Bir Erkekle Yatıyorum, İmam Nikahı Kıysam?

benim 1 yıldır birlikte olduğum bi erkek arkadaşım var.erkek arkadaştan öte sözlüm.ben bu adamla her türlü münakaşayı yaptım.yani her türlü aklınıza gelebilecek yatak muhabbetlerinin hepsini yaptım.ve ben bu süreçte yaptığım bu günahı artık yapmamak istiyorum.imam nikahı sayesinde bu günahtan kurtulmak istiyorum.önceki yaptıklarımızın elbette cezasını çekeceğiz.ama bundan sonra allah katında zina etmek istemiyorum.ve aklıma şöyle bi yöntem geliyor.imam nikahııı…evet bu imam nikahı sayesinde erkek arkadaşımla her türlü şeyi allah katında uygun olarak yapacağım.tabiki bu adamla evlenmeyi düşünüyorum.bunuda belirteyim.şimdi benim sorum şu.erkek arkadaşım bu imam nikahı olayına nasıl bakar? erkek arkadaşım üniversite öğrenisi allahını peygamberini bilen namaz kılmayan oruç tutmayan zamanın da benden önce çok cinsel ilişki yaşamış bi adam bu.erkek arkadaşımında bu özelliklerini göz önüne alarak bu imam nikahı işine ne der? ne gözle bakar?kimi diyor devlet nikahı olmadan imam nikahı olmaz.bu ne kadar doğru bunun hakkındada bilgi verirseniz sevinirim hepnizden şimdiden allah razı olsun

(Kaynak: http://www.kizlarsoruyor.com/Ask-Sorulari/178973-1-yillik-iliskimizde-imam-nikahi-meselesi.html)

Herkezden Habersiz Nikay Kıysak Problem Olurmu?

SORU: Selamün Aleyküm hocam. Dini nikahla ilgili bir sorum olacaktı; üniversitede iken ailelerden habersiz dini nikah kıydırdık. Fakat birleşme olmadı. Ancak bu sürede çeşitli tartışmalar oldu, 2 kere boş ol sözünü sarf ettim, şimdi şükür sıkıntılar geçti ve de evlenmeye hazırız. Bayan da ben de istiyoruz ama 1 kere telefonda konuşurken ve 1 kere de mesajda direk olarak bu sözü sinirle söyledim. 5 yıl kadar bu şekilde konuştuğumuzdan dolayı da çeşitli tartışmalarımızda oldu her sözde bir talak sayılır mı? Müftü efendiye ve de hocalarımıza sorduğumda değişik cevaplar aldım kendim incelediğimde ise kızın ailesinden habersiz nikah diğer mesheplere geçerli sayılmıyormuş ve dini nikahın duyurulması gerekiyormuş. Osmanlıda ise kaydedilmeyen nikah geçerli sayılmıyormuş. Kurban Bayramından sonra evlenmeyi düşünüyoruz. İtminan verici bir cevap alamadım yardımcı olursanız seviniriz. İyi günler hocam.

CEVAP: Selamünaleyküm.
Eğer iki şahidin huzurunda mehri konuşulmuş bir şekilde nikâhlandı iseniz siz evli durumdasınız.
Böyle değilse mesela şahitler yoksa siz evli değilsiniz. Boş sözünüz de boş bir söz durumundadır.
Nikâhın var olduğunu kabul edersek, üç hakkın ikisini bitirmiş bulunuyorsunuz ki bu en iyimser ihtimaldir. Üç bağından ikisi kopmuş bir evlilik sürdüreceksiniz. Sizce yürür mü? İyi düşünüp karar verin.

(Kaynak: http://www.fetvameclisi.com/fetva-anne-babadan-habersiz-gizli-nikah-11506.html)

Zina Etmek istemiyormususun? 2 Saatliğine Evlen, 3 kere boşol de, Mihr parası olarakta 100 dolar ver;

Bu fetva iç savaş yaşayan Suriye‘de kadınlara tecavüzün önünü açıyor. Üstelik de 15-16 yaşındaki kız çocuklarını bile hedef haline getiriyor.
SEKS İÇİN 2 SAATLİK İMAM NİKAHI

Şeyh Muhammed El Arifi, mücahitler diye andığı muhaliflerin Suriyeli kadınları kısa süreliğine hatta birkaç saatliğine kendi nikahlarına geçirebileceklerini ileri sürdü.

Şeyh El Arifi fetvasında, söz konusu mücahitlerle Suriyeli kadınların bu şekilde evlenmelerinin çarpışan bu milislerin cinsel ihtiyaçlarını giderebileceğini, dolaysıyla Suriyelideri Beşar Esad iktidarına karşı daha azimli savaşmalarına yardımcı olabileceğini dile getirdi.

14 YAŞIN ÜSTÜNDEKİ KADINLAR

El Arifi, söz konusu milislerle bu şekilde evlenmeyi kabul eden Suriyeli kadınlara da Cennet vaadinde bulunan bu fetvasında ayrıca, böyle bir nikahın 14 yaşın üzerindeki kız ve kadınları kapsadığını söyledi.

TECAVÜZLERİN KAPISINI AÇTI

Savaşlarda sıkça yaşanan tecavüz vakaları Suriyeli kadınların da kabusu. Şeyhin ‘İslam dinini kullanarak’ verdiği bu fetva da kadınlara tecavüzün kapılarını sonuna kadar açtı.

Üstelik reşit olmamış çocuk yaştaki kızlarda Suriyeli muhalif askerlerin ‘tecavüz‘ hedefi haline getirildi

(Kaynak: http://www.haberform.com/haber/suriyeli-muhalif-2-saatlik-imam-nikahi-108095.htm)

Türkiye Hukuk Sistemindeki Kadını Koruyan, Boşanmayı 3 kere Boşol Sözünden Kurtaran ve Kayıt Altına Alınan Nikah / Boşanma Hukukumu Kur’an daki Zina Yasağına Daha Uygundur, Yoksa Arap Geleneklerimi?

“Boşanma davasının ne kadar süreceği davanın açıldığı adliyedeki iş yoğunluğuna ve boşanma davasının türüne bağlıdır.

Anlaşmalı boşanma davaları en kısa süren boşanma davası türüdür. Bir duruşma sonunda anlaşmalı boşanmaya karar verilir. Anlaşmalı boşanma olmayan boşanma davalarına çekişmeli boşanma davaları denir. Davacılar ve davalılar (taraflar) birbirleri hakkında farklı iddia ve talepte bulundukları için bu davalarda hakim daha fazla araştırma yapmakta ve pek çok tanık dinlemektedir. Bu durum da yargılamanın uzamasına sebep olmaktadır. Bir boşanma davası dosyasının küçük ilçelerde yılda 8-9 duruşması yapılabilirken , illerde 5-6 ya düşmektedir. İstanbul’da ise pek çok adliyede yılda 3-4 duruşma yapılabilmektedir. Küçük ilçelerde boşanma davasın duruşmaları 1 yılda biterken İstanbul’da 2 yılı bulabilmektedir. Bundan sonra çoğu zaman dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a gitmekte ve dosyalar tahmini 1 senede dönmektedir. Bu bilgilere göre çekişmeli bir boşanma davasının tam anlamıyla sona ermesi yaklaşık iki buçuk yılı bulmaktadır. Anlaşmalı boşanma davasında ise bu süre adliye yoğunluğuna göre 1 ila 4 ay arasında değişmektedir.

(Kaynak: http://www.ozankayahan.av.tr/bir-bosanma-davasi-ne-kadar-surer/)

 

IX – Peki Bu Adamların İstediği İran Şeriatı Sonrası Kadınların Durumu Ne Olacak?

KURANDA FUHUŞ YASAK DEĞİLDİR.MUTA

http://www.youtube.com/watch?v=mHFCCB_p8vY

 (Aşağıdak Yazıya Katılmıyorum. Konunun Ayrıntıları Sitenin Genelinde Mevcuttur)

Video Ekleyenin Yorumu:

DETAYLAR İÇİN DAHA FAZLA GÖSTERE TIKLAYALIM.Fuhuşun İslam ve Kuranda yapılmasında sakınca olmayan serbest bir olay olduğunu göreceğiz. Fuhuş,menfaat karşılığında bedeninizin bir başkasına sunulmasıdır.İslam da ve Kuranda menfaat karşılığı için yapılan yada yaptırılan cinsel ilişki izinleri vardır.
1-NUR SURESİ-ayet.33- Sahip olduğunuz köle ve cariyelerinizden belli bir para ödemek suretiyle azâd edilmesi hakkında yazılı bir anlaşma yapmak isteyenlerle —onlarda iyi bir durum biliyorsanız — yazılı anlaşma yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin.Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için cariyelerinizi iffetli kalmayı arzu edip duruyorlarsa fuhuşa sakın zorlamayın. Kim onları zorlarsa, elbette Allah onların zorlamasından sonra çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. 

Kuran da”fuhuş a sakın zorlamayın. ” ifadesiyle seks köleleri cariyelerle fuhuş u serbest bırakmakta olduğunu görüyoruz. Nedense Kuran “Fuhuş yapmayın”"Fuhuş yaptıranı cehennemde yakarım “diye söylemiyor. Bu cümleden anlaşılan fuhuş yapılabilir ama fuhuş a zorlamayın dır. Bununla birlikte zorlayıp cariye işini iyice abartanlara,Allah nazikçe “yapmazsanız iyi olur” diyor. Cariye isterse fuhuş yaptırabilirsin.
Peki köle ve cariyelerin(seks kölesi) sahibine itaat tan başka çaresi var mı? Köle itiraz edebilir mi? 
Fuhuş derken “cariyelerinizi başkalarına peşkeş çekmeyin” denilmektedir.Yoksa sahibinin cariyesi ile zaten sorgusuz cinsel ilişki serbestliği var. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek demekle bir çıkar karşılığı fuhuş yaptıranları söylüyor. Misafirlere ikram sırasında çıkar elde etme yoksa problem yok. 
Cariyeyi misafirine ikram ettiğinde bundan ev sahibinin ilerleyen günlerde bir menfaati olabilir mi? 

2-BAKARA SURESİ -230. ayet: Eğer erkek karısını boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. 

Karın ile tekrar evlenmek istiyorsan, karın önce başka birisi ile evlenmeli ve gerdeğe girmelidir.İslami olarak evlenme ve boşanma çağdaş ülkelerde ki gibi resmi olarak yapılmamaktadır.Yaptığı bir işlem yada söylediği bir söz nedeniyle çok kolay şekilde boşanabilmektedir.”Anneme benziyorsun” yada “Ananın evine git ve dönme” diye kızgınlıkla söylenen sözler boşanmayı gerçekleşmiş kılmaktadır. 
Böyle bir durumu yaşayan Müslüman karısını başka bir erkeğin altına yatırmazsa ve beş çocuğu varsa çocuklarının anasıyla bir araya gelemez.

Bir erkek bakara-230 da ki söyleneni yapmak zorunda kalırsa,bir menfaat sağlamış oluyor mu? Evet.
Bu durumda erkeğin kendi karısını başka bir erkekle nikahlaması fuhuş olmuş olmuyor mu? Buda evet.
Peki bu menfaat sağlayarak başkasıyla gerdeğe girme işlemini kim istiyor? Tabiî ki Kuran!!

3-NİSA SURESİ.AYET.24 – Bir de esir olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı.
NİSA-25. Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin,içinizden günaha girme korkusu olanlaradır.

Bu ayette cariye savaşta ganimet alınmadan önce evli olabilir.Yaşının küçük olması nedeniyle veya çocuk yaşta esir alınması nedeniyle evli olmayabilir. Başkasıyla evlendirilmesinde sakınca var mıdır? Oysaki cariyelerin çoğu zaten evlidir. Esir alındıktan sonra sahibinin onunla cinsel ilişkiye girme serbestliği vardır.Evli olması zaten onunla ilişki yaşamaya engel değildir.Sahibi istediğinde evli cariyesiyle ilişkiye girmektedir. 

Bu ayette anlatılan savaş ganimeti olarak esir alındıktan sonra Köle sahibinin izin vermesiyle evlenmektir. Cariye ile birden çok erkeğin evlenebilmesidir. Zina işlenmemesi için böyle bir çözüm bulunmuştur. Devre mülk cariye icad edilmiştir. Cariyenin sahibi dışında biri cariye ile ilişkiye girmek isterse, zina suçu işler. Fakat birden fazla kişiyle nikah kıyılarak cariyelerin fazla kişiyle ilişkisi olması sağlanmış olacaktır. 
Bu ayette amaçlanan cariyenin bir başka insanla evliyken başkalarıyla da birlikte olmasını sağlamaktır.
Evli bir kadının başka bir erkekle yada erkekler le cinsel ilişkiye girmesi Fuhuş değil mi ? .
Herhangi bir menfaat sağlamıyor olsa, Sahibi cariyesini, evli bir erkek eşini başkasıyla paylaşır mı?

XII – İslami Devletlerde Tecavüz ve Cezası;

Bangladeş’te tecavüze uğrayan 16 yaşındaki genç kız, hamile kaldığı gerekçesiyle 101 kırbaç cezasına çarptırıldı.

İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, insan hakları eylemcileri, Brahmanbaria bölgesinde geçen yıl nisan ayında 20 yaşında bir erkeğin tecavüzüne uğradıktan hemen sonra evlendirilen kızın, hamile olduğunun anlaşılması üzerine boşandığını açıkladılar.

Bölgedeki ihtiyar heyeti, bunun üzerine ailesi kırbaç cezasını onaylayana kadar 16 yaşındaki kızın tecrit altında tutulmasını isteyen bir fetva verdi.

Kızın babasının da para cezasına çarptırıldığı ve babaya, parayı ödememesi halinde ailenin yaşadıkları köyden sürgün edileceği uyarısının yapıldığı belirtildi.

Bangladeş’in Daily Star gazetesi, genç kızın utancından ötürü tecavüz uğradığı yönünde şikayette bulunmadığını yazdı.

İhtiyar heyeti tecavüzcüyü affederken, genç kız Daily Star’a yaptığı açıklamada, gencin hayatını “mahvettiğini” belirterek “Adalet istiyorum.” dedi.

(Kaynak:  http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=13593032)

Not: Bu bir tecavüz ise Erkek Toplumun tecavüz kuralları çerçevesinde cezalandırılmalıdır. Eğer karşılıklı bir ilişki ise Kur’anda cezası aşağıdaki gibidir;

24 / NÛR -

2.Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.

 

XIII – Türkiye Kanunlarında Tecavüz ve Cezası

CİNSEL SALDIRILAR

Dr. Ercüment AKSOY, Dr. Mehmet Akif İNANICI, Dr. Gürsel ÇETİN,

Dr. Oğuz POLAT, Dr. M. Şevki SÖZEN, Dr. Fatih YAVUZ

 

Cinsel saldırı, rızası olmayan veya herhangi bir sebepten dolayı (yaşının küçüklüğü veya akıl hastalığı) rızası kabul edilmeyen bir kişinin, fiziksel güç kullanımı, tehdit, korku, hile ve kandırma gibi zorlamalarla cinsel içerik taşıyan bir davranışa maruz kalmasıdır. Bu yasal olmayan davranışlar cinsel amaçlı bir dokunuştan ırza geçmeye kadar geniş bir spektrum içerir. Cinsel davranışlar toplumların gelenek, görenek, ahlaki değerler ve yasal yaptırımlarına bağlı olarak farklı biçimlerde değerlendirilseler de, ülkemizde hukuksal boyutta bir cinsel davranışın suç olarak nitelendirilmesinde bazı ortak kavramlar bulunmaktadır. Bunlar;

1.      Davranışın rızası olmayan bir kişiye yönelik olması,

2.      Yasalarda belirtilen yaş gruplarındaki kişilere karşı yapılması,

3.      Mental veya beden hastalığından yararlanılması,

4.      Zor kullanılması,

5.      Kişiyi alkol, uyutucu, uyuşturucu bir madde etkisi altında bırakarak yapılması,

6.      Hile ve kandırma yolu ile gerçekleştirilmesi.

T.C.K. çerçevesinde cinsel saldırı vajinal veya anal koitusla gerçekleşmişse ırza geçme, koitus amaçlanmayıp cinsel tatmin hedeflenmişse ırz ve namusa tasaddi, her ikisi de amaçlanmayıp eylem sadece dokunuşla veya sözle sınırlı kalmışsa sarkıntılık olarak tanımlanmaktadır. Irza geçmede ejakülasyon koşulu aranmaksızın, sadece penis penetrasyonunun yeterli olacağı gözönüne alınmalıdır.

Muayenenin talep edilmesi (Mağdur ve şüpheli saldırgan): Pratikte savcılık veya polis saldırıya uğradığı iddia edilen kişinin muayenesini yazı ile adli tabiplikten istemektedir. Bu talebin hemen her zaman yazılı olmasına dikkat edilmeli ve gelen tüm yazılar dosyalanmalıdır. Muayeneye başlamadan önce kişinin kimlik bilgileri tespit edilmeli ve bu bilgiler dosyaya kayıt edilmelidir. Muayenenin saati, günü ve tarihi, incelemede hazır bulunanların isimleri ve saldırı ile muayene saati arasındaki süre mutlaka kayıt edilmelidir. Kişinin kendi talebi ile adli muayenesi ve rapor yazılması mümkün değildir. Bir cinsel saldırıdan sonra doğrudan bir sağlık kurumuna başvurulması durumunda, bulguların en sonunda rapora geçeceği düşünülerek muayene titizlikle gerçekleştirilmelidir. Bulgular aradan vakit geçirmeksizin not edilmeli ve aynı zamanda görevli savcılığa veya hastane polisine haber verilerek soruşturmanın başlaması sağlanmalıdır.

İnceleme Yeri: Muayenenin hem mağdur, hem de hekim için en uygun şartlarda yapılmasına dikkat edilmelidir. Kişilerin polis karakollarında veya cezaevlerinde muayene edilmesi talep edilebilir. Kişinin iyi aydınlatılmış ve gerekli aletlerin bulunduğu bir muayene odasına nakli ve muayenenin orada yapılması sağlanmalıdır.

Mağdurun izninin alınması: Maruz kalınan cinsel saldırı sonrası oluşan fiziksel ve emosyonel hasarların fazlalığı nedeni ile mağdur büyük bir travmaya maruz kalmıştır ve bu travma polis soruşturması, hekim muayenesi, savcı ve mahkeme aşamalarında çeşitli derecelerde tekrarlanır. Bu nedenle, hekim muayene olacak kişiye sevecenlikle ve saygıyla yaklaşmalı, görüşme ve muayene detayları hakkında bilgi vermeli, bilimsel terminoloji kullanılmakla birlikte, mağdurun düzeyine göre açıklama yapılmalı, ortamın fizik koşullarının uygun olmasına dikkat edilmelidir. Olayla ilgili ayrıntılı anamnez alındıktan sonra fizik muayeneye geçilmelidir. Cinsel saldırı muayene formları ve şemalarının kullanılması tercih edilmelidir. Gerek görüşme, gerekse de muayene aşamalarında hekim, hasta ile yalnız kalmamalı, bir bayan personel (tercihen hemşire) hekime eşlik etmelidir. Kişinin isteğine göre bir yakını da muayenede hazır bulunabilir. Mağdurun aydınlatılmış onamı (rızası) alınmaksızın muayenesi yapılmamalıdır. Mağdura, yapılacak incelemeler ve idari işlemler hakkında bilgi verilmelidir.

Cinsel suç iddiası adli tıp ve jinekoloji uzmanlık alanına girmekle birlikte, herhangi bir hekimden de adli makamlar tarafından bir cinsel saldırı iddiasının araştırılmasında yardım istenebilir. Deneyimsiz veya çok az deneyimi olan hekim, oldukça büyük sorumluluk taşıyan bu konuda görev almakta isteksiz olsa da, yasal sorumluluk nedeniyle bu çağrıya uyacaktır. Bu görev esnasında azami dikkat gösterilmeli, hekimin görüşleri ölçülü olmalı, özellikle deneyimsizlikten kaynaklanabilecek belirsiz ve her iki anlama da çekilebilecek ifadelerden kaçınmalıdır. Bu konu, gerek mağdur gerekse de sanık açısından herhangi bir adli hataya düşmemek için oldukça büyük önem taşır. Muayeneyi yapacak olan hekim tüm bulguları objektif ve yorumsuz olarak kaydetmeli, fizik muayene sadece genital bölge ile sınırlı kalmayıp tüm vücudu içermeli, muayene tamamlandıktan sonra bulguları içeren raporla birlikte muayenesi yapılan kişinin en kısa zamanda adli tıp uzmanı bulunan bir kuruluşa, bunun mümkün olmadığı durumlarda bir jinekologa gönderilmesi sağlanmalıdır. Bu imkanların yokluğu halinde ise, hiç olmazsa ilgili uzman hekimlere sözlü olarak danışılması gerekir.

Cinsel saldırı olaylarında, adli tıp açısından yapılan muayenenin üç temel amacı vardır.

1. Olayda fiziksel şiddet kullanılıp kullanılmadığı,

2. Cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği, derecesi ve sonuçları,

3. Saldırganın kimliğinin saptanması.

Cinsel saldırı olgularının muayenesinde ise üç önemli basamak vardır. Anamnez, fizik muayene ve örnek alınması.

A. Anamnez

Kısa bir tıbbi hikayenin alınması gerekmektedir. Evli veya bekar olduğu, geçirdiği hastalıklar, operasyonlar, halen bir tıbbi tedavi altında olup olmadığı, son 24 saatte alkol ve başka bir ilaç kullanıp kullanmadığı not edilmelidir. Jinekolojik ve obstetrik anamnez alınmalı ve kayıt edilmelidir. Gebelikleri, düşükleri, doğumları, son adet tarihi, kontraseptif kullanılıp kullanılmadığı sorulmalıdır. Kişinin cinsel yaşamı ile ilgili sorulara yer verilmelidir. Anamnez sırasında kişinin mental ve psikolojik durumu değerlendirilir.

Saldırı ile ilgili olarak saldırı zamanı, yeri, çevre koşulları ve şikayetin ne zaman yapıldığı, elbiselerin değiştirilip değiştirilmediği, yıkanıp yıkanmadığı, saldırı sırasında zor kullanılıp kullanılmadığı, saldıran kişilerin sayısı, saldırıda ejakülasyon olup olmadığı sorularak not edilmelidir. Vücudundaki ağrılı bölgeler ve vajinal akıntısı olup olmadığı sorulmalıdır. Ağrı olduğu belirtilen yumuşak doku bölgelerinde makroskopik bir lezyonun bulunamaması halinde kişi 24 saat sonra tekrar muayeneye çağrılmalıdır. Bazı olgularda travmadan sonra ekimozların görünmesi 6 saate kadar uzayabilmektedir.

B. Fizik muayene ve örneklerin alınması

Anamnezden sonra genel bir fiziksel muayeneye geçilir. Mağdur, hekimin önünde soyunmak istemeyebilir. Kendisine giysilerindeki yırtık ve lekelerin tespit edilmesinin bir saldırıyı destekler delil olduğu anlatılarak iknaya çalışılmalıdır. Mağdura o an üzerinde bulunan giysilerin, saldırıya uğradığı an üzerinde bulunanlar olup olmadığı sorulmalıdır. Söz konusu giysiler o an üzerinde bulunanlar ise, inceleme için saklanmalıdır. Eğer değilse, saldırı anında üstünde bulunan giysiler temin edilmelidir. Giysilerde olabilecek ve bir saldırının gerçekleştiğini gösterebilecek yırtık, kir ve düzensizlikler kaydedilmelidir. Giysiler incelenmek üzere uzak bir laboratuvara gönderilecek veya bekleyecek ise, mutlaka önce kurutulmalı ve kağıt torbalar ile gönderilmelidir. Plastik torbanın kullanılması hızla mantar üremesine neden olmakta, bu da yapılacak incelemeleri imkansız hale getirmektedir. Kişiye giysilerinde ıslaklık hissedip hissetmediği sorulabilir. Giysilerde bulunan şüpheli lekeler daire içine alınarak laboratuvara gönderilir.

Fizik muayeneye her zaman genital bölge dışından başlanmalıdır. Böylece kişinin rahatlaması sağlanır ve tüm vücut incelenebilir. Genital lezyonların minimal olduğu olgularda vücudun diğer bölgelerindeki lezyonlar bir saldırının meydana geldiğini göstermede daha faydalı olacaktır.

Çocukların muayenesinde, önce çocuğun güveni kazanılmalıdır. Çocukların genital muayenesi dahil tüm muayenesi gerekirse annesinin kucağında yapılabilir. Ayrıca, küçük çocukların muayenesini bir kerede bitirecek şekilde organize olunmalıdır. Teknik olanaklar ve deneyim eksikliği durumunda çocuğun muayenesinin ve tedavisinin daha geniş olanakların bulunduğu bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına veya merkeze gönderilmesi çocuğun tekrar tekrar muayenesini engelleyecektir. Özellikle sağlık ocaklarına başvuran ve genital bölgede ciddi yaralanmaları bulunan olguların en yakın hastaneye gönderilmesi uygundur.

Ağız ve dudaklar: Dudakların bukkal yüzlerinde şiddetli öpme sonucunda ekimozlar görülebilir. Dudakların dişlere bastırılmasıyla abrazyonlar, ekimozlar ve hatta laserasyonlar görülebilir. Her olguda oral penetrasyon sonucu olabilecek semeni gösterebilmek için ağızda herhangi bir incelemeden önce, nadiren pozitif sonuçlar verse de yine de yayma preparatların yapılması yerinde olacaktır.

Isırıklar: Boyunda, omuzlarda, göğüslerde ve gluteal bölgelerde emmeye ve ısırmaya bağlı ekimozlar bulunabilir. Bunlar hafif şiddetteki lezyonlardan sadistik yapıdaki parçalayıcı lezyonlara kadar değişebilmektedir (Resim 36).

Emme lezyonları oval veya yuvarlak şekilde, içinde intradermal peteşiyal kanamalar bulunan lezyonlar şeklinde olabilir. Peteşiyal kanamaların nedeni emme ile basıncın düşmesi sonucu küçük kan damarlarının rüptüre olmasıdır. Bu lezyon dudak kenarlarında ise yarımay şeklinde gözlenebilir. Bunlara dişlerin neden olduğu izler ve abrazyonlar eşlik edebilir. Bu tip emmeye bağlı lezyonlara boyunda, kulak altında, omuz üst bölümlerinde, göğüslerde ve memebaşı etrafında sıklıkla rastlanmaktadır.

Gerçek ısırıklar emmeye bağlı lezyonlarla birlikte veya yalnız başına bulunabilir. Temel özellik dişlerin ark yapısına uyan dişlerin tek tek yaptığı lezyonlar şeklindedir. Dişlerin kapanması ile lineer abrazyonlar da görülebilir. Memenin veya meme başının bir bölümü kısmen veya tamamen ampute edilmiş de olabilir.

Cinsel saldırı olgularında, bu tip yaralar mümkünse fotoğraflanmalıdır. Eğer mümkün değilse lezyonların lokalizasyonu ve ölçümleri yapılarak kayıt edilmelidir. Lezyonlarda herhangi bir inceleme yapmadan önce – eğer saldırgan sekretör ise – yaymalar alınarak kan grubu ve diğer özel maddeler aranmalıdır.

Genel ekimozlar ve abrazyonlar: Boyuna ve başa yapılan öldürücü yaralanmalardan başka, bazı ekimozlar cinsel bir motivasyonun belirtileridir. Göğüsler sıkıştırılmış olabilir. Bunun sonucunda öncellikle memebaşı çevresinde 1-2 santimetre aralıklı değişik ekimozlar görülebilir. Tırnakların neden olduğu lineer abrazyonlar da bulunabilir. Penetrasyonun gerçekleştirilmesi amacıyla zorlamadan dolayı bacaklarda ve kalçalarda ekimozlar görülebilir. Femoral bölgenin iç kısımlarında da bacakların zorla açılması sonucunda ekimozlar görülebilir. Anus etrafında, anal veya vulval penetrasyonun gerçekleştirilmesi amacıyla ellerin gluteusları ayırması sonucunda ekimozlar görülebilmektedir.

Eğer saldırı sert ve düzensiz bir zeminde gerçekleşmişse sırtta özellikle omuzlarda ve gluteal bölgelerde ekimozlar ve abrazyonlar bulunur. Açık arazide ise taşlara, çalılara ve dallara ait lezyonlar ile yaprak ve çimenin izleri deride bulunabilir. Elbiselerin incelenmesi genellikle adli bilimcinin görevidir, fakat adli tıp uzmanı vücudu incelediğinde elbiselerdeki hasarı, düzensizlikleri ve yabancı cisimleri de not etmelidir.

Diğer bölgesel yaralar: Eller dikkatlice incelenmelidir. Kadınların uzun tırnakları saldırı sırasında kırılmış olabilir. Otopside ise tırnaklar kesilerek incelenmek üzere laboratuvara gönderilebilir. Her tırnaktan ayrı ayrı örnek alınması şart değildir, ama iki eli ayrı ayrı örneklemek yerinde olacaktır.

Konjonktivalarda peteşial kanamaların bulunması bir elle veya bağla boğma girişimini akla getirebilir. İple veya benzer cisimlerle bağlama sonucu ekstremitelerde lezyonlar bulunabilir. Bazı olgularda memelerde, kalçalarda, perinede kesici delici alet yaraları bulunabilmektedir.

Genital Muayene: Dış genital organların muayenesine inspeksiyonla başlanır. Labium majus ve minuste eritem, sıyrıklar ve ekimotik alanlar oluşabilir. Bu bölge sperm, kan ve kıl gibi materyal açısından tercihen bir büyüteçle incelenmelidir.

Hymen muayenesi özellikle genç kızlarda ve çocuklarda bazen travmatik bulgu içeren tek bölge olması nedeni ile önem taşımaktadır. Her iki labium majus ve minusun bilateral olarak 1/3 üst kısmından tutulup gayet yavaş olarak hafif yukarı ve öne doğru oblik olarak iyice gerilmesi ile hymen rahatlıkla görülebilir. Hymenin bütünüyle açık bir hale getirilmesinden sonra incelemenin yapılması gerekir, çünkü çoğunlukla iç kenarda bulunan doğal çentikler travmatik yırtılmalarla karışabilmektedir.

Hymen muayenesi için anatomisini iyi bilmek gerekir. Hymen morfolojisi 4 ana özellikten oluşur.

1. Şekil: En sık görülenler halka (annuler), yarımay (semiluner) ve dudak (labial) şeklinde olanlardır, daha nadir olarak köprülü ve kalbur (kribriform) şekilli olabilir, çok daha nadir olarak deliksiz hymen tipleri de mevcuttur.

2. Karakter: a. Hymen açıklığı (fevha) küçük, orta veya geniş olabilir. b. Hymen serbest kenarı düz, ince tırtıklı, derin çentikli, saçaklı veya çiçek tacı şeklinde olabilir.

3. Direnç: Hymen kalınlığı ve yapısal özelliği değerlendirilir. İnce ve zayıf dirençli olabildiği gibi, kalın ve sağlam dirençli özellikte de olabilir.

4. Elastikiyet: Hymenin elastiki olup olmadığı değerlendirilir.

Muayene bulguları yazılırken hymenin yukarıda belirtilen ve 4 ana özellikten oluşan morfolojik yapısı ayrıntılı olarak tanımlanır.

Hymen, vagina mukozasının devamından ve vajina ağzında bir kıvrıntı meydana getirmesinden oluşmuş mukoza karakterinde bir zardır. Hymenin ortasında normal olarak menstruasyon kanının ve sekresyonların akması için bir açıklık vardır. Hymenin biri vajina duvarına yapışık diğeri serbest, açıklığı çevreleyen iki kenarı vardır. Hymen çocukluk çağında dış ortamdan gelebilecek mikroorganizmalara ve yabancı cisimlere karşı doğal bir koruma aracıdır. Daha sonra adolesans çağında hormonal dengenin değişmesi ile birlikte olgunlaşan vagina ve vaginadan gelişen flora nedeni ile hymenin biyolojik işlevi sona ermektedir.

Yırtılmada meydana gelen yara, mukoza yarası karakterinde olup, kanamalıdır. Bu kan bazen çok bazen de azdır. Yırtılan mukoza hemen kızarır, şişer ve ödemli bir hal alır. Üstü ekimozlanır ve hafif iltihaplanır. Bu durum yaklaşık 3-4 gün devam eder. Yaklaşık 5-6. güne doğru iltihabi durum yavaş yavaş geçer. Yırtılan parçalar birbiri ile birleşmeden serbest olarak boşlukta sallanır. Koit’in 7-8. gününe doğru hymen vagina kenarına çekilerek nedbeleşmeye başlar ve böylece yırtığın kenarları çevrenin mukozası ile aynı görünüşü kazanır. Şu halde bir hymen yırtığı 5-8 günde tamamen nedbeleşerek iyileşir. İyileştikten sonra artık bu yırtığın kaç günlük olduğunu söylemeye olanak yoktur. Hymenin ilk yırtılışından sonra koit tekrarlandığı durumlarda iyileşme süresi uzayabilir.

Cinsel ilişkiden sonra yırtılan ve nedbeleşen hymen gene de az çok karakterini muhafaza eder. Fakat doğumdan sonra her tarafından tamamen yırtılan hymen bütün özelliklerini kaybetmiştir. Doğumda pek çok parçalara ayrılmış olan hymen vagina kenarına çekilerek tomurcuklar halinde toplanarak nedbeleşir. Hymenin bu haline caruncula myrtiforme denir. Geniş iç açıklığı bulunan ve elastikiyeti fazla olan hymen ise herhangi bir hasar görmeden koitusa izin verir ve bu durumda anatomik olarak bakirelikten bahsedilir. Bu özellikte bir hymen ancak vajinal doğum sırasında yırtılacaktır.

Normal genişlik gösteren hymende parmak sokmakla yırtığın genellikle oluşmadığı görülmektedir. Fakat vaginaya girmiş parmak kıvrılarak dışarı çekilirse, parmak ucu hymene takılacağından yırtıklar meydana gelebilir. Bu yırtık koit yırtığından farklı olup yatay ve parçalıdır ve hymen üzerinde yarımay şeklinde tırnak yarası meydana getirir. Benzer lezyon vajina mukozasında genellikle ön duvarda laserasyon olarak oluşur.

Vajinanın muayenesi: Vajinanın hangi yöntemle inceleneceği, inceleyen kişiye ve kullanılan muayene aletlerine göre değişmektedir. Puberte öncesi çocuklar nadiren vajinal yolla muayene edilmektedirler. Gerekli görülürse çocukların vajinal muayenesi ancak genel anestezi altında yapılmalıdır. Eğer hymen sağlam ise vajina içi muayene mümkün değildir ve spekulum kullanılmamalıdır. Bu durumda vajina içinden örnekler hymen açıklığından alınacaktır. Çocukların vajinası ince ve pembe-kırmızı renktedir. Mukoza normal olarak kırmızı renkte gözükür. Puberte öncesinde çok az bir salgı bulunmaktadır. Vajina akıntısının özelliği, kıvamı, rengi ve kokusu not edilir. Vajina girişi ve vajina incelenir. Genç kızlarda ve cinsel ilişkide bulunmamışlarda vajina nispeten elastik değildir. Bu kişilerde yaralanma ihtimali daha fazladır. Bunun yanında multiparlarda ve düzenli bir cinsel hayatı olan kadınlarda daha az lezyona rastlanabilmektedir. Yaşlı kadınlarda senil atrofik değişikliklerin bulunduğu durumlarda da yaralanma ihtimali yüksektir. Çok küçük çocuklarda vajina duvarlarında ekimoz, laserasyon, perforasyon ve anüse kadar uzanan perine yırtıkları gibi şiddetli yaralanmalar bulunabilmektedir. Muayene sırasında vajinada bulunan kanın menstruasyona bağlı veya yaralanmalar sonucu oluşabildiği unutulmamalıdır.

Cinsel ilişki ile geçen bir hastalık bulunabileceği akılda tutulmalıdır. Mikrobiyolojik kültür için örnek alınmalıdır. Bu hastalıklardan birisi gonokok enfeksiyonudur. Bu enfeksiyon tanısı için hem uretradan hem de serviksten örnek alınmalıdır. Mikrobiyolojik incelemenin bir süre sonra (+) olması anlamlı olabilir. Gonokok en fazla geçen enfeksiyon olarak bilinmektedir. Sırasıyla sifiliz, non-spesifik vulvovajinit, non-gonokoksik uretrit (Clamidia trachomatis’e bağlı), Trikomonas Vajiniti, Condyloma Accumunata, Monilia vajiniti, Herpes enfeksiyonları, parazitler de geçebilmektedir. Eğer sıklıkla görülmeyen bir enfeksiyon düşünülüyorsa bir mikrobiyoloji uzmanına danışılmalıdır. Tekrarlayan üriner enfeksiyonlar da kimi olgularda dikkat çekici olabilir. Genital bölgede pruritus ve akıntı var ise bir vulvovajinit akla gelebilir. Enterobius vermicularis, candida albicans, coliform gibi etmenlerin de bu tip tablolar yapabildiği hatırlanmalıdır.

Anal muayene ve bulguların değerlendirilmesi: Karar, sadece anamnez ve muayene sonucu saptanan objektif bulgulara dayandırılmalıdır. Yasal uygulamada, anal veya vajinal yolla yapılan cinsel saldırı eylemlerinde ceza uygulamaları bakımından bir ayrıcalık bulunmasa da, eylemin tıbbi açıdan değerlendirilmesi, anüsün anatomik yapısı bakımından tamamen farklıdır. Anüs, dış ve iç sfinkter kasları ile kaldırıcı kaslardan oluşmuş bir yapıdır. İç sfinkter, düz kaslardan meydana gelmiş ve istem dışı kontraksiyon halindedir. Dış sfinkter ise çizgili kaslardan oluşmuş ve istemli olarak çalışır. Her iki sfinkter kapalı iken, sigmoid kolondan gelebilecek büyük bir basınca karşı koyabilirler. Doğal olarak bu direnç hali içerden dışarıya doğru olan bir basınca karşı olduğu gibi, dışardan içeriye doğru olan bir basınca karşı da söz konusudur. Anal bölgeye yönelik cinsel saldırıya uğrayan kişilerin değerlendirilmesi çocuk ve erişkin olarak iki ayrı grupta yapılır. Erişkinler ise kadın ve erkek ayrımı yapılmaksızın, akut ve kronik ayrımı yapılarak incelenir.

Erişkin bir kişide muayene: Rahat koşullarda ve iyi bir ışık kaynağı altında, diz dirsek pozisyonunda yapılmalıdır. Muayene odasında mağdurun bir yakını ile yardımcı sağlık personelinin bulunması olası iddiaları önlemek açısından gereklidir. Mağdurun elbiseleri çıkarıldıktan sonra dikkatli bir dış muayene ile tüm travma izleri tespit edilerek, özellikle bacak ve kalça bölgelerindeki yaralanmalar kaydedilmelidir.

Akut belirtiler:

1. Anüs mukozasını çepeçevre saran halka şeklinde geniş ekimoz.

2. Mukozada şişlik ve hassasiyet.

3. Mukoza membranında, bazen sfinkter ve hatta perineyi ilgilendiren, dışarıdan içeriye doğru seyirli, rektuma uzanan kanamalı veya kanamasız fissür ve yırtıklar.

4. Sfinkter zedelenmesi.

Akut bir eyleme maruz kalan kişilerde rektal tuşe ağrılıdır. Yürüme ve dışkılama sırasında da ağrı oluşabilir. Anüsteki lezyonlar ve bunlara bağlı fonksiyonel bozukluklar yaklaşık 1 hafta 10 gün içinde tamamen iyileşir. Fissür ve yüzeyel yırtıklar ara sıra nedbe dokusu oluştursa da genellikle belirgin bir iz bırakmadan iyileşirler. Konstipasyonda, bazı kaşıntılı ve paraziter hastalıklarda ve hijyenik şartların bozuk olduğu durumlardaki cilt lezyonları kaşıntı izleri ve hiperemik görünüm akut belirtilerle karıştırılmamalıdır.

Kronik belirtiler:

1. Anal mukozanın düzleşmesi (kıvrımların silinmesi), kaygan ve nemli bir görünüm kazanması.

2. Mukoza kalınlaşması (kronik irritasyon).

3. Eski ve yeni skarlar ile fissür ve yırtıklar.

4. Anüs girişinin normalden daha derin ve mukoza membranının dışa çıkmaya eğilimli bir görünüm olması; huni şekli oluşumu.

5. Hemoroid veya paketçiklerin oluşumu (tanıda değerleri yoktur, ancak diğer bulgular ile birlikte bulunduklarında destekleyici anlam taşırlar).

6. Anüs sfinkterinin özelliğini kaybetmesi, gevşemesi ve yayılarak açık görünüm kazanması.

Tuşe ile anüsteki tonus kaybı anlaşılabilir. (Normalde tuşe esnasında anüsün 15 saniye kasılı kalması gerekir.) Parmağın girişinde ağrı olmaması destekleyici bir bulgudur, fakat bunun anüs açıklığı, elastikliği ve genişliği ile birlikte değerlendirilmesi gereklidir. Normal anal kanalın özellikle astenik yapılı kimselerde esnek ve yanıltıcı olabileceği unutulmamalıdır. Bimanuel lateral traksiyon yapılarak anüs sfinkterindeki dilatasyona bağlı gevşeme anlaşılır. Bunun için anüsün her iki yanından başparmaklar yardımıyla lateral traksiyon uygulamak yeterlidir. Postmortem görülen anal dilatasyonun ise normal olarak değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Çocukta muayene: Çocuğun yaşı ve uğradığı yıkım gözönüne alınarak daha fazla psikolojik travmaya maruz kalmaması önemlidir. Muayene sırasında çocuğun vücudundaki tüm travmatik lezyonlar lokalizasyonlarına, boyutlarına ve özelliklerine göre kaydedilmelidir. Ağız-burun çevresindeki, boyundaki, her iki omuz başlarındaki, karın, genital ve anüs bölgesindeki ekimozlar, tırnak izleri, yırtık ve sıyrıklar saldırıyı destekleyen dış bulgulardır. Böyle bir saldırıya uğrayan çocukta anal bulgular muayenenin küçük bir kısmını kapsar. Tüm lezyonların birlikte değerlendirilmesi gereklidir.

Anal bulgular:

1. Anal dilatasyon: “Refleks Anal Dilatasyon Testi 1”. Çocuk sol yan pozisyonuna getirilmeli, dirsekler karına doğru bükülmeli ve kalçalar yavaşça birbirinden ayırılmalıdır. Çocuk çok ufaksa muayene annenin kucağında yapılabilir. Dış sfinkter 30 saniye içinde anal kanalın iç yüzünün görülmesine olanak verecek şekilde gevşerse, test pozitiftir. Dilatasyon bir kaç saniye devam etmelidir. Refleks olarak hızla büzülmenin tanı açısından değeri yoktur. Bu test çok tartışmalı olduğundan, sadece buna güvenerek sonuca gitmek ise hatalı olur.

2. Perianal eritem: Tek başına anlamlı bir bulgu değildir. İsilik, kötü hijyen veya paraziter bir hastalık sebebiyle irritasyon sonucu oluşabilir.

3. Perianal dokularda şişme: Herhangi bir travmatik ödemin ilk belirtisidir.

4. Anal sfinkter tonusunda azalma ve gevşeme: Tek başına olduğunda çocuklarda normal olarak kabul edilebilir.

5. Fissürler: Bir veya iki adet fissür oluşumu farklı travmatik sebeplere bağlı olabilir. Ancak, çok sayıda fissür cinsel istismarı destekleyici bir bulgudur.

6. Hematom ve ekimozlar: Anüs boyunca oluşan çepeçevre ekimoz anal penetrasyonu gösteren bir bulgudur.

7. Doku değişimleri: Kalıcı ve geçici olarak iki şekilde incelenir. Anal mukozada kalınlaşma, düzleşme, normal görünümün kaybı ile parlak bir şekil alma kalıcı değişimler olup kronik olgularda görülür. Geçici değişimler ise travmanın erken evrelerinde görülen anal kenar boyunca çatlaklar ve skarlardır.

8. Anüsün huni şeklini alması: Küçük çocuklarda görüldüğünde şüphe ile karşılanması gereken ancak yaşça büyük çocuklarda kronik olguları tanımlama açısından önemli bir belirtidir.

Travmatik çevresel ekimozun perianal pigmentasyon ve venöz konjesyona bağlı renk değişimi ile karıştırılmaması gerekmektedir. Özellikle venöz konjesyon, diz dirsek pozisyonunda vena kava inferiordaki basıncın artması ve bunun hemoroidal venlere iletilmesi ile 30 saniye içinde fizyolojik olarak anüs çevresinde morumsu renkte oluşabilir. Bu bulgunun anal penetrasyona bağlı çevresel ekimoz ile karıştırılmaması için, mağdurun diz dirsek pozisyonunda uzun süre tutulmaması ve değerlendirmenin geciktirilmemesi gerekir. Bu bulguların ağırlığı, kişinin yaşı ile ters orantılı olarak değişir. Özellikle 7-8 yaşın altındaki çocuklarda tanımlanan ekimoz, fissür ve yırtıkların ağırlığı dramatik boyutlara ulaşır. Bazı olgularda yırtıklar sfinkter adelelerine ve perine bölgesine uzanabilir. 12-13 yaşın üzerindeki kişilerde vücut gelişimi ile bağlantılı olarak rıza ve kaygan madde kullanılarak yapılan eylemlerde anüsün kolayca genişleyebilmesi sonucu hiçbir lezyon görülmeyebilir.

Şüpheli sanığın muayenesi: Cinsel suç olgularında sadece mağdurun muayenesi ile yetinilmemelidir. Sanığın muayenesi de olayın aydınlatılmasında değer taşır. Cinsel saldırı olaylarında, doktordan şüpheli saldırganın muayenesi istendiğinde, aynı genel düzen kullanılmalıdır. Birçok ülkede, muayene edilecek kişinin rızası şarttır ve buna aykırı olarak yapılacak muayene doktorun, şahsın kişilik haklarına tecavüzü sayılır.

Yaş ve fiziksel gelişimi, mental durum ve genel davranışları kaydedilmelidir. Alkol veya uyutucu-uyuşturucu kullanıp kullanmadığı, giysilerdeki yırtıklar, kan ve lekeler incelenmeli, giysi üzerindeki saç ve kılların da kurbana ait olup olmadığı araştırılmalıdır. Giysilerin tetkikinden sonra dikkatli bir şekilde tüm vücut muayenesi yapılır. Vücut genelinde yaralar, özellikle yüz, boyun ve göğüsteki mağdurenin tırnakları ile oluşmuş çizikler önemlidir. Genital bölgenin muayenesi nadiren nonspesifik ağrı ve kızarıklık gibi bulgular verebilir. Çok nadir olarak da glans penis veya prepisyumda morarmalar ve frenulumda yaralanma oluşabilir. Penis ve çevresindeki kan, krem ve jel gibi herhangi bir yağlı kaygan madde ile prepisyum altında swabla saptanabilecek fekal madde bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. İzlerden oluşan deliller genital inspeksiyondan daha önemlidir. Tırnak içleri incelenerek materyal alınmalı, pubis kıllarından, saçlardan ve varsa bıyık ve sakaldan da örnek alınmalıdır. Pubik bölge, yabancı kıl aramak için taranmalıdır. Gruplandırma, alkol ve DNA için kan örnekleri alınır ve veneryal enfeksiyon bulgusu varsa kaydedilir. Penisin alt yüzündeki üretra boyunca basınç uygulanarak meatüsten smear alınmalı, bakteriyolojik inceleme yapılmalıdır (Gonokok infeksiyonu). Ayrıca genital bölge dikkatli bir şekilde inspekte edilerek mağdurdan geçebilecek, kıl ve kan gibi materyalin varlığı araştırılır.

Örnek alımında özen gösterilmesi gerekenler;

a. Mağdurdan örnek alma: Cinsel saldırı olaylarında hangi bölgeden ve nasıl materyal alınacağı, nelere öncelik verileceği olayın özelliğine, mağdurun yaşına ve cinsiyetine göre değişiklik gösterir. Materyalin olaydan sonraki mümkün olan en kısa sürede alınması, mağdurun elbiselerini değiştirmemesi ve yıkamaması, vücudunun hiçbir bölgesini yıkamaması ve materyal alınıncaya kadar bir şey yiyip içmemesi ve defekasyon yapmaması daha iyi sonuç alabilmek açısından önemlidir.

Elbiseler: Olay esnasında mağdurun üzerinde bulunan elbiseler ıslak veya nemli ise kurutulduktan sonra sağlam kağıt torbalara konulmalı ve incelemenin yapılacağı yere gönderilmelidir. Kokuşma ve küflenme olmaması için plastik torbalar kullanılmamalıdır.

Vücuttaki Her Türlü Şüpheli Leke: Bunun için genellikle ucuna pamuk sarılı çubuk (swab) kullanılır. Gerekirse uçtaki pamuk serum fizyolojik ile ıslatılabilir. Pamuklu uç döndürülerek sürtülür ve örnek alınır. Şüpheli lekenin bir bistüri ile petri kutusuna kazınması şeklinde de örnek alınabilir.

Vücuttaki Yabancı Kıllar: Mağdurda bulunan ona ait olmayan yabancı veya şüpheli kıllar bir pensle alınarak zarfa konulur. Bu esnada pubis kılları dikkatle incelenmeli, taranmalı ve yabancı bir kılın varlığı araştırılmalıdır.

Ağız Boşluğundan Örnek: Ağzın su ile çalkalattırılıp bu çalkantı suyunun alınması şeklinde olabileceği gibi, ağızdan örnek almak için pamuklu çubuk veya filtre kağıdı kullanılabilir.

Tırnak Aralarından: Bulunması muhtemel kan, deri kalıntıları gibi örnekler bir törpü kulanılarak petri kutusuna kazınır.

Isırık veya Emilmeye Ait Lezyonlardan: Serum fizyolojik ile ıslatılmış swab kullanılır. Lezyonun üzerine döndürülerek sürtülür ve tükürük örneği elde edilmeye çalışılır.

Vulva ve Perineden: Gerektiğinde serum fizyolojik ile ıslatılmış swab kullanılır. İki ayrı swab vulva ve perineye döndürülerek sürtülür.

Vajinadan: Olgunun özelliğine göre spekulum kullanılabilir. Arka forniks, alt ve üst duvarlardan olmak üzere üç yerden örnek alınır. Ön ve arka duvarlardan örnek almak için swab kullanılır. Arka forniksten materyal almak için ise swab, pipet veya plastik puar kullanılabilir. Bakteriyolojik tetkik yapılacaksa öncelikle ve steril kültür çubuğu ile örnek alınması gereklidir.

Anüsten: Önce bir swabla anüs dış mukozasından sürülerek, daha sonra ikinci bir swabla içeri sokularak rektumdan örnek alınır.

Mağdurun Kendisine Ait Pubik Kıl Örnekleri: Yabancı bir kıl bulunmuşsa; mağdurun pubisinden cilt seviyesinden kesilmek suretiyle 10-12 adet kıl örneği alınır ve bir zarfa konur.

Mağdura Ait Tükürük Örneği: Mağdura ait 2-3 ml. tükürük bir filtre kağıdına emdirilir. Bu örneğin alınma amacı mağdurun sekretör olup olmadığının tayinidir.

Mağdura Ait Venöz Kan Örneği: İki ayrı steril enjektöre antikoagülansız olarak 5-7 ml. venöz kan örneği alınır. Bunun amacı; olayın özelliğine göre kan grubu tayini, kimyasal analizler, DNA profili ve mikrobiyolojik kültür yapılabilmesidir.

Mağdura Ait İdrar Örneği: Olayın özelliğine göre eğer gebelik testi yapılması gerekiyorsa idrar örneği alınır.

b. Sanıktan örnek alma: Sanığın muayenesi esnasında elbiselerinde veya vücunda bulunması muhtemel mağdura ait kan lekeleri veya kıllar elde edilir. Penisten iki ayrı swab ile sürtmek suretiyle örnek alınır. Gerektiğinde swab serum fizyolojik ile ıslatılır. Penis swabının amacı vajinaya veya rektuma ait materyal ve oral ilişkilerde tükürüğün içindeki maddelerin araştırılmasıdır. Karşılaştırma için ise sanıktan aynı mağdurdan alındığı gibi kan, kıl, sperm, tükrük örneği alınmalıdır.

c. Olay yerinden materyal alınması: Olay yerindeki zemin, eşyalar, çarşaflar üzerindeki her türlü leke ve şüpheli kıllar alınır.

Alınan bütün örnekler etiketlenmeli ve etiketlerin üstüne mağdurun adı ve alındığı yer yazılmalıdır. Cinsel saldırı olaylarında materyal alımı aciliyet gerektirir. Alınan materyalde inceleme yapılması ise sadece spermlerin hareketliliği açısından aciliyet taşır. Usulüne uygun olarak alınan ve saklanan örnekler üzerinde diğer bütün tetkikler daha sonra yapılabilir. Bu tetkiklerin uzman kişilerce yapılmasında büyük fayda vardır. Aksi halde yanlış pozitif veya yanlış negatif sonuçların elde edilmesi nedeni ile olay yanlış yönlendirilmiş olabilir. Spermlerin hareketliliği açısından yapılacak tetkik; arka forniksten alınan örnekten vajinal içerikten bir damla lamın üzerine konur, üzerine bir damla serum fizyolojik damlatılır. Mikroskopta direkt olarak incelenir. Spermatozoid olup olmadığı, varsa hareketli olup olmadıkları araştırılır.

Alınan materyal üzerindeki tetkikler iki ana hedefe yönelik olacaktır. Bunlardan birincisi saldırgana ait sperm, kıl, kan, tükürük gibi örneklerin varlığının ortaya konması, ikincisi ise elde bir sanık varsa, bu örneklerin bu sanığa ait olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu nedenle yukarıda belirtilen karşılaştırma örnekleri alınmaktadır.

Cinsel saldırı olaylarında swablarda spermatozoidin kendisinin tespit edilmesi, saldırı dışındaki normal cinsel faaliyet dışlandığında veya ileri yöntemlerle bu spermin saldırgana ait olduğu anlaşıldığında, en önemli laboratuvar delilidir.

Semen (meni, ejekulat sıvısı) varlığını göstermek için; mor ötesi (UV) ışık kullanımı, asit fosfataz, lösin aminopeptidaz gibi gama-glutamiltransferaz, glisilprolin dipeptidil aminopeptidaz, kolin, spermin, çinko testleri ön inceleme testleri ile spermatozoidlerin mikroskop ile gösterilmesi, laktat dehidrogenaz izozim x (LDH-x), semen varlığının immünolojik yöntemlerle belirtimi (p30) gibi kesin kanıtlayıcı testler kullanılmaktadır. Semenin kime ait olduğunun araştırılmasında ise; eğer semenin sahibi “sekretörse” yani vücut sıvılarında kan grup faktörlerini içeriyorsa, basit kan grubu yöntemleri kullanılabilir. Bu yöntemlerin aynen babalık tayinlerinde olduğu gibi ancak saldırganı belli oranda dışlayacağı, hiçbir şekilde kesinlik taşımayacağı unutulmamalıdır. Kesin yöntem olarak günümüzde DNA testleri yapılabilir. Eğer bu testler yapılacaksa materyalin steril şartlarda alınması ve örneklerin derin dondurucuda saklanması gereklidir.

Türk Ceza Kanunu’nda cinsel saldırı ile ilgili kanunlar

ADABI UMUMİYE VE NİZAMI AİLE ALEYHİNDE CÜRÜMLER CEBREN IRZA GEÇEN, KÜÇÜKLERİ BAŞTAN ÇIKARAN VE İFFETE TAARRUZ EDENLER

MADDE 414. (Mefruz Cebirle Irza Geçme): Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırzına geçerse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.

Eğer fiil cebir ve şiddet veya tehdit kullanılmak suretiyle veya akıl veya beden hastalığından veya failin fiilinden başka bir sebepten dolayı veya failin kullandığı hileli vasıtalarla mukavemet edemiyecek bir halde bulunan bir küçüğe karşı işlenmiş olursa ağır hapis cezası on seneden aşağı olamaz.

Irza geçmelerde 15 yaş sınırı cezayı arttırıcı bir unsur olarak ele alınmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında behsedilen “fiile mukavemet” fiziki bir karşı koyma anlamına gelmemekte, ruhsal yönden karşı koymayı kastetmektedir. (Bu konuda kitabın adli psikiyatri bölümüne bakınız.)

MADDE 415. (Mefruz Cebirle Irz ve Namusa Tasaddi): Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırz ve namusuna tasaddiyi mutazammın bir fiil ve harekette bulunursa iki seneden dört seneye ve bu fiil ve hareket yukardaki maddenin ikinci fıkrasında yazılı şartlar içinde olursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur.

Irza geçmelerde mağdurun iradesinin sözkonusu olduğu yaş 18 iken, ırz ve namusa tasaddide 15 yaş sınır olarak alınmaktadır. 15 yaşın üzerindeki kişilerde 414. maddenin ikinci fıkrasındaki şartlar bulunmadıkça tasaddi şeklinde bir suç sözkonusu değildir.

MADDE 416. (Zorla Irza Tecavüz, Zorla Irza Geçme ve Tasaddi, Zorla Irza Tasaddi, Reşit Olmayanla Rızaen Cinsel Münasebet): Onbeş yaşını bitiren bir kimsenin cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle ırzına geçen veyahut akıl ve beden hastalığından veya kendi fiilinden başka bir sebepten veya kullanıldığı hileli vasıtalardan dolayı fiile mukavemet edemeyecek bir halde bulunan bir kimseye karşı bu fiili iişleyen keimse yedi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

Yine bu suretle ırz ve namusa tasaddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve hareket bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur.

Reşit olmayan bir kimse ile rızası ile cinsi münasebette bulunanlar fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

18 yaşını bitirmemiş yani “reşit” olmamış bir kişiyle rıza dahilinde de olsa cinsel ilişki suçtur ve ırza geçme olarak kabul edilmektedir.

MADDE 417. (Cezayı Artıran Şahsa Bağlı Haller): Yukarıdaki maddelerde yazılı fiil ve hareketler birden ziyade kimseler tarafından işlenir veya usulden biri veya veli ve vasi veya mürebbi ve muallimleri ve hizmetkarları veya terbiye ve nezaret veya muhafazaları altına bırakılan veya buna düçar olanların üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından vuk’u bulursa kanunen muayyen olan ceza yarısı kadar artırılır.

MADDE 418. (Cezayı Artıran Fiile Bağlı Sebepler): Yukarıdaki maddelerde yazılı fiil ve hareketler mağdurun ölümünü mucip olursa faile müebbet ağır hapis cezası verilir.

Eğer bu fiil ve hareketler bir marazın sirayetini veya mağdurun sıhhatine sair büyük bir nakisa irasını veya maluliyet veya mayubiyetini müstelzim olursa cezanın yarısı ilave edilerek hükmolunur.

Bu maddedeki “mayubiyet” teriminden toplum içerisinde utanılacak, ayıp karşılanacak bir durum anlaşılmakta olup, kızlık zarının yırtılması veya kişinin hamile kalması buna örnektir.

MADDE 419. (Hayasız Hareketler): Alenen hayasızca vaz’u harekette bulunanlar onbeş günden iki aya ve o suretle cinsi münasebette bulunanlar altı aydan bir seneye kadar hapis ve bu fıkrada yazılı hallerde ayrıca altıbin (yirmibin) liradan otuzbin (151) liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. (151) yüz liradan beşyüz liraya: 60 misli artırılmıştır (1988/3506 sk.)

MADDE 421. (Söz Atma – Sarkıntılık): Kadınlara ve genç erkeklere söz atanlar üç aydan bir seneye ve sarkıntılık edenler altı aydan iki seneye kadar hapsolunur.

MADDE 423. (Evlenme Vaadi ile Kızlık Bozma): Her kim on beş yaşını dolduran bir kızı alacağım diye kandırıp kızlığını bozarsa altı aydan iki seneye kadar hapsolunur.

Evlenme vukuu halinde dava ve ceza tecil olunur. Şu kadar ki beş sene içinde koca aleyhine boşanmaya hükmolunursa hukuku amme davası avdet eder ve evvelce ceza hükm olunmuşsa çektirilir.

Nişan, söz kesme gibi akitlerin varlığı kesin evlenme vaadi olarak kabul edilmemektedir.

KIZ VE KADIN VE ERKEK KAÇIRMAK

MADDE 429. (Zorla Kadın Kaçırma; Alıkoyma): Her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadı ile reşit olan veya reşit kılınan bir kadını kaçırır veya bir yerde alıkoyarsa üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

Kaçırılan kadın evli ise ağır hapis cezası yedi seneden aşağı olamaz.

MADDE 430. (Küçüğü Kaçırma; Alıkoyma): Her kim cebir veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadı ile reşit olmayan bir kimseyi kaçırır veya bir yerde alıkorsa beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

Eğer reşit olmayan kimse, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadı ile kaçırılmış veya bir yerde alıkonulmuş ise ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir.

MADDE 431. (Oniki Yaşını Doldurmayan Küçüğün Kaçırılması): Kaçırılan kimse on iki yaşını doldurmamış ise fail, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile kullanmamış olsa dahi cezası beş sene ağır hapisten aşağı olamaz.

MADDE 433. (Evlenmek Maksadı ile Kaçırma; Cezanın Azaltılması): Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden biri mahza evlenmek maksadı ile işlenmiş ve bir guna tecavüz vuku bulmamış ise fail hakkında tayin olunacak ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

MADDE 434. (Dava veya Cezanın Ertelenmesi): Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.

Müruru zaman haddine kadar erkek tarafından haksız olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmaya hükmedilirse takibat yenilenir. Evvelce hüküm verilmiş ise ceza çektirilir.

Bu madde hükümleri 414, 415 ve 416’ıncı maddeler hakkında da caridir.

Evlenen maznun veya mahkum hakkında hukuku amme davasının veya cezanın tecilini müstelzim olan haller fiilde methali olanlar hakkında dava ve cezanın düşmesini müstelzimdir.

ZİNA

MADDE 440. (Kadının Zinası): Zina eden karı hakkında altı aydan üç seneye kadar hapis cezası tertip olunur.

Karının evli olduğunu bilerek bu fiilde ortak olan kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur.

MADDE 441. (Kocanın Zinası): Karısı ile birlikte ikamet etmekte olduğu evde yahut herkesçe bilinecek surette başka yerde karı-koca gibi geçinmek için başkası ile evli olmayan bir kadını tutmakta olan koca hakkında altı aydan üç seneye kadar hapis cezası hükmolunur.

Ancak zina suçunu tanumlayan maddeler eşitlik ilkesine aykırı olması nedeniyle Anyasa Mahkemesi tarafından bozulmuş ve henüz bu konuda yeni bir düzenleme yapılmamıştır.

EDEBE MUHALİF HAREKETLER

MADDE 576. Bir kimse edebe muhalif surette halka görünür, veya bir yerini gösterir veyahut söz, şarkı ve sair surette halkın edep ve nezahatine tecavüz eylerse bir aya kadar hafif hapse veya dokuzyüz (243) liradan beşbindörtyüz liraya kadar hafif nakdiye mahkum olur (TCK 119). (243) Beş liradan otuz 180 misli artırılmıştır.

(Kaynak: http://www.ttb.org.tr/eweb/adli/5.html)

 

XIV – Tecavüz ve Zina Kanıtında Bilimin Önemi: Bilim Olmasa ve Kişi “Bu Bir İftira, 4 Şahit Getirin” Diyene  4 Şahit Olarak Video Kayıtları ve DNA Örnekleri

 Tecavüz Soruşturmaları

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Tecavüz soruşturma şüpheli bir hakkında gerçekleri toplamak için prosedür tecavüz de dahil olmak üzere, adli kimlik bir fail, bir tecavüz türü ve diğer ayrıntıları.

Tecavüz büyük çoğunluğu kurban bilinen kişiler tarafından taahhüt ediyoruz:. Saldırıların sadece iki yüzde bir ankete göre bir yabancı tarafından işlenen edilir [1] . Bu nedenle failin kimliği sık bildirilmektedir Biyolojik kanıtlar gibi sperm , kan ,vajinal salgılar , tükürük , vajinal epitel hücreleri bir tespit ve genetik olarak yazdığınız olabilir suç laboratuarı . Analizinden elde edilen bilgiler genellikle cinsel temas oluştu olup olmadığını, olayın koşulları ile ilgili bilgi vermek ve hasta ve şüpheli toplanan referans örnekleri ile karşılaştırılabilir. Belirlemenize yardımcı olabilir [2] Amerika Birleşik Devletleri Sağlık personeli için kanıt toplamak kullanarak potansiyel tecavüz durumlarda tecavüz kitleri .

Fail tanımlama değiştir ]

DNA profili değiştir ]

DNA profili ile en sık, biyolojik delil test etmek için suç laboratuarları tarafından kullanılan polimeraz zincir reaksiyonumilyonlarca kopya yaparak sınırlı nitelik ve nicelik örneklerinin analizi sağlar (PCR),. Denilen PCR testi gelişmiş bir formukısa tandem tekrar (STR) bir şüpheli ya da olay DNA ile karşılaştırılabilir bir DNA profili oluşturur. Kan, yanak (iç yanak) swabbings veya tükürük de şüpheli bu kendi DNA ayırt etmek kurbanlarının toplanmalıdır. [2]

Suçlular suç mahallerinde sahte DNA örnekleri bitki olabilir. Bir olguda Dr John Schneeberger onun iç çamaşırı üzerine sedasyon hasta ve sol meni biri tecavüz, cerrahi bir takılı Penrose tahliye kolunu içine ve yabancı kan ve doldurdumantikoagülan . Polis Schneeberger kanı olduğuna inanılan ne çekti ve bir maç olmadan üç kez DNA karşılaştırıldı.

Tecavüz koşullar ve tipi değiştir ]

Sıyrıklar, kurban yardım morluklar ve kesikler bir tecavüz gerçekleştirilmiştir nasıl aydınlatmak. Kurbanların 8 ila yüzde 45 en sık dış travma kanıtı, ağız, boğaz, bilek, kol, göğüs ve uyluk de gösterir: bu sitelere travma travma süre vajina ve perine hesabına, yaralanma yaklaşık üçte ikisi oluşur yaklaşık 20 yüzde. [3]

Son cinsel birleşme bir performans ile tespit edilebilir vajinal ıslak montaj en az üç saat boşalma yana geçen varsa slayt görülür hareketli sperm, tespiti için mikroskop incelemesi (veya endikasyon varsa anal / oral). Ancak sadece bir üçte bir vücut orifis içine boşalma cinsel saldırılar sonucu. [3] Ayrıca, iddia edilen saldırgan bir vazektomi olmuş olabilir ya da cinsel işlev bozukluğu yaşamış (saldırganların yaklaşık 50 yüzde iktidarsızlık ve ejakülasyon bozukluğu muzdarip). [3 ]Buna ek olarak, asit fosfataz yüksek konsantrasyonlarda seviyeleri son çiftleşme iyi bir göstergesidir. Asit fosfataz bulunan prostat salgıları zaman ve aktivite azalır ve 24 saat sonra genellikle yoktur. [3] Prostat spesifik antijen (PSA) 48 saatlik bir süre içinde tespit edilebilir. Vazektomize erkeklerin seminal sıvı aynı zamanda önemli bir PSA düzeyi içerir.Nonmotile sperm ilişki boyama teknikleri bağlı sonra bile 72 saatten daha saptanabilir. [3]

Bu Chandhigarh Yüksek Mahkeme tarafından gerçekleştirildi [Hindistan] olarak 2006 Cilt No bildirilmiştir [2] Yasal Aylık Yayın-Beraat Sayfa No 199 Adı – Chandhigarh Yüksek Mahkemesi – Dilip Rao sahib Deshmukh, J. – Bablu Uday Vs @.Chandhigarh Devlet – 2006 Ceza Temyiz No 412 – 27.7.2006 tarihinde karar verdi – bir tecavüz durumda doktor bulundu kızlık zarı bozulmadan, sadece doktorlar kısmi nüfuz mümkün olduğunu belirtti, çünkü, böyle bir çıkarım savcılık lehine çizilmiş ve olabilir nerede tecavüz durumda mahkumiyet Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi.

(kaynak: http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr-TR&langpair=en%7Ctr&u=http://en.wikipedia.org/wiki/Rape_investigation)

Eğer Adam “Bu Bir İftira, 4 Şahit Getirin” Derse Bilimsel Araştırmalar Olmasa, Örneğin Bu Adamın Ördeğe Tecavüz Ettiği Nasıl Kanıtlanabilir? 

Bursa’nın merkez Osmangazi İlçesi’nde, kayınpederiS. A.’e ait ördeğe, aşırı alkollü iken tecavüz ettiği iddia edilen 50 yaşındaki damat A.Ç.’ye Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Hayvanları Koruma Kanunu’na göre 437 TL ceza kesildi.

Olay geçen Eylül ayında merkez Osmangazi İlçesi Fatih Sultan Mehmet Mahallesi’nde meydana geldi. 77 yaşındaki S.A. ve eşi D.A.’nın damadı olan 4 çocuk babası A.Ç., eve aşırı alkollü olarak geldi. Yaşlı çift, kızı ve torunlarını rahatsız etmemesi için, damatlarına, ördek kümesinin de bulunduğu terasta yatak hazırladı.

Ertesi sabah ördeklere yem vermek için terasa çıkanS. A., kümesteki 3 ördekten birisinin kanlar içinde olduğunu ve yürüyemediğini gördü. Eşiyle birlikte, ördeği de yanlarına alarak Emek Polis Merkezi’ne gidip damatlarının hayvana tecavüz ettiğini iddia etti.A.Ç.‘nin sabah erkenden ayrıldığı eve gelen polis, terasta inceleme yaparak yataktan kan örneği aldı.Ördek de Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Hayvan Hastanesi’ne gönderildi. Burada yapılan ilk incelemede ördekte tecavüz bulgularına rastlandı.

Karakolda ifade veren yaşlı çift, daha sonra şikayetlerini geri alınca damat A.Ç. serbest bırakıldı. İnşaat işçisi A.Ç., iddiaları reddedip, iftiraya uğradığını öne sürdü. Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Hayvan Hastanesi’nde tedavisi yapılan ördek, polisler tarafından alınıp kayınpeder S.A.’ya teslim edildi. S.A., “Bu ördekten artık fayda gelmez” diyerek onu kesti.

Savcılık olayla ilgili inceleme başlatılırken alınan DNA örneklerinden A.Ç.’nin ördekle ‘ilişki kurduğu’ tespit edildi. Türk Ceza Kanunu’nda hayvanlarla cinsel ilişkiye girme suçu hakkında bir hüküm bulunmaması üzerine dosya savcılık tarafından görevsizlik kararı verilerek Kabahatler Bürosu’na sevk edildi. Dosya buradan da idari para cezası uygulanması için Bursa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne gönderildi. Son olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı Bursa İl Müdürlüğü’ne gönderilen dosya kapsamında A.Ç.’ye Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14-J maddesindeki ‘Hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak’ suçundan 437 lira para cezası kesildi.

Verilen cezayı değerlendiren Bursa Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Ümran Babacan, “Bu karar, ‘21. yüzyılda hayvan haklarında ülkemiz nerede?’ sorusunu da akıllara getirmiştir. 21. yüzyılda artık bugün reddedemeyeceğimiz hayvan hukukundan bahsetmek gerekirse, dünyada hayvan mutluluğu ve refahı üzerinde çalışmalar yapılırken bizde ise haklar esasına bir türlü geçemedik. Hak kavramına; acı çekmeme, zulüm görmeme, işkenceye uğramama, yaşamını devam ettirme, gereksiz yere öldürülmeme ve tecavüze uğramama hakkı girmektedir” dedi.

“BİR AN ÖNCE HAYVAN HAKLARINI KORUYAN BİR KANUN ÇIKARTILMALIDIR”

Mukayeseli hukukta sevimli hayvanların can olarak görüldüğünü ifade eden Babacan, “Avrupa’da hayvanlara karşı işlenen suçlardan dolayı, hürriyeti bağlayıcı cezalar vardır. Bizde ise henüz böyle bir yaptırım bulunmamaktadır. Hala hayvanlara karşı işlenen suçlarda Kabahatler Kanunu’ndan çıkarılıp Türk Ceza Kanunu’na sokulmamıştır. Suçların işlenmesini önlemek için cezaların caydırıcı olması gerekir. Ülkemizde hayvanlara yönelik işlenen suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezai yaptırımların olması, cezanın ertelenmemesi, adli sicile işlenmesi, bu suçların azalmasında önemli rol oynayacaktır. Hayvan hakları siyasetin üstünde olan insani bir konudur. Bunun için sivil toplum örgütleriyle beraber çalışarak hayvan haklarını gerçekten koruyan bir kanun bir an önce çıkarılmalıdır” diye konuştu.

DHA

(Kaynak: http://www.haberturk.com/gundem/haber/845696-ordege-tecavuz-davasinda-sok-ceza)

XV – Zinanın Toplumda Serbest Bırakılması ile Tecavüz Kavramının Anlaşılamaması;

‘Travmatik lezyon yok gerekçesiyle serbest’

Tecavüzün kanıtlanması için vücutta darp izi olması şart mı?

İSTANBUL’da, evine götürdüğü turiste tecavüz eden zanlı, “Mağdurenin raporunda travmatik lezyon (zorlama sonucu vücutta eziklik, morarma) görülmediğine dair görüş bulunduğu” gerekçesiyle mahkemece serbest bırakıldı. Savcı ise “Müştekinin istemediğini beyan etmiş olması yeterli olmayıp ayrıca direnmesi mi gerekir?” diyerek itirazda bulundu. Bu durum, “Tecavüzün kanıtlanması için vücutta iz mi bulunması gerekir?” tartışmasını beraberinde getirdi. Konuyu uzmanlara sorduk:


‘Kadının beyanı esas alınmal’
Avukat, Mor Çatı Kadın Vakfı Sözcüsü Deniz BAYRAM:
FEMİNİSTLER olarak savunduğumuz şey, cinsel saldırı suclarının, tecavüzün delili olmaz. Bu suçların neredeyse tamamı zaten tanık olmayan yerlerde işlenmektedir. Dolayısıyla suçun tek tanığı mağdur kadının kendisidir. Bu nedenle, cinsel saldırı ve taciz davalarında ‘kadının beyanı esastır’ anlayışından hareket ederek yargılamanın yapılması gerekmektedir. Oysa mahkeme ve savcılar genel itibariyle, cinsel saldırı suçuna dair dosyalarını hep kadının ‘rızası’ olduğu yönünden kurmaya çalışıyorlar. Duruşmalarda mağdurların adeta sanık gibi sorgulandıklarını görüyoruz bazen. Biz, cinsel suçların soruşturulmasında aksi ispatlanıncaya kadar kadının beyanının esas olduğunu savunuyoruz. Bu davada ise ise, savcının itirazını ve itirazına dayanak yaptığı gerekçeleri çok olumlu görüyoruz. Savcının da itiraz gerekçesinde ifade ettiği gibi, tecavüze maruz kalan kadından direnç göstermesi, hayati risk altındayken beklenebilecek bir olgu değildir.

‘Kimi kaçar, kimi donup kalır’
Kadınlarla Dayanışma Vakfı Sözcüsü Özlem ÇOLAK
TECAVÜZ davalarında bu tip kararların temeli hep rıza meselesine dayandırılıyor. Oysa, hukukta da kabul edildiği gibi, rıza bir kere verildikten sonra geçerli olan bir senet değildir. Her yeni durum ve davranışta yeniden kurulan bir şeydir. O nedenle bir kişinin bir şeye rıza göstermiş olması akabinde olacak her şeyi kabul edeceği anlamına gelmez, gelemez. Yani, bu olayda kadının adamın evine gitmeyi kabul etmiş olması illa adamla birlikte olmayı kabul ettiği anlamına gelmez. Ayrıca her bireyin bir tehdit durumunda gösterdiği tepkiler birbirinden çok farklıdır. Bir kişi kaçmaya çalışırken bir diğer donup kalabilir. Hakimlerin bu faktörleri görmezden gelerek verdiği kararların altında hukuksal faktörlerden öte cinsiyetçi bir anlayış ve cinsel şiddet davalarını önemsememe yatmaktadır. Bütün bu nedenlerden dolayı da savcının çıkışı oldukça doğru ve yerindedir.

–*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Sadece şikayetçi beyanıyla ceza olmaz’
Avukat Çağrı ÇETİN: 
TUTUKLAMA tedbiri için kuvvetli suç süphesi gerekir. Olayda da anlaşıldığı kadarıyla doktor raporu doğrultusunda kuvvetli şuç şüphesi oluşmadığından tutuksuz yargılanma kararı vermiş olabilir, normaldir. Sadece şikayetçinin beyanıyla şüpheli cezalandırılamaz. Yardımcı deliller bu konuda önem taşır.

‘DELİLSİZ YARGILAMA OLMAZ’
Avukat Şükriye ERDEN: 
Sadece müşteki beyanıyla birçok dosyada tutuklama gerçekleşebiliyor. Ancak mutlaka yan deliller olmalı. Yani, iz olmayabilir ama onunla aynı evde kalmış olması ya da yanında olup olmadığı telefon sinyalleriyle birlikte değerlendirilebilir. En azından orada olduğunu ispatlaması gerekir. Tek başına müşteki beyanıyla değerlendirmenin hukuki olduğunu düşünmüyorum. Her iki tarafın da psikoloğa gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Psikolog raporları doğrultusunda bir yargılama yapılmalı. Delilsiz yargılama olamaz. Hukuki olarak değerlendirmiyoruz. Kadın olması mağdur olma ihtimalini güçlendiriyor ancak, yalnız müşteki beyanını kabul etmeyi hukuki bulmuyorum

(Kaynak: http://www.haberturk.com/polemik/haber/781837-travmatik-lezyon-yok-gerekcesiyle-serbest)

XVI – Sonuç?

+Kur’an da evliliğinin nasıl yapılacağının yazılmamış olması belkide toplum kurallarına bırakılması gerektiği için olabilir. Zina ve Evliliğin ne olduğunun tanımı yaşanılan toplum kuralları tarafından belirlenmediği taktirde bu işin bir ucu olmayacaktır, çünkü bir insan “Ben bu toplumun kanunlarını kabul etmeyerim” diyerek ve 2-3 arkadaşınıda toplayarak dilediği kadar kadınla yatabilir. “Ben bu devletin şeriatını kabul etmiyorum, kurana yada hadise uymuyor” diyerek dilediği gibi toplumsal kuralları çiğneyebilir.

+Günümüzdeki İslam Hukukuna göre kadının yüzüne bile bakmak günahtır, fakat ben sizin karınız veya kızınızı ikan edip arkadan ilişki, yani livata yapsam bu durum karşısında yapabileceğiniz enfazla beni azarlamaktır. Türk hukukunda ise böyle bir eylem zinadır.

+Evlilik, toplumun belirlediği çerçevelerde yapılmalıdır çünkü Ben, sizin kızınızla Mihr bedeli ödeyerek, kimseye haber vermeyerek evlenebilir, birkaç saat birlikte olabilir ve 3 kere boşol diyerek ondan ayrılabilirim. Türk Hukukunda ise herkezin haberi olur, bu yapılan evlilik neredeyse her karşıma çıkacağı için asla bukadar rahat yapılamaz ve sonucuna ciddi şekilde katlanmam gerekir. Günümüzdeki islam Hukuru zina’ya kapı açarken, Türk hukuku zinanın önüne ciddi bir engel olmaktadır.

+Gününüz İslam Devletlerinin adaleti sağlama konusunda yetersizliği, ve bilimin bu konuda gerekliliğini kanıtlamaktadır. Bununla birlikte zinanın serbest bırakılması ile neyin tecavüz olup olmadığının anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. En adil durum, bilimin kullanılması ve Zinanın bukadar serbest bırakılmaması olacaktır.

+Kişisel fikrim, Kur’an da zina’nın net olarak açıklanmama sebebi bugün yaşamamız gereken bu ikilemdir. Ülke Kurallarında ve Vicdanınızda zina ne olarak geçiyorsa, hakkınızda verilecek zina hükmüde odur.

Bir Cevap Yazın