Kur’an ve Bilim Allah’ın Ayetlerindendir Bakış Açısı İle İslamiyetin Değerlendirimlesi

I – Kur’anda Aklen ve Objektif Olarak İncelendiğinde Dünya Düz Değil, Yuvarlak Olarak Tasvir Edilmektedir;

II – Kur’an’da Dünya Kesinlikle Düz Olamaz;

III – Dünyanın Düz ve Dönmediğini İddia Edenlerin Vermesi Gereken Sorular;

IV – Dünyanın Yuvarlak Olduğunun Kanıtları;

V – Dünyanın Neden Düz Olmadığının 10 Kanıtı

VI – Dünya Düz Olsaydı, Ozaman Aşağıya Düşülebilecek Köşeleri Olması, Yada Sonunda Ulaşacağımız Cam Bir Kubbe Olması Gerekmezmiydi?

VII – Dünyanın Yuvarlak Olduğunun Kanıtına Dair Fotoğraf ve Videolar: Felix Baumgartner’in çılgın uzay atlayışı!

VIII - Dünyanın Düzmü Yoksa Yuvarlakmı Olduğu Hakkında İki tarafında Birbirini Tekfir Etmesi

IX – İnsan Yorumuna ve Hz Muhammed’in Sözleri Olduğu İddia Edilen Hadislere Dayanılarak Çıkan Sonuç: Dünya Yuvarlaktır Diyen Dinden Çıkar, İnsan Uzaya Kesinlikle Gidemez

X – Bilim Nasıl Çalışır, Tez, Teori, Yasa Nedir? Allah’ın Bizden İstediği Atalarımıza Uymakmı, Yoksa İnançlarımızda Kesin Delilleremi Tutunmamızdır?

XI – Sonuç:

.

I – Kur’anda Aklen ve Objektif Olarak İncelendiğinde Dünya Düz Değil, Yuvarlak Olarak Tasvir Edilmektedir;

Kuran’da Evrenin ve Dünyanın ŞekliDünya’nın şekli ile ilgili bir çok ayette bilgiler vardır. Naziat suresindeki ayet şöyledir:
Ve yeryüzünü de yayıp yuvarlattı. (79 Naziat Suresi, 30)

Burada “yayıp yuvarlama” anlamında çevrilen kelimenin Arapça karşılığı “Davn” dır. Bu kelimenin tefsirinde, kelimeyi detaylı bir şekilde inceleyen
Prof. Dr. Süleyman Ateş şöyle diyor:
“…Hasılı dahv döşemek, düzeltmek demek ise de sadece basit bir döşemek ve düzeltmek değil, yuvarlak olarak düzeltmek, döşemek anlamını verir ki bu ayetten Yeryüzünün yuvarlak yaratıldığı anlamı çıkar.” ( Yüce Kuran’ın Çağdaş Tefsiri, Süleyman Ateş, cilt 10, sy 308)
Ateş, yine tefsirinde “devekuşunun yumurtasına da “davn” kökünden türeyen “”dhiyn” dendiğini belirtmektedir.
“Dahv” kelimesinde ve bu kelimenin kökünden türeyen kelimelerde yuvarlaklık anlamı olmasına karşın bazı çevirmenler yeryüzünün yuvarlaklığını algılamaktaki zorlukları sebebiyle ayeti sadece yeryüzünün düzenlenmesi olarak algılamışlar, yazı ve çevirilerinde bunu yansıtmışlardır. Oysa Dünya’nın şekli gerçekten de “dahv” kelimesinin ifade ettiği yuvarlaklığa, yumurta biçimine, devekuşu yumurtası şekline benzemektedir. Dünyamız aynı devekuşu yumurtası gibi geoittir.

Dünya’nın yuvarlak yapısına işaret eden bir diğer ayet ise şöyledir:
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor… (39 Zümer Suresi, 5)

Bu ayette sarıp örtme olarak çevrilen kelimenin karşılığı “tekvir” dir. Bu kelimeyi yine Süleyman Ateş tefsirinde şöyle açıklamaktadır:
“Tekvir ip yumağı gibi bir şeyi birbiri üstüne dolamaktır. “Allah geceyi gündüzün üzerine dolar, gündüzü de gecenin üstüne dolar” cümlesi, gayet açık olarak Dünya’nın yuvarlaklığını ve ekseni çevresinde döndüğünü gösterir. Çünkü dolama ve sarma işi yumak gibi top gibi şeylerin üzerinde olur.” (Yüce Kuran’ın çağdaş tefsiri, Süleyman Ateş, cilt 7, sy 528)

Rad Suresindeki bir ayette ise Dünya’nın şekli hakkında başka bir detay bildirilmektedir. Ayet şöyledir:
Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Yeryüzü’ne yönelip onu uçlarından eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. O’nun hükmünü iptal edebilecek olan yoktur. O hesabı çok çabuk görendir. (13 Rad Suresi, 41)

Burada dikkat edilmesi gereken nokta “ yeryüzünün uçlarından eksilmesi” ifadesidir. Bu ayeti tefsir eden din alimleri farklı şekillerde yorumlamaya çalışalar da, Dünya hakkında bilgimiz arttıkça anlatılmak istenen gerçek daha iyi kavranmıştır.
Küremsi bir yapısı olan Dünya kutuplardan geçen bir eksen etrafında dönmektedir. Bu dönme esnasında dünyanın ekseninin geçtiği kutuplar bölgesinden eksilmekte yani basıklaşmakta ve ekvator bölgesinden genişlemektedir.
Dünyanın bu şekli ancak son yüzyılda yapılan bilimsel çalışmalarla anlaşılırken, tüm Evrenin yaratıcısı Yüce Allah bu bilgiyi bizlere yüzlerce yıl önce Kuran’da bildirmiştir.
Dünya’nın yuvarlaklığını ortaya koyan bir başka ayet ise yine şöyledir:

Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yeryüzünün çaplarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa aşıp geçin. Ancak üstün bir güçle geçebilirsiniz.(55 Rahman Suresi, 33)

Bu ayette çaplar olarak çevrilen kelimenin Arapça karşılığı “aktar”dır. Çap kelimesinin çoğuludur. Görüldüğü gibi burada Dünya’nın bir çapının olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla bu ayetten de dünyanın yuvarlak yapısı anlaşılmaktadır.
Rahman suresindeki bu ayette dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da, atmosferin ve evrenin de çapından söz edilmiş olmasıdır.

O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (arapçada kubbemsi anlamında) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın.(bakara/22)

Gök ve gökler kelimesi Kuran’da hem atmosfer için hem de tüm evren için kullanılmaktadır. Dünyamızı çevreleyen atmosfer de dünyamızın şeklini aldığı için yuvarlaktır ve çapı vardır. Ayette atmosferin bu yapısına da bu şekilde dikkat çekilmiş olur.
Tüm Evren için de benzer bir durum söz konusudur. Bilindiği gibi Evren big bang adı verilen büyük bir patlamanın sonunda oluşmuştur. Bu patlama sonucunda genişlemeye başlamış ve halen genişlemeye devam etmektedir. Bilim adamları yaptıkları çalışmalarda Evrenin küre şeklinde olduğunu ve bir çapının olduğunu ortaya koymuşlardır. Astronomların yaptıkları hesaplamalara göre, giderek genişleyen uzayın uçtan uca 156 milyar ışık yılı büyüklüğünde olduğu anlaşılmaktadır.

20. yüzyıla kadar özellikle materyalist dünya görüşünün de etkisiyle Evrenin sonsuz olduğu fikri bilim dünyasında hakim olan bir görüştü. Fakat yapılan araştırmalar ve bilimsel keşifler sonucunda bunun doğru olmadığı ve evrenin bir sonu olduğu anlaşıldı. Bugün modern bilimsel imkanlar ve çalışmalar sonucunda ulaşılan bu bilgiyi biz Kuran’da bulabiliyoruz.
Ayette dikkat çeken bir diğer nokta ise göğün çaplarından geçilmesi ile ilgili bilgidir. Burada göğün çaplarından geçilmesinin zorluğu vurgulanmış fakat bunun imkansız olduğu söylenmemiştir. Aksine bir güç ile geçilebileceği bildirilmiştir. Nitekim yapılan uzay çalışmaları sonucunda, roket motorlarla güçlendirilmiş uzay gemileri vasıtasıyla atmosferin dışına çıkmak mümkün olmuştur.
Kuran günümüzden 14 asır önce işte bu olayı bizlere bildirmekte ve insanların bir güç vasıtasıyla atmosferin dışına geçebileceğini vurgulamaktadır.

(Kaynak: http://ateistplatform.org/forum/viewtopic.php?f=4&t=228)

 

.

IV – Kur’an’da Dünya Kesinlikle Düz Olamaz;

Dünya Düz Olamaz!


Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: “Ey Zulkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın (Kehf 86)

Ayette geçen ve “Kara bir balçık” diye tercüme edilen “aynin hamietin” tamlaması farklı iki okunuşa göre “siyah balçıklı göze, sıcak göze” anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta meydana gelen manzarayı tasvir eder. Okyanusta, güneşin battığı yerde ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştire­rek, “güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü” şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.

Allah (c.c.), Zulkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve manevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini el­de edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O, bu imkânları Allah yolunda kullan­mak üzere cihad ve futuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zulkarneyn, ba­tıda Atlas Okyanusu’na veya Karadeniz’e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkun­da batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su göze­sine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.

Tefsircilerin kanaatine göre Zulkarneyn’in sahilde karşılaştığı kavim inkarcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ ; O’nu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı. 

Zulkarneyn batıda işlerini bitirdikten sonra doğunun yolunu tuttu. Neticede, muhtemelen Afrika’nın veya Asya’nın doğu kıyılarına, Hint Okyanusu’ııa, yahut Hazar denizine ulaştı. Âyetlerin akışından anlaşıldığına göre burada mede­nî hayat gelişmemişti. Zulkameyn’in karşılaştığı insanlar, medeniyetten uzak ol­duklarından, güneşin sıcağına ve yağmura karşı korunmak için ne elbise dikip giy­mesini biliyorlardı ne de barınabilecekleri evleri vardı, topraklarında güneşe karşı koruyabilecek bitki örtüsü de bulunmuyordu. 

Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere dünyanın düz olduğu gibi bir ifade olmadığı gibi böyle bir mana da çıkarılamamaktadır. Aksine Kur’an-ı Kerim’de dünyanın yuvarlak olduğu ifade edilmiştir.


Yine Aynı ayetetin tefsirini İmam Kurtubi şöyle vermiştir:
Nihayet güneşin doğduğu yere vardığı zaman” buyruğunda geçen;” “Doğduğu yer” kelimesini Mucahid ve İbn Muhaysin “mim” ile “lam” harfini üstün ile okumuşlardır, “Gü­neş ve yıldızlar doğdu, doğmak, doğuş” denilir.
“Lam” harfinin üstün ve esreli okunuşu aynı zamanda güneşin doğuş yeri anlamına da gelir. Bu açık­lamaları el-Cevherî yapmıştır.
Yani o, sonunda kendileri ile güneşin doğuş yeri arasında insan diye kim­selerin bulunmadığı bir kavmin bulunduğu yere vardı. Güneş ise bunun öte­sinde oldukça uzak bir yerde doğuyordu. İşte yüce Allah’ın: “…Bir kavmin üzerine doğduğunu gördü” buyruğunun anlamı budur.

Güneşin battığı yerde bulunanlar ise Cabers ahalisidir. Bu iki şehirden her birisinin onbin kapısı ve her bir kapısı arasında bir fersahlık mesafe vardır. Cabelk’in ötesinde başka ummetler de vardır. Bunlar ise Tâfîl ve Târis’dirler.
(İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 11/111-120 Kehf 85 tefsiri)




Fahruddin Er-Râzi ; Ra’d 3 ayetinin tefsirinden:

Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O’dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır.” (Ra’d 3)

Yerin Küre Şeklinde Olması

3) Bazı kimseler şöyle demişlerdir. “Yer yuvarlaktı. Onun uzayıp yayılması. Mekke’den, Kabe’nin affından itibaren olmuştur. Böylece dünya şöyle şöyle yayılmıştır.” 
Diğer bazı kimseler de, “Yeryüzü Beyt-i Makdis’de toplanmıştı. Cenâb-ı Hak ona, “şöyle şöyle git, uza!” dedi” demişlerdir.
Bil ki bu görüş, ancak biz yeryüzünün küre şeklinde değil de dümdüz olduğunu kabul ettiğimiz takdirde geçerli olur. Bu görüşü benimseyenler, görüşlerine Cenâb-ı Hakk’ın, “Bundan sonra da yeri yayıp döşedi” ayetini delil getirmişlerdir. Bu görüş şu iki bakımdan muşkillik arzeder:

a) Yerin küre şeklinde olduğu, delillerle sabit olmuştur. O halde bu hususta, diretmek nasıl mümkün olur? Buna göre onlar, “Ayetteki, “yeri uzattı (meddetti) ifadesi, yerin küre şeklinde olmasına ters düşer. 
Öyle ise, daha onun uzaması nasıl mümkün olur?” derlerse, biz deriz ki: “Hayır, biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü yeryüzü büyük bir cisimdir. Küre, son derece büyük olduğunda, onun her bölgesi ve parçası, dümdüz imiş gibi görünür. Bunun ile aslında dümdüz arasındaki farkı ancak Allah bilir. Baksana Cenâb-ı Hak, “Dağları kazıklar yapmadık mı?” buyurmuş ve o dağları, bazı insanlar onların üzerinde meskun oldukları halde, “kazık“ olarak nitelendirmiştir. İşte burada da böyledir.”

b) Bu ayet, sayesinde bir yaratıcının varlığına istidlal edilsin diye getirilmiştir. İstidlalin şartı ise, bir yaratıcının varlığına istidlal edilecek şeyin, görünen ve bilinen birşey olmasıdır. Halbuki “yeryüzünün Kabe’nin altında toplanmış olup, (oradan yayılması) görülmemiş ve muşahede edilmemiş bir şeydir. Binâenaleyh bununla, bir yaratıcının varlığına nasıl istidlal edilebilir? Böylece ayetin gerçek tevil ve tefsirinin, bizim söylediğimiz şekilde olduğu sabit olur.
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/ 382-383 . Ra’d d suresi 3. ayet tefsiri)

Yeryüzünün Küre Şeklînde Yaratılışı

“Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?” (Gâşiye, 20).




O yere (bakmazlar mı) nasıl yayılıp, döşenmiştir o” (Gâşiye, 20).
Yani, yer de, üzerinde hareket eden canlılar için bir döşek, bir mekandır. Bazı kimseler bu ayet ile, yeryüzünün küre olmadığına istidlal etmişlerdir ki bu zayıftır. Çünkü küre, çok büyük olduğunda, her bir parçası bir satıh (düzlük) gibi olur. Hz. Ali (r.a) ayetleri malum sigası ve mütekellim zamiriyle “Keyfe halaktu, rafe’tu, nesabtu” ve “setahtu” “Nasıl yarattım, yükselttim, diktim ve yayıp döşedim” şeklinde okumuştur ki hepsi, “Bunları nasıl yaptım, bakmaz mısınız?” takdirindedir. Buna göre, mef’ûl zamiri hazfedilmiştir
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/106 . ğaşiye suresi 20. ayetin tefsiri) 

İmam Gazali‘nin Tehafut-ul Felasife kitabından:




“Malûm olsun ki, filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda munakaşa, mucerret söze dayanır. Meselâ: Filozoflar, alemin yaratıcısına cevher deyip; cevheri, mekândan munezzeh, zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi. İkinci kısımdaki çekişmeler, dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. O halde onlarla münakaşa etmek, peygamberleri tasdik zaruretinden değildir.
Yani o işleri kabul, onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez.
Meselâ: Ay tutulması, yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının görünmemesinden ibarettir. Zira ki ay, ışığını güneşten alır. Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır.
Ne zaman ay, yerin gölgesinde kalsa, güneşin ışığı ondan kesilir, dedikleri gibi. Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı, yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur dedikleri gibi. Bu görüşleri dahi munakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir. Bu durumda, o kimse ki, söylenmiş bu işleri çürütmekte munazarayı, dinin gereklerinden zanneder; o kimse dine zarar vermiş olur.
Zira ki, bu işlerin olmasına geometrik ve matematiksel deliller delalet eder. Bir kimse ki, ona muttali olup, tahkikine gücü yeter, sebebinden ve vaktinden, miktarından ve süresinden haber verir; ona denilse ki: “Bu şeriata aykırıdır.” 
Buna rağmen o kimse kesinlikle bildiği bu işte şüphe etmez, belki şeriatta şüphe eder ki: “Kesin bilgiye aykırı şeriat nasıl olur?” diye tereddüde başlar. İmdi, şeriata, yoluyla tan edenlerin zararından, yolsuz yardım edenlerin zararı daha çoktur. Nitekim “akıllı düşman akılsız dosttan iyidir,” 

Bundan sonra İmam Gazali , güneş ve ay tutulmaları hususundaki Hadîs-i Şerifi nakledip, diyor ki: “Hadîs-i Şerifin sonunda buyurulduğu üzere: “Ay tutulması İlahî tecelli sebebiyle saygıdır,” bu fazlalığın nakli sahih değildir. Sahih olduğu takdirce dahi kesin işlerde, iddialaşmaktansa te’vili ehvender. Çok açık deliller, kesinlikle bu noktaya ulaşmayan kati işler karşısında te’vil olunmuştur; nerede kaldı ki nakli sahih olmayan…

Filozoflarla İslâm âlimleri arasında tartışılan konu: 

Alemin sonradan olduğu ve sonradan olmadığı meselesidir. Alemin sonradan olduğu sâbit olduktan sonra; yuvarlak olsun, düz olsun; felekleri ve unsurları buldukları gibi, onüç tabaka olsun, daha az veya çok olsun, dine zarar vermez. Alem her nice olursa olsun, kastolunan şey, onun Allah’ın kudretiyle vücuda geldiğidir. 
Üçüncü kısım odur ki, onda tartışma, din esaslarından birine ilişkin ola:
Alemin sonradan yaratılması, Allah’ın sıfatları, cesetlerin haşri gibi. Bu maddelerde onlarla gerektiğince tartışmak ve sözlerini çürütmek lazımdır. Meselâ: Onlar derler ki: “Alem sonradan yaratılmamıştır, kadimdir. Zira ki kadime dayanır ve her kadime dayanan kadimdir. O halde âlem kadimdir.“ 
Biz bu sözleri çürütüp, deriz ki: “Alem sonradan yaratılmıştır, hâdistir, çünkü değişicidir. Her değişikliğe uğrayan hâdistir.
(İmam Gazali’nin Tehafut-ul Felasife kitabı)

 

“Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi ‘sapasağlam ve yerli yerinde yapan’ Allah’ın sanatıdır (yapısı bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır.” (Neml, 88)

Neml Suresi’ndeki ayette Dünya’nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.

Bulutların, batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tesbit ettiği bu bilimsel gerçek, Kur’an-da yüzyıllar öncesinden -Dünya’nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14. yüzyılda- haber verilmiştir.

Dünyanın yuvarlak olduğunu haber veren diğer ayetler:

1 — “Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman: 33)

Ayetteki ‘kuturlar’ tabiri bilindiği gibi ”çaplar demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.

2 — “Bundan sonra da yeryüzünü yapıp döşedi; , ondan suyunu ve otlağını çıkardı.” (Nâziât: 30-31) 

Allah geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar” (Zumer: 5).

Ayetlerindeki “dehaa” ’fiili yapıp düzenlemek’ anlamına geldiği gibi ‘deve kuşunun yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak’ anlamına gelen dahu’ mastarıyla da alakalıdır. 
Arapça’da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden faydalanılarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır. 
İkinci ayette “dolamak” diye tercüme edilen Arapça ‘tekvir’ kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir. 
Bu ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya’nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebep olduğu kastedilmektedir.

3 — “Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkarırız”(Yâsîn: 37.)
Soyup çıkarmak” fiilinin Arapça’sı olan ’sehl’ kelimesinin “yuvarlak bir şeyi soymak”tır.
Türkçe’de de hayvanların derilerinin soyulduğu yere ’salhane’ (selhhane) denir.

4 — Kur’an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, “Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?” (Zuhruf: 66.) 
ayetiyle ifade ederken, A’raf Suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir: 
Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken, baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?

Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya’nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.

(Kaynak: http://www.islam-tr.net/soru-cevap-bolumu/28733-dunya-duz-ve-donmuyor-oldugunu-iddia-edenler.html)

 

VI – Dünyanın Düz ve Dönmediğini İddia Edenlerin Vermesi Gereken Sorular;

Konu Hakkında Yorumlar;

“yav kardeşim ayetleri kendinize göre tevil etmeyin kafanız hic basmıyormu adam gemiyle dünya turuna cıkıyor başladığı noktaya dönüp geliyor insanları saptırmayın düz olsa sonuna gelipte duvara carpıpmı geri geliyor yoksa sonunda bitip düşüyorlarmı boşluğa yav yaşınız kac cocukmusunuz cahilmi suphanallah”

“kıtalararaı uçakla gider iken dünyanın düz olmadığı aşikar olarak gözüküyor(kendi gözlerine inanırsın umarım) bu şaçmalıklara devam edersen gereği yapılır lütfen …”

“dünyada ilimin öncüleri müslümanlar olmalı teknolojininde aklınıza ne geliyorsa ahlaki değerler ölcüsünde hep önde müslümanlar olmalı çünkü bizim dinimizinde gerekliliklerinden bir tanesi budur ama artık netleşmiş ıspatlanmış şeylerlede uğraşmak afedersiniz aptalıktan başka bir şey değil kardeşim fotoğrafı kafirler çekmiş e ne olmuş yani inanmamak mı gerekiyor adamlar bu konuda niye yalan söylesinler onlara ne faydası var müslüman aklı selim olmalı aklını kullanmalı yoksa gülünç durumlara düşeriz”

(Kaynak: http://www.islam-tr.net/soru-cevap-bolumu/28733-dunya-duz-ve-donmuyor-oldugunu-iddia-edenler-6.html)

 

“Kralcıların (ebu Muaz vs) dünanın düz oluşuyla ilgili tevilleri hem pekçok ayete, mufessirlere ve gerçeklere (video-resim) aykırıdr.
İmam Gazali’nin de dediği gibi; yapmaları gereken, tevillerini gerçeklere- kesin bilgiye göre düzeltmeleridir. Şeriat, kesin bilgiye nasıl aykırı olur? hiç düşünmüyorlar mı? Bunu kendine nasıl izah edebiliyorsun? 
Ayet ve hadisleri delil arayarak önceden karar vermiş olduğun neticeye göre nasıl yorumlanabilir? Hadi yorumluyorlar, kendisi gibi düşünmeyen , hatta yorumları hakikatlede uyum sağlamışsa nasıl suçlayabilirsiniz?

İnsanoğlunun aya çıktığını da kabul etmiyor musunuz? 

Gördüğünüz Dünya resimlerine fotomontaj mı diyorsunuz? Yoksa nasıl bir yorum yapıyorsunuz?

Dünyanın düz olduğunu kabul ederken dikdörtken, kare nasıl bir düzlem-satıh diyorsunuz? 

Kutubları nereye koyuyorsunuz?

Dünya düz olursa, bir bölgede gece iken, bir başka bölgede nasıl gündüz olabiliyor?

Dünya düz olsaydı, uzaktan gelen gemi nasıl görünürdü?

Dünya düz olsaydı, “gün doğumu” ve “gün batımı” saatlerinin dünya’nın her yerinde aynı olması gerekmez miydi?

Dünya yuvarlak olsaydı; ufuk çizgisi olmayacağına göre yerine ne olurdu?
Dünyanın Düz Olduğuna İnanan Yerli Kralcılar; T.C. nin okullarındaki çeşitli derslerdeki Dünyanın Yuvarlaklığıyla ilgili mudahaleleri nelerdir? 
Dünya düz iddiasında bulunanlar, Dünya yuvarlaktır diye işleyen “Google Earth” programını kullanmayı Haram mı görüyorlar?
  

(Kaynak: http://www.islam-tr.net/soru-cevap-bolumu/28733-dunya-duz-ve-donmuyor-oldugunu-iddia-edenler.html)

 

VII – Dünyanın Yuvarlak Olduğunun Kanıtları;

Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Nasıl Anlarız

1-Ay tutulması olduğunda Dünya’nın Ay üzerine vuran gölgesi yuvarlaktır. Buradan Dünya’nın yuvarlak olduğu sonucuna varılabilir.
2-Kıyıda duran bir insan, ufuktan yaklaşan bir geminin önce dumanını, bacasını daha sonra tekne kısmını görür. 3-Eğer Dünya yuvarlak olmasaydı görüş alanımıza giren gemiyi bütünüyle görebilirdik.

4-Dünya’da herhangi bir noktadan aynı yönde ilerlerseniz sonunda aynı noktaya ulaşırsınız.

5-Düz bir ovadan ufka doğru baktığınızda ilerde ufuk ve yerin birleşmiş olduğunu görürsünüz.

6 – Coriolis kuvveti de Dünya’nın yuvarlak ve dönmekte olduğunu kanıtlar.

(Kaynak: http://www.bilgizenginleri.com/cografya/10585-dunyanin-yuvarlak-oldugunu-kanitlayan-ornekler.html)

 

VIII – Dünyanın Neden Düz Olmadığının 10 Kanıtı

Top 10 Ways to Know the Earth is Not Flat

A few months ago I released an experiment video explaining how Eratosthenes calculated the circumference of the Earth using the shadow of sticks. The method was performed almost two millenia ago, and produced quite accurate results (considering the ‘equipment’ used). But it was far from being the only (or first) method to understand our planet’s shape.

Humanity has known the Earth to be round for a few millenia and I’ve been meaning to refine that video and show more of these methods of how we figured out the world is not flat. I’ve had a few ideas on how to do that, but recently got an interesting incentive, when Phil Plait (The Bad Astronomer) wrote about a recently published BBC article about “The Flat Earth” society. Phil claims it’s ridiculous to even bother rebutting the flat earth society – and I tend to agree. But the history of our species’ intellectual pursuit is important and interesting, and it’s very much well worth writing about. You don’t need to denounce all science and knowledge and believe in a kooky conspiracy theory to enjoy some historical factoids about humanity’s quest for space.

Though I have researched this subject, I am quite certain there will be much more to be said about it – feel free to add more in the comments. If all goes well, this might actually be a good post to refer to whenever anyone wants to discuss a bit of ancient science and the source of cosmological thought.

On we go to the top 10 ways to know the Earth is unequivocally, absolutely, positively, 100% not flat:

(1) The Moon

Now that humanity knows quite positively that the Moon is not a piece of cheese or a playful god, the phenomena that accompany it (from its monthly cycles to lunar eclipses) are well-explained. It was quite a mystery to the ancient Greeks, though, and in their quest for knowledge, they came up with a few insightful observations that helped humanity figure out the shape of our planet.

Aristotle (who made quite a lot of observations about the spherical nature of the Earth) noticed that during lunar eclipses (when the Earth’s orbit places it directly between the Sun and the Moon, creating a shadow in the process), the shadow on the Moon’s surface is round. This shadow is the Earth’s, and it’s a great clue on the spherical shape of the Earth.

Since the earth is rotating (see the “Foucault Pendulum” experiment for a definite proof, if you are doubtful), the consistent oval-shadow it produces in each and every lunar eclipse proves that the earth is not only round but spherical – absolutely, utterly, beyond a shadow of a doubt not flat.

Refer to the following image from Wikipedia for more details on what happens during a lunar eclipse:

Click for the Original

Click for the Original

(2) Ships and the Horizon

If you’ve been next to a port lately, or just strolled down a beach and stared off vacantly into the horizon, you might have, perhaps, noticed a very interesting phenomenon: approaching ships do not just “appear” out of the horizon (like they should have if the world was flat), but rather emerge from beneath the sea.

But – you say – ships do not submerge and rise up again as they approach our view (except in “Pirates of the Caribbean”, but we are hereby assuming that was a fictitious movie). The reason ships appear as if they “emerge from the waves” is because the world is not flat: it’s round.

Imagine an ant walking along the surface of an orange, into your field of view. If you look at the orange “head on”, you will see the ant’s body slowly rising up from the “horizon”, because of the curvature of the Orange. If you would do that experiment with a long road, the effect would have changed: The ant would have slowly ‘materialized’ into view, depending on how sharp your vision is.

(3) Varying Star Constellations

This observation was originally made by Aristotle (384-322 BCE), who declared the Earth was round judging from the different constellations one sees while moving away from the equator.

After returning from a trip to Egypt, Aristotle noted that “there are stars seen in Egypt and [...] Cyprus which are not seen in the northerly regions.” This phenomenon can only be explained with a round surface, and Aristotle continued and claimed that the sphere of the Earth is “of no great size, for otherwise the effect of so slight a change of place would not be quickly apparent.” (De caelo, 298a2-10)

The farther you go from the equator, the farther the ‘known’ constellations go towards the horizon, and are replaced by different stars. This would not have happened if the world was flat:

(4) Shadows and Sticks

If you stick a stick in the [sticky] ground, it will produce a shadow. The shadow moves as time passes (which is the principle for ancient Shadow Clocks). If the world had been flat, then two sticks in different locations would produce the same shadow:

But they don’t. This is because the earth is round, and not flat:

Eratosthenes (276-194 BCE) used this principle to calculate the circumference of the Earth quite accurately. To see this demonstrated, refer to my experiment video about Eratosthenes and the circumference of the earth – “The Earth’s curvature is tasty!“.

(5) Seeing Farther from Higher

Standing in a flat plateau, you look ahead of you towards the horizon. You strain your eyes, then take out your favorite binoculars and stare through them, as far as your eyes (with the help of the binocular lenses) can see.

Then, you climb up the closest tree – the higher the better, just be careful not to drop those binoculars and break their lenses. You then look again, strain your eyes, stare through the binoculars out to the horizon.

The higher up you are the farther you will see. Usually, we tend to relate this to Earthly obstacles, like the fact we have houses or other trees obstructing our vision on the ground, and climbing upwards we have a clear view, but that’s not the true reason. Even if you would have a completely clear plateau with no obstacles between you and the horizon, you would see much farther from greater height than you would on the ground.

This phenomena is caused by the curvature of the Earth as well, and would not happen if the Earth was flat:

(6) Ride a Plane

If you’ve ever taken a trip out of the country, specifically long-destination trips, you could notice two interesting facts about planes and the Earth:

  • Planes can travel in a relatively straight line a very long time and not fall off any edges. They can also, theoretically (and some do, though with stops along the way), circle the earth.
    Correction (Courtesy of Klaynos, from scienceforums.net): Apparently, planes can circle the Earth without stopping!
  • If you look out the window on a trans-Atlantic flight, you can, most of the times, see the curvature of the earth in the horizon. The best view of the curvature used to be on the Concorde, but that plane’s long gone. I can’t wait seeing the pictures from the new plane by “Virgin Galactic” – the horizon should look absolutely curved, as it actually is from a distance.

(A picture of the curved horizon from a Concorde plane can be seen here).

(7) Look at Other Planets

The Earth is different from other planets, that much is true. After all, we have life, and we haven’t found any other planets with life (yet). However, there are certain characteristics all planets have, and it will be quite logical to assume that if all planets behave a certain way, or show certain characteristics – specifically if those planets are in different places or were created under different circumstances – our planet is the same.

In other words: If so many planets that were created in different locations and under different circumstances show the same property, it’s likely that our own planet has the same property as well. All of our observations show planets are spherical (and since we know how they’re created, it’s also obvious why they are taking this shape). Unless we have a very good reason to think otherwise (which we don’t), our planet is very likely the same.

In 1610, Galileo Galilei observed the moons of Jupiter rotating around it (click here to see a beautiful video reconstruction of his observations). He described them as small planets orbiting a larger planet – a description (and observation) that was very difficult for the church to accept as it followed a geocentric model where everything was supposed to revolve around the Earth. This observation also showed that the planets (Jupiter, Neptune, and later Venus was observed too) are all spherical, and all orbit the sun.

A flat planet (ours or any other planet) would be such an incredible observation that it would pretty much go against everything we know about how planets form and behave. It would not only change everything we know about planet formation, but also about star formation (as our sun would have to behave quite differently to accustom a “flat earth” theory), what we know of speeds and movements in space (like planets orbits, and the effects of gravity, etc). In short, we don’t just suspect that our planet is spherical. We know it.

(8) The Existence of Timezones

The time in New York, at the moment these words are written, is 12:00pm. The sun is in the middle of the sky (though it’s hard to see with the current cloud coverage). In Beijing, where Michael Phelps is likely getting ready for yet another gold medal, it’s 12:00am, midnight, and the sun is nowhere to be found.

In Adelaide, Australia, it is 1:30am. More than 13 hours ahead. There, the sunset is long gone – so much so, that it’s soon going to rise up again in the beginning of a new day. Here’s a list showing what time it is around the world when it is 12:00pm in New York city.

This can only be explained if the world is round, and rotating around its own axis. At a certain point when the sun is shining on one part of the Earth, the opposite side is dark, and vise versa. That allows for time differences and timezones, specifically ones that are larger than 12 hours.

Another point concerning timezones, the sun and flat/spherical Earth: If the sun was a “spotlight” (very directionally located so that light only shines on a specific location) and the world was flat, we would have seen the sun even if it didn’t shine on top of us (as you can see in the drawing below). The same way you can see the light coming out of a spotlight on a stage in the theater, even though you – the crowd – are in the dark. The only way to create two distinctly separate timezones, where there is complete darkness in one while there’s light in the other, is if the world is spherical.

(9) The Center of Gravity

There’s an interesting fact about mass: it attracts things to it. The force of attraction (gravity) between two objects depends on their mass and the distance between them. Simply said, gravity will pull toward the center of mass of the objects. To find the center of mass, you have to examine the object.

Consider a sphere. Since a sphere has a consistent shape, no matter where on it you stand, you have exactly the same amount of sphere under you. Imagine an ant (perhaps the same one from the previous point) walking around on a crystal ball. Assuming the crystal ball is polished, the ant’s only indication of movement would be the fact it’s moving its feet. The scenery (and shape of the surface) would not change at all.

Consider a flat plane. The center of mass of a flat plane is in its center (more or less – if you want to be more accurate, feel free to do the entire [shriek] integration [shriek] process), and the force of gravity will pull a person toward the middle of the plain. That means that if you stand on the edge of the plane, gravity will be pulling you toward the middle, not straight down like you usually experience.

I am quite positive that even for Australians an apple falls downwards, but if you have your doubts, I urge you to try it out – just make sure it’s nothing that can break or hurt you. Just in case gravity is consistent after all.

Further reading about the center of mass and about distribution of mass can be found here. And if you are brave enough to handle some equations (not involving integration), you can learn some more about Newton’s Law of Universal Gravitation.

(10) Images from Space

In the past 60 years of the space exploration era of humanity’s history, we’ve launched satellites, probes and people to space. Some of them got back, some of them still float through the solar system (and almost beyond it) and transmit amazing images over to our receivers on Earth.

Here’s a list of some of the pictures we’ve seen from space throughout the years:

October 24, 1946: A group of scientists in the New Mexico desert saw the first grainy photo of the Earth. The photograph was taken from a height of 65 miles (104.6 kilometers) by a 35-millimeter motion picture camera riding on a V-2 missile.

August 14, 1959: First crude photo of the Earth from the Explorer VI satellite. The photo showed a sun-lit area of the Pacific ocean and cloud coverage. It was taken from about 17,000 miles (27,350 kilometers) above the surface.

(Image Courtesy of the NASA GRIN Website)

June 5, 1966: Astronaut Eugene Cernan took this amazing picture of Gemini 9 and the Earth during his EVA (Extravehicular Activity). The spacecraft itself and Cernan’s “umbilical” (the cord that keeps him connected to the spacecraft’s systems) are visible on top of a beautiful background of the Earth.
(Image Courtesy of the NASA GRIN Website)

August 23, 1966: First view of Earth from the Moon. This picture was taken by Lunar Orbiter I when the spacecraft was on its 16th orbit and was just about to pass behind the Moon. (Image Courtesy of theNASA GRIN Website)

December 29, 1966: A spectacular view of the rising Earth from the Moon, taken by the crew of Apollo 8 after coming out from the other side of the Moon, approximately 239,000 miles (384,000 kilometers) from Earth.

(Image Courtesy of the NASA GRIN Website)

December 1, 1968Photo of Earth from Apollo 8. This photograph was taken by an 80-mm lense, at a point very close to the Moon.

(Image Courtesy of the NASA GRIN Website)

More pictures from the NASA Missions throughout the years can be found at NASA GRIN Website:http://grin.hq.nasa.gov/index.html

Brief List of Manned Missions to Space

In the past 60 years humanity’s quest for Space has produced hundreds of pictures, videos and audio records from more than just the United States. Some of these countries used to be enemies. Some still are. The amount of proofs, from opposing countries and ‘sides’, for the non-flatness of the Earth, if nothing else, should cast serious doubt on any possibility for the existance of “Global Conspiracy”. Here is an abbreviated list of some of the first missions to space:

  • April 12, 1961 (USSR; Vostok-1)Yuri Gagarin, becomes first man in space.
  • May 5, 1961 (USA; Mercury-3)Alan Shepard becomes first American in space.
  • July 21, 1961 (USA; Mercury-4)Gus Grissom performs the second sub-orbital flight at an altitude of 126 miles (203 kilometers).
  • August 6, 1961 (USSR; Vostok-2)Gherman Titov becomes the first man to spend an entire day in space.
  • February 20, 1962 (USA; Mercury-6)John Glenn orbits the Earth at a distance of 100-162 miles (161-261 kilometers).
  • May 24, 1962 (USA; Mercury-7)Scott Carpenter orbits the Earth three times.
  • August 11, 1962 (USSR; Vostok-3)Andrian Nikolayev leads the first four-day flight, and first “group” flight with Vostok-4.
  • August 12, 1962 (USSR; Vostok-4)Pavel Popovich mans the other half of the “group” flight with Vostok-4.
  • October 3, 1962 (USA; Mercury-8)Walter Schirra orbits the Earth six times.
  • May 15, 1963 (USA; Mercury-9): Gordon Cooper pilots the longest (and last) Mercury mission, lasting 34 hours in space.
  • June 14, 1963 (USSR; Vostok-5)Valery Bykovsky is the first to stay 5 days in space.
  • June 16, 1963 (USSR, Vostok-6)Valentina Tereshkova becomes the first woman in space, spending three days in orbit.

You can find a full list of the chronology of manned space missions at the University Corporation for Atmospheric Research.

(Kaynak: http://www.smarterthanthat.com/astronomy/top-10-ways-to-know-the-earth-is-not-flat/)

 

IX – Dünya Düz Olsaydı, Ozaman Aşağıya Düşülebilecek Köşeleri Olması, Yada Sonunda Ulaşacağımız Cam Bir Kubbe Olması Gerekmezmiydi?

Dünya Düz İse, Ozaman Nerede Bitiyor?

edge_of_the_world FlatEarth flat-earth  sailboat-and-waterfall-at-earths-end

 

 

Örneğin İsveç-Norveç Sınırında Bulunan Bu Bölgede Gemi yada Uçak ile İlerlediğimizde, Dünya’nın Sonuna Gelmemiz Gerekmezmi? Hiçbir İnsan Bunu Akıl Edememişmi? (Düşünseniz dünyanın sonunu bularak tarih değiştirebilirsiniz, bunu hiçkimse düşünmemişmi?)

Untitled

 

Dünyanın Sonunda Ulaşıldığında Çarpılması Gereken Saydam Kubbe;

isaiah

377b9

Dünyanın Sonuna ulaştığımızda Olması Gereken; (Truman Show Filminden)

truman2 truman3

truman8

 

VIII – Dünyanın Yuvarlak Olduğunun Kanıtına Dair Fotoğraf ve Videolar: Felix Baumgartner’in çılgın uzay atlayışı!

Dünyanın Yuvarlak Olduğuna Dair Fotoğraf ve Kanıtlar;

 

“Ey cin ve insan topluluğu! Eğer göklerin ve yerin yanlarından çıkıp kaçmaya gücünüz yeterse kaçın. Fakat gücünüz olmadıkça kaçamazsınız.” (Rahman 33)

“Eğer gökten, üzerlerine bir kapı açsaydık da oradan yukarı çıksalardı yine de “gözlerimiz engellendi; biz (Muhammed tarafından büyülenmiş kimseleriz) derlerdi.” (Hicr 14-15)

Bu ayetler insanların semaların dışına güçlükle de olsa çıkabileceklerini, atalarına uyanların ise durumu görseler bile “Gördüklerimize inanmıyoruz. Bu olsa olsa bir hiledir” diyeceklerini kanıtlamaktadır;

felix-baumgartner-stratos_25874_600x450-B40F-913D-7D8D

 

Felix Baumgartner’in çılgın uzay atlayışı! ( Tam Yayın )

http://www.youtube.com/watch?v=aHxdLzA-YnU

Avusturyalı sporcu Felix Baumgartner’in, dünyanın merakla beklediği atlayışı başarıyla gerçekleşti. Felix Baumgartner’in kapsül içinde yükselmeye başlamasından 2 saat 15 dakika sonra balon hedef irtifanın da üstüne çıkıp 38 bin metre yüksekliği aşınca helyum balonunun üstündeki kapak açılarak gaz bırakıldı ve irtifa sabitlendi. Felix 2 saat 30 dakikada 39 bin metreye ulaştı. Kontroller yapıldı ve dakikalar içinde Felix kendini boşluğa bıraktı. 30 saniyede 980 km hıza ulaştı, 40 saniyede ses hızını geçti. Ardından Paraşütünü açtı. Felix hedeflediği tüm rekorlarını kırdı. Büyük bir zaferin sarhoşluğu ile bütün dünyanın merakla izlediği denemesini başarıyla bitirdiği noktaya ayak bastı. Tüm dünyada merakla izlenen müthiş atlayışı sadece İnternetten 7 milyona yakın kişi izledi

 

IV - Dünyanın Düzmü Yoksa Yuvarlakmı Olduğu Hakkında İki tarafında Birbirini Tekfir Etmesi

“(Dünyanın düz oluşu ile ilgili) bazı yazıları hayretle okudum gerçekten..dünyanın yuvarlak olmadığını söyleyenler,hatta yuvarlak olduğunu söyleyenlerin tekfir edilmesi…v.s gibi birçok şeyleri ilk defa duydum.ben dünyanın dönmediğini ve dolayısıyla sabit olduğunu ve yuvarlak olmadığını gbi şeyleri okullarda söyledikleri gibi sadece filozofların düşüncesileri olduğunu sanmıştım.dünyanın yuvarlak olduğunun ve döndüğüde 8 asırda george adında bir araştırmacının tesb,tleri ile kanıtlanmış.hatta işaret olarakta ayın değişik şekil alması ile bilniyor. kuranda da bir çok ayetler var bukonuda.bulutların sürekli hareket olmasıda bu delillerden bir tanesi..”

(Kaynak: http://www.islam-tr.net/soru-cevap-bolumu/28733-dunya-duz-ve-donmuyor-oldugunu-iddia-edenler-4.html)

*Tekfir Nedir;

bir grubu kafir ilan etme.

İslami jargonda bir insana dinden çıkma suçlamasında bulunma.

dinen çok sakıncalı olmakla birlikte bütün islamcı gruplar diğerlerini rahatlıkla tekfir edebilmektedir. dinen çok risklidir aslında tekfir etmek. zira bir hadiste hz. muhammet “tekfir iki taraflı ok gibidir, hedefini bulmazsa atana yönelir” demiştir. ayrıca “biri birine kafir demişse, ikisinden biri mutlaka kafirdir” anlamında bir hadis de rivayet edilmektedir. ama özellikle radikal islami fraksiyonlar kendileri gibi düşünmeyen insanları fütursuzca tekfirle itham edebilmektedirler.

 

V – İnsan Yorumuna ve Hz Muhammed’in Sözleri Olduğu İddia Edilen Hadislere Dayanılarak Çıkan Sonuç: Dünya Yuvarlaktır Diyen Dinden Çıkar, İnsan Uzaya Kesinlikle Gidemez

Dünya Yuvarlaktır” Diyenin, Tekfir Edilmesi

 

İnternette dolaşan bir iddiada aşağıdakiler yazmakta. Bu iddianın hakikatini, burada dünya düz diye savunanların cevap vermesi gerekmektedir :

Tarih: 1975
Kaynak: “Dünya’nın Sakin(dönmediği), Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” kitabı
Yazan : Şeyh Abdul Aziz Bin Baz

Fetva: ”Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır.
Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl bu iddia sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.”

 

Dünya Düz Diyen Kral Ailesinden Prens Sultan bin Salman’ın Uzaya Çıkışı!

Bazı mail gruplarında son günlerin favorisi. Dünya’nın düz olduğunu ileri sürüp tersini iddia edenlere sapık damgası vuran Suudi Şeyh Abdulaziz bin Baz da bol bol anılıyor. Ama bir de şu var ki, uzaya giden ilk Müslüman bir Suud. Hem de kraliyet ailesinden. Prens Sultan bin Salman, 1985 yılında yanına Kuran’ını da alıp Amerikan mekiğiyle uzaya gittiğinde hem Suudi haberleşme uydusunun yörüngeye girişini yakın mesafeden izlemiş, hem bilimsel deneyler yapmış, hem de hilali o kadar yakından görüp fotoğrafını çeken ilk Müslüman olmuştu. Amcası, Kral Fahd bin Abdülaziz ile de uzaydan telefonda konuşmuştu.

Güneş’in hareket halinde olduğuna, Dünya’nın dönmediğine ve gezegenlere gitmenin mümkün olmadığına dair nakli ve ilmi kanıtlar.
Bu bir risale başlığı.
Yazarı da Medine İslam Üniversitesi’nden Şeyh Abulaziz bin Baz.
Suudi Krallığı Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanlığı yapmış bulunan Bin Baz’a göre,Dünya dönmüyor, sabit duruyor, Güneş ise sürekli yer değiştiriyor.
Bunun tersine inanmak ise küfür ve sapıklık anlamına geliyor. Bu kişiler tövbe etmedikleri takdirde katledilmeleri vacip oluyor, mal ve mülklerinin de kamu hazinesine devredilmesi gerekiyor.

Şeyh Bin Baz, iddiasını şu argümana dayandırıyor:
Güneş mutemadiyen bir yerden doğuyor, bir yerden batıyor. Eğer dünya dönüyor olsaydı dağlar, ağaçlar, nehirler ve denizler sürekli yer değiştirirdi. Ama gelin görün ki, ne Mekke’deki Nur Dağı, ne de Medine’deki Uhud Dağı yer değiştirmiştir. Demek ki, “Dünya dönüyor ama, güneş sabit duruyor” diyenler bir sapıklık içindedir.

Bu arada, gözleme dayalı bilimsel iddialar ortaya atan ve 1999 yılında 90 yaşında hayata veda eden Şeyh Bin Baz’ın görme engelli olduğunu belirtmem gerekiyor.

Şeyh, hem Başmüftü ve Ulema Kurulu Direktörü hem de Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanı olduğu için, ibadet ve uzay bağlamında akla takılan her soruyu ona yöneltmek gerekiyor.

Nitekim Prens Sultan bin Salman da öyle yapıyor.

1985 yılında Discovery mekiği ile uzaya çıkmadan önce, orada kıbleyi nasıl bulurum, nasıl abdest alır, yatsıyı ikindiyi nereden anlar, yerçekimsiz ortamda nasıl secdeye varırım sorularının cevabını almak üzere şeyhin huzuruna çıkıyor.

Şeyh işi yokuşa sürmüyor. “Uzayda namaz sorunu olmaz, çünkü hiçbir şey yeryüzünü terk edemez” diye kestirip atıyor.

Bununla birlikte Prens Sultan, uzaya sefere çıkan ilk Müslüman, ilk Arap ve ilk kraliyet mensubu olarak Discovery ekibine katılıyor. Suudi televizyonu, şeyhin dünyadan ayrılamayacağını iddia ettiği prensin yörüngedeki görüntülerini yayınlıyor. Prens, amcası Kral Fahd bin Abdülaziz ile telefonda konuşuyor. Tur rehberi gibi, mekiğin iç mekanlarını Suudi izleyicilere anlatıyor, Kuran okuyor. Prensi namaz kılarken gören olmuyor ama, bütün Suudi Arabistan, kralın yeğeninin uzayda olduğunu biliyor. 

YÖRÜNGEDEKİ PRENS 

Mekik yörüngeye girdikten sonra NASA üniformaları çıkarılıyor, kıyafet serbest. Ancak prensin, yerçekimsiz ortamda munasip olmayacağı için entari giymediği dikkat çekiyor.

Discovery’nin seferi sırasında yörüngeye üç uydu yerleştiriliyor. Bunlardan biri Arabsat’a ait haberleşme uydusu. Dünya dönmüyor diyen Şeyh bin Baz’a inat, Suudi’nin sadece prensi değil, uydusu da yörüngede turlamaya başlıyor.

O dönemde 28 yaşında olan Prens Sultan, deneyimli bir pilot. Ancak uzaydaki görevi başka. Suudi bilimadamları tarafından hazırlanan üç ayrı deneyi gerçekleştiriyor. Bunların içinde en karmaşık olanı, Kraliyet ailesinden Prens Türki’nin Stanford Üniversitesi’ndeki doktora tezi için hazırladığı iyonlanmış gaz deneyi.

Prens Sultan ayrıca, petrol ve suyun yerçekimsiz ortamdaki bileşiminin hangi davranış sürecini gösterdiğine dair bir deney de yapıyor. Petrol sızıntısıyla mücadelede yol gösteren bu deneyde Kuveyt ve Cezayir petrolü kullanılıyor. Diğer deneyde ise yerçekimsiz ortamın insan vücudu üzerindeki etkileri araştırılıyor.

Prens, hilali uzayda gözleyip fotoğrafını çeken ilk Müslüman olarak da tarihe geçiyor. Bu gözlem, ramazan ayının sona erdiğini gösteren anın tespit edilmesi açısından Suudiler için önemli.

İşte böyle ilimle dolu uzay seferinden dönüşünde Prens Sultan, Taif’te “prensler” gibi karşılanıyor. Amca Fahd, astronot yeğenine, Kral Abdulaziz nişanı takıyor ve Hava Kuvvetleri’nde binbaşılık rütbesine yükseltiyor. Caddelerde geçit resmi düzenleniyor, şiirler okunuyor ve uzay seferinin anısına, mekikli-uydulu-minareli, NASA ve Suudi amblemli pul serisi çıkarılıyor.

Prens beyanatlar veriyor: “Arab dünyası bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyor. Petrol, para ve teknolojik gelişmenin ilk evresini geçtik. Yeni kuşak artık ileriye bakıyor, fırsat eşitliği ve eğitim hamlesiyle dünya topluluğuna katılmaya hazırlanıyor. Bunlar geleceğin anahtarı. Ben uzayda 1 milyar Müslümanı temsil ettim. Onları, Amerikan gemisiyle uzaya götürdüm.”

O uzay seferinin üzerinden 21 yıl geçti. Prensin geniş ufuklu tahminlerinin aksine dünyada uyum değil, zıtlaşma yaşanıyor. O 21 yıl içinde uzaya giden başka Müslüman çıkmıyor.

Geçen eylül ayında İran kökenli Amerikan vatandaşı Anuşeh Ensari, Rus Soyuz aracıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na ayak bastığında, uzaya giden ilk Müslüman kadın ve ilk İranlı unvanını kazanıyor. Ancak uzay turisti olarak.

Şimdi Malezyalılar, uzaya gidecek üçüncü Müslümanı hazırlıyor. Ruslarla gidilecek ve deneyler yapılacak. Şu anda Malezya’da Dünya düzdür diyen bir şeyh yok, ancak hararetli bir şekilde uzayda ibadet sorununu tartışıyorlar. Mesela en önemli sorunlardan biri şu: Uzay istasyonu 24 saat içinde dünya çevresinde 16 kez dönüyor. Her 90 dakikada bir güneş doğup batıyor. Bu durumda namaz vakitlerini günde 80’e mi çıkarmak gerekiyor? Çözümü, Mekke saatini esas almak.

Peki kıble nasıl bulunacak? Kıbleyi bulan döner astronot koltuğuyla.

İstasyonda su kısıtlaması var, abdest nasıl alınacak? Kuran’a göre toprak ve külle de olur. Ama, uzayda toprak ve kül yok.

(Kaynak: http://www.islam-tr.net/soru-cevap-bolumu/28733-dunya-duz-ve-donmuyor-oldugunu-iddia-edenler.html)

 

XV – Bilim Nasıl Çalışır, Tez, Teori, Yasa Nedir? Allah’ın Bizden İstediği Atalarımıza Uymakmı, Yoksa İnançlarımızda Kesin Delilleremi Tutunmamızdır?

Tez, Hipotez, Teori, Yasa, Bilimsel Yöntem, Bilimsel Düşünce,

Tez (İddia) Nedir?

Tartışmaya, iddiaya dayanarak bir öneri, fikir ileri sürmek.

 

Hipotez (Önerme) Nedir?

Bir gözlemin, bir olayın, bir olgunun ya da bilimsel bir problemin, üzerinde daha fazla inceleme yapılarak test edilmesine olanak veren, öneri niteliğinde açıklama.

 

Teori (Kuram) Nedir?

Tekrarlanan gözlem ve deneylerle, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğruluğu büyük ölçüde kabul edilmiş, ancak yine gözlem ve deneyler yoluyla yanlışlanabilme olasılığı bulunan, öngörülerinde doğru çıkmış hipoteze, teori (kuram) denir. Teoriler, gözlem, deney, akıl ve mantık yollarıyla her defasında doğrulanabilmelidir.

 

Yasa (Kanun) Nedir?

Tekrarlanan gözlem ve deneylerle, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen, akla ve mantığa uygun, genel kanıya göre kabul görmüş, değişmez nitelik kazanmış, yanlışlanma olasılığı olmayan gerçek bilgiye, yasa (kanun) denir. Yasalar değişmezlik ilkesine sahiptir. Yanlışlamaya çalıştığınızda, yasayı çökertmeniz mümkün olmaz. Yasalar en gerçek değişmezlerdir. Biz bu mevcut değişmezleri kullanarak yeni değişmezler ortaya çıkarmaya çalışırız.

 

Bilimsel Yöntem:

Olayları, olguları açıklamaya veya bilimsel bir problemi çözmeyi çalışırken kullandığımız yöntemdir. Bu yöntemi kullanırken, gözlemlerden ve deneylerden faydalanırız. Ortaya attığımız iddianın başkaları tarafından sınanabilme olanağı bulunmalıdır. Yoksa ortaya attığınız iddia boş, anlamsız ve değersiz bir iddia olacaktır. Dizgeli bir şekilde yapılan gözlem, deney, test, ölçme, araştırma, inceleme, birer bilimsel yöntemdir.

 

Bilimsel Düşünce:

Akla ve mantığa uygun olarak, mevcut değişmez bilgileri kullanarak yeni değişmez bilgiler ortaya çıkarma çabasıdır. Bilimsel bir çalışma yaparken ya da çözmeye çalıştığınız sorun üzerinde düşünürken sadece algısal gözlemlerden ve mevcut bilgi birikiminden faydalanmayız. Bilimsel düşünceye katkısı olan başka unsurlar da vardır. Bunlar, hayal gücü, yaratıcılık ve görebilirlik’ tir.

 

Hayal gücü, fiziksel olarak mevcut olmadığınız veya olamayacağınız ortamlarda gelişen olayları beynimizde sanal olarak görüntüleyebilme yeteneğidir. Bu yeteneğe sahip olan insanlar, başkalarının hiçbir zaman ortaya çıkaramayacağı ya da çok sonraları bulunacak şeyleri ortaya çıkarabilirler.

 

Yaratıcılık, mevcut madde, bilgi birikimi, akıl, mantık ve düşünce gücünü kullanarak tesadüfen veya sistematik olarak, daha önce benzeri olmayan, yeni bir bilgi, buluş, yapı ortaya çıkarmaktır.

 

Görebilirlik, mevcut sistemde, aslında göz önünde olup da daha önce kimsenin farkına varmadığı bir bilgiyi, bir olguyu, bir olayı ya da neden-sonuç ilişkisini ortaya çıkarabilmektir.

 

Bilimsellik:

Bilimselliğin en önemli ölçütü, çalışmanın dizgeli bir şekilde yapılmasıdır. Amaç, mevcut değişmez bilgileri belli bir yöntemle kullanarak başka değişmez bilgiler ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bu sayede genellenebilecek, sorun çözmede kullanılabilecek gerçek ya da gerçeğe yakın bilgi potansiyeli oluşturulur. Elde edilen bu değişmez bilgiler, başka sorunların çözümünde yeniden kullanılır.

 

Değişmez bilgiye ulaşmak için kullanılan her yöntem, her düşünce bilimseldir diyebiliriz. Bir olayın, bir olgunun, bir düşüncenin bilimselliğinden bahsedebilmemiz için de onun yasa olabilmesi için gerekli değişmezlik ölçütüne ne kadar uyup uymadığına bakarız. Yasalaşmış bilgiler zaten doğan olarak bilimseldir. Teorilerin bilimsel olabilmesi için, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğrulanabilmesi, kısmen de olsa içinde mevcut değişmezler barındırması gerekir. Teoriler kesin olarak kabul edilmiş gerçekler olmadığı için, her zaman tartışmaya açıktır ve zaman içinde tekrar tekrar doğrulanmaya gerek duyarlar.

 

Günümüzde, bilimde daha hızlı yol alabilmek için parça teorisi sistemini ortaya koymalıyız. Nedir bu parça teorisi? Teoriyi destekleyecek doğrulamalar, kesinlik kazanmamışsa ve genel olarak kabul göremiyorsa, o teorinin içindeki kesin değişmezleri yasalaştırabilmeliyiz. Bu aşamada,

1-mevcut teori kısmi olarak yasa olacak ya da,

2-yeni bir yasa ortaya çıkarılacak ya da,

3-mevcut teori terk edilecek ya da,

4-yeni bir teori ortaya çıkarılacaktır.

 

Bilimde son nokta teori değil, yasadır. Çünkü teoriler, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğrulanmış, kısmen kabul görmüş açıklamalardır. Gerçeklikleri kesinleşmediği sürece, teorilerin gelecekte bir gün “öyle sanılıyordu” ifadesiyle anılma ihtimalleri çok yüksektir.

(Kaynak: http://bigalioglu.blogcu.com/tez-hipotez-teori-yasa-bilimsel-yontem-bilimsel-dusunce-bi/2870583)

 

XI – Sonuç:

+Bilim Objektiftir, ve “Dur şu dini yalanlamak için Dünya’nın yuvarlak olduğunu yayalım” gibi boş işlerle uğraşan bir alan değildir. Matematik ve görsel açıdan dünyanın yuvarlak olduğu rahatlıkla kanıtlanabilmektedir.

+Kur’an Allah’ın kitabıdır, Dünya ise insanın inceledikçe daha çok anladığı bir mucize ve Allah’ın ayetlerindendir. Kur’anda insanın ancak belirli bir dönem sonras anyalabileceği gaybi bilgiler olduğu bildirilmiştir. İslam alimlerin arasında ise Kur’an ın asla hakkı ile anlaşılamayacağı konusunda ortak görüş mevcuttur. Allah gaybı hiçkimseye dilemediği sürece vermez. Gaybın bir kısmı okumayla, Rüyaya yatmayla değil, zamanı gelince hak edene kişi veya topluma verilen bir bilgidir.

 

Sahih Hadislere Dayanıldığında Dünyanın Düz Olduğu Sonucunun Çıkmasını Nasıl Yorumlamalıyız?

+Hz Muhammed Kur’an ve Allah’ın bildirdikleri dışında gaybı bilmiyordu. Yada belki hz muhammed dünya şekli hakkında kaçamak cevaplar veriyordu, iyi niyetliler yanlış anlayarak veya kötü niyetliler dini bozmak amacı ile tevrat ve incildeki bilgileri hadis gibi gösteriyorlardı, çünkü kuran başka türlü bozulamazdı.

+Bu konu bize hiçkimsenin gaybı bilemeyeceğini, sahih hadislerin bile gerçeği yansıtmadığını ve insanların ancak çalışarak ve araştırarak Allah’ın dilediği gaybın birkısmına ulaşabileceğini göstermektedir

+Sahih hadisler bile kaynağı ne olursa olsun kural koyucu kabul edilemez. Ancak kuran rehber ve kural koyucu, hadisler ise ancak yorum aracı olabilir, kimse hadislere dayanılarak dinden çıkartılamaz.

+Kur’an hiçbir şeyhin yada kulun tekelinde değildir. Hiçbir Kul net bir şekilde başka bir kula “Sen buyüzden dinden çıktın” diyemez, çünkü bu İlahlık taslamak veya Peygamlerlik taslamak olacaktır. Bir kul, başka bir kul’u ancak uyarabilir, ve konu hakkında delillerini getirebilir.

+Özellikle butür fetvalar çok tehlikeli olduğu, ve hesap gününde hesabı verilemeyecek sonuçlara sebebiyet verebileceği konusunda ciddi bir derstir. Farzedelimki yaşadığınız çağda Dünya’nın yuvarlak olduğu fotoğraflar ve matematiksel işlemler ile kanıtlandı, siz dininizi dahaönce araştırmamış toplumsla İslamı yaşayan bir bireysiniz, ve bulunduğunuz ülkede “Kim dünya yuvarlak derse küfre düşer. Kim insan uzaya gider derse Küfre düşer” fetvası verildi, ve iki olayda gerçekleşti, ve sizde buyüzden dinin saçmalık olduğu sonucuna ulaşarak dinden döndünüz. Hesap gününde bu fetvayı veren kişi ile karşılaştığınızda olacaklar şudur: Rabbim beni bu kişi döndürdü, onun azabını iki kat arttır; hayır Rabbim, benim onun üzerinde bir hakimiyetim yoktu, ne yaptıysa kendi yaptı.

+Allah butür ancak bilim ile açıklanabilen ayetleri bu çağda yaşayan insanların inanması için bir mucize, veya Hadislerin aslında hükmünün “İncil”‘in hükmü gibi olması gerektiğini anlamamız için bir hediye olarak planlamış olabilir.

 

 

Bir Cevap Yazın