Kadın – Erkek Eşitliği Hakkında

I – Kadın ve Erkekler Gerçekten Eşitmidir?

II – Bir Kadın Olmanın Avantaj ve Dezavantajları Nelerdir?

III – Bilimsel Bir Gözle Bakıldığında Kadınlar Aklen ve Bedenen Daha Zayıf Varlıklarıdır

IV – Kadınların Erkelerden Üstün Olduğu ve Daha Başarılı Olduğu Birçok Alan Mevcuttur

V – Gelecekte Kadınlar Daha Akıllı ve Zekimi Olacaklar?: Müzik ve Sanat ve Justin Biber??

VI – Kadın Dırdırı Hakkında

VII – Kadınlar Ne İster?: Gerçekten Kadınlar Ne İstediklerini Biliyorlarmı?

VIII – Kadın Evleneceği Kişiyi Seçermi Yoksa Seçilmeyemi Mahkumdur?

IX – Kadınların Evlenirken “Para Biriktirelim, Borçlarımızı Ödeyelim” Yerine Bencilce Rakip Kadınlara Karşı Egolarını Tatmin İçin Sadece Tek Bir Kere Giyecekleri Bir Elbiseye ve Ufak Bir Taş Parçasına Milyarca Lira Para  Akıtmasını Beklemeleri, Düğündede Savaş Boyası Sürünmeleri

X – Seks ve Erkeklerin Kadın Açlığı Olmasaydı Kadının Toplumdaki Durumu Ne Olurdu?

XI – Sonuç: Kadınlar Hakkında Kin ve Nefret Dolu Kabul Edilemez Görüşler

 

 

I – Kadın ve Erkekler Gerçekten Eşitmidir?

Kadın ve Erkek Farklılıkları Üzerine:

 

Kadın-Erkek Eşitliği Hakkında;

kadin ve erkek ayni degillerdir dolayisla matematiksel olarak dusunulunce esit olduklari soylenemez. kadin ve erkege her konuda esit hak ve firsat taninmasi insana yakisan olgudur. herkes kendisine taninan sansi degerlendirip degerlendirmemekte ozgurdur.

kadin erkek e$it degildir. zaten olmasi da gerekmez. e$it olsaydik birbirimize ihtiyac duymazdik mesela!

 

“kadin erkek e$it olsa dunyanin ne guzelligi kalacak” behey. her iki tarafin da kendine gore ustunlukleri var. starcraft gibi bi sey bu. her irk farkli ve dengeli olsun ki zevki olsun i$in. tabi.

polemik yaratmayı seven dunya insanlarının basarılarından biri daha. gaza gelmis kadınlar, ‘yeter artık, hakkımızı istiyoruz’ diye bagırırlarken, erkeklerin bazıları ‘ben erkegim, istedigimi yaparım; cunku ben daha gucluyum’ derler. daha mantıklı erkekler ise ‘evet, evet kadınlar ve erkekler esittirler, haklısınız’ derler ve onemsiz maclarda genc futbolcuları oynatan teknik direktor gibi kadınları gorunurde destekler gibi gorunup onlarla icten ice dalga gecerler.
sonuc olarak kadınlar ve erkekler gerek fiziksel yapıları, gerekse dusunme surecleri bakımından birbirinden tamamen farklıdır.
ilkokulda bize ogretildigine gore elmalarla armutlar aynı kumeye konamazlar ama hangisinin daha lezzetli oldugu tartısılır veya onemli degildir.

 

önceleri kadın doğurganlığı sebebiyle erkekten daha çok yakındı doğaya ve daha üstün sayılırdı çünkü tanrılara benzerdi kadın, o da doğurganlığıyla doğanın önemli bir parçasıydı.
ilk savaşçılar arasında kadın-erkek ayrımı yoktu. kadınlar da erkekler kadar iyi savaşırlardı.
anne-çocuk arasındaki yakınlık baba-çocuk yakınlığından daha fazla idi. anne doğurmanın acısını ve zevkini tattığından çocuğuna, çocuk da kendisini dünyaya getirdiği ve ilgisini eksiltmediğinden annesine bağlıydı.

fakat

kadın doğuran olduğu için öldüren olmak ona pek kolay gelmedi. o doğurduğunu öldüremiyordu. dolayısıyla kadın savaşçılıktan uzaklaştı.
erkek kadının doğaya yakınlığını kıskandı ve iyi bir savaşçı olarak, daha doğrusu iyi bir öldürücü olarak, doğaya yakınlık sağlamaya doğurganlığın karşısına öldürücülükle çıkmaya başladı.
erkek, anne-çocuk yakınlığını kıskandı hep. çocuğun ilgisini çekmek ve anneyi de kendine bağlı kılmak için onları kendine bağladı. o yiyeceğin, içeceğin ve korunmanın sağlayıcısı olacak ve anne de çocuk da ona bağımlı olacaktı.

ve

dünya erkeklerin hüküm sürdüğü bir erkek dünyası oldu
mu acaba??????

kadın erkek eşit miydi?
kadın erkek eşit mi?

 

tamamen kadınların aleyhine olan bir kavramdır ve ne yazık ki bu kavramı en çok kullanan taraf yine kadınlardır… bunu tartışmaya açan kadınlar maalesef bir kez daha erkek hegamonyasından kurtulamamışlığın verdiği eziklik altında kıvranmaktadırlar… kadınların, tüm insanların eşit haklara sahip olduğu bir dünyada halen “kadın-erkek eşitliği” başlığı altında tartışmalar yaratması ortaya kadınların erkeklerle eşit duruma gelmek istemesi gibi ironik bir sonuç ortaya çıkartıyor… kadın ve erkek birbirleri olmadan bir şey ifade edemeyeceklerinden, kadın erkek eşitliği kavramı da bir o kadar anlamsızdır…

ülkemizde “kadın erkek eşitliği yoktur,kadınlar askerlik yapsın da görelim” serzenişine, kadınlar tarafından “siz de bebe doğurun o zaman” şeklinde yanıtlar gelmesi ile birlikte boku çıkmış muhabbet…tiksindim!!

 

 

 

Kadın ve Erkeğin Eşit Olduğu Gün;

şu ana kadar dünyada 200.000 yıldır erkeklerin alehine gelişen tüm süreçler kadınların da başına gelene kadar gerçekleşmeyecektir.

erkeğin dünya sınırlarını kabul edip
erkeğin bilimiyle
erkeğin finansal sistemiyle
erkeğin hukukuyla
yaşayıp. eşitlik bekleyemezsin. oluk oluk kan dökerek oluşturulan bu vahşi sistemi osuruk gibi protestolarla kibarca dengeye getiremezsin. şu andan sonra kadın erkek eşitliği ancak kitlesel bir kadın erkek savaşıyla mümkün olabilir.

binlerce ve binlerce yıl erkek ortalığın anasını sikerken onlara çocuk yetiştirmek dışında bir şey yapma, şimdi gel biz aslında eşitiz diye kıçını yırt. nah eşitiz.

neremiz eşit lan bizim. doğum oranlarımız bile eşit değil. evren genlerini yaymak ve var olmak için sürekli hayati riskler alan erkeğin kadından daha fazla oranla doğmasını sağlıyor. bakın türkiye’de ve dünyada erkek – kadın doğum oranları hep %51-%49 şeklindedir.

bana diyorlar ki “sen nasıl böyle konuşursun biz de bir sürü şey yaptık” falan.
ben de diyorum ki her ne yaptıysanız işe yaramamış. hala hak arıyorsunuz. halbuki erkeğin kurduğu bu düzende güç tek geçerli akçedir. bu dünyada hak verilmez, alınır. eğer bir durumdan rahatsızsan güçlü olacaksın onu değiştireceksin. erkeğin demokrasisi güçlünün demokrasisidir.
kimse ağlayanı, yalvaranı, düşmüşü siklemez.

gerçeği bu kadar sertçe dile getirince rahatsız oluyorsunuz ama zaten rahatsız olmalısınız. korkmanız gereken ben değilim, kadın erkek eşittir diyen yavşaklar asıl tehlike. size olmayan bir hayali pazarlayarak geçici bir rahatlama yaşatıyorlar. oysa ortada çözülmesi gereken çok ciddi bir sorun var. erkeğin egemenliği yayıldıkça kendi haklarını da genişletiyor. erkeğin hakları genişledikçe kadın, erkeğin dünyasındaki metadan fazlası olarak kendine yer bulamıyor. üstelik sanılanın aksine bu erkek için de kötü. dünyanın emek yükü erkeğin sırtına yükleniyor.

yani yapılması gereken neymiş bir özetleyelim
1) kadın ve erkeğin eşit olmadığını, bu dünyanın erkeklerin dünyası olduğunu kabul etmek
2) bu düzeni değiştirmek için erkeklerin kurallarıyla oynamak gerektiğini kabul etmek
3) organize ve güçlü bir kadın hareketini ağlayarak değil çalışarak oluşturmak
4) kitlesel bir vahşilikle, kan ile kurulan bu düzeni aynı şekilde değiştirmeye hazırlıklı olmak
5) bilimde ve emekte erkekle eşitlenmeden ilerleme sağlanamayacağını kabullenmek
6) bilimde ve emekte erkekle eşit konumlara gelmenin kadın için erkeğe göre daha zor olacağını kabullenmek. erkekler tarafından oluşturulan sistemlerin kadına uymasının daha zor olacağını öngörmek.
7) bundan şikayet edip ağlamanın bir boku değiştirmediğini, kabahatin erkekler birbirini doğrarken onlara asker yetiştiren kadınlarda olduğunu eşitliğin dünyada hiç bir zaman kendisine yer bulmadığını kabullenmek.
8) gücü yönetemiyorsan güçlüğü yönet stratejisiyle ancak “metres” olunabildiğini bilmek.
9) kadın anadır, kadın kutsaldır diyerek neye hizmet ettiğinizi bilmek.

 

kadınların satrançta başarılı olamaması

oyunun kendisi erkek tasarımıdır.
dünyadaki pek çok şey gibi erkek mantığı ile kurgulanmıştır ve elbette bu nedenle de erkeklerin daha iyi oynaması şaşırtıcı değildir.

erkeklerin daha iyi satranç oynaması diyorum çünkü bu tartışmaya açık değildir.
dünyadaki geçerli kriterlere göre en üstün ilk yüz satranç oyuncusunun 99′u erkektir. tek bayan judith polgar‘dı son baktığımda.

bu gerçek ortadayken yapılabilecek çıkarımlar muhtelif ancak bence asıl üzerinde durulması gereken nokta erkeklerin bu dünyadaki standartları belirlemedeki başarısıdır.

bir insanın zeki olup olmadığı ile ilgili fikir yürütürken kullandığımız cetvellerin tamamı erkek ürünleri.
iq testi
eq testi
satranç oyunu
go oyunu
bilimin temellerini oluşturan neredeyse tüm kabul edilmiş kanunlar. (hareket yasaları, kütleçekim, suyun kaldırma kuvveti, kuantum, sicim teorisi, izafiyet teorisi)

yani ne demeye çalışıyorum. oyunu iyi oynayanların üzerinden çıkarım yapacağımıza, dünyada zeka ölçüm araçları ve zeka ölçülürken kullandığımız kriterlerdeki erkek egemenliğine dikkat çekmek daha doğru olacaktır. bundan da çıkacak sonuç herkesin ufkunu genişletecektir diye düşünüyorum.

bu dünyada zeka dediğimiz şey erkek dünyasına hizmet edecek davranış biçimlerini oluşturan zekadır. erkeklerin dünyasında zekayı bu şekilde aramak mantıksız değildir ancak aynı cetvelle kadınları gerizekalı ilan etmek hatalıdır. eğer bu dünyadaki egemen sermaye gücü kadınların elinde olsaydı ve bu egemenlik 300.000 yıl kadar sürseydi bambaşka bir dünyada, bambaşka bir zeka tanımıyla yaşıyor olurduk.

o paralel evrende belki kadınlar tarafından bulunan koçaro diye bir oyun entelektüel saygınlık kazanacaktı ve biz erkekler onda başarılı olamayacaktık. çünkü oyunun kendisi kadın aklının ürünü olarak kadınların mantığına göre işliyor olacaktı.

ve elbette bu gerçeğe sığınarak kadınların konuyu kapatabilmelerini de istemiyorum. gerçi bu derinlikte konuyu irdeleyebilecek bir başka insan daha olduğunu sanmıyorum ancak yine de bu verdiğim detaylı analizin panzehirini de hemen ortaya koyacağım.

eğer dünyada erkek egemen bir zeka tanımı ve zeka kriterleri hakimse bunu değiştirmek de kadının görevidir.
kadın hem beden hem bilinç emeğini ortaya koymalı, sermayeye sahip olmalı ve bunu çok uzun nesiller boyu korumalıdır. kendi dünyasına kaynak aktarmaya nesiller boyu devam eden kadın, sonunda kendi zeka tanımını yapabilecek enstrümanları oluşturup onlara entelektüel kimlik kazandırmayı başaracaktır. bunları becermeden bu dünyadaki üstün cinsin hangisi olduğu ile ilgili tespitler yaparsa, istatistikler aksini gösterdiği için onu kimse sallamaz.

bak formülü veriyorum;
üret, sermaye sahibi ol, bunu nesiller boyu koru, kendi ilgi alanlarına kaynak aktar, ürünler oluştur, bunlardan bazılarına entelektüel saygınlık kazandır, zeki insanı belirlemede kriter olmasını sağla, istatistikleri lehine çevir.

sonra da bu istatistik verilerini kendi savını sağlamlaştırmakta kullan.
insanların gerçeklerin karşısında diz çökmesini sağla.

gerçeğin keskin kılıcını karanlık bulutları yaran güçlü bir yıldırım gibi insanların bilincine indir.
kazanan sen ol!

yoksa yaşadığımız dünyanın gerçekleri canını sıkmaya devam edecek,
o gerçeklere ve aktif kriterlere göre dünyada sermaye erkeklerin elinde
erkekler satrancı daha iyi oynuyor
erkekler bilimsel çalışmalarda daha başarılı
erkekler sanatta daha başarılı
erkekler felsefede daha başarılı

james brown’ın da dediği gibi burası hali hazırda erkeklerin dünyası
bunu değiştirmeden de seni kimse duymayacak,
üzgünüm.
not:
her iki cinsi de kendime kıl ettiğime göre artık huzurla uyuyabilirim canlar.
iyi geceler.

 

kadınların bilim ve matematikte başarısız olması

hala bu genellemenin altına gelip isimle örnek veren var.
yani demeye çalışıyorlar ki “başarısız diyorsunuz ama bakın bu kadın başarılı.”
halbuki o örneği verirken insan düşünmeli biraz. ulan böyle bir örnek verdik ama birisi çıkıp tüm zamanların nobel ödülü kazananları listesini dan diye karşımıza koyarsa ne bok yeriz diye.

on yıldır sözlükteki az gelişmiş beyinlerle tartıştığımdan bir kadının bu başarısızlığı nasıl bahanelendirdiğini çok iyi biliyorum.
1) erkekler bize baskı uyguladı ondan biz bilimde başarı gösteremedik
2) biz aslında çok zekiyiz ama bunu ulu orta sergilemiyoruz

ahuehaue ulan götümün yanaklarını birbirine vurdura vurdura gülüyorum yine de içimden taşan neşeyi tam olarak ifade edebildiğimi düşünmüyorum. erkekler baskı uygulamış da ondan bilim dünyasına katkıda bulunamamış paşam. yarram madem o kadar potansiyel sahibisiniz baskıyı kıracak yöntemleri de geliştireydiniz. hak verilmez hak alınır canım benim. ağladın sızlandın diye kimse sana üniversitede kürsü vermez. erkeğin kanıyla ölerek öldürerek kurduğu bu sistemde bir yere gelmek istiyorsan ya erkek gibi çalışacaksın, yahut bu düzeni yıkmak için erkeklerden daha iyi organize olacaksın. erkekler birbirini keserken, cephenin gerisinde durup orduya asker yetiştirirken aklın neredeydi yarrağımın kafası. o siperde elde tüfekle bekleyen erkeğin üzerindeki baskı değil miydi? o çocuklar birbirinin kafasına mermi boşaltırken yaşadıkları korku değil miydi?

erkek sınırları belirlesin
erkek kanunları yazsın
erkek bilimin temellerini atsın
200.000 yıl erkeğin tüm emeği sömürülsün ondan sonra şartlar güzelleşince biz eşitiz.

yok yaa! hassiktirin lan ordan. öyle eşitlik yok güzelim. madem eşitlik istiyorsun 200.000 yıl geriden yeniden inşa edeceksin sistemi. isyanı en temelinden emekle ve zeka ile ateşleyeceksin. utanmadan örnek veriyor bir de haspam. al sana örnek;

 

kadınların bilim ve matematikte başarısız olması

hala bu genellemenin altına gelip isimle örnek veren var.
yani demeye çalışıyorlar ki “başarısız diyorsunuz ama bakın bu kadın başarılı.”
halbuki o örneği verirken insan düşünmeli biraz. ulan böyle bir örnek verdik ama birisi çıkıp tüm zamanların nobel ödülü kazananları listesini dan diye karşımıza koyarsa ne bok yeriz diye.

on yıldır sözlükteki az gelişmiş beyinlerle tartıştığımdan bir kadının bu başarısızlığı nasıl bahanelendirdiğini çok iyi biliyorum.
1) erkekler bize baskı uyguladı ondan biz bilimde başarı gösteremedik
2) biz aslında çok zekiyiz ama bunu ulu orta sergilemiyoruz

ahuehaue ulan götümün yanaklarını birbirine vurdura vurdura gülüyorum yine de içimden taşan neşeyi tam olarak ifade edebildiğimi düşünmüyorum. erkekler baskı uygulamış da ondan bilim dünyasına katkıda bulunamamış paşam. yarram madem o kadar potansiyel sahibisiniz baskıyı kıracak yöntemleri de geliştireydiniz. hak verilmez hak alınır canım benim. ağladın sızlandın diye kimse sana üniversitede kürsü vermez. erkeğin kanıyla ölerek öldürerek kurduğu bu sistemde bir yere gelmek istiyorsan ya erkek gibi çalışacaksın, yahut bu düzeni yıkmak için erkeklerden daha iyi organize olacaksın. erkekler birbirini keserken, cephenin gerisinde durup orduya asker yetiştirirken aklın neredeydi yarrağımın kafası. o siperde elde tüfekle bekleyen erkeğin üzerindeki baskı değil miydi? o çocuklar birbirinin kafasına mermi boşaltırken yaşadıkları korku değil miydi?

erkek sınırları belirlesin
erkek kanunları yazsın
erkek bilimin temellerini atsın
200.000 yıl erkeğin tüm emeği sömürülsün ondan sonra şartlar güzelleşince biz eşitiz.

yok yaa! hassiktirin lan ordan. öyle eşitlik yok güzelim. madem eşitlik istiyorsun 200.000 yıl geriden yeniden inşa edeceksin sistemi. isyanı en temelinden emekle ve zeka ile ateşleyeceksin. utanmadan örnek veriyor bir de haspam. al sana örnek;

 

kadın yazarların yaratıcılıktan uzak olması

kadınların yaratıcılığının erkeğe göre zayıf olmasından kaynaklanıyor.
doğalarının gereği böyle.
kadın karikatürist
kadın komedyen,
kadın şair,
kadın ressam vardır. ama talep gören, çığır açan, edebiyat akımı yaratan kadın istisnai düzeydedir.
verilecek her kadın örneğin karşısına, en az on erkek örnek verilebilir.

bunun da nedeni kadınların aptal olması değil elbette.
kadınlar erkekler gibi var olma amacına ulaşmak için kendini kanıtlama barajından atlamak zorunda değil. bir erkek varlığını sürdürmek istiyorsa “başarılı”, “tercih edilebilir”, “donanımlı” olmak zorundadır. bu psikolojik baskı yaratıcılığı, üretimi, verimi arttırır.

kadın sadece kadın olduğu için içgüdülerle talep görürken, erkek genlerini aktarmak için kendini kanıtlamak zorundadır.

öyle olunca da dünyanın şaklabanlığını erkekler yaparken,
başarılı olanların çocuklarını doğuran kadınlar geleceği oluşturuyor. sağlıklı nesiller bu marjinal süzgecin deliklerinden geçerek hayattaki yerlerini alıyorlar.

madem öyle neden ortalıkta moronlar dolaşıyor peki?
iki temel nedeni var
1)kadına özgür seçim hakkı verilmiyor.
2)kadına doğru kriterler geliştirmesine yarayacak kaliteli eğitim verilmiyor.

ya yaa. işte hayat böyle derin detaylarla dolu sayın okur.
paylaş

 

kadına sadece anne olarak saygı göstermek

bizim toplumumuzda yaygın bir durum.
erkekleri can kulağı ile dinliyorum kadınlar hakkında konuşurken. aradan ilkel alt benliğimizle ilgili doneler yakalamaya çalışıyorum. seks dışında bir konu üzerinde konuştuğumuz durumlarda daha da dikkat çekici bir hal alıyor tespitlerim. kaldı ki benim kullandığım denekler eğitim seviyesi yüksek, en az iki dil bilen, avrupa görmüş erkekler. farkında olarak yahut olmadan dışa vurdukları bu dürtünün toplum tarafından öğretiliyor olmasının dışında, genetik bazı dayanaklara sahip olduğunu da düşünmekteyim.

erkekler kadınları yaşamdan soyutlayabilecekleri maksimum seviyeye kadar indirme çabasındalar.
kadına saygı duymak konusunda isteksizler
ama bir yandan da onlara duydukları arzuyu toplum için kabul edilebilir bir değere dönüştürüp içselleştirmek zorundalar. çünkü bir toplumu kadın ve erkek beraber oluşturuyoruz ve birbirimize mutlak bir noktada saygı göstermek zorundayız.

işte tam bu anda kadının reddedilemeyecek herkes tarafından kabul görecek bir değerle onurlandırılması gerekmekte. o da annelik.
biyolojik ve doğuştan gelen bir özellikle kadınlar onurlandırılıyor ve daha fazlası zinhar verilmiyor. bu öylesine sinsi bir oyun ki kadınlar dahi kendilerine bahşedilen bu değeri yüceltmekten geri durmuyor.

halbuki kadına sadece anne olarak değer veren toplum bunu tamamen kadını kadın olarak aşağılamak için yapıyor.

toplum,
“herkes anne olamaz”
“annelik kutsaldır”

falan derken alttan alttan aslında kadının kendisi için olmasını istediği kavramı aşılıyor. aynı psikolojik çabayı erkekler için görmüyoruz bildiğiniz üzere. çünkü erkek kendisine sadece baba olarak saygı gösteren bir toplumda gerçekten saygı duyulacak başka meziyetleri geliştiremezdi. ayrıca erkek, doğuştan gelen meziyetleriyle övülmenin hakaret olduğu alt bilincine sahip olduğundan, kendisine yapılacak aynı yöndeki yüceltmelerden kaçınmayı sürdürdü.

erkek baba olarak saygı görmesine rağmen, sadece baba olarak saygı göreceği bir toplumun inşa olmasını engelledi.

bunca laf salatasının arasında ne anlatmak istedim biraz daha açacağım.
kadın olmak da, kadınlık da, annelik de,
insan olmak, canlı olmak kavramlarının bir alt kümesidir.

saygınlığı bu üst mevkilerde aramadıkça da kadın ve erkek olarak ortak bir değer oluşturmamız. eşit bir hayat yaşamamız. sermayeye üretime bilime eşit katkılar sağlamamız mümkün değildir.

kadınlar gerçekten eşitlik istiyorsa,
saygıyı onlara kendi tercihleri olmayan biyolojik temelleri nedeniyle veren erkeklerin bu çakalca oyununu görüp bundan sıyrılmaları lazımdır. anne olmakla yetinmenizi isteyen erkek egemen düzende insan olarak saygı görene kadar, kanla, emekle, zeka ile savaşmanız lazımdır.

anne olmak, yani temelinde kadın doğmak bir tercih değildir.

kimseye kendi tercihi olmayan bir durumdan ötürü saygı duyulamaz. duyulmamalıdır.

kadınların gerçek olmayan bir değer ile uyutulmasına dur demek lazımdır.

annelik gibi, kadınlık gibi tercih dışı kavramlarla övünmeyi/övülmeyi bırakıp. iyi, üretken, zeki insanlar olmak gibi erdemlerle yoğurulma zamandır. birey olarak yücelmesi istenmeyen kadına, topluca bir paye yapıştırılıp uyutulmaya çalışılmasına dur denilmelidir. özellikle de kadınların kendilerine uygulanan bu anesteziye tepki göstermeleri gerekmektedir.

iyi bir anne olmak önemlidir.
ancak anne olmak tek başına, kadını hapsetmek için erkekler tarafından oluşturulmuş kafesin demirleridir.

buna kanmayın.

(bkz: seksist tartışmalarda seni de kadın doğurdu eşiği)

 

 Kadınlar Zayıf Varlıklarmı Yoksa Üstün Varlıklarmıdır?

Siz de, kadınların erkeklerin daha zayıf olduğuna dair yaygın kanıya katılıyorsanız yanılıyorsunuz! İstatistikler, erkkelerin her anlamda daha zayıf yaradılışta olduğunu söylüyorlar. İntihara daha yatkınlar; kaza ya da kalp krizi sonucu daha kolay ölüyorlkar; psikolojik olarak daha çabuk çöküntüye uğruyorlar; hatta kekemelelik ve disleksi de erkeklerde daha yaygın. Görüldüğü gibi, hayatı erkek bedeninde sürdürmek hiç de kolay değil.

Bu madalyonun bir yüzü. Diğer yüzü ise fena halde erkeklerden yana. Evet, kadınlar uzun ve sağlıklı yaşıyorlar ama onların da “erkeklere ait” sayılan pek çok alanda hemen hiç şansları yok. Bir kere, sözlerini dinletmekte zorluk çekiyorlar; iş hayatında yükselmeleri deveye hendek atlatmaktan daha zor; onlara ait tek alan olan ev işyelerinde de eşlerinden yardım almayı beceremiyorlar.

Özetle, hayat fevkalade cinsiyetçi.kesin olan tek şey şu; Kadın ve erkek iki apayrı yaratık. Üstelik doğuştan. Öyleyse, “yaşasın farklılık” mı demeliyiz acaba? Farkına bağlı…

1- Farklılıklar daha beşikte başlıyor. Psikologların yaptığı klinik araştırmalara göre, bebekler ortalıkta gezinip oyalanırken, kız bebekler zamanlarının çoğunu çevrelerini gözlemleyerek geçiriyorlar.

2- Erkeklerin beyni. Kadınlarınkinden 200 gram daha ağır, hemen sevinmeyin beyler, bunun zekayla hiçbir alakası yok. Einstein, Anatole France, Paul Broca gibi dehaların beyni ölçülmüş ve 1000 ile 2000 gram arasında değişen ağırlıklarla karşılaşılmış; sonuç olarak, ağırlığın entellektüel kapasiteyle hiçbir bağı kurulamamış.

3- Kız çocuklar. Erkeklerden daha erken konuşuyor.

4- Koku alma duyusu. Kadınlarda daha gelişkin (yaklaşık %20’yi bulan bir fark söz konusu;) özellikle de mantrüasyon dönemlerinde östrojenin etkisiyle daha da artıyor bu. Parfüm yaratıcalarının % 80’inin erkek olması da işin tuhaf tarafı.

5- Depresyona giren kadınların sayısı. Erkeklerin iki katı! Östrojenin, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan seratoninin salgılanmasında önemli bir rolü olduğu düşünülüyor.

6- Erkekler kadınların sözünü kesmekten çekinmiyorlar. Bir tartışmadaki “söz kesme” lerin % 96’sı onlardan geliyor.

7- Kadınların kulağı. Erkeklerden daha keskin. Kanıt mı istiyorsunuz: Bir şarkıyı doğru söylemede erkeklerden altı kat daha başarılılar.

8- 15 – 24 yaşları arasında erkekler. Aynı yaşlardaki kadınlardan altı kat daha fazla ölümcül şekilde düşünüyor, dört kat daha fazla trafik kazası geçiriyor, üç kat daha fazla intihar ediyorlar.

9- Aslında başlangıçta hepimiz kadınız. Erkek bebeklerin cinsel gelişimi ancak cenin altıncı haftasındayken başlıyor. Adem’in kaburga kemiği efsanesine inanlanlar bakalım bunu nasıl açıklayacak.?

10- Erkeklerin % 48’si horluyor. Kadınlarda ise bu oran % 22.

11- Kadınlar taleplerini doğrudan açıklamayı değil. Bir uzlaşma noktası bulunana kadar tartışmayı tercih ediyorlar. Amerikalı dilbilimci Deborah Tannen’nin araştırmalarına göre, erkekler bunu tamamen anlaşılmaz buluyor ve tahammül edemekleri böyle bir tartışmayı, tamamen tek taraflı bir çözüm bularak noktalıyorlar. Üstelik kendilerinden beklenenin bu olduğuna inanarak yapıyorlkar bunu. Halbuki bu tavır kadınları çıldırtıyor.

12- Erkek çocuklar kız çocuklardan daha yaratıcı. Bu, oyuncak üreticilerinin gözlemi. Erkek çocuklar bir oyuncağa farklı işlevler yüklerken, kız çocuklar daha bildik oynama biçimlerine rağbet ediyorlar.

13- Östrojen hormonu eklemleri yumuşatıyor. Bu yüzden kadınların eklemleri erkeklerinkinden çok daha esnek; özellikle adet ve hamilelik dönemlerinde.

14- Kadınlar erkeklerden üç kat fazla. Telefon ediyor ve konuşmaları daha uzun sürüyor. Kadınların bir telefon konuşması ortalama yirmi dakika sürerken, erkekler için bu süre sadece altı dakika.

15- Erkekler hiç de sanıldığı kadar. Dayanıklı değiller. Kanıtı doğada: Düşükle sonuçlanan gebeliklerin çoğu erkek embriyolarının başına geliyor. Öyle ki, kızlar için bu sayı sadece 100 iken, 130 ila 150 erkek cenin düşüyor ve bunlardan yalnızca 105’i dünyaya gelebiliyor. 20 yaşına gelmiş 100 kıza karşılık 98 erkek var dünyada. 65 yaşlarında ise bu erkeklerden sadece %40’ı hayatta kalabiliyor.

16- Genetik olarak erkek. Kadından %10 oranında daha uzun ve daha ağır olmak üzere programlanmış.

17- Erkeklerde akciğerlerin kapasitesi. % 20 ve kalbin pompaladığı kanın debisi %15 oranında kadınlardan fazla.

18- Yapılan araştırmalar. Aile bütçelerinini % 68’nin kadınlar tarafından idare edildiğini gösteriyor.

19- Kadınlar umumi tuvaletlerde. En az 153 sn kalıyorlar, erkekler için bu süre 113 sn. İşte kadınlar tuvaletininin önünde her zaman daha uzun kuyruklar olmasının nedeni!

20- Kızlar, büyüme sürecini. Erkeklerden daha erken tamamlıyorlar. Adet görmeye başladıktan sonra gelişmelerini aşağı yukarı tamamlamış oluyorlar. Erkeklerin büyümesi ise 18 yaşına kadar devam ediyor.

21- İşte kadınların geveze olduğu mitine. Son verecek bir açıklama: dilbilimcilere göre erkekler kesinlikle kadınlardan daha kolay ve daha uzun konuşuyorlar; özellikle topluluk önünde. Üstelik dinlemek yerine konuşmayı tercih ediyorlar.

22- Migren hastalarının. Dörtte üçü kadın.

23- Pensilvanya Üniversitesi’nin. Yaptığı bir araştırmaya göre, kadınlar yüz ifadelerini yorumlamakta daha usta. Utanç, korku, tiksinme gibi ondan fazla duyguyu insanların yüzünden okuyabiliyorlar. Erkeklerin yüze bakarak seçebildiğği tek duygu, tiksinme.!

24- Kadın erkekten daha uzun ömürlü. Bununla birlikte cildi daha çabuk yaşlanıyor. Bunun sorumlusu erkeğinkinden daha ince, dolayısı ile daha hassas olan epiderm tabakası!

25- Disleksiye, erkeklerde kadınlardan, üç kat daha fazla rastlanıyor.

26- Kadınlar alkole karşı daha duyarlı. Çünkü alkolün etkisini azaltan enzim kadında erkektekine göre daha az etkin.

27- Beynin de bir cinsiyeti var. Her iki cinsiyette beynin işleyişini inceleyen araştırmacıların vardığı sonuç bu. Erkeklerde beynin iki yarımküresinin fonksiyonları birbirinden kesin olarak ayrılmış. Bu durum bir takım avantajlar sağlıyor. En çarpıcısı, üç boyutlugörebilme yeteneği, bu sayede yol haritalarını kadınlardan çok daha kolay çözebiliyorlar. Kadınlarda iki yarımküre arasındaki iletişim çok daha sıkı. Sonuç: kadınlar dille ilgili konularda daha yetkin.!

28- Kadınlr evhamlı mı? Doğrusunu isterseniz, sağlık için erkeklerden %20 daha çok para harcıyorlar. Daha sık rahatsızlanıyorlar ama yakalandıkları hastalıklar daha hafif olanları.

29- Erkeklerin gözü. Farklı ışıkları daha kolay seçiyor.

30- Solaklık erkek çocuklarda. Daha sık görülüyor. Sağ elle yazanlar sol ellerini kullamakta kızlardan çok daha becerikli. Sebep: erkeklerde beynin sağ yarımküresi kadınlarınkinden daha üstün.

31- “İdealinizdeki partner”. Konulu ankette ortaya çıkan sonuç şöyle: Erkeklerin %22.2’si dış görünümü önemsiyor. Kadınlarda ise bu oran %11.9

32- Erkekler, erkeklik hormonu. Testerojen yüzünden kel kalıyor. Kadınlarda dökülen saçların yerine yenileri daha kolay çıkıyor.

33- Genellikle kadınlarda. Sağ göz ve kulak daha hassas, erkeklerde de tam tersi. Beynin azizliği işte.

34- Temizlik kavramı, kız çocuklarda. Daha erken gelişiyor. Beş yaşında hala çişini tutamayan çocuklardan %90’ı erkek.

35- Kızlar okulda daha başarılı. Ama matematik konusunda altın madalya erkeklerin. Bu konuda Amerika’da yapılan bir araştırma, matematik alanında üstün yetenekli 416 çocuk arasında kızlarının oranının %12’ye karşı 1 olduğunu ortaya koyuyor.

36- Erkeklerin %68’i. Kadınların ise %50’si aşkın devam etmesinde erotizmin önemli olduğunu savunuyor.

37- Otistik çocukların cinsiyetine göre. Dağılımı; dört erkeğe bir kız.

38- Kadınlar tatlıyı erkekler ise tuzluyu. Daha çok seviyorlar.

39- Fetişizm neredeyse. Tamamen erkeklere özgü bir özellik.

40- Erkek orgazmı lokal ve kısa. Kadınınki ise bütün vücuda yayılmış ve uzun oluyor. Üstelik, ardından bir dinlenme döneminin gelmesi gerekmiyor. Her an yeniden başlayabiliyor kadınlarda orgazm. Tabii partnerinde hal kalmışsa.!

41- Kadınların dokunma duyusu. Erkeklerinki ne göre kesinlikle çok daha gelişmiş. Öyle ki, Amerika’da yapılan bir deneyde kadınların en duyarsız olanı erkeklerin en duyarlısına belirgin bir fark atmış.

42- Kadınlar yabancı dil öğrenmede. Erkeklerden daha başarılı. Bu da onların dil yeteneklerinin bir parçası.

43- İsviçreli dilbilimci Edith Slembek’in. Vardığı sonuç şöyle: Kadınlar erkeklerin iki misli “eğer” beş misli “belki” ya da “biraz” türü sınırlayıcı sözcük kulanıyorlar. Buna göre bir de üç kez daha fazla sormalarını, cümlelerini “değil mi?” ile bitirmelerini ve özür dilemelerini cümlelerini bitirmemelerini ekleyin. Ortaya çıkan sonuç şöyle: “Şey, özür dilerim, ama belki, yani eğer bu sizi fazla yormazsa, bana kahveyi uzatabilir misiniz.? ya da …”Kadınların konuşmalarının genellikle tereddütlü ve dolayısıyla önemsiz sayılmasını yadırgamamak gerek.

44- Ipsos’un yaptığı yeni bir araştırmaya göre. Geceleri kadınlar erkeklerden çok daha sık uyanıyor (%29’a karşı %44) ve daha çok kabus görüyorlar (%15’e karşı %22).

45- Transseksüalite, erkeklerde. Kadınlardan dört – beş kat daha fazla görülüyor.

46- Mevsime bağlı depresyonlara. Mesela güneş ışınlarının azalmasından kaynaklanan kıuş depresyonuna yakalananların %85’i kadın.

47-Erkek çocuklar kız çocuklardan. Daha acımasız ve kötülüğe meyilli oluyorlar. Alfred Binet Merkezi psikiyatrlarından Colette Chiland’ın yaptığı araştırmaya göre bu oran bir kız çocuğa karşı onbeş erkek çocuk.!

48- Ev işleri hemen hemen tümüyle. Kadınların eline bakıyor olsa bile. Meslek sahibi kadınların %96’sı çamaşır yıkıyor. %100’ü dikiş dikiyor, %86’si temizlik yapıyor, %79’u çocukların bakımını üstleniyor. Sosyolog François de Singly bunuşöyle açıklıyor. “Evde iktidarını yitirmemiş erkek, ev işlerini aşağılayıcı buluyor.” Yine de %93’ü ufak tefek işlerin ucundan tutuyor.

49- Kız çocuklarının el becerileri. Erkeklerinkinden daha gelişmiş.

50- İki haksızlık bir arada. Erkekler sadece daha az yağ hücresine sahip olmakta kalmıyorlar (vücut ağırlıklarının sadece %11’i, kadınlarda bu oran %22), üstüne üstlük daha çok miktarda kalori yakıyorlar.

51- Son dünya kupası finalinde. Kadınlar, yoplam 45 milyon televizyon izleyicisinin %45’ini oluşturuyordu. Statlarda bu oran %20’ydi.

52- Kız bebekler erkeklerden daha erken, yürüyor. Genellikle 11-12 aylıkken. Erkekler ise 12, hatta 14. aya kadar bekliyorlar yürümek için.

53- Diş çürüğü, kadınlarda, erkeklerden daha fazla görülür.

54- İki cinsin karar verme biçimleri, de taban tabana zıt. Erkek kestirip atarken kadın yakınlarına danışmayı seçiyor. Ama sosyolog François de Signy’ye göre, yavaş yavaş erkeklerde kararlarını o kadar hızlı ve net ortaya koyuamamaya başladı. Karar verme modası kadınlar lehine değişmekte.

55-Psikatrik tedavi görmek üzer4e, hastaneye yatan erkekler, kadınların yaklaşık ik misli.

56-Fransa’da bir yüzyılı deviren yedi kadına karşı bir erkek var.

57-Seksolog Nadine Grafeille’e göre, sevişirken her cins kendi erojen bölgelerine göre davranıyor. Kadın erkeğin bütün vücudun okşuyor, çünkü kendisine yapılmasını istediği bu. Öte yandan erkek cinsel organa yoğunlaşıyor çünkü o daha doğrudan bir uyarılma için bunu tercih ediyor.

58-14-15 yaşlarındaki kızların, %53’ü, erkeklerinser %27’si kitaplarla ilginiyor. Kızlar aşk romanlarını severken erkeklerin tercihi macera ve bilimkurgudan yana

59- Erkeklerde intihar girişimi, kadınlarınkinde üç kat daha fazla başarıya ulaşıyor.

60- Kız öğrencilerden çok daha ılımlı, bir dersten başarısız oldukları zaman nerede hata yaptıklarını görmek için kendilerin sorguluyorlar. Halbuki erkeklerin bu durumda tavrı çalışmaktan tamamen vazgeçmek oluyor.

61- Kan dolaşımı bozuklukları, genellikle kaıdnlarda görülüyor. Östrojen hormonu damarları daha geçirgen ve daha güçsüz kılıyor. Bu yüzden varisler genellikle hamilelik sırasında ortaya çıkıyor.

62-Öteden beri sigara içen erkekler, sigara içen kadınlardan daha çok, (Erkeklerin %42’sine karşılık kadınların %30’u). Ama sigara tiryakiliği günümüzde yavaş yavaş “dişi” bir özellik kazanmaya başladı. Sigara içen erkek sayısı düşerken (-%2) kadınlarda %20’lik bir artış görülüyor.

63- Erkek bebeklerin ilk aylarda, kız bebeklerden daha çok uykuya ihtiyacı oluyor.ama altı aydan sonra işler tersine dönüyor ve hayatın geri kalan kısmında kadınlar erkkelerden ortalama günde bir saat daha fazla uykuya ihtiyaç duyuyorlar. Yani sabah keyifleriniz sizin en doğal hakkınız, huzur içinde uyuyabilirsiniz.

64- Dilbilimci Deborah Tannen’e göre, bir kadın konuşurken “evet” derse bunun tek anlamıo, karşısındakini dinlemekte olduğu. Halbuki erkekler aynı sözcüğü, söyleneni onaylamak amacıyla kulanıyorlar. Yanlış anlamalara dikkat.

65- Erkeklerin %67.6’sı zaman zaman mastürbasyon yaptıklarını söylüyorlar. Kadınlarda ise bunu itiraf edenlerin sayısı %22

66- Kısmi felç geçirdikten sonra konuşma güçlüğü çeken kadınların sayısı erkeklerden çok daha az. Bu, daha önce sözünü ettiğimiz, beynin iki yarısı arasındaki sıkı iletişimin yarattığı avantajlardan biri. Beyinlerin felçten etkilenmemiş yarısıyla kolayca konuşmayı öğreniyorlar. Halbuki erkeklerde, konuşma yetisi tamamen beynin sol yarısını ilgilendiriyor.

67- AIDS’e yakalananlardan altısı erkek, biri ise kadın

68- Erkekler kırmızıyı sever! İki cinsten maviyle kırmızı arasında bir seçim yapmalarını isteyen anketin sonucu bu. Kadınların çoğu ise maviye oy vermiş.

69- Kadınların %59’u erkeklerin de %41’i aynada uzun uzun kendilerin bakmayı seviyorlar. Ama içeride gördükleri birbirinden hayli farklı. Amerika’da yapılan bir ankete göre, erkeklerin %68’i kendilerini çıplak olarak beğeniyor, kadınlarda bu oran sadece %22. erkek egosunu yıkmak güç.!

70- Kızların okul hayatı erkeklerinkinden daha başarılı geçiyor. Psikolog Bianca Zazzo’ya göre kolay konsantre olmaları. Ayrıca erkekler akıllarına ilk geleni uygularken, kızlar adın atmadan önce düşünüyor. Sonuç: Sene kaybetmeden liseye geçen her 100 her erkeğe karşı 126 kız öğrenci var. Gel gelelim, üniversitelerin seçkin bölümlerinde kızlar azınlıkta. Sizce de ilginç değil mi.?

71- Kadınların büyümesi erkeklerinkinden daha alejik. Örneğin, on deri hastasının sekisi kadın.

72- Kızlar erkeklerden yaklaşık üç yıl erken buluğ çağına giriyorlar ve bu dönem onlarda daha kısa sürüyor.

73- Erkek bebekler, doğum kilosu, kızlarınkinden çok daha fazla. Üstelik boyları da daha uzun.

74- Kemik erimesine yakalanların, %90’ı kadın. Bu da normal çünkü hastalık östrojen hormonuyla doğrudan ilgili.

75- Erkekler kadınlardan agresif oluyorlar, hem de iki yaşından itibaren. Anlaşılan bu da testosronla ilgili.!

76- Kadınların %62’si erkeklerin ise %42’si uyku sorunu çekiyor. Ayrıca kadınlar daha fazla uyku hapı kulanıyor(%23’e karşı %41).

77- Seksologlara göre, iki cinsin cinsel sorunlardan anladıkları tamamen farklı, erkek, kenfi vücudunu bir makine gibi görüyor ve özellikle bir parçası komutlara uymadığı zaman seksoloğa başvurup tamir edilmesini istiyor. Kadın için ise sorun daha çok ”çift”’i ilgilendiriyor; o genellikle partnerinin kendisinden beklentilerini anlayıp buna ugun davranmaya çalışıyor.

78- Kadınların fiziksel olarak erkeklerden daha güçsüz olduğu doğru olsa da –ki bu bazı sportif faaliyetlerde onlar için dezavantaj oluyor- dayanıklılık, azim gerektiren alanlarda da onlar önde. Manche’ı yüzerek geçmek gibi.

79- Daha beşikten itibaren, kızların erkeklerden çok daha fazla sayıda giysisi oluyor. 17-24 yaşları arasında kızların gardrobunda fazladan yaklaşık 44 parça oluyor. Ama bu fark zamanla azalıyor, erkekler yaşlandıkça kılık kıyafete çok daha düşkün oluyorlar. 75 yaşına geldiğinde ise hiç fark kalmıyor erkeklerle kadınların gardrobu arasında.

80- Kadınlarda damar sertliğine daha fazla rastlanıyor. Bu, kan damarlarını yumuşak tutan ve karaciğeri kolesterol birikiminden kurtaran östrojen hormonunun sağladığı bir avantaj. Bu, aynı zamanda neden erkeklerin iki kez daha fazla kalp krizi geçirdiğini de açıklıyor.

81- Kadınlar acıya karşı erkeklerden daha duyarlı ama daha uzun süre dayanabiliyor acıya.

82- Romatizma kadınları daha çok etkileyen bir hastalık

83- Kadınlar daha uzun yaşıyor, Kadınların ortalama ömrü 80.6 yıl; erkekler için bu süre 72.3 yıl. Ve ara gittikçe açılıyor. İki yüzyıl önce iki cinsin hayat süresi aşağı yukarı eşitti. “28 yıl“

84- Erkeklerin cinsel fantezileri daha çok vücut veya vüudun belli bölümleri üzerine. Kadınlar ise daha çok kendilerini bir baştan çıkarma senaryosunun içinde hayal ediy

85- “Karşı cinste sizi en çok çeken nedir?” sorusuna kadınların %45’i “gözler” diye yanıt vermiş.(erkeklerde bu oran %19). Erkeklerin %31’i için ise en önemli kriter göğüsler.

86- Sosyal bir ortamda kadınlar tarafından ortaya atılan sohbet konuları, gerek sayısı gerekse alanları bakımından çok daha çeşitli. Kısacası kadınlar sohbette çok daha yaratıcılar. Halbuki erkekler sohbetlerde üç konuyla sınırlılar. İş, politika ve spor.

87- On boşanma vakasından yedisinde talep kadından geliyor.

88- Kadınlar duygularla aklı birbirine karıştırıyorlar. Bunun sorunmlusu, iki yarısında da heyacanlara yer veren beyinleri. Halbuki erkeklerde duygular yalnızca beynin sağ tarafına bağlı. Dille ilgili bölüm ise sol tarafta. İşte erkeklerin, duygularını bir türlü dile getirememelerinin açıklaması.

89- Erkek çocuklar okumayı daha geç söküyorlar.

90- Kadınalar strese karşı daha dayanıklı, daha az adrenalin salgılıyor ve tansiyonları daha az yükseliyor. Bunun sebebi tarihe yatıyor. Atalarımızın hayatlarını sürdürmeleri, hatta hayatta kalmaları, erkeklerin rakiplerine ve av hayvanlarına karşı sürekli tetikte ce çevik olmasına bağlıydı. Günümüzde, erkekler kaslarından çok daha beyinleriyle çalışıyorlar, bununlar birlikte refleksleri değişmedi. Sonuç: Erkekler çok daha sık ülsere yakalanıyorlar.

orlar.

91- Kadınlar konuşmalarında daha sık “ben” diyorlar. Erkeklerin tercihi ise saha çok “gizli özne” den yana.

92- Mahkumların onda dokuzu erkek.

93- Sessolog Nadine Grafeille’e göre, toplumun ikicinse yüklediği cinsel baskı da taban tabana zıt. Erkek sürekli istekli, kadınsa her zaman arzulanır olmak zorunda.

94- Heteroseksüel olsun, homoseksüel olsun erkeklerin kadınlardan daha çok sayıda seks partneri var.

95- Bir kadın uyuşturucu bağılmısına karşı 4-5 erkek vardır.

96- Kekemelerin çoğu, (beşte dördü) erkek.

97- Amerikalı dilblimci Deborah Tanne’in gözlemlerine göre, konuşlamarı kadınlar başlatıp sürdürüyorlar ama kontrol yine erkeklerin elinde. Onaylayan sesler çıkararak ilgilendiklerini belirtebildikleri gibi tam tersine sessiz kalarak da kadının konuyu değiştirmesini sağlayabiliyor.

98- Ipsos’ûn araştırmasına göre, erkeklerin %47’si sevişmek için günün geç saatlerini, yani geceleri; kadınların %47’side sabah saatlerini tercih ediyorlar. Gel de doğumların azalmasına şaşır.

99- Kadınlar daha çok gülümsüyor ve konuşurken karşılarındakinin gözünün içine bakıyorlar. Erkekler ise genellikle bakışlarını kaçırıyorlar.

100- Hangi trafik sigorta şirketine sorarsanız sorun, yanıt aynı olacaktır. Kadınlar direksiyon başında erkeklere göre çok daha tehlikesiz. Soförlerin %30’unu oluşturuyorlar ama kazaların yalnızca %14’üne neden oluyorlar.

101-Yorum sizde……

(Kaynak: http://www.ihtiyar.8k.com/fark.htm)

 

Kadınlarla Erkekler Eşit Çıktı

Erkeklerin matematikte kadınlardan daha becerikli olduğu şeklindeki hurafe araştırmayla yalanlandı.

Araştırmacılar, 1990 ile 2007 yılları arasında yapılan, 1,3 milyon kişinin ilköğretimden lise ve hatta üniversitedeki matematikteki başarılarının yer aldığı 242 araştırmayı gözden geçirip, bazı uzun dönemli bilimsel çalışmaları inceleyerek, kadınların matematik konusunda erkekler kadar başarılı olduğu sonucuna vardı.        

Araştırmanın sonuçları “Psychological Bulletin” dergisinde yayımlandı.
    
Toplum bilimciler her iki cinsiyetin de matematik alanında eşit kabiliyete sahip olduğu konusunda hemfikir olmasına rağmen, pek çok ebeveyn ve öğretmen, matematikte erkeklerin kızlardan daha iyi olduğunu düşünüyor.        

Araştırmayı kaleme alan Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Psikoloji ve Kadın Araştırmaları Profesörü Janet Hyde, bu tür düşüncelerin kadınların kariyer seçiminde olumsuz anlamda büyük etkisi olduğunu belirtti

(Kaynak: http://askmen.mynet.com/yasam/haberler/9164-kadinlarla-erkekler-esit-cikti.html)

 

II – Bir Kadın Olmanın Avantaj ve Dezavantajları Nelerdir?

Bir kadın olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Dezavantajları:

  • Erkekler yüzünüze bakmaktan çok vücudunuza bakarak konuşur.
  • Doğum sancısı.
  • Regl olmak.
  • Sürekli kendinize ve kilonuza dikkat etmek zorundasınızdır.
  • Fedakarlık yapan taraf hep siz olmak zorundasınızdır.
  • Toplumda ayrımcılığa maruz kalmak
  • Kişisel bakımın erkeklere oranla çok daha fazla yapılmak zorunda olması
  • Gece dışarı çıkmak erkeklere göre daha tehlikelidir.
  • Yemek yapmak ve ev işlerini bilmek gibi bir de zorunluluk var nedense..
Avantajları:
  • Bir canlıyı dünyaya getirme mucizesini yaşarsınız.
  • Kusurlarınızı saklamanın bir çok yolu vardır.Makyaj,topuklu ayakkabılar,giyim hileleri.
  • Erkeklere istediğiniz şeyleri yaptırmanın yolları vardır.
  • Sünnet olmamak.
  • Hesap ödemezsiniz.
  • Askere gitmemek
  • Çocuk doğurma yeteneğine sahip olmak (kadınların sırtları erkeklere göre daha güçlü ve esnektir, hamilelikte çocuk taşımayı kolaylaştırır.)
  • Daha güçlü bir hafızaya sahip olmak.
  • Kök hücreler erkeklere göre daha hızlı gelişir.
  • Kalp daha güçlüdür.

(Kaynak: http://www.inploid.com/t/bir-kadin-olmanin-avantajlari-ve-dezavantajlari-nelerdir/)

kadın olmakla kazanılan avantajlar ve dezavantajlardır.

avantajları;

-her yerde, işinizi çabucak halledersiniz.

-ayakta kolay kolay kalmazsınız.

-parasız da olsanız, zengin sevgili ile rahat yaşayabilirsiniz.

-işinizin illa ki olmasına gerek yoktur.

-ev hanımı da olabilirsiniz.

dezavantajları;

-her an, her yerde laf yiyebilirsiniz.

-belli bir saatten sonra, sokakta yalnız dolaşmanız iyi olmaz.

-evliyseniz, eşinizden dayak yiyebilirsiniz.

-yan yürüseniz, kolayca orospu diye adlandırılabilirsiniz.

-sözlükte iseniz, kıllarınıza kadar eleştirilebilirsiniz.

-her dakika konuşulmanıza rağmen, her konuda ikinci planda kalmanız beklenebilir.

-patron dahi olsanız, cinsiyetinizden dolayı, erkekler kompleks duyup, sizi ekarte etmeye çalıabilirler.

-duygusal olduğunuz için, her an merhametinizden maraz doğabilir.

(bkz: yaşasın erkeklik!)

(bkz: keşke erkek doğsaydık!)

(eksipozitif, 27.12.2011 14:52)

 

bir caps görmüştüm aradım bulamadım şöyle diyordu orda;

women can have sex, when they want

man can have sex, when they can.

women can married when they can,

man can married when they want.

edit: hatalı yazmış olabilirim ama yaklaşık olarak bunun gibi birşeydi.

(drambuiee, 27.12.2011 15:05 ~ 15:07)

 

farz ibadetlerini yerine getirdikten sonra esinin helal dairede olan isteklerini yerine getirigi taktirde cennetinin garantilenmesi bir avantajdir.

“kadın beş vakit namazını kıldığı, ramazan orucunu tuttuğu, namusunu koruyarak kocasına itaat ettiği zaman ahirette kendisine: ‘artık dilediğin kapıdan cennete gir’ denilir” ahmed bin hanbel

“kocasi kendisinden memnun oldugu halde olen kadin, cennete girecektir” tirmizi

diline hakim olamamasi yukaridaki hadislerin uygulanmasini zorlastiran dezavantajdir.

(raanaa, 27.12.2011 15:30)

 

“damsız girilmez” bizim için bir şey ifade etmiyor. blue-jean’lerimizin muhtelif kısımları diğer taraflarına göre dengesiz biçimde beyazlamaz ya da sararmaz. harika alyansımız asla kılların arasında kaybolmaz. “boşanmak istersek” tek celsede boşanırız, “boşanmak istemezsek” zengin bir dul oluruz. gibi şeyler…

(iremga, 27.12.2011 15:53)

 

avantajları

sünnet olmazlar.

saçlarını her renge rahatlıkla boyatabilirler.

sigaradan sararan bıyıklar bayanlarda yok.

güç gerektirecek işlerden hep muaftırlar.

damsız girilmez denilen yerler bayanlar için birşey ifadeetmez.

yeter demi daha yazmayayım.

(benibenimlebirak, 27.12.2011 15:55)

 

avantajları;

- anne olmak.

- dişiliğe sahip olmak.

- işlerinizin kolay yürümesi.

- her an ereksiyon olmak gibi bir tehlikenin olmaması. *

- kibar davranılan olmak.

- daha duygusal olmak,duygulu olmak, insan olmak.

avrupada dezavantajları;

- kadınların birbirini çekememesi.

- erkekler kadar eğlenememek: futbol maçına gitmek olsun futbol basketbol oynamak olsun bilgisayar oyunları olsun niye kimse oynamıyor ya?

türkiyede dezavantajları;

- her an kadından her yonuda aşağı olan pipili yaratıkların laf atması.

- her an herşeyle eleştirilmek.

- erkeksiz dışarı çıkamamak.

- türbanından, başı açıklığından dolayı eleştirilmek.

- eleştirilmek de eleştirilmek. öyle yaparsan öyle olursun böyle yaparsan böyle olursun..

- herşeyini saklamak zorunda olmak.

- toplum baskısı.

- kendini ifade edememek.

(bewegung, 27.12.2011 16:03)

 

avantajları

- saçın dökülmemesi, kıllanmama

- bazen erkekten daha diri olma

dezavantajları

- tek eşe bağlı kalmak

- anneliğinin küçük görülüp bir hiç yerine konmak

- baştan aşağı örtülmek

- savaşlarda vs tecavüze maruz kalmak.

(selia, 11.04.2013 10:44)

(Kaynak: http://www.uludagsozluk.com/k/kad%C4%B1n-olman%C4%B1n-avantajlar%C4%B1-vs-dezavantajlar%C4%B1/)

 

Kadınların Erkeklerden Üstün Olduğu 10 Alan

kadınlar erkeklerden üstündür kadınların erkeklerden üstünlüğü kadının erkekten üstünlüğü erkeklerin kadınlardan

Bana göre kadınlar her alanda erkeklerden üstün ama 10 alandaki üstünlüğü araştırmalarla kanıtlanmış

1-YATIRIM

Mal sahibi olmakta üzerlerine yok…

Bin protfolyada yapılan bir araştırmaya göre kadınların yatırımları erkeklerin yatırımlarına göre yüzde 18 oranında daha iyi. Bu kadınların yatırım yaparken daha uzun süre düşünmesinden kaynaklanıyor.

2- TRAFiK

Ölüm riskleri az

Erkekler kadınlara göre yüzde 77 daha fazla ölme riski taşıyor.

3- RAHATLIK

Problemlerini kolayca söylüyor ve çözüyorlar…

2000 kişi üzerinde yapılan araştırma kadınların problemlerini erkeklere göre daha çok dışa vurduğunu ve arkadaşlarıyla paylaştığını ortaya koydu. Araştırmaya katılan kadınların yüzde 53’ü arkadaşlarıyla canlarını sıkan problemleri konuşurken sadece yüzde 29 oranındaki erkekler sorunlarından bahsetti.

4- iŞ HAYATI

Doğru sektör seçip işsiz kalmıyorlar ABD İstatistik Kurumu’nun yaptığı araştırmaya göre 2007 Aralık ayından beri işini kaybedenlerin yüzde 80’i erkek. Bunun nedeni ise erkeklerin daha çok çalıştığı sektörleri krizin vurması.

5- YÖNETiCiLiK

Bu konu biraz tartışılır

Bu konu biraz tartışılır ancak birçok uzman daha iyi dinledikleri düşündükleri problem çözdükleri için kadınların daha iyi yönetici olduğunun altını çiziyor.

6- GÜZELLiK

Geçmiş nesillere göre daha çekiciler

Araştırmalar gösteriyor ki kadınlar gitgide daha da güzelleşirken erkekler aynı kalıyor. 2000 insanı 40 yıl boyunca izleyen araştırmacılar çekici kadınların ortalama standartların üstünde güzel çocuk doğurduğunu ortaya koydu. Ayrıca güzel kadınların ilk doğan çocukları da kız oluyor. Bu genç kızlar da geçmiş nesillere göre daha güzel.

7- EĞiTiM

Kısa sürede üniversiteden mezun olmayı başarıyorlar

Yapılan bir araştırmaya göre kadınlar erkeklere göre üniversiteden daha kısa sürede mezun oluyor. Ancak burada erkeklerin hem okuyup hem çalışması ya da daha rahat olması gibi faktörler ön plana çıkıyor.

8-BESLENME

Sağlıklı besinleri tercih edip etten uzak duruyorlar

Minnesote Üniversitesi tarafından 14 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre kadınlar erkeklere göre daha sağlıklı yiyecekleri seçiyor. Erkekler donmuş pizza ya da kırmızı et yerken kadınlar meyve ve sebzeyi tabaklarına koyuyor.

9- SAĞLIK

Bağışıklık sistemleri erkeklere göre çok güçlü

Bağışıklık sistemi erkeklere göre daha güçlü ve daha az hasta oluyorlar. Östrojen kadınların gizli silahı . Bu hormon enfeksiyonlarla savaşta kadınlara ekstra güç veriyor.

10- YAŞAM

100 yaşın üzerindekilerin çoğu kadın

Dünya üzerinde 100 yaşının üstünde olan insanların yüzde 85’i kadın. Genelden kadınlar erkeklere göre 5-10 yıl daha uzun yaşıyor.

(Kaynak: http://www.meleklermekani.com/kadinca/172827-kadinlarin-erkeklerden-ustun-oldugu-10-alan.html)

 

III – Bilimsel Bir Gözle Bakıldığında Kadınlar Aklen ve Bedenen Daha Zayıf Varlıklarıdır

Kadınların Siyasetteki Yeri 

Türkiye’de 78 Kadın 472 Erkek Vekil Meclis’te

Resmi olmayan seçim sonuçlarına göre, Meclis’teki kadın milletvekili sayısı 48′den 78′e yükseldi. Meclis’e en çok kadın milletvekilini sayısı olarak 45 kişiyle AKP, oransal olarak da 36 seçilen isimden 11′i kadın olan bağımsızlar soktu.

TBMM’de kadınların temsil oranı bu seçimlerde 2007′ye göre yüzde 56 oranında arttı. Seçim öncesinde partilerin gösterdikleri toplam 262 kadın adaydan 78′i parlamentoda temsil hakkı kazandı.

Böylece 550 milletvekilinin görev yapacağı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kadınların temsil oranı yüzde 8.72′den yüzde 14.2′ye yükseldi. 472 erkek vekilin temsil oranı ise yüzde 85,8 oldu.

22 Temmuz 2007′de 50 kadın milletvekili Meclis’e girmişti. Aysel Tuğluk’un Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla milletvekilliği düşmüş, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Özlem Çerçioğlu ise belediye başkanı seçildiği için kadın vekil sayısı daha sonra 48′e inmişti.

Seçim öncesinde son kez toplanan 23. dönem Meclisi’nde Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) 30, CHP’de 8, Milliyetçi Hareket Partisi’nde (MHP) 2, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) 7, Demokratik Sol Parti’de (DSP) de 1 kadın milletvekili yer alıyordu.

Milletvekili aday listesinde AKP 78, CHP 109, MHP 68, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku da 13 kadın adaya yer vermişti.

Resmi olmayan sonuçlara göre, AKP’den 45, CHP’den 19, MHP’den 3, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ndan da 11 kadın milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. 43 ilden hiç kadın milletvekili çıkmadı.

(Kaynak: http://bianet.org/bianet/siyaset/130697-78-kadin-472-erkek-vekil-meclis-te)

 

Avrupada Kadın Millet Vekili Ortalaması Yüzde 21,7.

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin konuyla ilgili raporunda, kadın milletvekili sayısında 42 Avrupa ülke arasında sondan dördüncü sırada geliyor. Verilere göre Türkiye’de kadın milletvekili oranı yüzde 9,1. Bu alanda Türkiye’nin gerisinde bulunan ülkeler Malta, Ukrayna, Ermenistan ve Gürcistan. En fazla kadın milletvekiline sahip ülkeler ise sırasıyla İsveç, Finlandiya ve Hollanda. Bu üç ülkede kadın milletvekili oranı, Avrupa Konseyi’nin yüzde 40 hedefinin üstünde. Belçika, Danimarka ve Norveç’in kadın milletvekili oranları da yüzde 35′i aşmış durumda. Bu alanda Avrupa ortalaması yüzde 21,7.

Türkiye’de kadın bakan az

Türkiye, kadın bakan konusunda ise Avrupa’nın en yoksul ülkeleri arasında. Tek bir kadın bakana sahip olan Türkiye’nin, bugün bu alanda gerisinde sadece Azerbaycan, Bosna-Hersek, Monako, Karadağ ve Romanya bulunuyor. En fazla kadın bakana sahip ülkeler Finlandiya (20 bakandan 12′si), İspanya (17 bakandan 9′u), Avusturya (13 bakandan 6′sı) ve İsveç (22 bakandan 10′u).

Belediye başkanlarının çoğu erkek

Türkiye, kadın belediye başkanı sıralamasında da, 42 Avrupa ülkesi arasında sondan dördüncü. Türkiye’deki 3 bin 225 belediye başkanının sadece 18′i kadın. Bir diğer deyişle, kadın belediye başkanı oranı yüzde 0,6. Bu alanda Türkiye’den daha kötü skora sahip ülkeler, hiçbir kadın belediye başkanı olmayan Ermenistan, Lichtenstein ve Monako. En fazla belediye başkanına sahip ülkeler ise Rusya (yüzde 29,5), İzlanda (yüzde 26,9) ve İsveç (yüzde 26,9. Türkiye, kadın belediye meclisi üyesi sayısında da Avrupa sıralamasında sondan üçüncü konumda.

Kadın büyükelçilerin sayısı yetersiz

Türk kadınının temsiliyet karnesi diplomatik alanda da pek parlak değil. Türkiye’nin 166 büyükelçisinden sadece 15′i kadın. Bu da kadınların bu alandaki temsil oranının yüzde 9 olduğu anlamına geliyor. Avrupa genelinde kadınların bu alanda ortalama temsiliyet oranı yüzde 14,8. Türkiye bu alanda Avrupa sıralamasında sondan 11′inci. İtalya, Almanya, Bulgaristan ve Portekiz gibi AB ülkelerinin kadın büyükelçi sayısı Türkiye’ninkinden daha az. Yunanistan bu alanda Avrupa sonuncusu. Türkiye’nin 58 başkonsolosunun da sadece 2′si kadın.

Türk kadınları hukuk dünyasında başarılı

Türk kadınının hukuk dünyasındaki temsiliyeti ise daha parlak. Avrupa’da kadınların üst düzey mahkemelerdeki temsiliyet oranı ortalama yüzde 27,6 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 36,1. Avrupa Konseyi verilerine göre, Türkiye’deki üst düzey 1126 yargıçtan 407′sini kadınlar oluşturuyor. Bu alanda Avrupa birincisi Macaristan, sonuncusu ise Ermenistan.

Türkiye’nin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki (AKPM) kadın vekil oranı ise yüzde 20,8. Türkiye’nin bu platformdaki asil ve yedek 24 üyesinin sadece 5′i kadın. Bu alanda Avrupa ortalaması yüzde 29,3. En yüksek temsiliyet oranına sahip ülke yüzde 58,3 ile İsveç. En düşük temsiliyeti ise yüzde 7,1 ile Macaristan ve Belçika paylaşıyorlar.

Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi, 2003 yılında aldığı bir tavsiye kararında, kadınların da erkeklerin de karar organlarında temsiliyet oranlarının yüzde 40 olması hedefini koymuştu.

(Kaynak: http://www.dw.de/kad%C4%B1nlar%C4%B1n-temsilinde-t%C3%BCrkiyenin-karnesi-zay%C4%B1f/a-4075230)

 

Erkeklerin Bilim Dalında Kadınlardan Daha Başarılı Olmaları 

Çevrenizize Dikkatlice Bir Bakın, Çünkü Gördüğünüz tüm o İcatlar erkekler tarafından keşfedildi;

“Bilim dünyasının en çok tanınan kadını olarak bilinen Madam Curie’den başka, bilimde çığır açacak çalışmalara imza atmış yüzlerce kadın var.

Madam Curie

Bayan Franklin, DNA’yı bulan bilim adamı grubu içinde yer aldı, Barbara Mcclintock da keşfettiği “mısır bitkisinde zıplayan genleriyle” Nobel aldı. Doğaya sahip çıkan bir önder olarak kabul edilen Carson da başarılı kadınlar arasında…

“Bilim dünyasında erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü kanısı yaygın olmasına rağmen, bilimde çığır açacak buluşlara imza atmış birçok kadın bulunuyor. Bilim dünyasında en çok tanınan kadın olarak bilinen Madam Curie’den başka, insanlık için yararlı çalışmalar yapan yüzlerce kadın var.

20. Yüzyıl’ın en büyük keşiflerinden biri DNA’nın yapısını bulduklarını ilan eden İngiliz bilim adamı grubunun içinde bir de kadın yer alıyordu. DNA’nın yapısının bulunmasında katkıları olan bayan Rosalind Franklin, bilim dünyasında büyük çığır açılması yolunda emekleri geçen kadın bilimcilerden sadece biri.

İnsanoğlunun en büyük hayallerinden biri olan Mars’a gidilmesi için çalışmalar yapılan NASA’nın, Mars proje direktörlüğünü de yürüten Donna Shirley, insanoğlunun hayallerini gerçekleştirmek için çaba harcayan kadınlar için en iyi örneklerden.

Bilim dünyasındaki başarılı kadınlardan bir başkası ise Barbara McClintock. Keşfettiği “mısır bitkisinde zıplayan genleriyle”, McClintock Nobel ödülü aldı.

BİLİM TARİHİNDE KADINLAR

İlk bilgisayar programcısı olarak kabul edilen Lady Augusta Byron… ABD Deniz Kuvvetleri, hazırladıkları bilgisayar programındaki dillerinden birine, onun anısına “Ada” adını verdi. 1099-1179 yılları arasında yaşayan ve manastırda başrahibe olan Hildegard, Newton’dan birkaç yüzyıl önce ortaya koyduğu evrensel çekim üzerine düşüncüleriyle dikkat çeken kadınlardan biri.

Bilim tarihinde dikkat çeken başka bir kadın ise 1878-1968 yılları arasında yaşayan Lise Meitner. Meitner, Nükleer Füzyon Kuramı’nın gelişmesinde büyük rolü olan fizikçi olarak bilim tarihinde dikkat çeken kadınlar arasında yer alıyor.

Günümüzde önemi her geçen gün daha iyi anlaşılan çervenin korunması için çaba harcayanların başında da bir kadın geliyor. 1970’lerdeki çevrecilik hareketi öncesinde doğaya sahip çıkan Rachel Carson, önder bir çevreci olarak anılıyor.

Bilim kadını olan Carson, DDT gibi kimyasalların çevreye verdiği zararı kıyasıya eleştirdi ve yazdığı “Sessiz İlkbahar” kitabıyla bunu dile getirdi. Kimya sanayi devleri, Carson’a cephe aldı. Yiğit bir kadın olan Carson’u yıldırmayı hedefleyen çirkin kampanya, çevre bilincini geliştirdi. Bestseller olan kitap, bugün de çevreciliğin temel eserlerinden sayılıyor.”

(Kaynak: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/139366.asp?cp1=1)

 

Bilim Adamlarının Hep Erkek Olması:

işte büyük bir haksızlık efendim. çok büyük. bu ülkede erkek faşizmi var valla bak. hatta tüm dünyada var amınüm. türkiye’de kadın cumhurbaşkanı yokmuş. türkiye’de kadın general yokmuş. fakat dünyanın her yerinde var di mi ?

türkiye’de kadın bilim adamı da yok. dünyada da yok. he şimdi bana, ” vardır lan bilgisiz. ” demeyin. tarihe damgasını vurmuş veya hali hazırda şu zamanlarda bile iyi projeleri ve iyi fikirleri bulunan bilim adamlarının da hepsi erkektir.

bu bir cinsiyet faşizmi değil sevgili feminist arkadaşlar. iq oranı ile alakalı bir şeydir. ne yazık ki, dünya sizin sandığınız gibi vajina ile yönetilmiyor. ona tamah etmeyenler de var.

2 tane siyaset ile uğraşan kadın söyleyeyim hemen. merkel ile çiller. isim uyumlarından ziyade zeka uyumlarıyla da örtüşür. kadın bilim adamı veya asker aklıma gelmediği için yazamıyorum. jean d’arc’ı bu konuda ayırıyorum.”

(epilasyonlu sinek bacagi, 21.07.2010 01:13)

marie curie’nin içine sıçamadığı genellemedir. sanırsın 500 kişi curie. tek bir taneden başka örneği olmayanların, aklı sıra bir örnek vererek ayar verme çabasıdır.

ayrıca benim kast ettiğim şey, iğrenç kelime esprisi değildi. kadın olduğu halde bilim adamı olarak addedilen insanlar da mevcut. ben elle tutulur bir iş yapabilmişlerinden bahsediyorum, madem curie’de bilim dünyasına çok büyük şeyler katmış ve her gün işimize yarayan polonyum elementini bulmuştur.

sözlük bu kadar gerizekalı kaynarken laf anlatmaya çalışmaya kasmamak gerek, bunu da öğrenmiş olduk tekrar.

(epilasyonlu sinek bacagi, 21.07.2010 01:32)

20. yuzyilin basindaki bilim adamlarindan bahsediyorsak kadinlarin olmamasi cok normal cunku toplumsal normlar ona goreydi( 50 yil onceki turkiyeyi dusunun). en iyi universitelere bile alinan doktora ogrencisi bir elin parmaklari sayisini gecmiyordu ki bu kontenjani kadinlara ayirsinlar.

eger gunumuze donersek, basligi acana cidden bilim yapan universitelerin sitelerine soyle bi bakmasini oneririm ki “leading science” yapan bir suru kadin gorecektir. (bkz: ada yonath)

ayrica basligi acanin bilim denen seyden anlamadigina kanaat getirebiliriz (en azindan doktorasi olmadigini soyleyebilirim) zira bilim sadece zekayla yapilmaz. motivasyon ve o zekayi “efficient” kullanabilme kabiliyeti gerektirir. ayrica bir bulus zirt diye ortaya cikmaz, bir birikim gerektirir ve bu birikimi kadin erkek herkes saglar, ama son noktayi koyanin ismi duyulur maalesef.

bir de curie sadece polonyum elementini bulmamistir, radyasyonun fiziksel kuramlarini ortaya cikarmistir. 20. yuzyilin basinda, butun “zeki” “erkek” bilim adamlari fizigin temelleri ortaya atarken, 2 nobel alan kadina (chemistry, physics) “polonyumu bulmus, hergun kullaniyoruz zaten” demek cidden gulunc.

(buzz light year, 21.07.2010 01:58)

bilim insanı olarak düzeltme yaparak yola çıkalım.

sözü edilen tarihe damgasını vurmalar ortaçağdan başlayarak 1900lü yılları da içine katan tarih kesiti ele alınacka olursa kadınlar geri bırakılmıştır.

2000 li yıllara geldiğimizde ise buluşlar tek kişilik veya bir kaç kişilik çekirdek kadrolar yerine makro boyutlarda ekipler tarafından yürütülür. (en büyük örneği devasa büyük hadron çarpıştırıcısı) (bkz: büyük hadron çarpıştırıcısı). bu ekiplerde de hem kadınlar hem erkekler görev alır. (istatistik yapmadım kaçı kadın kaçı erkek)

günümüzde üniversitelerde erkek öğretim üyeleri kadar bayan öğretim üyeleri de görev almaktadır. ve oldukça güzel araştırmaları da vardır. (bilim dediğin nedir ki? bilim insanı dediğin kimdir ki)

edit: çekirdak ne yahu. çekirdek yazacaktım elim sürtmüş. (bkz: )

(teyology, 21.07.2010 02:10 ~ 02:19)

saçma sapan “kadınlar eziliyor, çiziliyor” konularına alet edilecek tespit…

yahu arkadaş, kadın kadındır, erkek de erkektir. bunun lamı cimi yok.

kadından bilim adamı olur tabii ki…

ama çok azından.

büyük çoğunluğu bu işe yatkın değildir.

yaratılış olarak böyle.

yapacak bir şey yok.

bu bir eksiklik de değil.

bilim yapmak bir üstünlük olmadığı gibi…

insan olun insan…

(tahin ile pekmez, 01.06.2012 22:37)

bilinen bilim insanlarının hep erkek olması demek daha doğru olacaktır. kadına bilimle uğraşma imkanı verildi de o mu uğraşmadı? seçme ve seçilme hakkı bile yakın tarihte verilmiş kadınlara bilimde, siyasette, hukuk alanında niye yoktular gibi bir yaklaşım abesle iştigal etmektir. interneti sözlüklerde cinsiyetçilik yapmak dışında biraz da araştırma için kullansak bilim kadınlarına ve neden isimlerinin erkekler kadar bilinmediği bilgisine kolayca ulaşabiliriz. yine de bir kaç sebep sıralayalım kadının toplumsal cinsiyet rolü gereği ev ve aile sorumluluğu, belli bir tarihe kadar üniversitelerin bilim kadınlarına sertifika ya da onay belgesi dahi vermiyor oluşu, bir çok buluşun mucidi kadınların buluşlarını erkek ismiyle lanse etmek zorunda kalışı (başka türlü finanse edecek kurum bulunamıyordu.)nedenleri çoğaltmak mümkün.

(dusunuyorum oyleyse boku yedim, 22.09.2012 23:10)

 

Nobel Ödülü Kazanlarının Çoğunlukla Erkek Olması;

Ödül kazananlar [değiştir]

Yıl Fizik Kimya Fizyoloji veya Tıp Edebiyat Barış Ekonomi
1901 Wilhelm Conrad Röntgen Jacobus H. van ‘t Hoff Emil Adolf von Behring Sully Prudhomme Henry Dunant;
Frédéric Passy
1902 Hendrik A. Lorentz;
Pieter Zeeman
Hermann Emil Fischer Ronald Ross Theodor Mommsen Élie Ducommun;
Albert Gobat
1903 Henri Becquerel;
Pierre Curie;
Marie Curie
Svante Arrhenius Niels Ryberg Finsen Bjørnstjerne Bjørnson Randal Cremer
1904 Lord Rayleigh William Ramsay Ivan Petrovich Pavlov Frédéric Mistral;
José Echegaray
Institut de Droit International
1905 Philipp Lenard Adolf von Baeyer Robert Koch Henryk Sienkiewicz Bertha von Suttner
1906 J. J. Thomson Henri Moissan Camillo Golgi;
Santiago Ramón y Cajal
Giosuè Carducci Theodore Roosevelt
1907 Albert A. Michelson Eduard Buchner Charles Louis Alphonse Laveran Rudyard Kipling Ernesto Teodoro Moneta;
Louis Renault
1908 Gabriel Lippmann Ernest Rutherford Ilya Ilyich Mechnikov;
Paul Ehrlich
Rudolf Christoph Eucken Klas Pontus Arnoldson;
Fredrik Bajer
1909 Ferdinand Braun;
Guglielmo Marconi
Wilhelm Ostwald Emil Theodor Kocher Selma Lagerlöf Auguste Marie François Beernaert;
Paul-Henri-Benjamin d’Estournelles de Constant
1910 Johannes Diderik van der Waals Otto Wallach Albrecht Kossel Paul Heyse Uluslararası Barış Bürosu
1911 Wilhelm Wien Marie Curie Allvar Gullstrand Maurice Maeterlinck Tobias Michael Carel Asser;
Alfred Hermann Fried
1912 Gustaf Dalén Victor Grignard;
Paul Sabatier
Alexis Carrel Gerhart Hauptmann Elihu Root
1913 Heike Kamerlingh Onnes Alfred Werner Charles Richet Rabindranath Tagore Henri La Fontaine
1914 Max von Laue Theodore William Richards Robert Bárány Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1915 William Henry Bragg;
William Lawrence Bragg
Richard Martin Willstätter Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Romain Rolland Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1916 Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Verner von Heidenstam Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1917 Charles Glover Barkla Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Karl Adolph Gjellerup;
Henrik Pontoppidan
Uluslararası Kızılhaç Komitesi
1918 Max Planck Fritz Haber Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1919 Johannes Stark Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Jules Bordet Carl Spitteler Woodrow Wilson
1920 Charles Édouard Guillaume Walther Hermann Nernst August Krogh Knut Hamsun Léon Bourgeois
1921 Albert Einstein Frederick Soddy Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Anatole France Hjalmar Branting;
Christian Lous Lange
1922 Niels Bohr Francis William Aston Archibald Hill;
Otto Fritz Meyerhof
Jacinto Benavente Fridtjof Nansen
1923 Robert A. Millikan Fritz Pregl Frederick Banting;
John James Richard Macleod
William Butler Yeats Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1924 Manne Siegbahn Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Willem Einthoven Władysław Reymont Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1925 James Franck;
Gustav Hertz
Richard Adolf Zsigmondy Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir George Bernard Shaw Austen Chamberlain;
Charles G. Dawes
1926 Jean Baptiste Perrin Theodor Svedberg Johannes Andreas Grib Fibiger Grazia Deledda Aristide Briand;
Gustav Stresemann
1927 Arthur H. Compton;
Charles Thomson Rees Wilson
Heinrich Otto Wieland Julius Wagner-Jauregg Henri Bergson Ferdinand Buisson;
Ludwig Quidde
1928 Owen Willans Richardson Adolf Otto Reinhold Windaus Charles Nicolle Sigrid Undset Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1929 Louis de Broglie Arthur Harden;
Hans von Euler-Chelpin
Christiaan Eijkman;
Frederick Gowland Hopkins
Thomas Mann Frank B. Kellogg
1930 Chandrasekhara Venkata Raman Hans Fischer Karl Landsteiner Sinclair Lewis Nathan Söderblom
1931 Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Carl Bosch;
Friedrich Bergius
Otto Heinrich Warburg Erik Axel Karlfeldt Jane Addams;
Nicholas Murray Butler
1932 Werner Heisenberg Irving Langmuir Charles Scott Sherrington;
Edgar Douglas Adrian
John Galsworthy Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1933 Erwin Schrödinger;
Paul A.M. Dirac
Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Thomas Hunt Morgan Ivan Bunin Norman Angell
1934 Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Harold Clayton Urey George Whipple;
George Minot;
William P. Murphy
Luigi Pirandello Arthur Henderson
1935 James Chadwick Frédéric Joliot-Curie;
Irène Joliot-Curie
Hans Spemann Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Carl von Ossietzky
1936 Victor F. Hess;
Carl D. Anderson
Peter Debye Henry Hallett Dale;
Otto Loewi
Eugene O’Neill Carlos Saavedra Lamas
1937 Clinton Davisson;
George Paget Thomson
Walter Haworth;
Paul Karrer
Albert Szent-Györgyi Roger Martin du Gard Robert Cecil
1938 Enrico Fermi Richard Kuhn[A] Corneille Heymans Pearl S. Buck Nansen Uluslararası Mülteciler Ofisi
1939 Ernest Lawrence Adolf Butenandt;[A]
Lavoslav Ružička
Gerhard Domagk[A] Frans Eemil Sillanpää Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1940 Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1941 Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1942 Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1943 Otto Stern George de Hevesy Henrik Dam;
Edward Adelbert Doisy
Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1944 Isidor Isaac Rabi Otto Hahn Joseph Erlanger;
Herbert Spencer Gasser
Johannes Vilhelm Jensen Uluslararası Kızılhaç Komitesi
1945 Wolfgang Pauli Artturi Ilmari Virtanen Alexander Fleming;
Ernst Boris Chain;
Howard Walter Florey
Gabriela Mistral Cordell Hull
1946 Percy W. Bridgman James B. Sumner;
John Howard Northrop;
Wendell Meredith Stanley
Hermann Joseph Muller Hermann Hesse Emily Greene Balch;
John Mott
1947 Edward V. Appleton Robert Robinson Carl Ferdinand Cori;
Gerty Theresa Cori;
Bernardo Houssay
André Gide Kuakerlar mezhebi-İngiltere;
Kuakerlar mezhebi-ABD
1948 Patrick M.S. Blackett Arne Tiselius Paul Hermann Müller T. S. Eliot Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir[B]
1949 Hideki Yukawa William Giauque Walter Rudolf Hess;
António Egas Moniz
William Faulkner John Boyd Orr
1950 Cecil Powell Otto Diels;
Kurt Alder
Philip Showalter Hench;
Edward Calvin Kendall;
Tadeus Reichstein
Bertrand Russell Ralph Bunche
1951 John Cockcroft;
Ernest T.S. Walton
Edwin McMillan;
Glenn T. Seaborg
Max Theiler Pär Lagerkvist Léon Jouhaux
1952 Felix Bloch;
Edward M. Purcell
Archer John Porter Martin;
Richard Laurence Millington Synge
Selman Waksman François Mauriac Albert Schweitzer
1953 Frits Zernike Hermann Staudinger Hans Adolf Krebs;
Fritz Albert Lipmann
Winston Churchill George Marshall
1954 Max Born;
Walther Bothe
Linus Pauling John Franklin Enders;
Frederick Chapman Robbins;
Thomas Huckle Weller
Ernest Hemingway Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
1955 Willis E. Lamb;
Polykarp Kusch
Vincent du Vigneaud Hugo Theorell Halldór Laxness Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1956 John Bardeen;
Walter H. Brattain;
William B. Shockley
Cyril Norman Hinshelwood;
Nikolay Nikolaevich Semenov
André Frédéric Cournand;
Werner Forssmann;
Dickinson W. Richards
Juan Ramón Jiménez Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1957 Chen Ning Yang;
Tsung-Dao Lee
Lord (Alexander R.) Todd Daniel Bovet Albert Camus Lester B. Pearson
1958 Pavel Cherenkov;
İlya Frank;
İgor Tamm
Frederick Sanger George Wells Beadle;
Edward Lawrie Tatum;
Joshua Lederberg
Boris Pasternak[C] Georges Pire
1959 Emilio Segrè;
Owen Chamberlain
Jaroslav Heyrovský Arthur Kornberg;
Severo Ochoa
Salvatore Quasimodo Philip J. Noel-Baker
1960 Donald A. Glaser Willard Libby Frank Macfarlane Burnet;
Peter Medawar
Saint-John Perse Albert Lutuli
1961 Robert Hofstadter;
Rudolf Mössbauer
Melvin Calvin Georg von Békésy Ivo Andrić Dag Hammarskjöld
1962 Lev Landau Max Perutz;
John Kendrew
Francis Crick;
James D. Watson;
Maurice Wilkins
John Steinbeck Linus Pauling
1963 Eugene Wigner;
Maria Goeppert-Mayer;
J. Hans D. Jensen
Karl Ziegler;
Giulio Natta
John Carew Eccles;
Alan Lloyd Hodgkin;
Andrew Huxley
Giorgos Seferis Uluslararası Kızılhaç Komitesi;
Kızılhaç Ülkeleri Ligi
1964 Charles H. Townes;
Nicolay G. Basov;
Aleksandr M. Prokhorov
Dorothy Crowfoot Hodgkin Konrad Emil Bloch;
Feodor Felix Konrad Lynen
Jean-Paul Sartre[D] Martin Luther King, Jr.
1965 Sin-Itiro Tomonaga;
Julian Schwinger;
Richard P. Feynman
Robert Burns Woodward François Jacob;
André Michel Lwoff;
Jacques Monod
Michail Aleksandrovich Sholokhov Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)
1966 Alfred Kastler Robert S. Mulliken Francis Peyton Rous;
Charles Brenton Huggins
Shmuel Yosef Agnon;
Nelly Sachs
Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1967 Hans Bethe Manfred Eigen;
Ronald George Wreyford Norrish;
George Porter
Ragnar Granit;
Haldan Keffer Hartline;
George Wald
Miguel Ángel Asturias Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir
1968 Luis Alvarez Lars Onsager Robert W. Holley;
Har Gobind Khorana;
Marshall Warren Nirenberg
Yasunari Kawabata René Cassin
1969 Murray Gell-Mann Derek Barton;
Odd Hassel
Max Delbrück;
Alfred Hershey;
Salvador Luria
Samuel Beckett Uluslararası Çalışma Örgütü Ragnar Anton Kittil Frisch;
Jan Tinbergen
1970 Hannes Alfvén;
Louis Néel
Luis F. Leloir Julius Axelrod;
Ulf von Euler;
Bernard Katz
Aleksandr Solzhenitsyn Norman Borlaug Paul Samuelson
1971 Dennis Gabor Gerhard Herzberg Earl Wilbur Sutherland, Jr. Pablo Neruda Willy Brandt Simon Kuznets
1972 John Bardeen;
Leon Neil Cooper;
Robert Schrieffer
Christian B. Anfinsen;
Stanford Moore;
William Howard Stein
Gerald Edelman;
Rodney Robert Porter
Heinrich Böll Ödül bu yıl kimseye verilmemiştir John Hicks;
Kenneth Arrow
1973 Leo Esaki;
Ivar Giaever;
Brian David Josephson
Ernst Otto Fischer;
Geoffrey Wilkinson
Karl von Frisch;
Konrad Lorenz;
Nikolaas Tinbergen
Patrick White Henry Kissinger;
Lê Ðức Thọ[E]
Wassily Leontief
1974 Martin Ryle;
Antony Hewish
Paul Flory Albert Claude;
Christian de Duve;
George Emil Palade
Eyvind Johnson;
Harry Martinson
Seán MacBride;
Eisaku Satō
Gunnar Myrdal;
Friedrich Hayek
1975 Aage Bohr;
Ben R. Mottelson;
James Rainwater
John Cornforth;
Vladimir Prelog
David Baltimore;
Renato Dulbecco;
Howard Martin Temin
Eugenio Montale Andrey Saharov Leonid Kantorovich;
Tjalling Koopmans
1976 Burton Richter;
Samuel C.C. Ting
William Lipscomb Baruch Samuel Blumberg;
Daniel Carleton Gajdusek
Saul Bellow Betty Williams;
Mairead Corrigan
Milton Friedman
1977 Philip Warren Anderson;
Sir Nevill F. Mott;
John H. van Vleck
Ilya Prigogine Roger Guillemin;
Andrew Schally;
Rosalyn Sussman Yalow
Vicente Aleixandre Uluslararası Af Örgütü Bertil Ohlin;
James Meade
1978 Pyotr Kapitsa;
Arno Penzias;
Robert Woodrow Wilson
Peter D. Mitchell Werner Arber;
Daniel Nathans;
Hamilton O. Smith
Isaac Bashevis Singer Anwar El Sadat;
Menachem Begin
Herbert Simon
1979 Sheldon Glashow;
Abdus Salam;
Steven Weinberg
Herbert C. Brown;
Georg Wittig
Allan McLeod Cormack;
Godfrey Hounsfield
Odysseas Elytis Rahibe Teresa Theodore Schultz;
Arthur Lewis
1980 James Cronin;
Val Fitch
Paul Berg;
Walter Gilbert;
Frederick Sanger
Baruj Benacerraf;
Jean Dausset;
George Davis Snell
Czesław Miłosz Adolfo Pérez Esquivel Lawrence Klein
1981 Nicolaas Bloembergen;
Arthur L. Schawlow;
Kai M. Siegbahn
Kenichi Fukui;
Roald Hoffmann
Roger W. Sperry;
David H. Hubel;
Torsten N. Wiesel
Elias Canetti Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği James Tobin
1982 Kenneth G. Wilson Aaron Klug Sune Bergström;
Bengt I. Samuelsson;
John Robert Vane
Gabriel García Márquez Alva Myrdal;
Alfonso García Robles
George Stigler
1983 Subramanyan Chandrasekhar;
William A. Fowler
Henry Taube Barbara McClintock William Golding Lech Wałęsa Gérard Debreu
1984 Carlo Rubbia;
Simon van der Meer
Robert Bruce Merrifield Niels Kaj Jerne;
Georges J. F. Köhler;
César Milstein
Jaroslav Seifert Desmond Tutu Richard Stone
1985 Klaus von Klitzing Herbert A. Hauptman;
Jerome Karle
Michael Stuart Brown;
Joseph L. Goldstein
Claude Simon Nükleer Savaşın Önlenmesi için Uluslararası Hekimler Franco Modigliani
1986 Ernst Ruska;
Gerd Binnig;
Heinrich Rohrer
Dudley R. Herschbach;
Yuan T. Lee;
John C. Polanyi
Stanley Cohen;
Rita Levi-Montalcini
Wole Soyinka Elie Wiesel James M. Buchanan
1987 J. Georg Bednorz;
K. Alex Müller
Donald J. Cram;
Jean-Marie Lehn;
Charles J. Pedersen
Susumu Tonegawa Joseph Brodsky Óscar Arias Robert Solow
1988 Leon M. Lederman;
Melvin Schwartz;
Jack Steinberger
Johann Deisenhofer;
Robert Huber;
Hartmut Michel
James W. Black;
Gertrude B. Elion;
George H. Hitchings
Naguib Mahfouz Birleşmiş Milletler Barış Gücü Maurice Allais
1989 Norman F. Ramsey;
Hans G. Dehmelt;
Wolfgang Paul
Sidney Altman;
Thomas Cech
J. Michael Bishop;
Harold E. Varmus
Camilo José Cela Tenzin Gyatso,14. Dalay Lama Trygve Haavelmo
1990 Jerome I. Friedman;
Henry W. Kendall;
Richard E. Taylor
Elias James Corey Joseph Murray;
E. Donnall Thomas
Octavio Paz Mihail Gorbaçov Harry Markowitz;
Merton Miller;
William Forsyth Sharpe
1991 Pierre-Gilles de Gennes Richard R. Ernst Erwin Neher;
Bert Sakmann
Nadine Gordimer Aung San Suu Kyi Ronald Coase
1992 Georges Charpak Rudolph A. Marcus Edmond H. Fischer;
Edwin G. Krebs
Derek Walcott Rigoberta Menchú Gary Becker
1993 Russell A. Hulse;
Joseph H. Taylor, Jr.
Kary Mullis;
Michael Smith
Richard J. Roberts;
Phillip Allen Sharp
Toni Morrison Nelson Mandela;
Frederik Willem de Klerk
Robert Fogel;
Douglass North
1994 Bertram N. Brockhouse;
Clifford G. Shull
George Andrew Olah Alfred G. Gilman;
Martin Rodbell
Kenzaburo Oe Yaser Arafat;
Şimon Peres;
İzak Rabin
John Harsanyi;
John Forbes Nash;
Reinhard Selten
1995 Martin L. Perl;
Frederick Reines
Paul J. Crutzen;
Mario J. Molina;
Frank Sherwood Rowland
Edward B. Lewis;
Christiane Nüsslein-Volhard;
Eric F. Wieschaus
Seamus Heaney Joseph Rotblat;
Bilim ve Dünya İlişkileri üzerine Pugwash Konferansı
Robert Lucas, Jr.
1996 David M. Lee;
Douglas D. Osheroff;
Robert Coleman Richardson
Robert F. Curl Jr.;
Harold Kroto;
Richard Smalley
Peter C. Doherty;
Rolf M. Zinkernagel
Wisława Szymborska Carlos Filipe Ximenes Belo;
José Ramos-Horta
James Mirrlees;
William Vickrey
1997 Steven Chu;
Claude Cohen-Tannoudji;
William D. Phillips
Paul D. Boyer;
John E. Walker;
Jens Christian Skou
Stanley B. Prusiner Dario Fo Kara mayınlarının yasaklanması için uluslararası kampanya;
Jody Williams
Robert C. Merton;
Myron Scholes
1998 Robert B. Laughlin;
Horst L. Störmer;
Daniel C. Tsui
Walter Kohn;
John Pople
Robert F. Furchgott;
Louis J. Ignarro;
Ferid Murad
José Saramago John Hume;
David Trimble
Amartya Sen
1999 Gerardus ‘t Hooft;
Martinus J.G. Veltman
Ahmed Zewail Günter Blobel Günter Grass Sınır Tanımayan Doktorlar Robert Mundell
2000 Zhores I. Alferov;
Herbert Kroemer;
Jack Kilby
Alan J. Heeger;
Alan MacDiarmid;
Hideki Shirakawa
Arvid Carlsson;
Paul Greengard;
Eric Kandel
Gao Xingjian Kim Dae Jung James Heckman;
Daniel McFadden
2001 Eric A. Cornell;
Wolfgang Ketterle;
Carl E. Wieman
William S. Knowles;
Ryōji Noyori;
Karl Barry Sharpless
Leland H. Hartwell;
Tim Hunt;
Paul Nurse
V. S. Naipaul Birleşmiş Milletler;
Kofi Annan
George Akerlof;
Michael Spence;
Joseph E. Stiglitz
2002 Raymond Davis, Jr.;
Masatoshi Koshiba;
Riccardo Giacconi
John Bennett Fenn;
Koichi Tanaka;
Kurt Wüthrich
Sydney Brenner;
H. Robert Horvitz;
John E. Sulston
Imre Kertész Jimmy Carter Daniel Kahneman;
Vernon L. Smith
2003 Alexei A. Abrikosov;
Vitaly L. Ginzburg;
Anthony J. Leggett
Peter Agre;
Roderick MacKinnon
Paul Lauterbur;
Peter Mansfield
J. M. Coetzee Şirin Ebadi Robert F. Engle;
Clive Granger
2004 David J. Gross;
H. David Politzer;
Frank Wilczek
Aaron Ciechanover;
Avram Hershko;
Irwin Rose
Richard Axel;
Linda B. Buck
Elfriede Jelinek Wangari Maathai Finn E. Kydland;
Edward C. Prescott
2005 Roy J. Glauber;
John L. Hall;
Theodor W. Hänsch
Yves Chauvin;
Robert H. Grubbs;
Richard R. Schrock
Barry Marshall;
Robin Warren
Harold Pinter Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı;
Muhammed El Baradey
Robert Aumann;
Thomas Schelling
2006 John C. Mather;
George F. Smoot
Roger D. Kornberg Andrew Fire;
Craig Mello
Orhan Pamuk Muhammed Yunus;
Grameen Bankası
Edmund Phelps
2007 Albert Fert;
Peter Grünberg
Gerhard Ertl Mario Capecchi;
Martin Evans;
Oliver Smithies
Doris Lessing Birleşmiş MilletlerHükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli;
Al Gore
Leonid Hurwicz;
Eric Maskin;
Roger Myerson
2008 Yoichiro Nambu;
Makoto Kobayashi;
Toshihide Maskawa
Osamu Shimomura;
Martin Chalfie;
Roger Y. Tsien
Harald zur Hausen;
Françoise Barré-Sinoussi;
Luc Montagnier
Jean-Marie Gustave Le Clézio Martti Ahtisaari Paul Krugman
2009 Charles K. Kao;
Willard S. Boyle;
George E. Smith
Venkatraman Ramakrishnan;
Thomas A. Steitz;
Ada E. Yonath
Elizabeth Blackburn;
Carol W. Greider;
Jack W. Szostak
Herta Müller Barack Obama Elinor Ostrom;
Oliver E. Williamson
2010 Andre Geim;
Konstantin Novoselov
Richard Heck;
Ei-ichi Negishi;
Akira Suzuki
Robert G. Edwards Mario Vargas Llosa Liu Xiaobo[F] Peter A. Diamond;
Dale T. Mortensen;
Christopher A. Pissarides
2011 Saul Perlmutter;
Adam G. Riess;
Brian P. Schmidt
Dan Shechtman Bruce Beutler;
Jules A. Hoffmann;
Ralph M. Steinman
Tomas Tranströmer Ellen Johnson Sirleaf;
Leymah Gbowee;
Tawakel Karman
Thomas J. Sargent;
Christopher A. Sims
2012 Serge Haroche;
David J. Wineland
Robert Lefkowitz;
Brian Kobilka
John B. Gurdon;
Shinya Yamanaka
Mo Yan Avrupa Birliği Alvin E. Roth;
Lloyd Shapley
Yıl Fizik Kimya Fizyoloji veya Tıp Edebiyat Barış Ekonomi

(Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC_sahipleri_listesi)

 

 

Erkelerin Spor Alanında Kadınlardan Daha Başarılı Olmaları:

-Sadece Örnek Amaçlıdır. Harhangi Başka Bir Spro Dalınıda Kendiniz Araştırabilirsiniz- 

2012 Yaz Olimpiyatları’nda atletizm – Erkekler 100 metre

Final:

Sıra Kulvar İsim Ülke Zaman Sonuç Not
1 7 Usain Bolt  Jamaika 0.165 9.63 OR
2 5 Yohan Blake  Jamaika 0.179 9.75 =PB
3 6 Justin Gatlin  ABD 0.178 9.79 PB
4 4 Tyson Gay  ABD 0.145 9.80 SB
5 8 Ryan Bailey  ABD 0.176 9.88 =PB
6 9 Churandy Martina  Hollanda 0.139 9.94
7 2 Richard Thompson  Trinidad ve Tobago 0.160 9.98
8 3 Asafa Powell  Jamaika 0.155 11.99
Rüzgar: +1,5 m/s

 

2012 Yaz Olimpiyatları’nda atletizm – Kadınlar 100 metre

Final:

Sıra Kulvar Sporcu Ülke Zaman Not
1 7 Shelly-Ann Fraser-Pryce Jamaika 10.75
2 5 Carmelita Jeter  ABD 10.78 SB
3 4 Veronica Campbell-Brown Jamaika 10.81 SB
4 9 Tianna Madison  ABD 10.85 PB
5 8 Allyson Felix  ABD 10.89 PB
6 2 Kelly-Ann Baptiste Trinidad ve Tobago 10.94
7 3 Murielle Ahoure Fildişi Sahili 11.00
8 6 Blessing Okagbare Nijerya 11.01

 

Sonuç : Erkeklerde 7. olan, Kadınlarda 1. Olandan Daha Hızlı Koşuyor.

Kadın Futbolu vs Erkek Futbolu: 

http://www.youtube.com/watch?v=qk-wSF_Jyrg

 

Satranç Gibi Zeka Oyunlarında Kadınların Listeye Girememeleri:

Tarihin En Büyük 10 Satranç Oyuncusu

Satranç, dünyanın en eski strateji oyunlarından biridir. Kökeni konusunda çeşitli tezler olsa da satrançtaki fil figürü nedeniyle büyük olasılık Hindistan’da ortaya çıktığı sanılmaktadır. Hindistan’dan İran coğrafyasına geçerek bugünkü adı olan satranç ismini Farsça “satranj” adını almıştır. İran’dan bu isimle Anadolu’ya geçen bu akıl oyunu buradan tüm Avrupa’ya ve dünyaya yayılmıştır. Bu kadar köklü ve prestijli bir oyunun bir spor mu yoksa kültürel bir faaliyet mi olduğu hâlâ tartışılmaktadır. Bugünkü yazımızda sizlere satranç oyunun en büyük dehalarını tanıtalım istedik. Zekâların çaprışmasını okurken satranç tarihine de kısa bir göz atacağız. Keyifle okumanız dileğiyle…

1-) Gioachino Greco

Hani bizde güzel bir deyim vardır ya; “işin kitabını yazmak” diye… İşte 1600-1634 yılları arasından yaşayan Gioachino Greco’ da tam olarak bunu yapmış. Günümüzdeki halini yavaş yavaş alan satranç oyununu ilk kez sistemleştiren ve inceliklerini anlatan Gioachino Greco satranç dünyası tarafından ilk profesyonel satranç oyuncusu olarak kabul edilmektedir.

2-) François-André Danican Philidor

Gioachino Greco’ dan sonra onu anlayabilecek ilk adam bir yüzyıl sonra 7 Eylül 1726’da Fransa’da dünyaya geldi. 17. yüzyılın en büyük satranç oyuncusu olan Philidor, Greco’nun 77 oyunu inceleyerek hazırladığı kitabın ötesine geçerek pozisyonel oyunun ilk örneklerini verdi. Aynı zamanda ünlü bir müzisyen olan Philidor, Analyse du jeu des Échecs (Satranç Oyununun Tahlili) adını verdiği kitabını ilk kez 1777’de yayınladı. Benjamin Franklin gibi birçok isimle satranç oynayan Philidor, kendi adıyla anılacak olan “Philidor Savunması” hamlesini gerçekleştirerek satranç tarihine adını yazdırmıştır.

3-) Howard Staunton

1810’da İngiltere’de doğan Howard Staunton aslında bir tiyatro oyuncusu ve Shakespear aşığı bir edebiyatçıydı. Satranca ilgisi satranç taşları tasarlayarak artan Staunton 1841 yılında İngiltere’nin ilk satranç dergisini yayınladı. Ona satrançta asıl şöhreti 19. yüzyıl başlarında satrançta tam bir ambargo uygulayan Fransa’da ünlü Fransız oyuncu De Saint Amant’ı 21 oyunluk bir seri ile yenmesi kazandırdı. 1841 yılında yapılan bu maç sonucunda Howard Staunton Avrupa’nın en iyi satranççısı ilan edildi. ABD’li satranç oyuncusu Paul Morphy ile Shakespeare üzerine bir yayın yaptığı gerekçesiyle karşılaşmayı red etti. Ayrıca 1851’de yaptığı bir maç esnasında rakibinin bir hamle için 1 saatten fazla düşündükten sonra “Sıra kimdeydi?” diye sormasıyla satranç saatini keşfetti ve satranç tahtası ve taşlarının standartlarını belirledi. Howard Staunton 22 Haziran 1874’de Londra’da hayatını kaybetti.

4-) Wilhelm Steinitz

Wilhelm Steinitz, 14 Mayıs 1836’da Prag’da dünyaya gelmiş modern satrancın babası ve ilk dünya resmî satranç şampiyonudur. Staunton’un edebiyata eğilmesi ve Paul Morphy’nin sağlık sorunları nedeniyle satraçtan kopması nedeniyle öne çıkan Steinitz, satrancı bilimsel olarak inceleyen ve strateji kuralları geliştiren ilk kişidir. Birçok açıdan Philidor’un stratejilerini kabul etmeyen Steinitz, şahı bir saldırı aracı olarak kullanmasıyla ünlüydü. Rus satrancının babası Çigorin, Alman Tarrasch gibi birçok önemli satranç oyuncusuna karşı unvanınu koruyan Steinitz, 1894’te Emanuel Lasker’e yenilerek unvanını devretmiştir.

5-) Emanuel Lasker

24 Aralık 1868’de Polonya’nın Barlinek kentinde dünyaya gelen bir Alman Yahudisi olan Lasker, 1894’te Steinitz’i yenerek elde ettiği unvanını 27 yıl boyunca kimseye kaptırmayarak bu unvanı en uzun süre elinde tutan kişi oldu. Aynı zamanda bir matematikçi olan Lasker polinom halkalarında Lasker-Noether teoremi olarak anılan teoremi geliştirmiş ve felsefe ile de uğraşmıştır. Satranca psikolojik yaklaşımı ve derin analizleriyle tanınmaktadır. Matematik ve felsefe doktoraları nedeniyle satranca uzun bir ara veren Lasker, 1921′de Havana’da yapılan maçta José Raúl Capablanca’ya yenilerek unvanını devretti.Albert Einstein’a olan yakınlığı ile bilinen Lasker, 1933′de karısı Yahudi olduğu için Almanya’yı terk etmek zorunda kaldı. Son yıllarını New York’da geçirdi ve 11 Ocak 1941’de burada öldü.

6-) José Raúl Capablanca

19 Kasım 1888’de Küba’nın Havana kentinde dünyaya gelen José Raúl Capablanca, 1911 yılından itibaren önemli satranç oyuncularından biri olarak kabul edilmeye başlanmıştı. 1921’de elde ettiği dünya şampiyonluğu unvanını 1927 yılında Aleksandr Alekhine yaptığı iki buçuk ay süren maç sonucunda bu unvanını kaybetmiştir. José Raúl Capablanca sahip olduğu klasik ve duru stili ile satrancın doğal yeteneklerinden biriydi. Bu nedenle “Satrancın Mozart’ı” lakabıyla anılırdı. 8 Mart 1942’de Manhattan Satranç Klübü’nde bir oyunu izlediği sırada geçirdiği inme yüzünden ertesi günü yaşamını kaybetmiştir.

7-) Aleksandr Alekhine

Aleksandr Aleksandroviç Alekhine, 1 Kasım 1892’de zengin ve soylu bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Çok iyi bir eğitim alırken satranç oynamayı 4 yaşında abisinden öğrendi. 1908 yılından itibaren 16 yaşında uluslararası turnuvalara katılmaya başladı. 1921 yazında en yüksek büyükustalık seviyesine ulaşınca Sovyetler Birliği’ni terketti ve dünya şampiyonluğu maçı için sponsor bulma arayışı içine girdi. İstediğine ancak 1927’de elde edebildi. Capablanca ile yaptığı unvan karşılaşmasında gerideyken “Capablanca’dan 6 oyun almayı hayal etmek zor ama daha zoru onun nasıl benden 6 oyun alcağını hayal etmektir.” dedi ve unvanı 18.5′e 15.5 gibi bir skorla dördüncü dünya şampiyonu oldu. Onunla birlikte satrançta hegemonya Rusya’ya geçti. Alekhine elde ettiği dünya şampiyonluğu unvanını 1935’te Hollandalı Dr.Euwe’ye kaybetti ancak 1937’de geri aldı. Alekhine, 24 Mart 1946’da dünya şampiyonu unvanı ile beraber ölen ilk ve tek satranç oyuncusu oldu.

8-) Bobby Fischer

Alekhine’nin şampiyon olarak ölmesinin ardından yeni şampiyonu belirlemek için çeşitli turnuvalar düzenlenmiş ve çıkan şampiyonların çoğu kısa süreli ve genellikle SSCB’den olmuştu. Botvinnik, Reshevsky, Keres, Smislov ile zirveye ulaşan Sovyet hegemonyasına 1960’ta 24 yaşında en genç şampiyon Tal, küçük bir ara verdirdiyse de bu hakimiyeti 1970’lerde Amerikalı Bobby Ficher sona erdirdi. Fischer’ın satranç tutkusu 6 yaşında başlamıştı. 13 yaşındayken ülke gençler şampiyonu, 1 sene sonra Amerika şampiyonu oldu. 1958′de 15 yaşındayken sporun o zamana kadar gördüğü en genç büyük usta olmayı başardı. 1972 yılında 35 yıl süren Rus hegamonyasını yıktı ve Boris Spasskyi yenerek dünya şampiyonu oldu. 1975′te dünya satranç federasyonu Fide koşullarını kabul etmeyince Rus Anatoly Karpov ile oynamayı reddetti ve dünya şampiyonluğunu haksız bir şekilde devretti. Bu olayın ardından avrupaya yerleşen ve 20 yıl gözlerden uzak yaşayan fischer, 1996′da fischerandom chess adını verdiği bir oyun bulduğunu açıkladı. Hâlâ dünyanın en büyük satranç ustalarından biri olarak kabul edilen Fischer, Yahudi bir anneden dünyaya gelen, Anti-Amerikan ve Antisemitik olmakla suçlanan, uzun yıllar kanun kaçağı olarak yaşamıştır. Fischer’in oyunlarında kullandığı taktikler ve hamleleri, inanılmaz galibiyetleri, “Fischer Humması” biçiminde adlandırılır. “Dünyanın en iyi kadın satranç oyuncusunu getirin, bir at eksik oynarım.” diyecek kadar çılgın olan Fischer, ilginç çıkışlarına ölümüne kadar devam etti. hayatının son yıllarını sessizlik içinde geçirdi. hastalandığında modern tıbba inanmadığını söyleyerek tedaviyi reddetti. 17 ocak 2008′de, 64 yaşında böbrek yetmezliğinden öldü. Başına gelen birkaç aksiliği Yahudi komplosu ile açıklayan, satrançta sovyet egemenliğini yıkarak amerika’ya tarihteki tek şampiyonluğu kazandıran Fischer’in gerçek babasının kim olduğunu kesin bilinmiyor, ancak annesi komünist bir Yahudi, artı bir ihtimal KGB ajanı idi. Aile bağları hemen hiç olmadı, yakın dostlarının sayısı giderek azaldı, cenazesine iki elin parmağını geçmeyecek sayıda kişi katıldı. Son sözleri, “hiçbir şey acıyı bir insanın dokunması kadar hafifletmiyor” oldu.

9-) Garri Kasparov

Garry Kasparov, 1963 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de dünyaya geldi. Babası soylu bir Yahudi annesi ise Ermeni’ydi. 1985′te Anatoli Karpov’u yenerek dünya şampiyonu unvanını kazanmış, bu unvanı 2000 yılında yenildiği öğrencisi Vladimir Kramnik’e devretmiştir. Onun Temmuz 1999′daki FIDE Rating listesinde gerçekleştirdiği 2851 ELO puanı şimdiye kadar gerçekleştirilmiş en yüksek puandır. Pek çok kişi kendisini tarihte görülmüş en güçlü oyuncu olarak değerlendirmektedir. 10 Mart 2005′de bir daha satranç turnuvalarına katılmayacağını açıklamıştır. Dünyaca ünlü satranç ustası zihinlere IBM tarafından yapılan süperbilgisayar Deep Blue’ya karşı yaptığı maçlarla kazınmıştır. Saniyede 3 milyon hamle hesap edebilme kapasitesine sahip Deep Blue adlı bilgisayarla iki kere karşılaşan Kasparov ilk maçında yenilmiş ikinci maçta ise rövanşı almayı başarmıştır. Garry Kasparov, Linares turnuvasını birinci bitirdikten sonra 10 Mart 2005 günü duzenlenen basın toplantısında, aktif satrancı bıraktığını açıklamıştır. Kasparov’un açıklamasına rağmen FIDE, kurallar gereği Kasparov’un ELO ratingini 1 yıl kadar tutmuştur. Nisan 2006 ELO listesinden Kasparov çıkarılmıştır.

10-) Viswanathan Anand

11 Aralık 1969’da Hindistan’ın Chennai bölgesinde doğan Tamil asıllı Anand satrancın son büyük fenomeni ve halihazırda son dünya şampiyonudur. Viswanathan Anand, satranca 6 yasinda baslamış. ilk kez 1987 yılında satranç olimpiyatları’nda, Hindistan adına sahneye çıktı, aynı yıl dünya 20 yaşalti gençler şampiyonu oldu. Nihayet 2000 yilinda uzun soluklu bir zekâ mücadelesinin ardindan dünya satranç federasyonu Fide sampiyonu ünvanini elde etti. 2007 yilinda Meksika’da gerçekleşen satranç dünya kupasi’nda, satrançta ender görülen bir galibiyet elde etti, rakibini 9,0 tam puanla mat etti. Şu anda Fide listesinde 2801 raitingle en üst sıradadır…

(Kaynak: http://www.egitimsokagi.com/Konu-tarihin-en-buyuk-10-satranc-oyuncusu–13419.html)

 

Erkeklerin Kadınların Ana Dalı Olan Yemek Yapmadaki Bile Kadınlardan Daha Başarılı Olmaları

Dünyanın En iyi Aşçıları

Gordon Ramsay

Gordon James Ramsay, aşçılık sektöründe büyük bir isimdir. Dünyanın en iyi 10 Aşçısı arasında yer alır. 8 Kasım 1966 tarihinde Johnstone İskoçya’da doğdu

Jamie Oliver

Naked Chef lakaplı Jamie Oliver televizyon şovlarının aranan isimlerindendir. Dünyanın en iyi aşçılarından olan İngiliz Şef Jamie Oliver İtalyan mutfağı konusunda uzmanlaşmıştır.

Anthony Bourdain

Anthony Bourdain, dünyanın en ünlü Aşçıları arasındadır, 20 yıldan uzun süredir aşçılık sektöründe çalışmaktadır. Culinary Institute of America’dan mezun olan Anthony Bourdain, sertifikalı mutfaklarda çalıştı.

Paul Bocuse

Paul Bocuse Fransa’da mutfak sanatının babası olarak bilinir. O bir efsane olmuştur ve Nouvelle mutfağı ile ilgili yüce şefler arasında adlandırılır.

Thomas Keller

Thomas Keller, Kaliforniya’daki The French Laundry’nin şefi ve sahibidir. Bouchon Yemek Tarifleri ve The French Laundry Cookbook gibi ödüllü tarif kitaplarıyla tanınmış bir yazardır.

Rocco DiSpirito

19 Kasım 1966 tarihinde doğan Rocco DiSpirito, mutfakta yemek deneyimine 11 yaşında başladı. Onun yemek yeteneğini geliştirmek için 16 yaşında Culinary enstitüsüne katıldı. DiSpirito özel füzyon pişirme ve İtalyan-Amerikan yemekleri ünlüdür.

Wolfgang Puck

8 Temmuz 1949 tarihinde doğdu. Los Angeles merkezli lokantacı, işadamı ve televizyon kişiliğidir. Son zamanlarda en yüksek kazanan şef olarak kabul edilmiştir.

Emeril John Lagasse

15 Ekim 1959 tarihinde doğdu ve Amerika Birleşik Devletleri’nde çok sayıda dünyaca ünlü restoran şefi sahibi oldu. Lagasse, 2006 yılı içinde Uluslararası Uzay İstasyonu, NASA’nın astronotlar için gıda kalitesinin iyileştirilmesi için doğru besin seçimi hakkında birçok tariflerle katkıda bulunmuştur.

Todd English

William Todd English, 29 Ağustos 1960 tarihinde doğdu. “Todd English ile Yemek Pişirme” adlı televizyon şovu Todd English tanınmış bir aşçı yaptı İngiliz ABD merkezli Delta Airlines baş aşçı olarak bile çalışır.

Charlie Trotter

Charlie Trotter, 8 Eylül 1959 Chicago’da doğdu. Wisconsin Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanından mezundur. 14 yemek kitapı ve 3 yönetim kitabı hazırladı.

(Kaynak: http://www.forumdas.net/degisik-yemek-tarifleri/dunyaca-unlu-ascilar-166626/)

 

Kadınların Düz Yolda Bile Araba Kullanmadaki Başarısızlıkları

“Tartışmaya son nokta

Almanya’da yapılan bir araştırma, kadınların araç park etme konusundaki “başarısızlıklarını” bilimsel olarak ispatladı.

İtalyan Corriere della Sera Gazetesinde yayımlanan habere göre, Ruhr Üniversitesinde görev yapan bilimadamları, 33′ü kadın 66 kişiden bir otomobili dar bir alana parK etmelerini istedi.

Kadın sürücülerin, park etmesinin erkeklerden 20 saniye daha fazla sürdüğünü gözlemleyen bilim adamları, bunun, erkeklerin daha hızlı olmalarından değil, hareketlerinde daha kesin ve “berrak” olmalarından kaynaklandığını kaydetti.

Habere göre, İngiltere’de bulunan Sürücülük Standartları Ajansı’nın verileri de araştırma sonuçlarını doğrular nitelikte. Geçen yıl ehliyet sınavını geçemeyen 170 bin İngiliz kadından 55 bininin başarısızlığının nedeni park ederken yaptıkları hatalar; sınavda ancak 21′inci denemesinde başarılı olan bir kadın da bunun en iyi örneği. Yine aynı verilere göre, ehliyet sınavında başarılı olan erkeklerin oranı yüzde 50,7 iken, kadınlarda bu oran yüzde 44,1.

(Kaynak:  http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/09/27/tartismaya-son-nokta)

 

Trafik Kazaları – Kadın Sürücüler (Traffic Accidents – Women Drivers)

http://www.youtube.com/watch?v=-leHj9oZax0

 

IV – Kadınların Erkelerden Üstün Olduğu ve Daha Başarılı Olduğu Birçok Alan Mevcuttur

Kadın ve erkeğin fiziksel olarak karşılaştırılması

Kuran’da kadın ve erkeğin eşit değerde olduğu vurgulanır. Tek üstünlüğün bireysel bazda takvada olduğunun altı çizilir.Yani insanlar eşittir, sadece kim daha takva sahibiyse , Allah’ın gözünde o bireysel açıdan daha üstündür.Benim bu sayfada ele alacağım konu,kadınların fiziksel ve zihinsel(beyin de fiziktir) açıdan da erkeklerin gerisinde olmadığını göstermeye çalışmaktan ibaret olacaktır. Bazı önyargıların yıkılması ve gerçeklerin görülmeye başlanması açısından faydalı olacağını umuyorum.Şimdi erkeğin en azından şimdilik üstün gözüktüğü birkaç şeyi sıralayalım.1- Erkekler kadınlardan daha güçlü vücudlara sahiptirler.2- Erkek kadına cinsel tacizde bulunursa kadının hayatı kararabilir ama buna karşılık kadın erkeğe cinsel tacizde bulunursa bu erkeği onure edip hayata bağlayabilir-yaşama sevinciyle doldurabilir.3- Satranç gibi zeka oyunlarında da dünya şampiyonları hep erkeklerden çıkmaktadır.Sadece bir iki kadın oyuncu önemli dereceler elde edebilmiştir.4- Nobel ödüllerinin sahipleri,önemli buluşların sahipleri yine genelde erkeklerdir.5- Hatta kadınların uzmanlık alanı olan yemek yapma konusunda da baskın karakter erkeklerdir. Bir İskender Kebap gibi önemli yemeklerin mucidleri erkekler olduğu gibi, dünyanın en iyi ahçıları da genelde erkeklerden çıkmaktadır.6- Dünya tarihindeki önemli filozoflar,bilgeler-düşünürler olarak kabul görenler yine ezici çoğunlukla erkeklerdir.7- Dünyada yönetici durumunda olan başkanlar da yine ezici çoğunlukla erkektir ve tarih boyunca da böyle olmuştur.Bunlar akla gelen ilk birkaç şeydir sadece.İlerleyen iletilerimde de kadınların üstün olduğu tarafları, hatta fiziksel güç gibi alanlarda bile kadınların erkeklere üstünlük sağlayabildiği özellikleri açıklayacağım.Yukarıda saydığım maddelerin içeriğindeki konular derinlemesine incelendiğinde, bu maddelerin bazılarında da gözden kaçan önemli noktalar olduğunu görebileceğiz.**********************************************************Şimdi erkeklerin en bariz şekilde üstün olduğu düşünülen beden gücü ve dayanıklığıyla ilgili bazı yanlış inançları kırmaya başlayalım.Evet erkekler daha güçlüdürler ama1- Kadınlar ağrıya karşı daha dayanıklılardır.2- Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşamaktadırlar genelde(ama bunu erkeklerin tehlikeli ve stresli işlerde çalışmasına bağlayan da çok)3- Kadınlar strese daha dayanıklıdırlar.4- Kadınlar bir dövüşde veya yaşamsal bir mücadelede vücudlarını daha çok dengede tutup ayakta kalabilirler.5- Kadınların vücudu daha esnektir.Bu yüzden birçok kadın güreşçi erkek güreşçiyi rahatlıkla ciddi turnuvalarda bile tuş edebilmiştir.6- Erkeklerin vücutlarının üst kısmı kadınlarınkinden açık ara güçlüdür ama vücudun belden aşağısına sıra gelince iş değişmektedir.Kadınların bacak gücü erkeklerinkine oldukça yakındır.Hatta kadınların kalça gücü,yani bacaklarla rakibi makasa alıp sıkma gücü erkeğinkinden fazladır.Ve bu alan kadının fiziksel olarak şiddet uygulamada erkekten güçlü olduğu tek alandır.

Bu yüzden geliştirilen Brezilya Jiu Jitsusu kadınların işine çok yaramaktadır.Orada öğrendiği tekniklerle bir kadın bir erkeği çok rahat mahvedebilir(belden aşağısını kullanan teknikler)

7- Zaman zaman kadınlar araçsız serbest stilde suyun derine dalma rekorlarında veya araba yarışı gibi alanlarda erkekleri geçebiliyorlar ki bunlar da fiziksel bir başarıdır aynı zamanda.

8- Kadınların açlığa ve susuzluğa karşı daha dayanıklı oldukları da iddia edilmeye başlandı son zamanlarda.

*************************************************

Kadınların fizik gücü olarak öyle erkeklerden pek de geride olmadığını belirttik.

Peki neden kadınlar bir dünya şampiyonu satrançcı çıkarımıyorlar.Ve niye genelde erkekler kazanıyor bu oyunda.

Bunun başlıca birkaç nedeni var bence.

1- Kadınlar erkekler kadar özgür değiller toplumda.Daha küçük yaşlardan itibaren ev işleri ve benzeri sorumluluklarla donatılıyorlar.

Buna karşılık erkek çocukları her zaman eğlenceye ayıracak bolca vakit bulabiliyorlar.Bu da bilgisayar oyunlarından satranca pekçok hobiyi edinmelerini sağlıyor.Küçük yaşardan itibaren satranç tutkusuyla tanışan erkekler,birer yetişkin olduklarında bu konuda uzmanlaşmış olabiliyorlar.Buna karşılık kadınların bu kadar şansı olmuyor bu konuda.

Ayrıca erkek çocukları bu konuda yüreklendirilip kurslara falan gönderilebiliyor.

2- Satranç da aslında bir savaş oyunudur.Eski hint ordularındaki savaş birimlerini temsil eder taşlar.Tahtada şiddet görmezsiniz ama amaç karşı orduyu yenilgiye uğratmaktır.

Kızlar ise savaşla ilgili ne romanlardan,ne filmlerden ne de oyunlardan o kadar hoşlanmazlar.Bu da satranca erkekler kadar ilgi göstermemelerinde bir etken olabilir.

3- Satrançta geliştirilen taktikler,stratejiler,ünlü açılışlar ve devam yolları vs. hep erkeklerin ürünü olmuştur ve dolayısıyla da erkek karakterine daha uygundur.

Nasıl ki milletten millete oyun karaketeri ve stratejileri değişiyorsa,kadın ve erkek satrancında da strateji ve oyun tekniği farkları olmalıdır diye düşünüyorum. Örneğin Almanlar ve İngilizler daha soğukkanlı olduklarından,sağlam sinirleriyle çok iyi defans yapabilirler. Ama buna karşılık bir brezilyalı sıcakkanlılığının etkisiyle hücum oynayarak daha etkili olabilir.Veya kuzey ülkeleri insanları sade ve takım oyunu oynarken,güney-sıcak iklimin insanları daha yaratıcı ve bireysel oynayarak başarı elde ederler.

Aynı şekilde kadınlar da kendi karakter ve özelliklerine uygun stratejileri, oyun planlarını ve tekniklerini geliştirmeliler ki erkeklere bu oyunda kafa tutup üstünlük sağlayabilsinler.Yoksa erkekler tarafından kendi karakterleri doğrultusunda tasarlanmış teknikleri benimsemeleri bir hatadır.

*********************************

Konuyla ilgili şunları da eklemek istiyorum.

Bir erkekle bir kadın kıyaslanırken birşey unutuluyor.

Erkekler arasında bile daha kaslı ve iriyarı olan erkek daha güçlüdür.

Haliyle daha kaslı ve iriyarı olan bir erkek,daha az kas oranına sahip olan bir kadından güçlü olacaktır ki erkekler arasında bile bu böyledir.

Ama aynı kas-yağ-kemik oranına,aynı zamanda aynı boya ve ağırlığa sahip bir erkekle bir kadın karşılaştırıldığında arada pek büyük bir güç farkının olmadığını göreceğiz.

Evet yine erkek biraz daha güçlü ve hızlı olacaktır.Çünkü hormanları ona bu avantajı sağlıyor. Ama buna karşılık kadının da esnek olma,dengede üstünlük sağlama gibi özellikleri sayesinde durum neredeyse eşitlenmektedir.Fark çok azalmaktadır.

*************************************

İŞTE BİR ÖRNEK (GÜREŞ)

Michaela Hutchison ABD’de 2006 yılında yüksek okullar arası Alaska turnuvasında,kendi kategorisi olan 103 poundda erkek rakiplerini yenerek şampiyon oldu ve tarihi bir başarıya imza attı. Çünkü bu bir ilk…

************************

Tezime dayanak olarak Brezilya Jiu Jitsusu erkekler kategorisinde yarışmaya hak kazanmış 2 kız güreşçinin(jiu jitsu tarzı) erkek rakiplerini yendiği maçlar:


http://video.google.com/videoplay?docid=5591190055045698939&q=Jiu-jitsu


http://video.google.com/videoplay?docid=5615976419910054798&q=molly

*************************************

Ve son olarak:

http://www.kurandakidin.com/?page_id=249

Selam ve sevgiler.

(Kaynak: http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kadn-ve-erkegin-fiziksel-olarak.html)

 

Hiçkimsenin Direk Söyleyemediği Gerçek: Kadınlar Yarışabilecekleri ve Eleştirebilecekleri Bir Kadın Görmek, Erkeklerde Seks Objesi Görmek İstediği İçin Reklam Sektöründe Kadınlar Kullanılıyor

Reklam, işletmelerin ürün ve hizmetlerini, halk kitlelerine, çeşitli kitle iletişim araçlarını kullanarak, tanıtan, pazarlama iletişiminin bir öğesidir. Bu tanıtımları yapmadan önce çeşitli araştırmalar yaparak, bunları en etkili olabilecekleri şekle sokmaya çalışır. Toplumların kültürünü, ekonomik yapısını, gelişim süreçlerini, psikolojik alt yapısını analiz ederek işe başlar. İnsanın şimdiki ve gelecekle ilgili ihtiyaçlarını, özlemlerini, beklentilerini belirler veya onları insanda yaratır. Bu süreçleri geçirdikten sonra, etki malzemelerini tespit eder ve amaçlarına ulaşmak için kullanır. Günümüzde kadın reklamın kullandığı en etkin malzemelerden biridir.

Tanıtımlarda kadın, hem malzeme olarak, hem de geniş halk yığınlarının bir bölümünü oluşturduğu için, hedef kitle olarak önemli bir unsuru oluşturur. Reklam, kadın fonksiyonunu iki önemli noktada kullanmaktadır. Bu iki yönü kullanırken, kadını da çözümlemiştir. Kadının güzel olma özlemini gündemine alarak, bu yönde üretilen ürün ve hizmetleri, ilgili özlemlere endeksleyerek sunmaya başlamıştır. Üretilen ürün veya hizmet, ister gerçekten güzellik için yararlı bir etkiye sahip olsun, ister olmasın. Görsel, işitsel, algısal yönlerine hitap edip, ilgili ürünün veya hizmetin kullanılması halinde güzel olunabileceği mesajlarını iletmekte ve onların dikkatlerini bu yöne çekmektedir. Kadına yönelik tanıtım mesajları, güzellik özlemine hitap eden şu noktalarda yapılabilmektedir; Cilt bakımı, saç bakımı, giyim v.b.

İkinci kullanım alanı olan, sonuçta dünya çapında üretilen ürün ve hizmetlerin tek tüketicisi kadın değildir. Erkeklere de, bir şekilde hitap etmenin yolunu bulmak durumunda olan reklam, bu noktada da, kadının fiziksel özelliklerini, ilgili ürün veya hizmetle bütünleştirerek, erkek toplumunun dikkatini çekmekte ve mesajlarını iletmektedir. İkinci kullanım alanında, erkek toplumunun güzel kadın özlemini, erotizmini tetikleyecek, kadın görüntü ve imajlarını kullanarak veya kadınsı özellikleri ilgili ürüne yansıtarak yapabilmektedir. Burada da otomotiv, giyim v.b. sektörler ön plana çıkmaktadır.

Günümüz toplumlarında, kadının tanıtımlarda kullanımı oldukça yaygın bir hal almıştır. Reklam sektörü, kadın özelliklerinin kullanımı ile, toplum üzerindeki etkisini gördükten sonra, daha çok alanda, daha farklı özelliklerine hem hitap etti, hem hitap etmesini sağladı. Üretilen ürün veya hizmetlerle, güzel ve çarpıcı bir kadın yüzü v.s. kullanarak dikkat çekmesini, ürünle o güzel yüzün, kitlelerin algılarında bütünleşmesini sağladı. İlgili ürün veya hizmete, kadının arzu ve özlemlerini yükleyerek, erkek toplumuna, o ürüne sahip olmaları halinde, kadınların o özlem ve aruzlarını karşılayabilecekleri hissini vererek, dikkat çekti.

Daha fazlası için: Reklam ve Kadın http://blog.reklam.com.tr/genel/reklam-ve-kadin/571/#ixzz2UIODMmGk

 

V – Kadınların Başarılı Oldukları Alanlar: Müzik ve Sanat ve Justin Biber??

“Kadınların sanat dalında başarılı oldukları birçok alan mevcuttur. Örneğin çok iyi kadın müzisyenler vardır ve kadınların daha başarılı olduğunu kanıtlar.”
Sanat göreceli bir kavramdır ve bu alanda müdafa yapılamaz çünkü hiçkşmse neyin sanat olduğunu net çizgilerle ayıramaz. Yine kadınların dşnlediği kadın şarkıları itirazı yapılanilinir. Olimpiyat oyunları gibi alanlar ise labaruvar ortamıdır, ve kadın üstünlüğü ancak böyle bir alanda tartışılabilinir.

Ergen Erkekler enfazla bir kızı arzulayıp birsüre sonra vazgeçerken, Bugünün Kızları, Yarının Kadınınlarının Zeka Seviyesinin Temelleri Nasıl Atılıyor: Asla çıkamayacakları, veya evlenemeyecekleri bir Erkeği sadece iyi şarkı söylediği için aşık olmaları: (sadece 1 örnek, erkek kısmı değişebilir)

Justin Bieber Gören Türk Kızları 01 Mayıs 2013

http://www.youtube.com/watch?v=f8mKlW020SQ

Justin Bieber’a küsen Türk kızı

Justin Bieber’ı havaalanında karşılamaya giden Türk kızının sitemi kameralara yansıdı.

Şarkıcı Justin Bieber Türkiye konseri için İstanbul’da… “Believe” turnesi kapsamında bu akşam İTÜ Stadyumu’nda konser verecek olan Justin Bieber İstanbul trafiğini de kilitledi

Havaalanında kendisini bekleyen genç hayranlarından kimisi Justin’le aynı havayı solumaktan bile memnunken kimisi de Bieber kendilerine selam vermediği için dargındı. Genç bir kız kameralar önünde Justin Bieber’ı göremediği için ‘Justin bize bir Hi bile demedi’ sözleriyle sitem etti. Türk kızının video sosyal paylaşım sitelerinde kısa sürede paylaşılma rekoru kırdı.


Justin Biebera küsen Türk kızı | video.mynet.com

BIEBER İSTANBUL’U KİLİTLEDİ

“Believe” turnesi kapsamında bu akşam İTÜ Stadyumu’nda konser verecek olan Justin Bieber İstanbul trafiğini de kilitledi. Öğle saatlerinden itibaren Büyükdere Caddesi Sanayi Mahallesi-Maslak yönünde yoğun trafik gözlendi.

Saat 19.30′da başlayacak konser için stadın kapıları saat 16.00′da açılacak. Bu nedenle Maslak’a giden yollarda izdiham sürüyor.  Trafik nedeniyle yolda kalanlar Twitter’da adeta isyan etti.

Saat 15.00 itibariyle konsere gidenler nedeniyle yaşanan izdiham İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nininternet sitesinde yer alan yoğunluk haritasında da yer aldı.

(Kaynak: http://haber.mynet.com/justin-biebera-kusen-turk-kizi-693341-guncel/)

Justin Biber hakkında Yorumlar;

“allah’ım kardeşim (11) aşık oldu kendisine. sürekli one time dinliyordu bi ara, şimdi de justin’in hayatından kesitler dinliyoruz mütemadiyen.

- abla biliyo musun justin’in kız arkadaşı yokmuş
- abla biliyo musun justin buluşmalara geç gelen kızları sevmezmiş. kendisini güldüren kızlardan hoşlanırmış.

mb: yaşı kaçmış bu çocuğun ya? büyüsün de gelsin

- abla biliyo musun justin esmerlerden hoşlanırmış ama taylor swift’i görünce sarışınlar da güzel olabilir demiş. benim de saçlarım taylor’a benziyo hem
mb: serra, justinle hiç tanışmayacaksınız ablacım
- hiç de bile!! nerden biliyosun?? hem hayat bu!!

sevgili ergenlik.. adım adım geliyorsun, hoşgeliyorsun..”
“3 yaşındaki hayranını zırlatan çocuk. aha ilerde bişey olur bundan na buraya yazıyorum.

edit: feysbuk zımbırtısında justin timberlake‘in 2.184.995 hayranı varken bu veletin 2,475,522 hayranı var. olmuş artık.

böyle birini bu kadar erken farkettiğim için kendimden utanıyorum.

paylaş

31.03.2010 01:46 ~ 24.09.2010 14:21 sourz

 

 

 

 

V – Kadın Dırdırı Hakkında

 

Kadın dırdırı

Bir çok erkeğin şikayeti, eşinin çok konuşmasıdır. Hatta durum bazen öyle vahim
bir hal alır ki bazı kadınlar bile (kendinden) çok konuşan kadınlardan illalah
eder, onu dışlar, çekiştirir ve kimi zaman aşağılar.

Yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde erkeğin günde ortalama 7.000 kelime,
kadının günde ortalama 25.000 kelime konuştuğu ispatlanmış. Aradaki bariz fark
erkeğe kadının çok konuştuğunu düşündürüyor!

Erkek sabah işe gider, akşam işten dönene kadar bu 7.000 kelimeyi tüketir. Akşam
eve geldiğinde günün yorgunluğunu atabilmek için tabiri caizse kafa dinlemek
ister. Artık bayanlar iş hayatında olduğu için işe giden bayan gün içinde en
fazla 15.000 kelime konuşabildiği için iş dönüşü eve geldiğinde konuşulacak
10.000 kelimeyi de beraberinde getirir.

Kadın kocasına sorar;

- Günün nasıl geçti hayatım.

Aslında bu soru erkeğe cevapladıktan sonra kendisine sorulması için sorulur.
Eğer erkek geçirdiği günü biraz uzatarak anlatmaya başlarsa aralara girerek
diyalogun eksenini kendi geçirdiği güne merkezleştirmeye çalışır. Erkeğin cevabı
genelde birkaç kısa ve net cevaptan biridir.

- İyi / güzel / yorucu / sıkıcı / bugün çok yoruldum vs.

Eğer kadın hala konuyu kendisine çekemediyse erkek sorar;

- Senin nasıl geçti günün hayatım.

Konuşma genelde şu cümlelerle başlar. ‘Ay bugün ne oldu biliyormusun’, ‘Sana bir
şey anlatacağım duyunca şok olacaksın’ gibi dikkati üzerine çekmeye çalışan
cümlelerle giriş yapar. Makinalı tüfek gibi gelen kelimelerin arasında tam
mermisi bitiyor susuyor diye düşünürken, şarjör değiştirir ve başka konuya
geçer. Bu sürece erkeğin tahammül seviyesi her tekrarında daha da azalır.

Ve erkek büyük bir hata yapar, kadının sözünü keserek;

- Yemek ne yaptın hayatım, ben çok acıktım.

- Ne biçim adamsın sen ya, şurda iki dakika bir şey anlatıyorum beni hiç
dinlemiyorsun. Yemekte ne varmış. Hizmetçin mi var senin………..

(Kaynak: http://blog.milliyet.com.tr/kadin-dirdiri/Blog/?BlogNo=340250)

 

Evliliği ‘dırdır’ bitiriyor

Ne aldatma, ne şiddetli geçimsizlik ne de aşkın bitmesi. ABD’de yapılan bir araştırma boşanmaların büyük çoğunluğunun ‘dırdır’dan kaynaklandığını ortaya koydu.

Erkeklerin evliliklerde en çok şikayetçi oldukları konuların başında hiç şüphesiz eşlerinin çok konuşmaları ve bazı konuları özellikle uzatarak tartışma çıkarmalarıdır. Erkeklerin ‘dırdır’ adını verdikleri, kadınların ise ‘konuşulması gereken şeyler’ dedikleri konu, ABD’de yapılan bir araştırmaya göre son yıllarda boşanmaların en büyük nedeni.

KADINLAR NEDEN ‘DIRDIR’ EDER?

Yıllardır, ‘şiddetli geçimsizlik’, ‘aldatma’ veya ‘sevginin’ bitmesi gibi nedenler hep boşanmaların ana sebepleri olarak biliniyordu. Ancak son yapılan çalışmalar bunların yerini ‘dırdır’ın aldığını gösteriyor. New York’taki Montefiore Tedavi Merkezi Davranış Bilimleri ve Psikoloji Bölümü Başkan Yardımcısı Scott Wetzler, “kadınlar neden ‘dırdır’ eder? sorusuna şu yanıtı veriyor:

“Karşısındaki kişilerden istedikleri şeyi alamayacağını düşünen kadınlar, bu kez düzenli bir şekilde ısrar ederek bunu gerçekleştireceklerine inanıyorlar. Aslında bu bir kısır döngü. Çünkü ‘dırdır’ her şeyi başa döndürüyor.”

İSTEDİKLERİ ŞEYİ ELDE EDEMEYEN KADINLARIN SİLAHI; DIRDIR

Scott Wetzler, ‘dırdır’ın kişilik dinamiklerini harekete geçiren önemli bir ateşleyici olduğuna da dikkat çekerek, ‘dırdır’ anında söylenebilecek sözlerin, gerek kadın gerekse erkeğin vereceği tepkilerin sonuçlarının, evliliklerde kritik öneme sahip olduğunu ifade ediyor. Wetzler, kimi eşlerin, ‘dırdır’ karşısında umursamaz tavırlar takınarak durumu tolere ettiğini kimilerinin ise verdiği karşılıklarla işi içinden çıkılmaz bir hale soktuğunu belirtiyor. Wetzler, kadınların eşlerinden bir sorun hakkında tatmin edici cevaplar alamamalarının ‘dırdır’ı tetikleyici ana faktörlerden birisi olduğunu da hatırlatarak, bu durumda ev ve aile hayatını kurma ve yönetme kararı alan kadın-erkek tüm çiftlerin daha sorumlu davranmaları gerektiğini ifade ediyor.

SUSAN ERKEKLER İLİŞKİYİ FELAKETE GÖTÜRÜYOR

Uzmanlara göre bazı erkekler ise kadınların ‘dırdır’ı karşısında endişeli bir tavır takınarak onların sorularına ve konuşmalarına cevap vermekte zorlanıyorlar. Ya da konuyu biran önce kapatmak için bu yolu bilinçli olarak tercih ediyorlar. Bu durumun, boşanmaların ana faktörlerinden biri olduğunun altını çizen Denver Üniversitesi Psikoloji Profesörü, Evlilik Merkezi ve Aile İlişkileri Yöneticisi Howard Markman, bu konuda çiftlerin yapması gereken şeyin daha çok konuşmaya ve karşısındakini anlamaya çalışmak olduğunu ve aralarındaki aşkı canlı tutmaları gerektiğini söylüyor. Yaklaşık 30 yıldır, ilişki danışmanlığı yapan, ilişkilerdeki temel sorunlar, boşanmalar hakkında seminerler veren Markman, bu yöntemin sorunun en kısa yoldan çözümü olduğunu ifade ediyor. Öyle ki kendi yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını söyleyen Markman’a göre, aile içinde iletişimi arttırman yoluna giden çiftler arasındaki boşanma oranı yüzde 12 azalma gösterirken, olumsuz iletişim tavırlarını sürdüren çiftlerde ise yüzde 20 oranında bir artış görüldüğünü söyledi. Markman sözlerini, “Eğer ‘dırdır’ın devam etmesine izin verilirse aşk ve sevgi biter” sözleriyle noktalıyor.

Peki ‘dırdır’ı yenmenin yolları nelerdir. İşte uzmanlara göre ‘dırdır’ nedeniyle evlilikleri tehlikeye giren çiftler için birkaç adımda ‘dırdır’la başa çıkma yolları:

- Sakinleşin (her iki taraf için de)

- Eşinizin bakış açısıyla bakın (erkekler için)

- ‘Sen’li cümleler yerine ‘Ben’li cümleler kurun: Örneğin, ‘Faturaları zamanında ödemiyorsun’ demek yerine, ‘faturaları zamanında ödeyebilmeni isterdim’ (Kadınlar için)

- İstediğiniz şeyin sizin için neden önemli olduğunu açıklayın (Kadınlar için)

- Beklentilerinizi yönetin (kadınlar için)

- Beklentileriniz için zaman tanıyın ya da süre verin (kadınlar için)

- Alternatif çözümler düşünün (erkekler için)

(Kaynak: http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/27/evliligi-dirdir-bitiriyor)

 

VII – Kadınlar Ne İster?: Gerçekten Kadınlar Ne İstediklerini Biliyorlarmı?

Kadının Aradığı Şey Güvendir;

Kadınların karşı cinste en çok önem verdikleri özellik güven. Güçlü bir omuz arar; sırtlarını güvenle, şefkatli bir erkeğe yaslamak isterler

Bundan yaklaşık 12 bin yıl önce, Anadolu’daki kalıntılara, tarih ve araştırma kitaplarına bakılırsa, anaerkil bir toplum düzeni varmış. Bu toplum düzeni çok değişikmiş. Kadının adet dönemleri, Ay’ın Dünya etrafındaki dönüş süresine göre hesaplandığından, Dünya ve Ay dişi kabul edilirmiş. Aslında kadınlar toprak gibiymiş. Sabit, verimli, doğurgan, besleyici, sevecen… Erkekler ise Güneş gibi kabul edilirmiş. Enerjik, hareketli, canlılık veren, ısıtan… Zaten doğaya bakıldığında ne kadının ne de erkeğin tek başına var olamayacağını, birbirlerinin katkısına saygı duymaları ve birbirlerini olduğu gibi kabul etmeleri gerektiği anlaşılabilir. Kadınlar için her toplulukta ay evleri kurulurmuş. Regl dönemlerinde kadınlar, varsa evdeki kız çocuklarını alıp ay evine yerleşirmiş. Orada o toplumun en bilge kadını, diğerlerine kadın olmayı ve hayatı öğretirmiş. En çok da, duygusal yapısıyla ön plana çıkan kadın ruhunun, çekim yasası sebebiyle doğayı etkilediğini anlatırmış.

ATAERKİL TOPLUMA GEÇİŞ

Bu öyküden daha önce de bahsetmiştim. Fakat ataerkil toplum düzenine geçişin nasıl yaşandığından çok fazla söz etmemiştim. Orta Asya dolaylarından, savaşçı, ticaret ve hayvancılık yapan, kadınlarına ve toprağına önem vermeyen bir topluluk, çeşitli doğal afetler nedeniyle ve üremek için yeterli kadın olmadığını düşündükleri için göç etmeye başlıyorlar. Önce Hindistan dolaylarına inip, ilk kez kast sistemini onlar kuruyor. Daha sonra Orta Anadolu civarlarına geliyorlar. O devirde bilge kadınlara ‘ana’ adı verilirmiş. Anadolu’nun ‘ana’sı ya da annenin ‘ana’sı, muhtemelen ta o devirlerden bizlere miras kalmış. Bizim Anadolu’muzda analar hâlâ kutsaldır. Ama maalesef, kadınlarımızın hakları yeterince korunamıyor. O devirde ay evlerinin başında bulunan kadınlar, bu yeni gelen savaşçı toplum tarafından ortadan kaldırılıyor. Erkekler çok eşli olmaya başlıyor. Kanun yok. Erkek beğendiği kadını kaçırıp evine kapatabiliyor. Ve başka bir erkek almasın diye kapkara çarşafa sokuyor. Henüz daha resmi dinler tarihi başlamamışken… Kadınlar evden dışarı çıkamıyor. Doğurdukları erkek çocuklar, henüz sekiz yaşındayken koyunlarından alınıyor ve savaşa sürükleniyorlar. Annelerinden sevgiyi ve bağ kurmayı öğrenemesinler diye… Kızlar ise anneyle terk ediliyor.

GÜÇLER SAVAŞI

Size de tanıdık geldi mi? Birtakım örf ve adetlerin kadını nasıl ezdiğini biliyoruz. Ve aslında bilinçaltında kadını önemsememek ve bazen de kadının duygusal ve cinsel gücünden korkmak bunun altındaki temel sebep olabilir. Tam bir güçler savaşı… Bir erkek bana demişti ki “Seda Hanım, bu kadınları biraz korkutacaksın. Yoksa nasıl evin reisi olduğumuzu anlayacaklar?” Biliyor musunuz? Bir kadın ne kadar güçlü olursa olsun, erkeğine saygı gösterip ve hürmet edebilir. Bunu elde etmek öylesine kolay ki. Dayaktan, hakaretten, baskıdan çok daha kolay. Sadece o kadına güven vermeli. Bugün her kadının ilk aradığı şey güven. Ona problemlerini çözmek için yanında olduğunu hissettirmeli. Ve son olarak şefkat vermeli. Bu kadarcık. Eski adetleri bir bırakabilsek de, çok daha sevgi dolu ilişkiler kurabilsek. Yeni nesil de daha mutlu ve başarılı olacak o zaman…

(kaynak: http://www.sabah.com.tr/Cumartesi/2013/03/02/kadinlar-ne-ister)

 

XV – Kadın Evleneceği Kişiyi Seçermi Yoksa Seçilmeyemi Mahkumdur?

Erkek Seçer:

“kadının başta asıl seçilen olduğu gerçeğini ihmal eder.

hiçbir kadın önce seçilmeden “seçim” şansına sahip olamaz.”

“kadın istemeden olmadığını öğrendiğimiz seçimdir. erkek istemese de olur zaten erkek ne ki…

şunu unutmamak gerekir erkek önce beğenir, sonra kadın beğenirse başlar ilişki bir taraf beğenmezse olmaz, erkeği kadını yok bu işin. tabi o kadar karaktersiz erkekler var ki, kadın onu beğendikten sonra iş bitiyordur o ayrı mesele.”

“genel kanı bir tür eşeysel seçilim mekanizması olduğu yönündedir. ancak yine de bu konuda enteresan bulgular var.

insanlarda evrimsel psikoloji perspektifiyle, kadınların üreme için daha büyük yatırıma gereksinim duyması sebebiyle eş konusunda seçici olması daha önemlidir. zira bir tarafta sürekli sperm üreten ve doğum ile ilgili destek görevler dışında birincil bir vasfı olmayan erkek tarafı, öte tarafta ise 9 ay vücudunun içinde bebek besleyen, sağlığını tehlikeye sokan kadın tarafı… tabii, bu yaklaşıma göre doğal olarak özel genlere sahip bazı nadir erkekler dışında kadınların en doğru geni seçen taraf olması çok mantıklı.

uzmanlarımız tabii yine de rahat durmamış, araştırmışlar. 2006 yılında mit’de eş seçimi mekanizmaları ile ilgili bir speed dating deneyi yapılmış ve cinslerin önceliklerinin farklı olduğu görülmüş. kadınlar zeka ve başarı kriterlerini daha çok önemserken, erkekler için fiziksel güzellik açık ara birinci kriter olmuş. öyle zekaya mekaya da pek bakmamış şerefsizler. (“münazara mı yapcaz la” demişler!)

lakin, 2009′da benzer düzenek northwestern university’de kurulmuş. hem kadınların, hem erkeklerin, teker teker, fiziksel olarak beğendiği kişilere yaklaşacağı şekilde ayarlanmış. sonuçta:

*ilk yaklaşımı yapan kadınlar, kendilerine yaklaşıldığındakinden daha az seçici davranmış.

*kendisine yaklaşılan erkekler, ilk yaklaşımı yaptıklarındakinden daha fazla seçici davranmış.

yani durum eşitlenmiş bir nevi. bunlar tabii kadınların seçici olmasında sadece çevresel faktörler etkilidir demek olmamakla beraber, cinsler arasında bu “seçicilik” kavramının o denli de değişmez birşey olmayacağını düşündürmüş sevgili uzmanlarımıza.

bir diğer yorum ise (kaynağını bulamadım) deneyde çizilen mizansenin toplumda pek az karşılaşılan, “erkekler dursun kadınlar onlara yaklaşsın” modunun yaratılmasının yaklaşılan erkeğe yukarıda bahsettiğimiz “istisnai özel gen” yanıltıcı faktörünü eklediğinin savunulması. yani yine kadın doğuştan seçici ama çeşitli manipülasyonlarla duruma ayar çekilebiliniyor.

meraklısına konuyla ilgili bir başka inceleme de burada;

http://www.psychologytoday.com/blog/love-in-limbo/200908/are-women-always-more-selective-in-mate-choice-misleading-research-conclus

ha bi de konuyla kıyısından ilgili olarak şu meşhur araba mevzusu* da şurada açıklanmış.

http://www.youtube.com/watch?v=UtNXlqUnrL8

memleketimizdeki insanların çiftleşeceği bireyi seçme şekli aslında ekonomik durum, lokasyon, ortak arkadaş, aile gibi bir sürü etkenle belirleniyor. yani, bir insan, seçim yapmaktan çok, çoğu zaman eldeki veriler, kar-zaman grafiği, potansiyel ve enerji faktörleriyle ilgileniyor. 21.yyda, çoğu kadın artık yüzünüze bakana kadar, inciğinizi cinciğinizi, donunuzun markasını gömleğinizin söküğünü bildiği için, tek gözlü, iki burunlu, ağzı dudağı suratına yayılmış bir insan bile olsanız sizi seçtiğini düşünebiliyor. erkekler, mevzuyu kadınlar kadar detaylı algılamadıkları için seçicilik sırasında ilkel normlara göre, güzellik, şirinlik, sohbet, muhabbet seçim yaptığı için, kadın kişisi, erkeğin seçim yapmadığını düşünüyor. ama bu anlattıklarım ışığında, başka ışığa ihtiyacınız bile yok, düşünürsek seçim aslında kadın tarafından değil kadının çevresinde şekillenen normlar tarafından halledilirken, erkeğin seçim yapan kişi sayılma olasılığı çok daha fazla artıyor. ve kadının seçim yapması süreci, erkeğin sürecinin neredeyse yirmi katına tekabül ediyor. eh erkek de bu süreçte sıkıldığı için başka kadınlar hakkında düşünmeye, bir kadına yirmi kat efor harcamak yerine yirmi kadına da boncuk dağıtmaya başlıyor. işte bu yirmi kadından hangisi süreci erken tamamlayıp er kişimizi kaparsa, o saf, seçim yapmış gibi seviniyor, tepiniyor, kendi etrafında dönüveriyor.

yani, maalesef yanlış bu dostlar, canlar.

not: sırf eğlencesine yaptığım şu güzel genellemeye lütfen bozulmayın. eğleniyoruz şurada.”

(Kaynak: http://eksisozluk.com/kadinin-secen-erkegin-secilen-olmasi–2729065?p=2)

erkeklerin seçildiklerini kabullenememesi 

yersiz bir hezeyan.

evet, kadinlar ciftlesmek ve yavrulamak istedikleri (gunumuzde buna aşk meşk deniyor) erkekleri secerler. peki bu secim nasil olur?

bir grup erkek ele alalim, bir grup da kadin olsun elimizde.

simdi erkek grubundaki bireyler, binlerce yillik insanlik gecmisinin genlerine yazdigi sekilde hareket etmeye baslarlar. yani, kadin grubundaki gorece en saglikli kadini elde etmeye calisirlar. bu sagliklilik kriteri (buna güzellik diyoruz bugun), kadinin vucut olculeri ve yuz yapisinin duzgunlugu ile belirlenir. daha duzgun ifade edecek olursak; erkekler gruptaki en ideal bel-kalca oranina sahip kadina yönlenirler. ikincil yönelme unsurlari da, kadinin genetik cesitliligini anlatan sac rengi/sekli ve göz rengi, boy uzunlugu gibi fiziksel ozelliklerdir. ucuncul unsur da, kadinin kisiligi, annelige, dolayisiyla cocuk yetistirme konusuna nasil baktigi gibi kişiliksel mevzulardan mutesekkildir.

neyse, erkek grubu, kadin grubundaki en guzel bireyleri kapma yarisina girer. kadin da bu yarisa giren erkekler arasinda kendileri icin en uygun genetik ozellikte olanlari secer. bu genetik ozellikler nelerdir, simdi burada bunlari saymayacagim. baska bir yerde sayariz onlari da artik.

sonucta, bu en guzelini secip elde etme yarisi, her erkek bir kadin buluncaya kadar devam eder.

sadede gelecek olursam, aslinda secimi erkekler yapar, kadin da kendisini secen erkeklerden birini kabul eder. hepsi bundan ibaret. yani aslinda kadin burada pasif secici durumundadir. secim konusunda aktif davranan erkektir. ortada kabullenememek gibi bir durum soz konusu degil anlayacaginiz.

eger ki bir gun, sectiginizi dusundugunuz erkekle ciftlesemez hale gelirseniz, onun baska bir kadinla ciftlesme arayislarina girecegi gercegini goz onunde bulundurun. kimbilir, belki bir baska kadin da sizin yaptiginiz gibi “seçer” onu…”

erkek: seçildim mi ne?

kadın: evet.

erkek: gaçayım ben o zaman!

kadın: du bi be!

erkek: uleyn benim edim ne büdüm ne! bırak beni leyn!

kadın: ..allah allah… eh iyi git sen de madem.

erkek: siz dünyayı da böyle kurdunuz di mi kaltaklar sizi! ben sizin a..za!

kadın: bi sus.

erkek: ben senin ta..na tamam mı..! ..???…

erkek elindeki “artisi en cok olan hatun”a cikma teklif eder ve kabul onayi ile birlikte cikma dedigimiz olay baslar. sen tekliften sonra seciyorsun canim benim, ben tekliften once kendi secimimi yapip iclerinden en cok artisi olana yani sana teklifi veriyorum.

isin kotusu, sen alternatifi olmayan ve senin icin gercek sevgiyi verebilecek olani degil, senden baska alternatifi olan ve sen olmasan baskasina yonelecek olani yani beni seciyorsun. ne guzel zirvalami$ dmi ebru gundes, ben secilmem secerim diye… siz secmeye devam edin, $u $artlarda biz secilmeye gayet sicak bakiyoruz ;) ”

— spoiler —

simdi ornek olsun diye diyorum, yanlis anlasilmasin sakin.

karnimac isimli yazari ele alalim. yuksek ihtimalle bir kadin oldugunu dusunuyorum. erkek de olabilir, o zaman bu orneklemenin disinda yer alir tabi. neyse, kadin oldugunu farzedelim.

mesela ben karnimac’i gordum. o sirada da hayatimda bir kadin yok diyelim. hasbel kader, kendisiyle diyaloga girebilecegim bir ortamda da yer aliyoruz. hani hayatimda baska kadin da yok ya, arayis icindeyim.

hayatima sokabilecegim kadinlari gozden geciriyorum. sonra karnimac’in fiziksel ozelliklerini uzaktan, kendisiyle tanismadan incelemeye basliyorum. peki benim istedigim kadin nasil bisey olmali fiziksel acidan?

once zarif bir gorunumu olsun mesela. şöyle beli guzelce kavranabilsin. bacaklari duzgun, kalcalari dolgunca olsun. mumkunse avuc dolusu goguslere, belki biraz buyugune sahip olsun.

hah, kriterler benim icin bu. hemen karnimac’a bakiyorum, bu ozelliklere sahip mi diye. eger bunlara sahipse, daha onceden kafamda belirlemis oldugum aysel’i bir kenara ayiriyorum ve ona yazilmaya basliyorum. eger karnimac, benim kur yapma cabalarima olumlu yanit verirse aysel’i unutuyorum.

tabi karnimac da bana bakiyor. şöyle yukardan aşagi suzuyor. “eh diyor boy pos fena sayilmaz. yakisikli da adam. e işi gucu de fena degil, iyi kazaniyor. ayrica karizmatik. genel kültürü de hatiri sayilir seviyede. neden olmasin?” diyor. bunu dedikten sonra zaten malum iliski sureci de baslamis oluyor.

— spoiler —

simdi soruyorum size, kim kimi secti?”

daha once yazilmis zaten bu ama; yanlıştır. kısa ve öz.

ozellikle cikma teklifini israrla bekleyen kizlara uygulanan formuldur; (sanirim baslikla baya uyumlu).

birilerini begenirsin zaman gecer farkettin onunda sana ilgisi var. iste dananin kuyrugu bazen burada kopuyor, bizim kizlarimiz (kahretsin yine genelleme yaptim) ozellikle bu teklifin erkek tarafimizdan yapilmasini bekliyorlar. oyle bi dunya yok, bu bir kural degil. bunun yapiliyor olmasi bu secme hakkinin size verilmis olmasindan degil sadece erkeklerin kibarlik gosterisi, iliskinin bastan beri zor tarafindan tasin altina elin koyulmasi olarak goruyorum ben. bundan sonra anlatacaklarim baskalarini ilgilendirmez belki ama benim icin bu boyle.

iste bu dananin kuyrugunun kopacagi zaman bir kadin bunu kural olarak onume suruyorsa benim icin sigortalarin attigi vakit oluyor bu. bundan sonra sunu yapiyorum ve gayet de eglenceli oluyor. hep br yazma hali hep bir ilgi-ilgisizlik karisikligi ama %51 gosteriyorsunuz. ve gayet dogal sizden bir seyler bekleyen kizimizda sabirsizlandikca sabirsizlaniyor. bundan sonra ki klasik gorunen davranislar.

- ortak arkadasi sikistirip artik teklif etmeyecek mi demeler.

- ortak konusmalarda lafi tam o bolgeye getirmeye calisip yine de kesin bir sey soylemeyenler.

- arkadasi uzerinden teklif gonderenler( bu en komik olani tabi).

sonrasinda ise bu tur olaylarin sonucunda iliskiye basladiklarim oldu hic baslamadiklarimda. ama secimin kimi yaptigini soylememe gerek yok sanirim.

sunu kesinlikle demiyorum ki ben hayatimda kimseye teklif etmedim hep teklif aldim (yalan zaten; bi kizin pesinden 1 seneden kusur kostugum da oldu). son tahlilde bazen erkek secer bazen kadin ama o iliski yuruyorsa iki tarafta seciyordur. basarisizlik oldugunda zaten kimin sectiginin ne onemi var.(yanlis secim olmus gibi di mi? )

p.s: bazi kizlar hakikaten cok utangac ve cekingen olabiliyorlar.teklif etmiyor degil edemiyorda olabilir bu nuans a dikkat sonra yazik olur o guzelim kiza.

(kaynak: http://eksisozluk.com/erkeklerin-secildiklerini-kabullenememesi–1954487?nr=true&rf=erkeklerin%20se%C3%A7ildikleri%20ger%C3%A7e%C4%9Fini%20kabullenememesi

X – Kadınların Evlenirken “Para Biriktirelim, Borçlarımızı Ödeyelim” Yerine Bencilce Rakip Kadınlara Karşı Egolarını Tatmin İçin Sadece Tek Bir Kere Giyecekleri Bir Elbiseye ve Ufak Bir Taş Parçasına Milyarca Lira Para  Akıtmasını Beklemeleri, Düğündede Savaş Boyası Sürünmeleri

Gelinlik Hakkında;

  1. tarihte (bilinen) beyaz olarak ilk defa giyileni kraliçe mary‘ninmiş. daha sonra 1840 yılında kraliçe victoria da beyaz giyince, gelinler kraliçeyi onurlandırmak için hep beyaz renkte gelinlik giymeye başlamışlar. bu tarihten öncesinde siyah ve kırmızı hariç her renk giyilirmiş batı kültüründe, önemli gösterişli olmakmış. doğu kültüründe ise makbul olanı kırmızıymış, şans getirdiğine inanılırmış.
  1. gelin kişi urbası.batı kültüründe gelinlik giyme sebebi gelinin güzelliğini sergilemesi değil, ailenin statüsünü göstermekmiş. üst sınıf gelinler parlak kumaşlar ve iddialı renkler kullanırlarmış. daha düşük sosyal sınıfa mensup gelinler de ellerinden geldiği kadar üst sınıf gelinleri taklit etmeye çalışırmış. gözünü sevdiğimin sosyal düzeni hiç mi değişmezsin? hala alt sınıf üst sınıfı taklitte…sonraları avrupa beyaz gelinliği benimsemiş. beyaz gelinlik evlenecek kadının temizliğine, masumluğuna ve yeni bir hayata güzel girmesine vurgu yapacak bir unsur olarak algılanmış. bırrr!osmanlı’da ise gelinlik giymenin farklı bir mantığı var. genç kızların süslü giyinmesi ayıp karşılandığı, sadece evli kadınların süslü giyinmesi normal göründüğü için evlilik süslülüğe ilk adım olarak görülürmüş. allahtan batılılaşmışız da genç kızların giyebildiği renkler ve kıyafetler değişmiş. en çok imrendiğim şey ise şudur; saray hanedanının gelinlikleri kırmızı olurmuş. hangi ara bu kırmızı renk itibar kaybetti merak ediyorum. şimdi birine kırmızı gelinlik giyeceğim desen, “e deli kırmızıyı sever” der, en afillisinden bir deli etiketi yapıştırır alnınıza.peki bir bu rengarenk gelinliklerden nasıl böyle buz beyaz gelinliklere geldik diye sorarsanız, adres ii abdülhamit’in kızı naime sultan. bu topraklarda ilk beyaz gelinliği giyen kendisi olmuş.
  1. annemin uzun yıllar sakladığı düğün giysisi. sonra taşınmalardan birinde kayboldu, atıldı ya da tül perde olarak bekar evime geldi, tam hatırlayamadım.neden saklarlar anlamıyorum. bunu üç sebebi olabilir:1) daha sonra evlatlara göstermek için
    2) daha sonraki düğünlerde giymek üzere
    3) günün birinde erkek aldatırsa ya da bir adilik yaparsa giyinip kuşanıp karşısına geçmek ve “işte osman, istediğin oldu, ben geldim, gelin oldum yine, haydi yine evlenelim!?” şeklinde müjdearvari psiko triplerine girip herife kafayı yedirtmek için.
  1. alması zor, gerçekten çok zor tek gecelik giysi. hele benim gibi bu tip gösteriş unsurlarından hoşlanmıyorsanız, bunun yanında “bir gecelik kıyafete o kadar para dökeceğime gider daha iyi bir tv alırım” diyenlerdenseniz, işiniz daha da zor. çevrenin baskı-yönlendirmesiyle en sonunda giymeyi kabul ettiğinizde, apayrı bir dert peydah olur. o ana kadar herkese “istemiyorum, sade bir elbiseyle hallolur bu iş” derken, bu kez vücudunuza düz saten bir perde kumaşını sarar gibi görüntüler gözünüze pek bir boş gelecek. azıcık hareket katalım derken bir bakacaksınız siz de pek süslü, kabarık etekli bir yolda ilerliyorsunuz. en sonunda çok büyük ihtimalle hiç bir mağazada sadelik ve şıklığı bir arada bulamayıp, dönüp dolaşıp kafanızda oluşturduğunuz bir modeli diktirmek zorunda kalacaksınız. nacizane tavsiyem, yanınızda terzilik işleri, dikiş kalitesi, vb.den anlayan birini bulundurmanız. bu en azından karar verdiğiniz mekanın işçiliğinden emin olmanızı sağlayacaktır.sanırım bu işin içinden alnımın akıyla çıkacağım.*
  1. evlilik surecinde dikkat edilen hususlarin hiyerarsisi icinde prior, hatta top level olan (for woman) ortunme cesidi. erkekler icin ise ne ise yaradigi hala anlasilamayan, yaw bunu cikarmasi da var dedirten, acisi ilk gunden koymaya baslayan buyuk bi gider kalemi. bitti mi nooo daha onu alacaksin, kuru temizlemeci yollari tastan cikarir seni de benide bastan. bunu yapacasin no way, zevk al sadece. gereksiz falan modlarina girip kendini hic dusurme derim yani.
    bu arada onemini belirtmek icin ornek de verelim. ben de su tele kulak cetesinden birisi olarak yasanmis yani duyulmus dinlemeler var. no comment
    millenium’a daha yeni girilen yillarda bir universitenin bahcesinde yaz gunu iki hatun muhabbet ediyorlar:
    1.hatun: su … cocugu gordunmu? (tam hatirlamadagim icin oyle yazdim, kendi fantazine gore doldur. gozluklu, pantolonlu vs. o cocugu deil yani ne kadar ayip)
    2.hatun: gordum idare eder, arabasi ne marka?bir dugun salonunda beklesen iki hatun
    1.hatun: nerde kaldin, geciktin biraz?
    2.hatun: trafik, gelini gordun mu gelinligi nasil?soynecek cok sey war ama basta bir defa no comment dedik artik, atis serbes…
  1. anasının a* gibi pahalı kiyafet.. vurun abalıya amına koyim, düğün yapıyoruz ya nerden ne koparsam kardır mantığı. 2 bin liraya buzdolabı al, 2 bin 500 liraya gelinlik. sizin ben ananızın ta a**na koyim o**pu çocukları..
  1. kimin icad ettiği belli olmayan (kendisine buradan bucaksız sevgilerimi yolluyorum) en pahalı tül perdedir.
    sanki masal kahramanıyız hepimiz, unicornlarla falan evleniyoruz camdan saraylarda.
    ayrıca kadınlara güzel geldiği, yakıştığı falan da yoktur, bebek kundağı gibi, kız olursa pembiş, oğlan olursa maviş hesabı her evlenene zorla giydirirler bunu, bu esnada hem geline hem damada giydirir, sinir krizleri geçirtirler bunu satanlar. birgün burnumuzu sildiğimiz mendilleri bir yerlerde giymek de çok moda olacak mı meraklar içerisindeyim

(Kaynak: http://eksisozluk.com/gelinlik–45043?a=nice&p=1)

 

Kadınların Erkelerden Beklediği Tek Taş Pırlanta Özellikler Ve Fiyatları: 

ELMAS YA DA İŞLENMİŞ HALİYLE NAM-I DİĞER PIRLANTA

Elmasın fiyatı en çok artıran, taşın lekesiz oluşudur. Aynı büyüklükteki iki taş arasında lekesine (pike) ve damarlı oluşuna göre ciddi fiyat farklılıkları vardır. Taş satan mağazalarda taşların yanında açıklamalar vardır. Bu harfler ise şunları ifade eder:

Fawless; tamamen lekesiz ve en pahalı olan taştır. Kalite düştükçe fiyat da düşer. Bu yüzden kalitelisini tercih edin.

VVS; çok çok küçük noktalar (VVS1 ve VVS2 olarak ayrılır.)

VS; çok küçük noktalar (VS1 ve VS2 olarak ayrılır.)

SI; kolayca görülebilen lekeler.

Renk: Kuyumcu ışıklarının fazlalığından ve bu işin uzmanı olmadığımızdan bizler çıplak gözle göremesek de pırlantaların aralarında belli belirsiz renk farklılıkları vardır. Pırlanta ne kadar beyaza yakınsa o kadar değerlidir.

Piyasada pırlantanın fiyatı nedir?

Birinci kalitede 1 karatlık bir pırlanta yüzüğün fiyatı kesimine, berraklığına ve rengine göre 1.500 ile 6.000 dolar arasında değişiyor. Bunun yanı sıra 500 dolara da pırlanta yüzük bulmak mümkün.

Alırken nelere dikkat etmek gerekiyor?

En az iki güvendiğiniz kuyumcunuz olsun. Genelde hanımların en güvendiği bir tane kuyumcusu vardır. En az iki tane olmalı ve farklı görüşleri öğrenmenizde fayda var.

Taş alırken kuyumcu garantisinin yanı sıra sertifikasını da isteyin. Bazı kuyumcular taşın gerçek özelliklerini gösteren sertifikalarını müşterilerine vermemek ya da müşterilerin istemelerini engellemek için ‘sertifikalı taş pahalı olur’ diye söylerler. Buna kanmayın, kuyumcular taşı alırken sertifikası ile alırlar. Kuyumcu garantisi kişisel garantidir ve yan dükkânda geçmez; ama taşın gerçek sertifikası taşın nüfus cüzdanıdır.

Eğer sertifika verilemiyor ise mutlaka taşınızı kontrol ettirin. Ben de öğrenmeden önce pahalı zannediyordum. Oysa 1 karatlık bir taşın sertifikası için cebinizden çıkan ortalama 2.000-3.000 dolar öderken, alt tarafı laboratuvara test için 60+ KDV ödüyorsunuz. En azından içiniz rahat oluyor ve bu sertifika yurtdışında da geçiyor

(Kaynak: http://tektas.blogspot.com/2007/11/piyasada-prlantann-fiyat-nedir.html)

 

Tek Taşın Anlamı Nedir? Gerçekten Herhangi Bir Kadın Bunun Anlamını Bildiği İçinmi İster ve “Sen Teksin” İmajı Sadece Aşırı Pahalı ve Küçük Parlak Bir Taş Parçası İlemi Sağlanır?

TEKTAŞ YÜZÜK ”SEN DÜNYADA TEKSİN” ANLAMINDA Yılbaşına sayılı günler kala, eşine veya sevgilisine aşkını ifade etmek için hediye bakanlar, biraz pahalı olmakla birlikte pırlantanın dilinden yararlanabilirler.
Alacakları hediye ile ilgili maddi sıkıntısı bulunmayanlar, sevdiğine ”sen dünyada teksin” demek istiyorlarsa tektaş pırlanta, ölümsüz aşklarını ifade etmek için de ”dün, bugün ve yarın seninleyim” anlamına gelen tria hediye edebilirler.
Zen Mücevherat’ın ortaklarından Oğuzhan Aydoğan, pırlanta alırken, aldanmamak için dikkat edilmesi gerekenlerle ve pırlantanın anlamı konusunda A.A muhabirinin sorularını yanıtladı.
Pırlanta seçerken 5 temel konuya dikkat edilmesi gerektiğini ve pırlantada fiyatı bu 5 özelliğin belirlediğini kaydeden Aydoğan, mücevhercilerin bunları kısaca 5C olarak adlandırdıkları söyledi. Bunların kesim (cut), Renk (colour), berraklık (clarity), karat ağırlığı (carat weight) olduğunu ve her birinin mücevher fiyatında yüzde 20′şer paya sahip bulunduğunu söyleyen Aydoğan, geriye kalan yüzde 20′lik fiyatı ise mücevherin sahip olduğu sertifikanın (certificate) oluşturduğunu kaydetti.
2 BİN 500 DİPLOMALI KUYUMCU
9 Eylül Üniversitesi ile birlikte İstanbul’da ”Taş Akademesi” kurduklarını ve 3 yılda 2 bin 500 kuyumcuyu taşlar konusunda eğittiklerini belirten Aydoğan, bu 2 bin 500 kişiye diploma da verdiklerini bildirdi. Söz konusu eğitim ile mücevherciliğin bilinçli yapılmasını sağlamayı amaçladıklarını kaydeden Aydoğan, pırlanta gibi değerli taşlardan oluşan mücevher satın alırken sıkıntı yaşamamak için, kurumsal kimliği bulunan yerlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi.
Vatandaşlara mücevher alırken, aldanmamaları ve tatsız olaylar yaşamamaları için bir dizi öneride de bulunan Aydoğan, alınacak mücevherle ilgili satış temsilcisinden öncelikle kesim, renk, berraklık, karat ağırlığı ve sertifika konularında genel bilgi almalarını öğütledi.
Elmasın doğal bir madene verilen isim, pırlantanın ise elmasın kesilerek özel şekil verilmiş hali olduğunu belirten Aydoğan, 0,01 karat ağırlığında minicik bir pırlantanın dahi üzerinde 57 adet Faset (kesim) bulunduğunu anlattı. Pırlantanın sahip olması gereken özelliklere de değinen Aydoğan, ideal kesilmiş bir pırlantada gökkuşağının bütün renklerini görmenin mümkün olduğunu kaydetti. Aydoğan, bu tür bir pırlantada ışığın, üst tabladan girerek, külah ucuna çarptıktan sonra tekrar üst tavladan çıkarken pırlantanın ateşi ve ışıltısını yansıtması gerektiğini söyledi. Yine çıplak gözle bakıldığında taşın üzerinde herhangi bir leke görülmüyorsa bu taşın fena bir taş olmadığını kaydeden Aydoğan, 10×10′luk bir lüp (büyüteç) eşliğinde bakıldığında hiçbir iz görülmüyorsa bu taşın mükemmel olduğunu ifade etti. Aydoğan, pırlantada rengin D’den Z’ye kadar harflerle sınıflandırıldığını anlattı. Aydoğanlar, D, E, F ve G grubundaki pırlantaların en nadir bulunan pırlantalar olduğunu, en çok rastlanan pırlantaların ise H ile L renkleri arasında yer aldığını ve bunların da beyaz, çok hafif beyaz ve renkli beyaz olmak üzere ayrıldıklarını kaydetti.
Pırlantada berraklığın da önem arz ettiğini söyleyen Aydoğan, bir pırlantada doğal izler ne denli az olursa söz konusu taşın değerinin de o kadar arttığına işaret etti. Aydoğan, doğal iz taşımayan pırlanta bulmanın çok zor olduğunu, izi az olan pırlantanın kusursuza yakın sayıldığını bildirdi.
PIRLANTANIN DİLİ
Nasıl ki çiçeklerin, renklerin bir dili varsa, pırlantanın da bir dili olduğunu kaydeden Aydoğan, yüzyıllar boyunca tek taşın evlilik ve aşkı sembolize ettiğini ve insanlar tarafından bir standarda oturtulduğunu söyledi. Ölümsüz bir taş özelliği taşımasından dolayı pırlantanın aşkı ölümsüzleştirmek için kullanıldığını ve evlilik sembolü olarak tek taşın seçildiğini belirten Aydoğan, günümüzde bunun alyans olarak kullanıldığını anlattı. Kadınlara neden tek taş hediye edildiği konusunda da bilgi veren Aydoğan, nasıl ki doğadan çıkan her taş tek ise, dünyadaki her kadının da tek olduğundan hareketle, bu durumu sempolize etmek için tek taşın seçildiğini kaydetti. Tek taşın ”sen dünyada teksin” anlamına geldiğini belirten Aydoğan, ölümsüz aşkı sembolize eden ve üç taştan oluşan Tria’nın ise ”dün, bugün, yarın seninleyim” demenin ifadesi olduğunu kaydetti. Tek taşın evlilik teklif ederken ve evlenirken kullanıldığını, alyansın evlilik anlamına geldiğini 5 ve 7 taşın yanı sıra, sıralı taşlardan oluştuğunu anlatan Aydoğan, bunlar dışındaki taşların fantaziye girdiğini bildirdi.

Nil Karaibrahim’in bir şarkısında, özgür kadını tarif ederken ”tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktım, girmesinler havaya” dediği gibi, pırlanta veya elmas takmak isteyen yalnız bayanların fantazi tabir edilen pırlantalara yönelebileceklerini söyleyen Aydoğan, pırlanta fiyatları konusunda da bilgiler verdi. Aydoğan, 0,50 karatlık bir tek taşın ortalama fiyatının 1300 dolar, 1 karat trianın fiyatının da 2 bin 500 dolar civarında değiştiğini kaydetti

 

Gelin makyajının altında yatan çok korkunç sır: Kadınların Düğünlerde Sürdükleri Savaş Boyaları ve Korkunç Saç Modelleri;

  1. normal, eli ayağı tutan, âlelâde bir kadını bile tavus kuşuna çevirebilen harika bir şey.
  1. güzel bir kadını maymuna çeviren makyaj. hadi tamam elbette yapılsın da makyaj yapılırken hiç mi bakmazsınız aynaya?
  1. ürkütücüdür. linktekilere maruz kalan damatlar üzerinde yapılan incelemelerde aşırı titreme, sinirlilik, mide krampları gözlemlenmiş, bazı deneklerde düğünün ileri safhalarında içe kapanma ve hayattan soğuma gibi kalıcı tesirler yarattığı ortaya çıkarılmıştır. yazıktır la kimlerin çocuklarıysa.http://bebu.blogcu.com/…kyaji-nasil-yapilir/7181306
  1. belirli bir dozun üzerinde “çirkinlik” ile kombine edildiğinde ise ortaya akıl almaz bir nesne çıkıyor. bazı insanların tavuğa, ineğe meyilini düğün makyajı ile açıklayacak bir makale üzerinde çalışıyorum.
  1. bunu yapan ilk insanların, “bizim kıza gelinlik giydirdik ama gene de bir boka benzediği yok; biz şimdi öyle bir şey yapalım ki, kendimiz de bitelim. böylece kızcağız ortaya çıkan kontrasttan belki güzel zannedilir, oradan kurtarırız. yazık şunun haline bak, marsık gibi…” diye düşünen, gelinin çocukluk arkadaşı, irili ufaklı bir kadın grubu olduğu söyleniyor.
  1. genelde göz altı torbalarını kapamak için bu noktalara bir kaç ton açık bir fondoten sürmeyi de içeren makyaj şekli.şimdi bu vesileyle hanımlara, genç kızlarımıza sesleniyorum. göz altlarınızı açık tonla kapatmayın. çünkü o göz altı torabaları kapanmıyor bu biir, herkes ama herkes, özellikle başta erkekler olmak üzere bu göz altlarınızı beyaza boyadığınızı fark ediyor bu ikiiii, o gözlerle zombi gibi duruyorsunuz ve saçınızın güzelliği veya kıyafetiniz geri planda kalıyor bu üüüüç, tüm fotoğraflarda parlayan flaş nedeniyle sanki gece ava çıkmış rambo’nun sürdüğü çamurun negatifi gibi çıkıyorsunuz bu dööört.
  1. damadı nikahtan vazgeçirmek için yapıldığından şüpheleniyorum.
    bildiğin zenciden hallice, esmer bir kızın -tahmin edin kim?-yüzüne portakal renkli far, cırlak turuncu ruj, ateş rengi allık neden sürülür, cumhuriyet bayramı süslemeleri için daha uygun bir zemin bulunamaz mı yoksa ben burnuma yeşil taklar kondurursam daha mı şenlikli geçer?
  1. normalinin fiyatı 40-50 tl iken, bunun fiyatı min. 300 tl’dir.
  1. dugunle ilgili romantik olmasi gerekirken urkutucu olan kavramlardan bir tanesidir.
    digerleri icin ornek vermek gerekirse, gelin basi, dugun halayi, biz biliyoruz da mi oynuyoruz diyerek, zorla, yarisindan cogunu kesinlikle tanimadiginiz insanlarin arasinda oynatilmak sayilabilir.
    bunlardan dugun makyaji, esas amaci o olmasa bile, gelini olabilecek en urkutucu ve cirkin sekilde gosterip, bu haliyle bile damadin kacmamasindan yola cikarak evliliklerinin ne kadar uzun omurlu ve saglikli olacagini ispatlayan bir boyama teknigidir.
    soz konusu bayan oncelikle ten renginden kesinlikle birkac ton daha koyu olan bir fondotene bulanir. boylece beyaz tenli bir kisi esmer, esmer tenli bir kisi zenci, zenci olan bir kisi darth vader haline getirilir.
    bunun akabinde, gelin kizin gozlerinin altina, fosforlu izlenimi yaratacak bir beyaz boya surulur. bu boya gozlere ilave edilecek kirpik ve simsiyah renkte makyaja yaratacagi kontrast etkiyle, daha urkutucu bir gorunum kazanilmasini saglayacaktir.
    gozler yuzun buyuk cogunlugunu kaplar. gerek ilave edilen kirpik killari, gerek ustune ve altina defalarca cekilen siyah cizgiler, gerekse de kenarlara dogru uzatilan farlarla, artik yuzun cogunlugu goz olmustur bile.
    geriye kalan yerlerin onemsiz sayilmamasi icin, yanaklar ve dudaklar kirmizinin en ambulans tonuna bulanir.
    boylece, onceden belki de acik tenli, hos yuzlu, sevimli bir sureti olan gelin kizimiz, simsiyah kocaman gozleri (gozlerin esas rengi ne olursa olsun, o kadar boyadan sonra herkese siyah gelecektir), koyu teni ve vampirlige yeni giris yapmis havasi tasiyan dudaklari ile onune cikan herkesi korkutacaktir.
    haksiz bir korku da degildir bu. o kadar kimyasal, gecenin ilerleyen saatlerinde ter ile karisacak, binlerce kisiyi yanaklarindan opmek suretiyle butun yuze homojen bir sekilde yayilacak, ve gece sonunda koli basili benzeri canlilarin uremesine imkan veren bir kirlilige ulasacaktir.
    zavalli kizin muhtemelen saclari da gelin basi adi verilen bir topuzla vucudundan daha buyuk hale getirildiginden, bir denge problemi de olusacaktir. ne de olsa o topuzu tutturmak icin kullanilan kimyasallar birkac kilo agirlik katarak, kizin yeni bir agirlik merkezinin olusmasina sebep olacaktir.
    ve gelelim en korkutucu kismina, gelinler bu goruntuyu elde etmek icin saatlerce kuaforde kalmak ve yakici isilar altinda beklemenin yani sira, ortalama bir ailenin bir aylik gecim butcesini de kuafore odeyeceklerdir.
    dugun makyaji en hos ve guzel kadini bile gulyabani goruntusune sokmaya yarayan bir cesit kimyasal silahtir.
  1. bence zaten çirkin olunmak için yapılın bi olay. çünkü yapılan makyaj değil.
    bu bildiğin savas boyası olm. rakibe göz dağı vermek amaclı bir aktivite yani. hatta dikkat edin malzeme ne kadar abartılmışsa erkek tarafı o kadar öküz oluyor düğünlerde.bu arada bu makyaj için “ayy düğünümde kesinlikle yaptırmam iğğrenc” diyip düğün günü oturan boğaya dönen çok kişi tanıyorum. olayın psikolojisinden midir nedir anlamadım.
  1. abartılı her türlü makyajı tanımlamada kullanılan halk terimi.
    sizi o kadar çok çirkinleştiriyor ki makyajınızı temizledikten sonra ”yemin ediyorum makyajsız, doğal halimle daha güzelim” özgüvenine kavuşturuyor.
  1. %99 olarak gelini çirkin gösteren makyajdır. %1 i bir defa gördüm kızın normal halinden emel sayına çevirmişti. (gençliğine tabi)düğündeki hali sanırım en güzel hali idi. ağzım açık izledim. bu benim tanıdığım kız mı hakikaten diyerek. işini hakkını vererek yapan makyözler de varmış. ama dediğim gibi %1 de falan kalıyorlar sanırım.anneme bunun öyle kötü bir örneği yapılmış ki babam anneme makyaj yapmayı yasaklamış makyajsız daha güzelsin diyerek
  1. valla ben öyle üst sınıf, sosyetik düğünlere pek iştirak etmedim, ettiklerimde de sallamadım çünkü çok sıkıcı ehashd. genelde orta-alt sınıf ve köy düğünleri arası bizim olayımız, o yüzden bol bol gördüm ben düğün makyajı.
    bir bey olarak* benim gördüğüm bu işin yöntemi şu: abi göz kapağını masmavi yap, elini korkak alıştııma o maviyi görücem. heh o tamam mı tepeden aşağı sim dök, dök dök dök. yüz böyle pastel boya ile üzerinden geçilmiş gibi olsun, bildiğin 2cm kalınlıkta makyaj malzemesi olsun artık ne varsa içinde pudra mudra. yanaklar da boyayla kırmızılaştırılsın, sanırım rujla yapıyorlar. sonra saçlar topuz, kocaman kafada. yandan iki üç lüle sarksın, sarkıttın mı? tamam kıyafeti de sanki her tarafın simli değilmiş gibi en parlak civcivli olanından seç. vatkalı falan olsun böyle, kocaman omuzlar çıksın badici gibi. oldu da bitti maşallaaaah, hadi hayırlı olsun.
  1. klasik mahalle arası kuaförleri mavi far, ciğer gibi kıpkırmızı dudak ve zerafetten uzak kocaman topuz kombinasyonuyla gerçekten rezil işler çıkarır. yoksa her gelinin düğün makyajı rezalet olmaz. tam olarak ne kadar istiyorlar bilmiyorum ama çok yüksek miktarda paralara gayet güzel, hayran olunacak düğün makyajı yapan yerler de var.şimdi bir gecelik-düğün gecesi de olsa- makyaja 1000 tl vermek istemeyenler, veremeyenler olabilir. zaten o yüzden bu düğün makyajının çirkinliğinden konuşuyoruz hep. ama adil değil bu. güzelim kızları sedefli bebe mavisi far, kalın ve simsiyah bir eyeliner ve cırtlak kırmızı bir rujla maymuna çevirmelerine dayanamıyorum. daha az önce yine facebook’ta yeni evlenmiş kızcağızın nasıl çirkinleşmiş haliyle nikah masasına oturduğunu gördüm. kız makyajsız bebek gibi. sanki kıza kötülük yapmak isteyen biri yapmış makyajı.. ancak bu kadar çirkinleştirilir bir insan. yazık..kate middleton bile düğün makyajını kendi yapıyorsa bu işte bir iş vardır arkadaşlar.. herkes iyi makyaj yapmayı beceremiyor olabilir o yüzden işimi gücümü bırakıp ucuza gelin makyajı yapan gezici bir şirket kurup anadolu ve trakyadaki kızlarımızın mağduriyetini engelleme isteğiyle doluyum şu an. herkesin güzel ve estetik makyaja ulaşmaya hakkı olmalı, özellikle düğün gününde.. insanlar güzel bir makyaj ya da boşa gitmemiş bir çuval para arasında kalmasın, mutlu olsunlar istiyorum. tek dileğim bu.*

(Kaynak: Ekşisözlük)

 

Bir Düğün Bize Neyi Kanıtlar?

-Kadınlar bencildir, gereksiz yerlere birton para harcamanızı isterler,

-Kadınlar egoisttir. Tüm bunların altında karşı cinse hava atma yatar

-Kadınlar kördür ve aptaldır. Kendilerini bukadar çirkinleştirecek bir gelin makyajına standart makyajın 30-50 katı para verirler.

-Tüm bunların ötesinde erkekler gerçek birer aptaldır, bildiğin çocuk zekasına ve kaprisine sahip kendisini sindirella masalında prenses zanneden kadınlara bunları yaparken ses çıkartmazlar. Hadi kadının aklı çalışmıyor, bari sen düşün bunu demi?

Not: Tabiki bu bir şaka ve gerçekleşmesi, olaya iki tarafında mantıklı yaklaşabilmesi mümkün değil, kadın ne istiyorsa yapmalıdır erkek evlenene kadar..

 

X – Seks ve Erkeklerin Kadın Açlığı Olmasaydı Kadının Toplumdaki Durumu Ne Olurdu?

“Erkeklerin aklının hep sekse takılı olduğu veya her 8 saniyede bir seksi düşündüğü yolundaki iddialar yanlış çıktı.

Ohio Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Terri Fisher, iki yardımcı asistanı ile birlikte 283 üniversite öğrencisini denek alarak kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. Prof. Fisher ve asistanları, öğrencilerden bir hafta boyunca, akıllarına “seks, yemek ve uyku” geldiğinde bunu hemen not etmelerini istediler. Erkekler arasında bir gün içinde seksi düşünme ortalaması “19 kez” oldu. Halbuki, erkeklerin “her 8 saniyede bir seksi düşündüğü” ileri sürülürdü.

Prof. Fisher, “Popüler algılama gerçeklikten bu kadar uzak olursa doğruları söylemenin zamanı gelmiştir” dedi. Araştırma, “Journal of Sex Research” dergisinde yayınlanacak. Ekibin çalışmasında hem erkek hem kadın öğrenciler yer aldı. Fisher, erkeklerin hep seksi düşündüğüne inanmanın, erkekleri küçük düşürücü olduğuna inandığını da söyledi.

Kadın ‘Yemek’ Dedi

Araştırma, her gün 19 kez seks düşünen erkeklerin günde 18 kez de yemek düşündüğünü ortaya koydu. Araştırmaya katılan kız öğrencilerin ise seksi günde 10 kez, yemeği ise 15 kez düşündükleri tespit edildi. Erkekler 11 kez, kadınlar ise 8 kez uykuyu düşündü. Prof. Fisher, erkeklerin cinsel arzularının en yüksek noktasının 20’li yaşlar, kadınların ise 30’lu yaşlar olduğunu söyledi.

(Kaynak: Habertürk)

 

* kamil sinemaya gidelim oradan da yemeğe gideriz .

+ nahide bi siktir git maç var, arkadaşlarla maç seyredeceğiz

* ne yapıp gideyim kamil ? !!!

+ boşver bayyyy

paylaş15.01.2012 10:48 jupitersubat

 

seks olmasa erkeklerin kadınlarla işi olmaz 

“kadın denen varlığın ne menem bir mahlukat olduğunu bilen kişi sözü.

eğer seks olmasaydı erkeğin kadın denen cızırtı makinasıyla cidden işi olmazdı. siktir ederdi bir an bile düşünmeden ancak yeme içme gibi zaruri ihtiyaç olan seks elimizi kolumuzu bağlıyor sevgili kadın insanları. bütün kibarlıklar, beyfendilikler, ince davranışlar sizle sevişmek için. yoksa bi sikim değilsiniz afedersiniz.

(, 12.02.2012 10:50)”

 

çocuk yapmak için seks yapmak gerekmeseydi bu sefer de kadınların erkeklerle işi olmazdı.
kaynak: isviçreli bilim adamları

(, 12.02.2012 10:52)

yemek yapmak içinde kadın gerekli, hatta temizlik ve düzen konularında da yardıma ihtiyacım var sanırım.

bana göre olmayan önerme. kadınlar iyidir hoştur. olsun onlarda.

(, 12.02.2012 10:56)

kanımca yanlış olan yargı.
tamam seks olmadan olmuyor ama sevgilinizle eşinizle sadece seks mi yapıyorsunuz hiç mi bir şey paylaşmıyorsunuz? dertlerine ortak olduğu olmuyor mu? hastalıkta sağlıkta mutlu mutsuz demiyor muyuz evlenirken? şimdi bana kılıbık diyen olacak illa ki ne dedikleri umrunda değil sen onu seks için kullanıyorsan o da seni seks için kullanıyor. böyle düşünmemek lazım. peygamberimiz eşi ıle sadece üremek için beraber değildi aynı zamanda ilk müslümandırda.

(, 12.02.2012 11:10 | itü sözlük mobil ile)

bak ya yine uzun uzun yazdıracaksınız. ya da yazmayacağım amk kısaca anlatacağım.

doğru bir önerme. seksin sonucunda çocuk doğar, çocuk da ölümsüzlüktür, soyunun devam etmesidir. zaten dünyadaki her şey seks ve ölümün getirdikleridir. her erkek en iyi dişi için savaşır, en iyi dişi için öldürür, dişiler en az ölme potansiyeli olan yani en güçlü erkekten çocuk yaparlar ki çocukları da sağlam olsun ve onlar da soylarını devam ettirsinler, böylece ölümsüz olurlar.

yani o kadar basit değil başlığı açan eleman, seksi kaldır her şey aynı bir tek erkeğin kadına ilgisi düşer diye bir şey tamamen saçmadır, acaip saçmadır dur önce diğer olacakları düşün.

(, 12.02.2012 11:12)

 

hayatın amacı erkeğin penisini bir deliğe sokmasıysa eğer bunun için zaten kadına ihtiyacı yoktur. hemcinsi, at, eşek, köpek, rulman, damacana, elektrik süpürgesi gibi deliklerle bu amacını gerçekleştiriyor zaten.
demek ki amaç daha farklı.

dark city‘de insan üstü ırk insanlık üzerinde deneyler yaparlar. kendi soylarının yok olma durumu sebebiyle insan beyni/hafızası üzerinde incelemeler yapar ancak başarıya ulaşamazlar. o filmden gelsin;
- siz bizi çözmek için buraya baktınız (beynini işaret eder) ancak yanıldınız, buraya (kalbini işaret eder) bakmanız gerekiyordu. bizi sizden ayıran tek şey buydu.

der, esas oğlan.

konuya dönecek olursak, kadın erkek ilişkisini penis ve vajinanin bir araya gelmesi üzerinden açıklamak hatadır. bu ünsiyet kalp ve ruhun birliğinin bedende zuhur bulmasıdır. olmazsa olmaz değil ancak olursa ilişkiyi güçlendirici bir etmendir. aksini düşünüp beynini bacak aralarına taşıyanlara da erken boşalma, iktidarsızlık ve vajinismus u hatırlatır başlarına gelme ihtimallerini düşünmelerini dilerim.

(, 12.02.2012 12:08 ~ 15:32)

seks olmasa gerçekten ne erkeklerin kadınlarla “iş” i olur ne de kadınların erkeklerle “iş”i olur.ayrıca kıskançlık kompleks gibi çirkin duygular da varolmaz.insanlar insanları insan oldukları ve her şeyden önce “o oldukları için sever.dünya çok daha güzel bir yer olur şeklinde çıkarımda bulunabilecek önerme.

(, 12.02.2012 12:32)

yanlış olan iddiadır.. şöyle ki öyle olsa 70 yaşındaki amcalar program program eş aramazdı. sakın bana onların amacı da bu demeyin inanmam.

(, 12.02.2012 16:25)

garip ama doğru önermedir. sonunda seks denen ödül olmasa bir kadının kaprisini çekmek için bir tek mantıklı sebep göremiyorum.

(, 12.02.2012 23:52)

seks olmasaydı ve erkekle kadın yine biraraya gelseydi, yapacak seks kadar güzel şeyler bulabilirlerdi bence.

kadının yumuşaklığı ve erkeğin sertliği, uzun güzel saçların erkek tenine dokunuşu, ılık nefeslerin birbirine karışması, elele tutuşmak, öpüşmek, koklamak, sohbet etmek, hayatın güzelliğinden, insanların kalleşliğinden bahsetmek, açılamayan bir kavanozu açmak veya dikilemeyen bir söküğü dikmek. bedenleri biraz daha yaklaştırırsak, masaj yapmak, yaptırmak.

e tabi bu kadar yakınlaşma olunca, hormonlar girerdi devreye. birkaç yüz yıl içinde, şimdikilere benzermiydi bilmiyorum ama, işe yarayabilecek birer cinsel organ evrimleştirebilirdik.

seks yine olurdu yani. iyi de olurdu…

(, 13.02.2012 00:36)

hiç kimsenin kabul etmek istemediği gerçektir.

erkeklere sorsak ‘ne alakası var kardeşim abazamıyız amk.’ kadınlara sorsak ‘seks objesimiyiz biz!’

on (10) saniyeliğine kadınlara erkeklerin zihnini okuma yeteneği verilse 3. dünya savaşı çıkar dünyada. boşuna birbimizi kandırmayalım şu üç(3) günlük dünyada. seviyorum hepinizi ve sevişmekte istiyorum sizlerle.

not: kadın kavramını ‘nihak düşen’ olarak kabul ediniz. bacıya yanlış olmaz. lütfen.

(, 13.02.2012 00:57)

5 adımda seks olmadan kadınlarla ilişki…
1…annemle işim var, annem la kadın…
2…ananem ve babanem, daha bitmedi…
3…çocuklukta tanışıp hala sırlarımı paylaştığım canım kardeşim bir tanecik arkadaşım var.
4…sınıftaki samimi olduğum asla “poposu şöyleymiş” dahi demediğim dostlarım var…
5…üst katta “okuyosunuz yavrum gurbet sayılır, alın size çorba yaptım”diyen teyze var… ama seks olmazsa ben bu insanlarla yine konuşur, ilişki kurardım…

(, 04.04.2012 02:13 ~ 02:13)

doğru mudur bilemem bu söylem ama, amerika birleşik devletleri’nde geçen yüzyılın en çok doğum yapılan günü merak edilip araştırıldığında o günden 9 ay kadar önce ülkenin en büyük elektrik kesintisinin yaşandığı ve bir kaç hafta boyunca çoğu eyalete elektrik verilemediğine dair okuduğum bir makale aklıma geldi şimdi.

seks olmadan erkeklerin kadınlarla bir işi olur mu onu bilemiyorum ama, elektrik olmayınca kadınlarla işimiz olduğu aşikar.

(, 04.04.2012 02:15)

 

Seks Olmasaydı Dünya Nasıl Olurdu?

Bu soru Alain de Botton’a ait. Ünlü yazar, “Cinselliğe Nasıl Farklı Yaklaşırız” kitabında, insanın en gizemli, karanlık ve karmaşık yönünü ele almış. Ve yine çok zor ve entelektüel bir konuyu herkesin anlayacağı bir dille anlatmayı başarmış. Üstelik konuyu basitleştirmeden ve ucuzlatmadan…
Kitap her şeyden önce cinselliğin hayatımızdaki yerinin büyüklüğünü ve önemini ortaya koyuyor ki, bunu da en iyi “Seks güdümüz olmasaydı, ne olurdu” sorusuna yanıt aradığı “Sonuç” bölümüyle yapıyor. Sahi seks güdümüz olmasaydı, ne olurdu?
* Alain de Botton, bahsetmemiş ama her şeyden önce tecavüz diye bir şey olmazdı. Yani bir cinsiyetin diğer bir cinsiyet üzerindeki en büyük silahı… Bu da kadın ve erkeği eşit kılardı.
* Bu eşitlikten ötürü de tüm dünyadaki devlet, şirket ve kurumların yönetim biçimleri bambaşka olurdu.
* Ahlak ve namus algımız tamamen farklı olurdu.
* Aşk olmazdı.
* Dolayısıyla “aradı, aramadı, değer veriyor, vermiyor” diye düşünmek, kaygılanmak da…
* Bu durumda da daha sağlıklı ve mutlu olurduk.
* Elbette sekse ayrılan vakit boşa çıkardı.
* Sevgili bulabilmek için kurslara yazılmaz, barlarda dolaşmazdık.
* Sonra kesinlikle tüketim kültürü bu kadar baskın olamazdı. Çünkü Botton’un da kitapta altını kalın çizgilerle çizdiği üzere marka kıyafetler, pahalı arabalar, tasarım harikaları biraz da karşımızdaki kişiye ya da potansiyel sevgililerimize “beni seç, daha iyiyim” mesajı göndermektir.
* Aldatma ve aldatılma olmazdı.
* Bu durumda her faninin tattığı aldatma ve aldatılmanın yarattığı acı, vicdan azabı gibi şeylerden bihaber olurduk. Elbette ahlak kuralları da tamamen değişirdi.
* Sanırım kimse spor dahi yapmaz, sonuçta olimpiyat oyunları bir bilim-kurgu romanı olurdu. Tabii Alain de Botton’un dediği gibi hayat çok ama çok sıkıcı olur; sanat bile olmazdı.
* Ama en önemlisi yaralanmaz varlıklar olur bu da bizi daha tehlikeli bir tür kılardı. Kendi türümüzü de diğerlerini de çoktan yok etmiş olurduk.
* İyiki varmış da yaşıyoruz!

(Kaynak: http://bizimkahve.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hid=19836)

 

X – Sonuç: Kadınlar Hakkında Kin ve Nefret Dolu Kabul Edilemez Görüşler

Kadınların Güçsüz Olduğu İddiası Cinsel Açıdan Yetersiz Erkelerin Üstünlük Kurma Çabası Sonucu İleri Sürülen Bir İddiamıdır?

+Olimpiyat oyunları, kategorisinde en iyi kadın ve erkeklerin katıldıkları ve yarıştıkları bilimsel bir platformdur ve erkekler spor faliyetlerinde kadınlardan daha üstün olduklarının en net bilimsel kanıtıdır. Kadın ve erkeğin eşit olduğunu söylemek, kadınların üstün olduğunu iddia etmek bilime aykırıdır. Bilimin doğruluğuna inanan herkez bilimsel olarak kadınların erkeklere oranla zayıf olduklarını kabul etmek zorundadır.

Erkek Dünyası Olduğu İçinmi Kadınlar Zayıf Varlıklar

+”Bu dünya erkek egemenliğindedir, erkeklerin oyunları ve kuralları olduğu için kadınlar zayıf görünür” iddiası ise boş bir iddiadır, çünkü çevrenizde gördüğünüz bilimsel teknolojileri erkekler bulmuştur. Günümüzde kadınlarada okullarda eşit haklar verilmesiyle birlikte pozitif ayrımcılıkta yapılmasına rağmen dünyanın gelişmesine bir katkılarının olduğ söylenemez. Belki kadınların katkısı enfazla yine kadınlara yönelik kozmetik ürünleri yada elbise yapmak, erkelerin keşfettiği teknolojilerin üretildiği fabrikalarda çalışmalk yada cinselliklerinin kullanılarak ürünlerin pazarlanması şeklinde olabilir.

Buradaki İddialar ve Daha Fazlasını Sokakta Gözlem Yaparakta Kanıtlayabilirsiniz. Erkek ile kadın arasındaki farkı görmek için birkaç kere metrobüse binmeniz ve etrafı dikkatlice incelemeniz yeterlidir.

Metrobüs biletinin basılarak geçilen turnikenin hemen önünde bencilde dikilip arkadaşına cep telefonundan mesaj yazan birisini görürseniz o bir kadındır

Bilet kuyruğuna yaklaşıp tam biletini dolduracakken önceden hazırlanmak yerine dur bidakka deyip çantasından akbil ve para çıkartmaya çalışan birisi ancak kadın olabilir

Yaşlı ve yorgun bir insana yer vermemekte direnen ve birde kadın olduğu için kendisine yer verilmesini bekleyen kişi ancak bir kadındır

Seksi görünmek ve diğer kızlara hava atıp egosunu şişirmek  için dekolte giyip mini eteğini çekiştiren ve kendisine bakanlara sapık gözüyle bakan, kadın ile erkeğin cinsel isteğinin eşit olduğunu ve kendisinin bakmadığını ve erkelerinde bakmaması gerektiğini iddia edecek kadar düşük zeka seviyesine inenleri bile mevcuttur

+Dışarıdan kadınlar açık giyinme işini oladar çok abartmışlardırki, bir kadının giydiği şeffaf tişörtünün arkasına baktığınızda sütyeninin etiketinde yazan yazyıyı bile rahatlıkla okuyabileceğiniz kadınlarla karşılaşabilirsiniz. Cinselliğe zaafı olan erkekler karşı böyle davranmak ve tersini beklemel saçmalıktan başka birşey değildir.

Hiçbir şekilde  erkeklerin ilgisini çekmemesine rağmen, tamtersine ona zorluk çıkartan, ergonomik açıdan da ileride problemlere sebebiyet verecek olan topuklu ayakkabı giyen ve bununla yürüyemeyen düşük zeka seviyesindeki dünya üzerinde yaşayan tek canlı türü yine kadındır

 

Kadınlar Güçsüzse Neden Kimse Dile Getirmiyor?

+Toplumun yarısı kadınlardan oluşmaktadır.

+”Madem kadınlar bukadar güçsüz, neden kimse dile getirmiyor” gibi bir itiraz yapılabilinir, ama bunun cevabı annelerimizin, eşlerimizin ve sevgililerimizin kadın olması, aklı başında zeki erkeklerin, kızgın bir kadınında çenesi ve kaprisini çekmektense susmanın, sonunca “cinselliği yasaklaması” gibi bir ceza almaktansa bu şekilde çıkışlar yapmamanın en iyi yol olduğunu keşfetmiş olmalarıdır. Formül şudur;

Kadın dırdırı, kaprisleri, sexten mahrumiyet ve annenin/kadın arkadaşların/eşlerin ve diğer kadın tanıdıklarınızın küsmesi korkusu > Hayatın gerçekleri

+Konu hakkında yapılabilinecek itiraz toplumumuzun erkek egemenliğinde olduğu ve kadınlara fırsat verilmediği şeklinde olabilir, yalnız okullardaki en başarılı öğrenciler kız öğrencilerdir, toplumda ciddi anlamda kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık mevcuttur ve buna rağmen bilim, toplum yönetimi ve spor dallarında kadınlar erkeklerden daha başarılı değillerdir.

Kadınların Yapabilip, Erkeklerin Yapamayacağı Bir İş Olabilirmi?

+Konu hakkında yapılabilinecek bir diğer itiraz ise kadınların anne olması ve erkeklerin bu işi yapamayacakları şeklindedir. Aslında kadın olmak zorunda olduğu için annedir, bu onun yaratılış gayesidir, ve yukarıdaki diğer kategoriler gibi sonradan geliştirilebilinen yetenek, kabiliyet yada zeka işi değil, bir görev, içgüdüsel bir yetenektir annelik.

Bunun ötesinde kadın için doğurduğu çocuğa bakmak tam olarak bir opsiyon değil, zorunluluktur, çünkü bakmadığı taktirde çocuk hastalanacak veya ölecektir, bunun karşılığında vicdan azabı, çocuk öldürmekten hapse girme, çocuğun elinden alınması yada toplum tarafından dışlanma olarak geri dönecektir. Erkeler çocuk doğurabilselerdi, büyük ihtimalle kadınlardan daha iyi bakarlardı çocuklarına.

Kadınlar Güçsüz Varlıklarsa, Arka Plana İtilmelimidir?

+Peki kadınlar bukadar zayıflarsa, arka planamı itilmelilerdir? İşte bu sorunun yanıtı kesinlikle kocaman bir “Hayır”‘dır. Olimpiyat oyunları en iyilerin toplandığı alandır, kadınlar burada barzi şekilde yeteneksizdirler fakat oradaki kadınlar, dünya üzerindeki erkelerin %99.9′undan bu konuda daha yeteneklidirler. Aynı şey bilim ve sanat içinde geçerlidir. Kadınlar yeni birşey keşfedemiyor olabilirler, fakat arka planda birçok bilim insanı ile birlikte çalışmakta, birçok makale ve bilimsel deneye katkıda bulunmakta ve insanlığı geliştirmektedirler. Bugün bir kanun çıksa ve kadınlar düşünce, bilim ve sanattan uzaklaştırılsalar, bu dünyanın gelişimine çok ciddi bir darbe vuracaktır

İkinci olarak kadınlar, insanlığın gelişmesini sağlayan tüm bireylerin anneleridirler. Toplumumuzun saygı duyduğu o “Önemli” kişileri anneleri yetiştirmiş, desteklemiş, ilham vermiş, eğitimine katkıda bulunmuştur ki, o kişi dünyada önemli bir insan haline gelebilmiştir.

+Konu hakkında çok ilginç bir ayrıntı ise Kur’anda yeralan “Birden fazla kadın ile evlenme”, “Mirastan daha az pay alma” “Erkekte 1, kadında 2 şahit gerekliliği” gibi kavramlar müslüman alimlerce “kadınların bilimsel olarak zayıf varlıklar” çerçevesinde değil, ironik bir şekilde aslında kadınlarında güçlü olduklarına yönelik cevap verme gereği duymalarına sebep olmaktadır. Evet, İslamiyet kadınları ters psikoloji ve toplum baskısı ile koruyor.

+kadınlara bukadar pozitif ayrımcılık yapılması birde gözardı edilen tehlikeli bir tarafı mevcut çünkü olurda birgün Tanrı izin verirde Bilim iki türün zeka ve kabiliyet becerisini eşitlemenin bir yolunu bulursa, hem sex hemde türün devamı kadınların elinde olacağı için erkekler biranda toplumda köle haline gelebilirler.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın