Hiç Düşündünüzmü Neden Müslümansınız?

I – Hiç Düşündünüz mü Neden Müslümansınız? Elbetteki Müslüman Olmanızın Tek Sebebi Aileniz, Çevreniz ve İçinde Yaşadığınız Topraklar!

II – Sizler Neden Budist yada Hristiyan Değilde Müslümansınız? Haedong Kosung-Jon Mucizelerine İnanıp Neden Budist Olmuyorsanız Diğer İnsanlarda Buyüzden Müslüman Olmuyor!

III – Neden Müslüman Olduğunu Bilmeden Müslüman Olmayanlara Akıl Vermeye Kalkışan “Möminler”; Sen Ailen Yüzünden Müslümansın ve Bize Akıl Verme! Akıl Vereceğinize Atalarınızın İnançlarını Sorgulayın ve Robot Gibi Yaşamayı Kesip İnsan Olun!

IV – Bizler Atalarımı Yüzünden Müslüman Değiliz: İslam Dini Kabre Yalnız Gireceğimi, Atalarıma Güvenmemem Gerektiğini Tembihler .Sadece İngiltere’de Bile Müslüman Değilken Din Değiştirip İslami Seçen Binlerce İnsan Mevcut

V – …Ve İşte Buyüzden Müslümanım Hikayeleri Hakkında: Saçma Bir Din / İnanç Uydurun, Bunada İnanan ve Katılanlar Çıkacaktır! Siz Hiç Tutmayan Din Gördünüz mü?

VI – İslam ve Diğer Dinler Gerçekten Sonradan Kabul Edilebilinecek Kadar “Mükemmel” İnançlar mı?: Dinlerdeki Çelişkiler Üzerine Kısa Bir Bakış

VIII – İslamı Reddetmek İçin 10 Sebep

IX – İslam Karşıtı Karikatürler;

X – Sonuç: Neden Müslüman, Hristiyan Yada X Dinine İnanıyorsunuz?

 

I – Hiç Düşündünüz mü Neden Müslümansınız? Elbetteki Müslüman Olmanızın Tek Sebebi Aileniz, Çevreniz ve İçinde Yaşadığınız Topraklar!

Hiç Düşündünüzmü Neden Bu Din ve Neden İslam?

 

Elbetteki İslam Doğru Din Ne Salak Adamlarsınız!

Elbetteki İslam Doğru Din

 

Müslüman Olmanızın Tek Sebebi Bu Topraklarda Doğmuş Olmanız;

 

II – Sizler Neden Budist yada Hristiyan Değilde Müslümansınız? Haedong Kosung-Jon Mucizelerine İnanıp Neden Budist Olmuyorsanız Diğer İnsanlarda Buyüzden Müslüman Olmuyor!

Bir yaratıcı olması ihtimali var mı? – Sam Harris:

http://www.youtube.com/watch?v=9GhMUQesSzw&feature=player_embedded

 

Haedong Kosung-Jon mucizelerine inanıp neden budist olmuyorsun?

Allahın varlığına dair kanıt olarak mucizelerin gösterilmesi ne kadar mantıklı bir olaydır ki? Hangi dinin kendince mucizeleri yok?

Mucizeler sadece insanları bir dinde tutmak adına söylenmiş yalanlardır.Mesela düşünün geçmiş dinleri; insanların ilgisini çekmek için sayısız mucize anlatıyorlardı.Bunda periler devler ejderhalar anlatılırdı.Şimdi biliyoruz ki ne dev var ne peri.Bugün insanların hayretle baktığı mucizelerde gelecekte mitolojiye dönecek bilesiniz.

Sayın müslüman ! Nuh mucizesine inanıp allahın varlığını kanıtlamaya çalışıyorsun ya. Purana ve Vedaların Mucizelerine inanıp neden hindu olmuyorsun? Haedong Kosung-Jon mucizelerine inanıp neden budist olmuyorsun ? İsa nın ölüleri dirilttiğine inanıp neden hristiyan olmuyorsun ? Ergenekon mucizesine (artık efsane) inanıp neden şamanist olmuyorsun? Defne ve Apollo mucizesine (artık efsane) inanıp neden Zeusa tapmıyorsun?

Onlarca din arasında neden sadece islamın mucizelerine inanıyorsun?

Geçmiş dinlerin de mucizelerine bakıp neden saçma buluyorsun?

Bu liste uzatılabilir…

Ama mantık mucizelerde uzatılamaz…

(Kaynak : http://www.facebook.com/#!/karikateist?fref=ts)

 

Neden İnanıyorum?

Niye Kuran’a inanıyorum, Amerika’da doğmuş olsam İncil’e mi inanacaktım?

Küçüklüğümden beri büyüklerim bana İncil doğrudur demiş olsa, Kuran’ı bulmak için ilk adım bana daha önceden söylenenleri reddetmek/sorgulamak değil midir?

Kuran’ı neden takip etmeliyim? Bütün kitapları gönderen Allah olduğuna göre, Kuran neden farklıdır? Bozulmamış olduğu için mi? Hepsini Allah gönderdiyse, neden onların bozulmasına izin verdi? Kuran’ın değişmediğinin kanıtı nedir? Bu kanıt, Allah’ın meleklere 2:30-33 de sunduğu kadar sağlam, açık ve net bir kanıt mıdır?

Neden kendisine elçi diyen birini eleştiriyorum, sahtekar olduğunu nasıl anladım?

Muhammed zamanında yaşasam onun elçi olduğunu nerden anlardım? Babam/amcam/annem/teyzem öyle dediği için mi elçidir, yoksa başka bir kıstas var mı? Muhammed’in son elçi olduğunu nerden biliyorum?

(Kaynak: http://19.org/tr/4643/niye-ingilizce/)

 

Dinleriniz Ailenizden Mirastır;

Dinler aileden bir mirastir..En zahmetsiz kabul edilen seylerin basinda din gelir..Bir takim elbise alirken bile saatlerce, hatta gunlerce dukkan dukkan gezeriz, giyeriz, kisacasi zaman ve emek harcariz.
Din secerken ayni duyarliligi gosteriyor muyuz?Ornegin Semavi dinlerin kitaplarini alip bana hangisi uyuyor diyebiliyor muyuz?
Aramizda Tevrat`i, Incil`i okuduktan sonra Islam`i secen bir musluman var midir?

Hatta kendi kitabini, kendi dilinden okuyup anlayarak secen kac kisi var?
1400 yil kendi kitabinin ayetlerini bile saymamis muslumanlar..6666 ayet var oldugu bilinirdi gunumuze kadar..Oysa kuranda 6236 ayet vardir..Bu bile muslumanlar arasinda tartisma konusudur.

Bir islamci siteden alinti:

Kıraat imamlarından Nafi 6217, Şeybe 6214, Mısırlı bilginler 6226, İbn-i Abbas 6616 olduğunu söylemiştir. Kufelilerin görüşü doğrultusunda bugün yeryüzünde bulunan tüm mushaflarda ayet sayısı 6236 olarak kabul görmüş ve numaralandırılmıştır. Bu ihtilaflar ayetlerin numaralandırılmasıyla ilgili olup, Kur’an’ın tümü üzerinde ihtilaf yoktur.

Kuran ayetleri sayisi konusunda bile anlasamayan Islam cograsyasinin, Kuran`in icerigi konusunda anlasmasini beklemek saflik olur..Sunniler ve Siiler birbirlerini kan golunde bogmaktadirlar.Allah`in “apacik kitaba and olsun” dedigi kitabi kendi dillerinde okuyup anlayamamislardir..Kendi dilinde olmayan kitabi okuyan yurdum insani da “Islamiyetin en iyi yasandigi ulkenin Turkiye oldugunu iddia ediyor olmasida gulunctur.Bunun icin islam paramparcadir ve birbirlerini hak veya batil olarak adlandiran mezhepler, tarikatler, dergahlar, imamlar turemistir.

Kendinize bir anket yapin lutfen..Kuran 6236 ayet..Binde biri 6 ayet..Aranizda kac kisi kurandan 6 ayet sayabiliyor..Binde birini bilmediginiz kitaba iman etmeniz dinin aileden gelen bir miras oldugunu dogruluyor…

1-Christianity: 2.1 billion
2-Islam: 1.5 billion
3-Secular/Nonreligious/Agnostic/Atheist: 1.1 billion
4-Hinduism: 900 million
5-Chinese traditional religion: 394 million
6-Buddhism: 376 million
7-primal-indigenous: 300 million
8-African Traditional & Diasporic: 100 million
9-Sikhism: 23 million
10-Juche: 19 million
11-Spiritism: 15 million
12-Judaism: 14 million
13-Baha’i: 7 million
14-Jainism: 4.2 million
15-Shinto: 4 million
16-Cao Dai: 4 million
17-Zoroastrianism: 2.6 million
18-Tenrikyo: 2 million
19-Neo-Paganism: 1 million
20-Unitarian-Universalism: 800 thousand
21-Rastafarianism: 600 thousand
22-Scientology: 500 thousand

dunya nufusuna gore % olarak…

hristiyan % 33
islam % 21
inancsizlar % 15
hinduzm % 14

ve liste kucuk dinler olarak devam ediyor…

Goruldugu gibi dunyadaki insanlarin sadece % 21′i Musluman…Bu da tercih ile olusmus bir rakam degil..Dogustan kazanilmis din inanci..

Dikkatinizi cekiyorum..Dunyada dinsiz dogmus insan yok..Din disi kalmak bir tercih, ozgur bir irade neticesi olusur..Dinlere inanmayanlarin orani %15 ile neredeyse Muslumanlara yaklasiyor..
Bu rakamlar dunya genelinde..Avrupa istatistigi ise cok daha carpici..Tanri inanci olmayan ve dinlere inanmayan insan sayisi inanlardan cok daha fazla.

Istatistikler sunu soyluyor..bu dunyanin % 79′u islama inanmiyor..

Simdi de Avrupa istatistiklerine bakalim…
Inanan insanlarin ne kadar azinlikta kaldigini goreceksiniz.

 

COUNTRY

Atheist

Pseudo
Atheist

Agnostic

Deism,
Chr. Dm.

New
Age

Neodouk.
or heterodox

Catholic

Protestant

Orthodox

IRELAND

4

2

8

15

4

18-32

33-47

2

PORTUGAL

4

1

5

21

29

39

GREECE

2

4

30

20

44

CYPRUS

5

1

4

15

25-30

45-50

ITALY

7

2

10

19

23

39

POLAND

4

1

7

26

28

33

SLOVAKIA

16

3

12

13

5

25-30

17-22

3

SWITZER.

1

5

20

17

5

32

9

7

AUSTRIA

10

2

12

27

33-37

11-15

2

CROATIA

19

28

20-30

23-33

LITHUANIA

12

15

20

1

26

26

 

 

COUNTRY

Atheist

Pseudo
Atheist

Agnostic

Deism,
Chr. Dm.

New
Age

Neodouk.
or
heterodox

Catholic

Protestant

Orthodox

SPAIN

3

3

18

32

21

24

ROMANIA

2

2

49

20

2

2

24

NEDERLN.

17

5

16

15

26-30

6-8

6-8

GEORGIA

7

3

42

25

22

FINLAND

14

4

9

27

30

17

U.K.

18

5

17

19

22

4

12

BOSNIA

14

7

33

25

4

6

LATVIA

11

3

15

24

42

BELGIUM

10

20

25

12

19

11

CZECH R.

25

5

15

12

6

18-30

1-12

NORWAY

13

4

16

27

26

15

HUNGARY

20

4

16

26

20-29

5-14

MOLDOVA

9

5

49

25

12

BELARUS

16

4

12

32

20-35

1-5

1-12

FRANCE

19

6

25

15

5

17

12

GERMANY

23

5

16

21

18

8

6

– WEST G.

12

5

18

22

21

10

9

– EAST G.

55

4

14

18

9

SLOVENIA

16

3

11

37

16

15

DENMARK

17

6

19

19

6

11-19

7-15

MACEDON.

14

11

43

25

4

UKRAINE

20

15

35

1

25

1

4

ARMENIA

13

8

49

25

5

SWEDEN

12

6-12

18

27

11-17

11

9

BULGARIA

24

2

11

33

3

20-25

1-5

RUSSIA

25

3

17

27

28

1

YUGOSLV.

25

2

12

41

1

14

5

ESTONIA

38

5

9

28

5

13

https://istavrit.wordpress.com/category/rakamlarla-islam/

 

III – Neden Müslüman Olduğunu Bilmeden Müslüman Olmayanlara Akıl Vermeye Kalkışan “Möminler”; Sen Ailen Yüzünden Müslümansın ve Bize Akıl Verme! Akıl Vereceğinize Atalarınızın İnançlarını Sorgulayın ve Robot Gibi Yaşamayı Kesip İnsan Olun!

Sen, Ailen Yüzünden Müslümansın;

Mısır mitolojisine inanan kişi senin bir ineğe taptığın kadar inanıyorum dinine

Ey hindu senin yarı insan yarı hayvan tanrılara inandığın kadar inanıyorum dinine

Ey viking senin elinde şimşek tutan tanrıya inandığın kadar inanıyorum dinine

Ey eski yunan genci senin elinde balyoz tutan tanrıya inandığın kadar inanıyorum dinene

Ey yehova şahidi senin göktanrıya inandığın kadar inanıyorum dinine

Ey şamanist sana üçüncü göz çıkaracak bir tanrıya inandığın kadar inanıyorum dinine

Ey yahudi senin islamın hoşgörü getireceğine inandığın kadar inanıyorum dinine

Ey hristiyan senin toraya inandığın kadar inanıyorum dinine

Ey müslüman senin isanın tanrının oğlu olduğuna inandığın kadar inanıyorum dinine

Siz inançlı kişiler.Dersiniz ya “Neden ateistsin?” diye…Sizler neden diğer dinlere inanmıyorsanız o sebeple senin de dinine inanmıyoruz.Bu kadar basit.Sizler neden zeusu saçma buluyorsanız ben de sizin tanrınızı saçma buluyorum.Sizden düşünmenizi istiyorum.Neden şu an mensup olduğunuz dindesiniz?Ailenizden bu şekilde büyütüldüğünüz için değil mi ?

Eğer zerdüşt bir ailede doğsaydınız Ahura mazda ya zerre kadar şüphe etmeyecektiniz.Düşünün Sorgulayın !

-Alfa

(Kaynak : http://www.facebook.com/#!/karikateist?fref=ts)

 

Dinlerini Körü Körüne Savunan Müslümanların Gözen Kaçırdıkları Ayrıntı;

 

Akıl vereceğinize Dini Sorgulayın;

Dini sorgulayın ve robot gibi yaşamayın

 

IV – Bizler Atalarımı Yüzünden Müslüman Değiliz: İslam Dini Kabre Yalnız Gireceğimi, Atalarıma Güvenmemem Gerektiğini Tembihler .Sadece İngiltere’de Bile Müslüman Değilken Din Değiştirip İslami Seçen Binlerce İnsan Mevcut

Hristiyan Bir Ülkede Doğsanız Nah Müslüman Olurdunuz Fikrinin Çarpıklığı Üzerine;

Hristiyan bir ülkede doğsanız nah mülsüman olurdunuz

 

Nerede Yaşarsa Yaşasın, Ne OLursa Olsun Aklını Kullanabilen Herhangi Birisi Müslümanlığı Seçer;

Ateist doktorun mucizevi Müslüman oluş hikayesi;

 

Bizler Ailemiz Yüzünden Değil, Mantığımızı Kullandığımız İçin Müslümanız;

 

V – …Ve İşte Buyüzden Müslümanım Hikayeleri Hakkında: Saçma Bir Din / İnanç Uydurun, Bunada İnanan ve Katılanlar Çıkacaktır! Siz Hiç Tutmayan Din Gördünüz mü?

İslamı Kabul Eden hristiyan Hikayesi

 

Aklını Kullanarak Müslüman Olduğunu İddia Edenlerin Uydurduğu Daha Modern Versiyonu;

Sultan Ahmed Meydan’ındasınız.Bir turist geliyor yanınıza-yarım yamalak Türkçe biliyor- ve şöyle diyor size:

-Camii ne kadar güzel değil mi?

Siz de şöyle diyorsunuz-hafif gururlanarak-:

-Öyle.

Turist camiiyi görünce şöyle soruyor size:

-Ben Hristiyanım siz ise Müslüman.Sİz neden Müslümansınız?

İşte şuurlu Müslüman ile şuursuz Müslüman bu soruda fark edilir.

Şuursuz Müslümansanız hemen cevap veriyorsunuz:

-Hristiyanlık ve Yahudilik lanetli,hem biz atamızdan böyle gördük.

Bunu çok sinirli bir şekilde söylüyorsunuz.Hristiyan da sinirleniyor ve şunu diyerek karşı çıkıyor size:

-Biz de böyle gördük.

Sonuç olarak tartışıyorsunuz ve Hristiyan memleketine gidiyor ve anlatıyor:

-Bu Müslümanlar çok kabalar ve cahiller.

Şuurlu bir Müslüman iseniz diyorsunuz ki:

-Kardeş bu mesele uzun.Şurada bir çay bahçesi var oraya gidelim.

Gidiyorsunuz oraya ve Hristiyan’a ilk önce şunları diyorsunuz:

-Bizim dinimiz son dindir.Bizim kitabımız Kur’an-ı Kerim’dir.

Hirsitiyan atılıyor hemen:

-Peki neden Kur’an-ı Kerim!e inanıyorsunuz?

Siz:

-Çünkü Kur’an-ı Kerim’de yazanlar akıl ve mantığa uyuyor.Kur’an’da yazan şeylerin çoğu bilim adamları tarafından bulundu ve en önemlisi Allah gönderdi.

Hristiyan (hafif tebessüm ederek):

-İncil’i de Allah gönderdi.

Siz:

-İncil’i de Allah gönderdi ama sizin din adamlarınız para hırsına kapıldı ve onu daha fazla para kazanmak için değiştirdiler.

Hristiyan (somurtarak):

-Kur’an neden değişmedi?

Siz:

Çünkü Kur’anAllah’ın son kitabı ,en harika olanı korudu Allah.Hristiyanları imtihan etti ama siz geçemediniz.

Hristiyan:

-Bizimkiler sizin için terörist ve cahil diyorlar ama size göre siz kusursuzsunuz.

Siz:

-Kusursuz olan Allah’ın yarattığı düzen ve İslam,Müslümanlar değil.

Hristiyan:

Buraya kadar anladım ama sorumun cevabını hala alamadım,neden Müslümansınız?

Siz:

“-Ben size madde madde sıralayayım:

*Müslümanlık ilahi bir din.

*Bizim kitabımız Elhamdülillah hiç değiştirlmedi.

*Şüphesiz ki İslam’da akıl ve mantığı kullanmak istenir.

*İslam’da bilim ve ilim önemlidir.

*İslam’da her kadın kraliçedir.

*İslam adalettir.

*Allah Kur’an’da “İslam tek hak dindir” diye buyurmuştur.

*Kur’an’da geçen çoğu şey bilim tarafından kanıtlandı.

*İhlas Suresi’inde Allah’ın doğurmadığı söylenir,Hristiyanlıkta Hz.İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu söyleniyor.Bu yanlıştır.

*İslam’da kime uygulanırsa uygulansın zulmün karşısında olmak vardır.

*Müslüman’ın selamında bile Allah’ın adı vardır.

İşte bu yüzden Müslümanım”

Hristiyan memnun bir şekilde ayrılıyor İstanbul’dan.Memleketine gidiyor.Sahibi olduğu kafeden içeri girerken ilk sağ ayağını atıyor ve şöyle diyor herkese:

-Es selamu aleyküm…

Emre Kaya

http://www.yazarport.com/Yazi/Oku/22415/NEDEN-MuSLuMANSINIZ

 

Cidden, Siz Hiç Tutmayan Bir Dini İnanç Gördünüzmü?

 

VI – İslam ve Diğer Dinler Gerçekten Sonradan Kabul Edilebilinecek Kadar “Mükemmel” İnançlar mı?: Dinlerdeki Çelişkiler Üzerine Kısa Bir Bakış

Çeşitli dini çelişkiler

“Bu makale sitemiz üyelerinden Mete62′nin bazı yorumlarından derlemedir.

Yoksa tüm dini çelişkileri yazmaya ne site yeter ne de okumaya ömrünüz yeter :)

Edebiyatçı Allah
Allah, Kuran’ı bir edebi şaheser, tek ayeti bile taklit edilemeyecek, benzeri yazılamayacak kadar olağanüstü olarak yaratmış; öyle ki şairler onu okuyunca şiirlerini Kabe duvarlarından indirmişlerdir(?)(1) Yani, Kuran’ın bizatihi kendisi bir mucizedir.

Bu tezden çıkan sonuç, Allahın, kendini ve dinini insanlara (Aslında Kureyş kabilesi ve komşu kabilelere) kabul ettirmek için mucizevi kelimeler, cümleler içeren bir kitap indirme karar ve tatbikatıdır.

Arapların, Kuran’ın indirildiği dönemde, salt bu mucizesi sayesinde Müslüman olduklarını ve Kuran’ın her alanda kendilerine yol gösterici olduğunu varsayalım (Sözkonusu dönem, her ne kadar mitleştirilse de, anlatıldığı/yazıldığı gibi asrı saadet olmadığı bizzat Kuran’dan, açıkça veya satır aralarından öğrenilebilir!). Ancak peygamberlerinin ölümünden hemen ardından Müslümanlar birbirlerini boğazlamışlar, yönetimde Kuran’a (daha doğrusu bugün vaz edilen İslam’a) açıkça aykırı uygulamalar gerçekleştirmişler, sayısız hadis ve masal uydurmuşlar, koca koca alimler bunlarıyutmuşlarenteresan mezhepler türemiş…

Hülasa, Kuran (ve de peygamberi ve dahi eşleri ve sahabe), öyle çokça yazıldığı gibi aşkın bir sistem ortaya koyamamıştır (Ama, İslam’ın, Arap fetihlerinde, kıyımlarında itici güç olduğu aşikardır; ve tabii yeni coğrafyalarda, yeni halklarla karşılaşıp yeni sentezlerle, bir dönem yüksek bir medeniyet inşa ettiği de…).

Ne derece bir şaheser olduğu hakkında yorum yapamam; çünkü ne Arapça’yı ve ne o dönem Arapça’sını biliyorum. Ancak, soru sorabilirim:

Allah, Kuran’ı mucizevi sözlerle yazmış ve o sayede insanlar (Araplar) Müslüman olmuş! Tamam da (Gerçi tam olarak tamam değil; zira Hıristiyan Araplar da olmuş ve hala varlar!), yukarıdaki olgular, elbette başka sayısız husus bir tarafa, Allah, yüzyıllar, binyıllar boyunca, tüm milletler tarafından anlaşılacak açıklıkta, net, insanları/Müslümanları birbirine düşürmeyecek bir kitap yazamaz mıydı?!

Elbette ki, insan/insanlar bütün çağlara hitap edebilecek bir kitap yazamazlar; çünkü bilgi kapasiteleri ve sosyolojik değişim buna engeldir. Ama yazarAllah ise, edebiyata/Arap diline meraklı bir yaratıcı sıfatıyla, yine mucize niteliğini haiz, fakat kafa karıştıran ayetleri olmayan, çağlarüstü bir kitap indiremez miydi?!

Teknik olarak mümkün değil! Çünkü, toplum gibi dil de sürekli gelişen bir şeydir;Tanrının bir kitabı olamayacağı Tanrının yarattığı toplumsal, dilsel vs. gelişime aykırıdır!(2) İkincisi bir vakıa ise, ki öyledir, Tanrı yoktur!

(1) Kuran’daki hepiniz toplanın, benzer bir ayet/sure yazabilecek misinizmealindeki ayetler ve şiirleri duvardan indirme iddiası ile Kuran ve Müslümanlar,Allahın sözleriyle insanın sözlerini yarıştırma garabetine düşegelmektedirler.

(2) Tanrı’nın, sosyolojik gelişmelerin (ve/veya fizik yasalarının) doğal sürecinde ilerlemesine izin verdiğini, bunu irade buyurduğunu ifade etmişti bir konuşmacı. Kutsal kitaplara göre, kimi peygamberlere yüzlerce yıllık ömürler verildiği bilinmese çarpıcı bir tez olabilirdi! (Bu ömür süreleri nereden, nasıl temayüz etmiştir; Sümer ve eski Hami-Sami (Babil, Asur, Akad…) masalları mıdır; yoksa Yahudi din adamlarının tarihlerini daha da eskiye götürebilmek uğruna ortaya attıkları bir yalan mıdır?)

Not1. M. Utkucu Kuran Okumaları kitabında, ilahi kitaplarda (özelde Kuran’da) belirsiz ifadeler ve birden çok anlamı olan kelimeler nedeniyle, Tanrı filolog mu, diye sorar! Ayet yorumlarına bakıldığında, cevap evet’tir!..

Not2. 7. yüzyıl Arapça’sı uzmanı bir Arap’ın Kuran’ı dil ve edebiyat açısından değerlendirişini dinlemek isterdim. Nesnel bir analiz yapacak dilbilimci bir Arap yok mudur? Vardır elbette. Ama hiç görünmez!

Not3. Birbirine yakın tarihlerde yazılmıştır Orhun abideleri ve Kuran. Bir dil bilimci olsaydım Türkçe’nin gelişimini, çeşitlenmesini Orhun abidelerinden itibaren ele alıp araştırmak isterdim. Arap olsaydım Kuran’ı dilbilimsel vs. olarak incelemek entelektüel bir çalısma olurdu. Diyecegim, 7. yüzyil Arapça’sinin yazılı oldugu bir metin elbette Araplar ve Arapologlarca degerlidir. Ama sadece o kadar!

KADER

Ortadoğu’da yaratılan Tanrı’nın/Tanrıların niteliği, bilmek üzerinedir. Her şeyi bilir. Geleceği de şüphesiz. Böyle olmasa Tanrılığı manasızlaşır… Aynı zamanda, yarattığı insandan hesap sorar. Bu da zorunludur; çünkü ondan kulluk beklemektedir… Böylekurulmuş Tanrı tasavvurundan ve Tanrı-insan ilişkisi muvacehesinden, mecburenkader paradigması ortaya çıkar… İnananlar, binyıllardır, çözümsüz bir sorunu çözmeye çalışmıyorlar; daha da ötesi, olmayan, yaratılan, hayali bir sorunu çözmek uğruna boşuna uğraşıyorlar!

TİK’in (Tevrat, İncil, Kuran) TANRI TASAVVURLARI

Tevrat Hami/Sami-Yahudi, İncil Yahudi-Yunan ve Kuran Yahudi-Arap kültürünün ürünleri. Dolayısıyla üç dinin vaz ettiği Tanrı tasavvurları farklıdır. Tek tanrılı dinlertanımı doğrudur; ancak o tekaynı anlamına gelmemektedir.

EVRİM TEORİSİ

Tanrı’ya ve/veya dinlere inanmayan pek çok insan, inanmama gerekçelerini, genelde yüzeysel olarak bildikleri Evrim Teorisi’ne bağlama çabasındadırlar. Ben şöyle düşünüyorum: Bir yaratıcı olsaydı, bunun TİK’in tanrıları olamayacağını söylemem için Evrim Teorisi’ne ihtiyacım yoktur; TİK yeterlidir! Eğer o teoriden medet ararsam, TİK’de bilgi/bilim, şifre/sır, hikmet olduğuna inanan dindarlar ile aynı kulvarda bulunuyorum demektir.

KURAN’IN MEYDAN OKUMASI:

Kuran, onun Allahtan geldiğine inanmayanlara, hepiniz toplanıp Kuran’daki bir sureye benzer bir sure (başka bir ayette ise ayet) getirin; yazamazsınız, diyerek meydan okuyor… Valla ben yazamam; çünkü aklıma, dilime, üslubuma, dünya ve evren bilgime, ahlakıma aykırı bir iş yapmış olurum öyle bir şey denemekle!.. Şu da var ki, her kitap bölümü, paragrafı ve şiirler biriciktir; taklidi mümkün değildir. En iptidai cümleler içerse de! Ayrıca, neye göre taklit, benzerlik?! Dil, bir cisim değil ki!..

SENARYOLAR ve KUTSAL KİTAPLAR

Bütün diğer özellikleri mükemmel, ancak senaryosu sorunlu bir film ödül alamaz (Tom Hanks’in başrolünü oynadığı Green Road/Yeşil Yol filmi, senaryosundaki hata yüzünden Oscar’ı kaçırmıştı.)… Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarına ve kutsal addedilen diğer metinlerine bir de senaryo telakkisiyle bakalım: Takriben MÖ 600-MS 600’lü yıllara ait olan metinler, o dönemlerde çok az sayıdaki okuma-yazma bilenlerinin marifetidir!Sözlerin, sözel kültür ürünlerinin (efsane, masal vs.) ve yaşanmış olayların ve/veya hayali insanların ve olayların bir araya getirilmesi, kurgulanması neticesinde ortaya çıkmışlardır… Yazarların nitelikleri ve yazdıklarını denetleyecek, sorgulayacak insanların bulunmaması, keza metinlerin kaleme alınmasının yıllar, onyıllar, hatta bazıları için yüzyıllar boyunca sürmesi yüzünden senaristlerin değişmesi ve dahi metinlere siyasi müdahaleler yapılması neticesinde, ancak içler acısı senaryoları haiz kutsal metinler ortaya çıkabilmiştir… Bunların, bugün değil senaryo ödülü alabilmesi, yarışmaya alınmaları bile sözkonusu olamaz!
Not. Bugünkü bilgimizle ve bakış açımızla kötü dediğimiz metinleri, sonra gelenlerden kimileri iyice karıştırmış, kimileri toparlamaya çalışmış. Doğrusu, bugün de aynısı yapılmaktadır. Fark, tahrifatın metin üzerinde değil yorumda yapılmasıdır!

AKIL, DUYGULAR, ALGILAR ve DİNLER

İnsanı diğer hayvanlardan ayıran temel özelliğinin, baş parmağını kullanabilmesi, bu sayede alet yapabilmesi ve (belki bağlı olarak) konuşma becerisi geliştirmesi olduğunu savunur kimi bilimciler… İnsanlık, binlerce yıldır, sürekli beyin kapasitesini de geliştiriyor, organize oluyor, sosyal-ekonomik evrimler yaşıyor, uzaya çıkıyor… Fakat değişmeyen şey; insanların pek çok karakter özelliğinin tarım toplumları insanlarından çok farklı olmaması (Sevgi, öfke, kıskançlık, merhamet, intikam…). Ve yine, yeri ve göğü, eski dünya insanlarından farklı algılamıyor (Dünya düz, durağan; güneş, ay, bulutlar üstümüzde dönüyorlar.). Ortadoğu (ve belki Uzakdoğu) dinlerine hala inanılıyor olmasının en önemli nedeni bu ikisi olmalı!

GÖKLER ve EVREN

Muhammed ve Kuran yazarları ve onu derleyenler, elbette kainatı/evreni bilmiyorlardı. Bildikleri sadece göktü/göklerdi. İyi ama, yorumlarda (hatta bazı meallerde) neden kainat/evren sözleri geçiyor?!
Ortadoğu tanrısının/tanrılarının tasavvuru, kutsal kitaplarında değil tabii, ama ilahiyatlarında son birkaç yüzyıldır, dünyanın küre olduğunun, uzay boşluğunda güneşin etrafında döndüğünün ve evrenin keşfiyle yeni bir form almıştır. Din adamlarının yenidünya ve gökler modelinde neler hissettikleri, ne tepki verdikleri, teolojilerini nasıl yeniden yorumladıkları hususlarını merak ederim. Tanrının, tahayyül ettikleriyle kıyaslanmayacak derecede büyük olması karşısında kutsal kitaplarındaki ilkellikküçük şeyler onları şaşırtmış mıdır, mesela?!

ESKİ-YENİ AHİTLER ve MÜSLÜMANLAR

Müslümanların kahir ekseriyeti, kısaca, İncil değiştirilmiştir, okumaya değer değildir diye özetlenecek bir inanç/kabul/düstur ile hareket ettiklerinden, İncil’i okuyup tarihi perspektiften mülahaza etmekten ve İslam/Kuran ile karşılaştırmaktan, neticede, akıllarına gelecek pek çok sorudan (ve cevaplarından) mahrum olarak bir hayat sürüp giderler!) Mesela, Kuran, İncil’den bahseder, İsa’ya indirildiğini söyler. Müslümanlar bunu okurlar, okumasalar da bilirler; ancak, şu soruyu sormazlar: Kuran, o dönemde (MS 7. yüzyıl), çoktan oluşmuş, standart hale getirilmiş İncil’i, yani 4 gospeli ve diğer bölümlerini onaylıyor mu?! Aksini belirtmediğine göre..!.. İnsanlar/müslümanlar İncil okuyarak Hıristiyan olmazlar; başka saikler vardır. Bunu elbette “din patronları” da bilirler. Öyleyse, İncil dağıtılmasına neden şiddetle karşı çıkarlar? Acaba Müslümanların, İncil okurlarsa İslam/Kuran hakkında soru soracaklarından korktukları için mi?!
Not. Müslümanlar, “Tevrat/İncil değiştirilmiştir” hükmünü de irdemelidirler!

DÜŞEN UÇAKTA İMAN

Ucuz bir fıkra, düşmekte olan uçakta Ateist bulamazsınız, babındakilerdir. Bu durumdaimana gelen biri, Ateist değildir, olamaz! Ayrıca, dini açıdan da böyle bir iman kabul edilmez herhalde?!.. Kıyaslamalı olarak baktığımızda da mantıksızdır. Örneğin, ölmekte olan bir Ateistin, son nefesini iman ederek verdiğine dair bir tanıklık mevcut mudur?Palavra hikayeler çoktur; onları hariç tutuyorum!.. Yukarıdaki fıkrayı uyduranlar ve fıkranın ötesinde gerçek olduğuna inananlar; zevklere düşkün, dinle-imanla pek ilgisi olmayan, ama ölüm ve sonrası için korkan ve fakat bunu esprili bir yolla dışa vuran, ve nihayet hayat felsefeleri kendilerininki gibi olmayan, sadece dine uzaklıklarıyla kendilerine benzeyen Ateistlerin (keza Agnostiklerin, dinsizlerin vb.), ölüm ve sonrası için kendileri gibi korktuklarını ve düşündüklerini sananlardır!

KURAN’ı DİNLEMEK ve EZBERLEMEK

Kuran’ı, orijinalinden, Arap ya da değil, herkes için, dinlemenin çok etkileyici olduğu söylenir ve buna inanılır. Etkileyicilik söylemi, en basit ifadelerle, din bezirganları için propaganda, inananlar için avuntudur; gerçeklikle hiç alakası yoktur. Sözlerini anlamadan (hatta sözlerini büyük ölçüde anlayan Arapları da dahil edelim) Kuran’ı dinleyen Müslümanlar, acaba içlerinde huzur, coşku, merhamet, sevgi hissediyorlar mı? Hayır! Bu cevabı teyit için Müslümanları Kuran dinlerken beyinlerini okumaya gerek yoktur; yüzlerini, bakışlarını, vücut hareketlerini izlemek yeterlidir! Varsa, edebi değerinden ve (Kuran’ın yazılmasından yüzyıllar sonra geliştirilen) tilavetinden (belki) etkilenebilmesi için insanların Arap olması ya da bir Arap gibi Arapça bilmesi lazımdır.
Keza, İslam dünyasında yaygın içtihat, Kuran’ın (orijinalinin, Arapça’sının) ezberlenmesinin büyük sevap getirdiğidir. Bu gelenek nasıl oluştu, sözlü kültürün bir uzantısı mı bilmiyorum, ancak sadece ezberlenmesinin ve ezbere okunmasının yüceltilmesinin arkasında biraz da içeriğindeki noksanlıkları kapatmak saikinin yattığı kanaatindeyim.
Not. Müslümanların bu kadar önemsediği iki hususa Kuran’da hiç değinilmemesi… Değinilmemiştir, çünkü onu söyleyenlerin-yazanların-hazır layanların böyle bir derdi olmamıştır!

SEVMEK-KORKMAK

Alevi cemaat önderlerinin ve gelenekçi-cemaat yapıdan kopmuş Sünni Müslümanların klişe bir söylemidir, Allah’tan korkmuyorum, Allah’ı seviyorum! Bu söylem, en hafif deyimiyle, naiftir. Çünkü Kuran, korkutan sayısız ayetle doludur ve sevgiyi önceleyen ayetler pek azdır! (Sevgiyi öne çıkaranların anladıkları, ifade etkileri anlamda bir sevgi ise hiç yoktur!).
Korkutan ayetlerin sebebi ve muhtevası ile ilgili, onları yumuşatan yorumlar, tefsirlerdoyurucu değildir.
Allah, kendisine severek değil, korkarak kulluk eden insanlık istemektedir. Bu çok açıktır. O nedenle ayetleri zorlamaya gerek yoktur.
Müslüman misyonerler de korku anaforunu kullanırlar sürekli: Sen de öleceksin, o zaman göreceksin Allah’ın, ahiretin varlığını, cehennemi! Aslında bir çaresizliğin ifadesi bu. Öte yandan yüzeyselliğin…
Nereden bakılırsa bakılsın, Tanrı projesinin ve inananlarının derinlikleri bu kadardır.Projede sorun var!
Not1. Bir Kuran mealinin dizinine göre, Allah korkusuna dair 26, Allah sevgisine dair ise 9 ayet sayılmış. 1. ye ait ayetlerin hepsinde, açıkça, Allah’tan korkun ifadeleri yer almasına karşılık, 2. ye ilişkin ayetlerde, bir-ikisi hariç sevgiye dair bir kelime bulamadım!
Not2. İnsanlar ilahi addettikleri kitaplarda ve onları referans alan kitaplarda anlatılanlardan korkuyorlar. Oysa, dünyanın güneş sistemi ve evren içindeki yerini, onun hareketlerini, güneşteki reaksiyonları, evrendeki büyüklük ve mesafeleri düşünseler, asıl o zaman korkarlar!

KURAN: AHLAK ve HİDAYET KİTABI(?)

Kimi Müslümanlar Kuran’daki bilimsel ayet yorumlarına ve matematik açıklamalara (şifrelere) karşı çıkarlar. Kuran’ın bir hidayet, ahlak kitabı olduğunu söylerler. Öyle mi acaba? Kuran’da, savundukları tezi destekleyen, yani tutarlı, kapsamlı, ayrıntılı, ilkeleri olan bir ahlak öğretisini vaz eden ayetler manzumesi gösterebilirler mi? Sadece ahlaki değil, hiçbir alanda, yukarıda sözü edilen niteliklere sahip değildir Kuran. Neden? Çünkü böyle bir dertleri olmamıştır söyleyenlerinin ve yazanlarının?!

AVUNTULAR

Züğürt avuntularından ikisi; zihinsel engelli çocukların daha çok zengin çocukları olduğu ve haksız yere bir para veya mal elde edinenlerin başına bir şey geldiğinde, bunun Allahtan geldiği inançlarıdır. Bence hiç de böyle değildir; ikisi de yanılsamadır. Çünkü sözkonusu kişiler göz önündedir. Onlara gıpta edilmekte, onlar kıskanılmakta, onların paralarına ve mallarına tamah edilmektedir. Oysa; kimbilir, belki de, züğürtlerin çocukları arasında zihinsel engelliler daha fazladır ve keza başa gelen belalar daha çok züğürtlere isabet etmektedir!

MUHAMMED SÖZLERİNİ NEDEN YAZDIRMADI?

Bir sahih hadiste, Muhammed’in kendi sözlerinin yazılmasını istemediği, zira bunların Kuran ayetleri ile karıştırılmasından endişe ettiği söylenir.
Kuran’da, müşriklere ve ehli kitaba meydan okunarak, bir surenin/ayetin benzerini hepsi toplansa yazamayacağı vurgulanır.
Yukarıdaki iki veriden (İlkinin doğru olduğunu kabul ediyoruz!) şunları çıkarabiliriz:
- Sahabiler peygamberin (bir insanın) sözlerini Allahın sözlerinden ayırt edemeyecek kadar bilgisizdir!
- Peygamber de olsa, bir insanın sözleri Allahın sözlerine benzeyebilir! Kuran, ondaki ayetler, insan sözleriyle karıştırılmayacak kadar aşkın değildir!
- Muhammed, sözlerini kaydettirmeyerek yüzyıllar boyunca Müslümanların aldatılmasına yol açmış ve vizyonu bulunmadığını göstermiştir.
-Kuran ayetlerinin/surelerinin benzerlerinin insanlar tarafından yazılamayacağını sadeceAllah tespit edebilir!
Çıkarımlar artırılabilir; fakat yukarıdakiler bile abestir. Çünkü önermelerin birincisi uydurmadır; zira, Allah’tan gelen sözleri kitap haline getirmeyi düşündüğü çok kuşkulu bir insanın, kendi sözleri için bunları söylemesi imkansızdır.

İLLÜZYON

Bir tür illüzyon/hipnoz yapılıyor din(ler) konusunda. Hiç olmamış olaylar ve/veya hiç yaşamamış insanlar gerçekmiş gibi, allanıp-pullanıp halklara sunuluyor.
Pek çok genç, yetişkin; dini, parça parça, bir bakıma nabza göre şerbet ile tarif edebileceğimiz yöntemle, sadece verilen ayetlerle (ve hadislerle) bilirler. Oysa o metinler bambaşka amaçlarla söylenmiştir. Bu amaçlar dar kapsamlıdır, basit ilişkilere dayanır, yereldir…
Ancak, öyle bir sunuluyor ki, küresel (hatta evrensel) ve zamanlarüstü sanılarak dinleniyor, iman ediliyor.
Sahtelik, yapaylık yüzyıllar boyunca, şekil değiştirerek, farklı isimlerle sürüp gidiyor. İyi niyetle veya değil, ahlaki olmayan bir işlem yürütülüyor; bir bakıma her insan çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapıyor, her alanda görüldüğü gibi.
Ayrıca, Allah’ın sözü-benim sözüm gibi bir ayrımı aklından geçirmediği, keza döneminin insanlarının da böyle bir meseleleri olmadığı açıktır!Dolayısıyla Muhammed, sözlerini neden yazdırmadı? sorusu yanlış bir sorudur!

TESLİS

Necmettin Erbakan, iki TV konuşmasında duydum, bir râhibin, tanrı kaçtır, suâline, üçtür, İsa, Meryem, Kutsal Ruh, yanıtını vereceğini söyledi. Bu sözleri duyunca Bir kez, bu konuda olmaz ya, hatâ yapılır; unutmuşsa, etrâfı hatırlatmaz mı, çekinirler mi, onlar da mı bilmez? Meryem’in de tanrı olduğunu ‘öğrenerek’ bir yaşımıza daha girdik! diye düşündüm.
Fakat, El Maide sûresinin 116. âyetini okuyunca (Hatırla ki, kıyâmet gününde Allah şöyle buyuracak: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin, diye insanlara sen mi söyledin?’…) Hoca’ya haksızlık ettiğimianladım!
Kuran’da, … üçtür derler, ama… meâlinde âyet/âyetler de vardır, ancak bunların neler olduğunu açıklanmaz… 7. yy’da, artık oluşumunu tamamlanmış Hıristiyanlık hakkında muğlak, hattâ yanlış ifâdeler geçer Kuran’da.
Nihâyetinde, İslâm âlimlerinin ve Müslümanların kafaları karışmıştır ve karışmaktadır.
Not. Zamanın insanları/Arapları da teslisi anlayamamışlar (ki normaldir, çağdaş Hıristiyanlar bile anlamıyor) ve galiba heykeli olduğu için Meryem’i tanrı sanmışlar.

KİTAPLARDAN

-Tevrat’ta, MÖ 12. yüzyıldaki Dorlar (Deniz kavimleri) göçünü ve bunun Ortadoğu topraklarındaki etkilerini anlatan tek bir satır bulunmaz. Mısır’daki Amon tapınağı duvarlarında ise deniz adamlarının bu göçü, devletler yıkışları, Mısır ordusunun bunlarla yaptıkları savaşlar anlatılmıştır.
-Tevrat’ta verilen pek çok ad gibi Davud da bir lakaptı. Bulunan tabletlerde Davidumkelimesi geçer. Bu, komutan veya savaş şefi anlamına gelmektedir. Caesar[Sezar], Çar veya Kayser gibi bir unvanken sonradan ad haline dönüşmüştür.
-İsrail dini Babil sürgününe kadar çok geriydi. Yahudilerin o bölgede öğrendiklerinden biri de Mehdi inancıydı. Bu inanç eski İran dininde, Zerdüştçülükte bulunuyordu. İranlıların, Yahudiliğin son biçimini almasında büyük etkileri sözkonudur. (Musa ve Yahudilik, Hayrettin Örs)
-İsa Mesih’in ise gerçekten yaşayıp yaşamadığı, İncil’deki o sözleri söyleyip söylemediği bile belli değildir. Tersine tüm belgeler onun hiç var olmadığını ve tüm İsa Mesih öyküsünün Kilise Babaları ve Aziz Paul tarafından uydurulduğunu göstermektedir.
-İsa Mesih’in Tanrı’nın oğlu olduğu ve bakireden doğduğu iddiası ise Kilise Babaları’nın uydurdukları koskoca bir yalandan ve ürkütücü bir masaldan öte bir anlam taşımıyordu.
-İsrail’in Tanrı’sı daima Meleği Cebrail aracılığı ile konuşurdu. Tanrı her zaman önce kocalara korkmamalarını söyler, ardından onlara her birinin ayrıcalıklı anlamı olan birad ve oğul müjdelerdi… Ne ki, bakireye görünüp müjdeyi vermek Melek Cebrail için alışılmadık bir durumdu. Belki Melek Cebrail bu nedenle müjdeyi vermeden önce bakire Meryem’e korkmamasını söylemiştir! (Yoksul Tanrı, Tyanalı Apollonius, Aytunç Altındal)

RÜYALAR

-Yüzyıllardır toplumlara din diye sunulan pek çok konu, kitaplara, zihinlere din ulularının düşleri yoluyla girmiştir. Çünkü, Ortadoğu kaynaklı üç büyük dinin de temel karakteristiklerinden biri rüyalardır; rüyalardaki görümlerdir, işaretlerdir, bilgilerdir. (Vahiy’in peygamber dışındaki mübarek insanlara da geldiğine dair en ufak, tevil edilebilecek bir ayet veya hadis olsaydı, hiç şüphesiz vahiy, rüyanın yerini tutacaktı!)
-Gördükleri rüyanın insanları/kendilerini hayırlı bir yere götürdüğüne dair sayısız olay/hikaye anlatılır. Peki, hayırsız yola sevkeden hiç mi rüya görülmez?! Görülür de, anlatılmaz aslında!..
-Rüya konusundaki bazı/sayısız soru ve sorun karşısında alimler, rüyayı, nefsani rüyave ilahi rüya diye ikiye ayırmışlardır! Ama bu sorunu yine çözmez!

ÜMMET ve MİLLET

Kuran’da, biz sizi ümmet ümmet yaratık ki, birbirinizi tanıyasınız, manasındaki ayeti (Müslüman) Türkçüler, Allahın milliyet farklılığını onayladığının kanıtı olarak değerlendirir, böylece milliyetçiliklerine (kendilerince) meşruiyet sağlarlar!.. Ancak o ayet dikkatle okunduğunda (kendisi, önü, arkası), kast edilenin Türkler, Araplar, Farslar vs. değil, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiler vs. olduğu anlaşılmaktadır. O dönemde (MS 7. yüzyıl) milliyet bilincinin, daha doğrusu millet referanslı siyasetin/devletin olmaması bir yana, çok kuvvetle muhtemel Kuran’ı yazanlar Türklerin mevcudiyetinden haberdar bile değillerdi!

ALMAN İSA, TÜRK MUHAMMED

Almanya’da, Nazi döneminde İsa’nın Alman olduğu anlatılır, yazılırmış…
2000’lerde ise Türkiye’de, eski kültür bakanı Namık Kemal Zeybek’ten bir iddia:Muhammed Türk kökenlidir! Çünkü onun atası İbrahim, Urfa civarında doğmuştur. Anadolu binlerce yıldır Türk yurdu olduğuna(?) göre… Muhammed Arap topraklarında doğup büyüdüğü için kültürel olarak elbette Arap’tır. Fakat ırken Türk’tür!
Geçmişi Batı’da herhalde 200 yıla yakın, Türkiye’de 100 yıl olan milliyetçi/ırkçı ideoloji bağlılarının, sevmedikleri veya düşmanı oldukları (farklı) bir ırktan, milletten çıkmışpeygamber olgusu karşısındaki çıkmazlarını, tezlerindeki garabeti yansıtan iki örnek!

SOY ve TAKVA

İslam’a göre insanın hangi soydan geldiği değil ahlaklı oluşu, Allah’ın yasakladıklarından uzak durması, takvası vs. önemlidir denir mealen. Ama,kutsal kitaplara göre peygamberler hep birbirlerinin akrabalarıdır/oğullarıdır, Muhammed İbrahim’in soyundandır; ve peygamber soyundan gelmekseyyid olmak vs. iftihar vesilesi olarak görülür ve saygınlık kazandırır!

ALLAH NEDEN BİZİ YARATTI?

AlimlerAllah, neden yarattı sorusu ile karşılaşmışlar ve/veya kendilerine sormuşlar ki, belki rüyalarında görerek bir kutsi hadis uydurmuşlar: “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmek istedim ve alemleri/mahlukatı var ettim/yarattım.
Oysa Kuran, insanların Allah’a kulluk etsinler, diye (ve cehennemin de insanlar için) yaratıldığını yazar. Belli ki, okur-yazar veya değil, Müslümanlara bu ayetler kafi gelmemiş; haklı olarak sormuşlar…
Hala da soruyorlar. Bir mümin kardeşim, bir Risalei Nur’daki(1), o hadis doğrultusundakisüslü açıklamayı yeterli bulmamış, soruyor. Ağabeyler dini ıstılahlarla, Allahın sıfatlarıyla vs. dolu, aslında hiçbir şey söylemedikleri uzunca cevap vermişler. Sadece aşağıdaki paragrafı alıyorum ki, kafidir:
“… İnsana gelince… Bilinmek, tanınmak, övülmek, takdir toplamak ve maharetlerini göstermek arzûlarının aşırısı insan için bir zaaftır, bir kusurdur, bir haddini aşmışlıktır. Çünkü insanın bu duyguları mübalâğalı olarak kullanmaya hakkı yoktur. Çünkü bu hak Allah’a aittir. Çünkü insanın varlıklar üzerinde hakkı yoktur. İnsanın hakkı sadece şükürdür ve Allah’ı övmektir…”
[url]http://www.saidnursi.de/fiki h/index.php?goster=ders_detay& amp;katagori=5&k=1419[/url]
All ah’ın alemleri ve insanı yaratma gerekçesini Allahlığına yakışır tarzdaaçıklayamayarak Müslümanları ikna edemeyen Kuran’dan; o gediği doldurmak için uydurulan, üstelik kutsi denilen, fakat hem Kuran’a hiç uymayan hem de durumukarıştıran hadisten; Cumhuriyet rejiminin baskıları sayesindeveli arayışındaki kimi dindarlar tarafından payeler verilen, kerameti kendinden menkul bir zatın, konuyuedebi ifadelerle iyice karmaşıklaştıran tefsirinden beslenenlerin cevapları da elbette belirsiz, problemli olacaktır. Yukarıdaki açıklamayı analiz etmek akla ziyandır!
(1) Said Nursi’nin, öğrencileri tarafından yazıya dökülüp kitaplaştırılan ve NurcularcaKuran tefsiri diye nitelenen sözleri.

DİNİ LİTERATÜR ve RETORİK

Herhangi bir alandaki literatür ne kadar genişse, o literatürü bilen hatiplerin konuşmalarına doyum olmuyor!..
Bir örnek din/İslam sahasındadır. Muhtevası son derece basit, karmaşık, tutarsız bir kitap olan Kuran; yüzlerce yıl, sayısı onbinleri bulan, büyük çoğunluğu son derece ilkel, uydurulmuş hadis külliyatıyla genişleyen; sonraki yüzyıllarda tefsir, kelam vs. derken iyice dal budak salan ve nihayet buna paralel olarak tasavvuf düşüncesi ve uygulamaları ileşişen bir literatür.
Çağında dahi en temel sorunlara/sorunlara cevap veremeyen bir kutsal kitap, güya ayetleri yorumlamaya yarayan ama iyice karmaşıklaştıran hadisler, anlaşılmayan konuları açıklayabilmek ve çelişkili ayetleri tutarlı hale getirebilmek için ciltler dolusu yazılmış tefsirler; öte yandan, insanların bundan sıkılınca başka kültürlerin de etkisiyle oluşturdukları, aslında Kuran’da hiç dayanağı bulunmayan İslam tasavvufuna ait yazılmış sayısız kitap…
Dini alanda yetişmiş kimi insanların, literatürdeki bilgilerle retorik yapmalarına aldanmamak gerekiyor. Çünkü sözlerinin büyük çoğu laf salatasından öteye geçmemektedir.
İnananlar için herhalde en trajik olan, o müthiş literatürü ve retoriği tek ve küçük bir kitabın (hatta sadece birkaç sorunun) dahi silip süpürebilmesidir!

MEZMURLAR

Tevrat’taki (Hıristiyanlara göre Eski Ahit) bir bölümün/kitabın adıdır Mezmurlar. Diğer ismi Zebur’dur. Kutsal Kitap, Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil) isimli kitapta,
… ilahi ve dua kitabıdır. Uzun bir süre içinde farklı yazarlar tarafından yazılmıştır… Mezmurlar şiir kitabıdır…
diyor. Kuran ne diyor? Davut’a da Zebur’u verdik/indirdik. diyor.
Yahudi ve Hıristiyanların Davut’a kitap indirildiği inancı var mı acaba? Yukarıdaki giriş cümlesine ve Davut bir kraldı, peygamber değildi görüşüne (Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik) göre cevap hayırdır. Müslümanlar nasıl düşünüyor? Ortalaması, genel kabul göreni, ehli sünnet açısından şöyle galiba:
… Hz. Davud’a indirilen Zebur, birtakım kasideler, vaazlar ve ilahîlerden ibaretti. Onda Allah’a tesbih, senâ ve dua yer alıyordu. Hükümler, emirler, yasaklar yoktu. Hz. İbrahim’e, Hz. Şît’e ve diğer peygamberlere indirilen sahifelerde de hükümler yoktu, sadece bir takım öğütler ve meseller vardı…
(http://www.yeniumit. com.tr/konular.php?sayi_id=30& amp;konu_id=923&yumit=bolu m2)
Yukarıdaki görüşün dayanağı, Kuran olmadığı kesin, hadisler olduğunu hiç sanmıyorum, Tevrat’tır. Bence, İslam alimleri Kuran ve hadislerde hiçbir bilgi bulamamışlar, Yahudilere sormuşlar, Tevrat’a başvurmuşlar ve/veya o bilgiyi Müslüman olmuş bir İbrani aliminden almışlar…
Not. Kuran, Tevrat’ın (da) Musa’ya indirildiğini ifade eder. O dönemden yüzlerce yıl önce standartlaşmış Tevrat, yüzlerce yıllık süreçte yazılmıştır! Kuran, Tevrat’ın ne kadarının (hangi bölümlerinin/kitaplarının) Musa’ya indirdiğini söylüyor; belli değildir! Söylüyor mu, sorusu daha uygun olabilir! Cevap, hayır, çünkü bilmiyordur! (Bkz. “Kuran Okumaları, Vahiy Bilgisinin Eleştirisi”, Murat Utkucu)

TEVRAT ve KURAN’IN YAZILIŞLARI

Tevrat’ın hangi bölümlerinin ne zaman, ne gerekçelerle, kimler tarafından yazıldığı, en az 200 yıldır, dil/kelime, üslup, belgeli tarih, coğrafya verilerinden hareketle araştırılmaktadır.
Örneğin, Kitabı Mukaddes’i Kim Yazdı (Richard Elliott) isimli kitapta, Tevrat’ta, aynı surelerde, iç içe çift anlatımlar olduğu, bunun tekrarlardan ve farklı üsluptan ve kelimelerden anlaşıldığı savunulur. Bu teze göre, şifahi kaynaklı iki ayrı metin üçüncü bir kişi (editör) tarafından birleştirilmiştir. Yazar, metni/bir sureyi, üslup ve kelime kriterine göre iki ayrı metin halinde sunar ve ortaya her biri anlamlı, üslubu tutarlı, tekrarsız iki öykü ortaya çıkar!
Yani; Tevrat’ın bazı veya pek çok bölümlerinin, tarihsel, siyasi gelişmeler sürecinde, sözlü anlatımların yazıya alınması, bilahare iki (ve daha çok) ayrı metnin birleştirilmesiyle meydana getirildiği ispatlanmıştır.
Kıyame suresini okuduğumda, yukarıda Tevrat için olana benzer bir durumla karşılaştım. Sure bir konu ile başlıyor; birden başka bir konuya atlanıyor, sonra da bambaşka bir konu ile sonuçlanıyor. Aslında Kuran’ın hemen bütün sureleri birden çok konuyu içermektedir; yani dağınıktırlar.
Kuran’ın Tevrat’ınki gibi, önce sözlü, sonra yazılı, yüzyıllara yayılan bir serüveni yoktur. Dolayısıyla farklı anlatımların ve farklı metinlerin Tevrat’taki anlamda bir araya getirildiği düşünülemez.
Yalnız… Kuran’ın derme-çatma bir derleme fikrine yol açan; bir surede bambaşka konuların anlatılması, pek çok ayetteki belirsizlik, tekrarlar, birden fazla konuşanolması, acaba Kuran’ın söylenmesi ve yazılmasında birden çok dilin ve elin varlığının bir göstergesi mi?

KADINLAR TARLANIZDIR: ERKEK SOHBETİ

Kadınlar tarlanızdır; onlara istediğiniz yönden varabilirsiniz. manasındaki ayetin iniş sebebi yazılıdır tefsirlerde.
Özetle sahabiler aralarında birleşmelerden söz ediyorlarmış. Konu Muhammed’e intikal etmiş. Sonuçta bu ayet inmiş. Malum; müfessirlerin çoğu, güya sahabilerin nakledilen görüşlerini dikkate alıp, ayetteki yönü pozisyon diye yorumlamışlar ve anal/ters ilişkiye günah demişlerdir!
Daha önemli husus şudur: Muhammed’in sözleri de olsa, sonradan eklenmiş de olsa, bir ayet sözkonusu olduğuna göre, konunun sahabiler arasında konuşulduğu, tartışıldığı kesin. Yani, dinimizin önderlerimübarek insanlar, aralarında, karılarını, cariyelerini nasıl becerdiklerini konuşuyorlarmış!..
Ayetlerin iniş sebepleri yeniden yazılmalı!

İNSANIN KİŞİSEL TANRISI:

Kadim Ortadoğu’da her veya pek çok ailenin aile putu varmış… Bugün değişen nedir? Çok tanrı yerine tek ve soyut (gibi görünen) bir Tanrı inancı sözkonusudur günümüzde geçerli olan. Kadim çağların aile putunu, çağımızda, cemaat/aile tanrısına, hatta tek tek insanların kişisel tanrısına izdüşürebilir miyiz?!
Konunun cemaat/aile boyutunu, yani sosyolojik yönünü bir tarafa bırakıp kişisel/psikolojik yönüne yoğunlaşalım. İnsan, gelenekleri, hikayeleri, ibadetleri, duaları vs. olan bir kültür/inanç ortamında doğar, bu ortamın duygu dünyası ile meczolur ve inanmaya başlar. Elbette, o kültür ortamının kompartımanları da vardır. Bunlar ekonomik/sınıfsal ve çeşitli etkilenmelerle sentez olmuş inançlardan oluşur.
Şimdi asıl soruya gelelim: Kişi, inandığını söylediği bir dinin kaynak/mukaddes kitabındaki, açık hukuksal, metafizik vs. ifadeleri özümseyebilmekte midir, içine sindirebilmekte midir? Hayır. İçine düştüğü çelişkiyi, tabii farkındaysa, kendi ruh haline göre ve kendince aşar; benim anlama yeteneğimin üzerindedir, der ve aşama aşama kendine göre bir inanç-değer sistemi oluşturur Sosyal baskı olmasa ve şüpheleri bulunsa da, psikolojik ihtiyaçla inanır, dini vecibeleri de az veya çok yerine getirir. Keza, bazı din adamlarının yorumları dakendine özgü inanç-değer sisteminin meşruiyet kaynaklarıdır.
Sonuçta, kadim Ortadoğu’nun tek Tanrısı, inananların tek tek kişisel tanrısı haline gelmektedir. Yani görünürdeki tek Tanrı inancı, binlerce yıl öncekiputperestliğin/paganlığın egemen olduğu kadim Ortadoğu’daki insanların çok tanrılı inançlarına benzemektedir; tek fark, insanların günümüzde, Tanrılar yerine tek Tanrıdemesidir!

YARATMAK

Nasıl ki bir bilgisayar kendi kendine meydana gelemez; bir yapanı vardır; şu muhteşem canlılar, dünya, kainat hiç tek başına meydana gelemeyeceğine göre, elbette bir yaratıcısı vardır. der Müslüman misyonerler!
İfadede gerçi yapan diyor ama karşılaştırma insanın yarattığı bir cihaz ile yapılıyor.
Bu örneği vermelerine, böyle karşılaştırma yapmalarına rağmen, dindarlar (çoğu), her şeyAllahın eseridir, o yoktan var eder, yaratır (1), oysa insan yoktan var edemez, yaratılan şeylerden/malzemeden icat eder, bulur, üretir, yorumundan(2) hareketle, insana atfedilenyaratmak fiilinden müthiş rahatsızlık duyarlar.
YaratıcıAllahın isimlerinden Halık/Halikin Türkçe karşılığıdır. Dolayısıyla, en başta,Allahın, Arapça bir sözcükle tanımlanan bir özelliğini Türkçe (kökenli) bir kelime ile eşleştirip kıyaslamak abestir. Ayrıca, Allahın bir ismi de Bakidir. Bu kelime, Türkçe’de insan ismi olarak da, kavram olarak da kullanılmakta ve Müslümanlar buna hiç itiraz etmemektedirler!
Müslümanlar, yaratmak fiiline, inançlarına aykırı olmayacak bir anlam yükleyerek kullanabilmelidir. Bir Ateistin kullanması halinde de, kastettiğinin yoktan var etmekanlamına gelmediğini, Allahın yarattığı maddeden bir şey yaptığını bilip rahatsız olmamalıdırlar. Aksi taktirde, içinde yaratmak geçen bir değerli fikri, içlerindenyaratmak Allah’a mahsustur ezberini geçirirken kaçırabilirler!

(1) Allah 1400 küsur yıldır somut bir şey yarat(a)mamaktadır!(2) Alimlerimizin aynı bağlamdaki yorumları, elbette dini ıstılahlarla dolu ve tesirlidir; ancak o süslüaçıklamaların tesirini ancak inanmak isteyenler hisseder!
Not. İslam anlayışı, herhalde kaynağını Kuran’da bulduğu bir kabul vaz eder: İnsan eşrefi mahlukattır; en mükemmel biçimde yaratılmıştır. Neye göre mükemmel, nasıl mükemmel..?! Bu gibi sorular sorulduğunda, vaz edilenin bir başka ezber olduğu ortaya çıkar.

DÂVÛDÎ SES

Gelecekten haber verme bağlamındaki kimi belgesellerde Tevrat’tan (Eski Ahit’ten) âyetler dâvûdî bir ses ve eko verilerek okunup bunların yakın çağlardaki, çağımızdaki ve gelecekteki olayları anlattığı iddiâsına yer verilir…
Oysa alâkası yoktur. Binlerce yıl öncesinde yaşamış, belki sıradan, zavallı, aptal, meczup birinin sözleridir onlar!
Bunlar dikkate alınıp yorumlar yapılır, tezlere delil gösterilir…
Aydınlanmış Batı’nın aydın TV programcıları bu tezleri yukarıdaki formatta sunar,aydın izleyiciler de heyecanla tâkip eder!

CİN-MİKROP

Bir profesör. Edebiyatçı aslında. Fakat İslâm’ı da araştırıyor. Meâl bile yazmış. Ne ifâde ettiği belirsiz bir âyetin anlamını uzun süre düşündüğünü söylüyor. Demek şimdiye kadarki yorumları tatmin edici bulmamış!.. Kuran’ı her okuyuşta âdetâ yeni bir âyete rastlıyoruz, Allah sanki günümüze sesleniyor, diyor. Aslında dikkatli okumadığından ve Kuran’ın karmaşıklığından dolayı bâzı âyetleri yeni fark ediyor!Cinler konusunda farklı (19. yy’da Muhammed Abduh tarafından ortaya atılmış) bir yorumu var. Sunucunun sorularınadoğrudan cevap vermiyor. Cin’lerin, ilgili âyetleri okuyup bâzı referanslar vererek,yabancılar, Yahudiler olarak anlaşılabileceğini ifâde ediyor ve mikroplar, görünmeyen varlıklar olarak anlaşılabileceğini de belirtiyor.
Dikkat ettim; cinler, bilinegelen, yüzyıllardır anlatılan varlıklar değildir, demedi!Bu cinyorumları, klasik İslâm teologlarınca, âyetler ve hadislerden yola çıkılarak kolaylıkla çürütülebilir. Ama, klasik ekôl sâhipleri de, cin târiflerindeki belirsizlikleri, çelişkileri asla giderememektedirler!

CİN-RUH

Adam teknik terimlerle (bilgisayar, uçak…) İslâmî yorumlar yapıyor. Ağzından bal damlıyor(!). Çok dolu! Diğer konuğa fırsat vermiyor; söz o konuğa geçince bir vesîleyle sazı tekrar alıyor eline!..
Programın ortasında açmışım kanalı. Az önce Rahşan Ecevit’in müteveffâ Bülent Ecevit’i (evde) gördüğünü söylemesi hususunda konuşmuşlar. Bizimki, olabilir, diyor ve yinebilimsel olarak açıklıyor (İzlediğim bâzı ilâhiyatçılar, bu tür olaylarda, nezâket gösterip, insanlara, gördükleriniz sanrı (halüsinasyon) olabilir, diyorlar. R. Ecevit’in, bilinen davranışları-ruh hâli îtibârıyla sanrı gördüğü kesindir. Ama tedâvi olmasına gerek yoktur, yaşı nedeniyle!).
Tanıdık birini düşünürken veya henüz düşünmüşken, o kişinin telefonla araması hakkında, aslında o sırada düşünülen kişi aramayı aklından geçirmektedir, bu da onu düşünen kişiye iletilir, diye yorum getiriyor! Atış serbest! Nasılsa ispât etmesi gerekmiyor, delillerin nedir, suâli sorulmuyor!.. Ve aklımıza tanıdık birilerinin geldiği binlerce durumda o tanıdıkların bizi aramadıklarını, ne hikmetse söylemiyor!
Akıl’ın (Kuran’da yer aldığı gibi) kalpte bulunduğunu ifâde ediyor. Sunucu ve diğer konuk, şaşırarak, sâhi mi, ne diyorsun, diye sormuyorlar. Çünkü onlar da aynı düzlemdedüşünüyor, inanıyorlar. Ayrıca, sorsalar, biliyorum ki, saçmalamalar katlanacak; sormadıkları daha iyi.

Ve nihâyet, adam (güyâ) bir ruh çağırma seansına gittiğini (Parantez açıp, aslında gelenler, yüzde doksan dokuz cindir, diyor. İstatistik veri bile veriyor!), katıldığı seansta, gelenin, kağıda imzâsını attığını, K. Atatürk yazdığını; hemen gidip kütüphânedeki falanca kitaba bakınca kağıda atılan imzânın o kitaptaki imzâ ile bire bir aynı olduğunu tespît ettiğini anlatıyor.
Adam odadan ayrılıyor, kütüphâne varmış ki kütüphâneye gidiyor, yine varmış ki, ve orada olduğunu, tam yerini ve dahi sayfasını biliyormuş ki, gidip içinde Atatürk’ün imzâsının bulunduğu kitabı açıp imzâlı sayfayı buluyor!.. En başta, ruh neden, adını-soyadını tek tek yazmıyor da imzâ atıyor?! Hem niye Atatürk?! Söylediği, başka, özelsohbetlerinde uzun uzun anlattığı, bir ruh-cin-Atatürk hikâyesinin kısa ve zararsızbir versiyonu mu acabâ?!
Odaya dönmüş ve sen kimsin, diye sormuş gelene. Ben cinim, demiş gelen; ve kağıdı yırtmış! Böylece delil ortadan kalkıyor!
Yazarken bile tiksindim. Bu ne sahtekârlıktır! Ne basit, düşük zekâlı, aptallara mâtuf bir hikâyedir.

DİNDE REFORM

AKP’li (Adalet ve Kalkınma Partisi, Ak Parti) bir kadın yönetici, mîras konusundaki soruya, Kuran hükmünün o çağ için ileri, ancak o döneme âit bir hüküm olduğunu, günümüzdeki Türk hukûkundaki mîras hükmünün/maddesinin doğru olduğunu, âilesindeki mîrâsın da bu hükme göre tanzîm edildiğini söylüyor (Sözlerinde samîmî olduğu intibâını ediniyorum). Bu aslında dinde reform çerçevesi içindedir. Fakat îtiraf edilmez!..
Başörtülü kadına sormuyor sunucu (Hulki Cevizoğlu), öyleyse Kuran’a dayandırdığınız başörtüsü konusunda da bir esneklik düşünmüyor musunuz, veya neden düşünmüyorsunuz, diye!

KATLİAMLAR ve DİNLER

Batı’da, Kuran yasaklansın, çünkü şiddete teşvik ediyor, diyor kimileri. Hıristiyanlık uzmanı, araştırmacı Aytunç Altındal’dan duydum TV’de. Tevrat’tan bazı ayetlerin numaralarını veriyordu. Bunların biri olan Samuel 15/1-3 ayetlerini okuyalım:
Samuel Saul’a şöyle dedi: RAB seni kendi halkı İsrail’in Kralı olarak meshetmek için beni gönderdi. Şimdi RAB’bin sözlerine kulak ver. Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‘İsrailliler’e yaptıkları kötülükten ötürü Amalekliler’i cezalandıracağım. Çünkü Mısır’dan çıkan İsrailliler’e karşı koydular. Şimdi git, Amelekliler’e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın, erkek, çoluk, çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.’ 
Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı kitabında, ahlak çerçevesinde analiz ettiği başka Eski Ahit ayetlerinin yaşanmış hadiseler olduğuna inanmadığını belirtmektedir.
Ben de, kadim Yahudilerin, yukarıda alıntılanan, güya Rab’den gelmiş ayetler doğrultusunda çocuklardan hayvanlara dek katliam yaptıklarını sanmıyorum.
Bu ve benzeri ayetler, sadece, bu düzeyde kıyım vaz etmeyen Kuran’ı yasaklamayı konuşan Batı kamuoyuna hatırlatılması bağlamında değerlendirilebilir!..
Şu da var ki, ister tarihte ister çağımızda, hiçbir şiddet, savaş, saldırı, katliam; salt dinden, o dinin ilahi bilinen kitaplarından ilham almamıştır. Din, dini duygular, ayetler daima araç olmuşlardır; amaç, ganimet-iktidar-itibar-egemenl ik-intikamdır.

KİTAPLARDAN

“Tanrı diye bir şey yok, o kadar basit, diye başlıyor. Dünyanın yüzde doksan beşi böyle düşünmüyor diyorsun, öyle mi?! Dünyanın yüzde doksan beşi böyle düşünmüyor çünkü dünyanın yüzde doksan beşi korkak! Burada işimiz bittiğinde ebediyen bitmiş olacağını kabul edemiyor!.. Hayat ölümü beklemektir, Alyoşa…”
(Aydınlanma Değil, Merhamet, Alev Alatlı)

“Kozmosta hiçbir büyüklük ifade etmeyen dünyamızın bir köşesinde yaşadığımız küçük hayatı çok önemsememeyi öğrendim. İnançların, insanların ölüme karşı çırpınışı olarak tanımlanabileceğini kavradım ve o andan itibaren samimi dindarları eleştirmedim. Bu işi siyaset olarak kullananlara ise nefretim arttı…”
(Sevdalım Hayat, Zülfü Livaneli)

“Dînî konularda kaynakların hiçbir şey ifade etmediklerini biliyor musun? Bir kaynak göstersem, kaynağın kaynağı gündeme gelir. Birbirine paralel iki aynanın arasında durmak gibi bir iş…
İnsan mükemmel değildir, diyor Ortodokslar ama bilginin bir kısmı yanan bir çalıdan ya da Musa’nın fırtına bulutundan gelmiş bile olsa, İncil’i yazan insan. Bin yıllar içinde biriken kötü cümleleri ayıklayan bir redaktör gibi şurasını burasını kırpmış kitabın. Andrey’in yazdıkları nerede? Nerede İsa’nın çocukluğuna ait bilgiler? Son şeklinde, kitlelerin eline ulaştığı şeklinde bunlar yok. Katoliklerin mali, siyasi, cinsel çıkarlarını gözetecek şekilde kesildi biçildi İncil…
Bundan sonraki durağım agnostiklik. Evet, gerçekten de insanın akıl erdiremediği muhteşem bir güç var ama din bunun cevabı değil.
İsa’dan 1400 yıl kadar önce Sanskrit yazılarında, ve İran (Farisi) edebiyatında rastlanılan güneş-tanrısı kültü; İ.S. 1. yüzyılda Roma’da görünür. İsa gibi Mitra da bir ahırda, kış solistinde (25 Aralık) bir bakireye doğmuştur. Başında hare olduğu halde resmedilir, havarileri ile son yemeğini müteakip, Baba’sına döndüğü anlatılır. Ancak, ölmemiş, göğe yükselmiştir. Yeryüzüne tekrar döneceğine, ölüleri dirilteceğine, hüküm gününden sonra günahkârları cehenneme göndereceğine inanılır. Mitra’ya iştirak edenler, vaftizden sonra ölümsüz olurlar. Mitra kültünün müridlerinden Roma İmparatoru Konstantin, 313 yılında 25 Aralık’ı Mitra’nın resmî doğum yılı ilân etmiş, ancak ihtidâ ettiği dinin Hıristiyanlıkolduğunu söylemiştir. Milta kültü ile Hıristiyanlık arasındaki benzerliklerden bazıları, İsa’nın bir Pazar günü dirilmiş olması nedeniyle kutsal gün olması, mitra’ya tapanlarınpapa dedikleri liderlerinin zaman içinde Vatikan’daki Papa’ya dönüşmüş olması, Myazdadenilen Aşaîrabbani’nin Katoliklikte missa adını almasıdır.”
(Aydınlanma Değil, Merhamet, Alev Alatlı)

“Rusya’da Hıristiyanlık yüzeyseldir Güloya. Ruslar çoğunlukla şamandır. Hıristiyan ritüellerini anlamadan tekrarlarlar…
Üçer kere öpüştüler ki, bunun Baba, Oğul, Kutsal Ruh üçlüsüne gönderme olduğunu sonradan öğrendim. Tanrı üçlemeyi sever, diye bir deyişleri var…
Rus Ortodoks ruhaniyeti, tabiat güçleriyle iç içe yaşamak ve Batı’ya öykünme, bunlar Rus kültürünün üzerinde yükseldiği üç temel sütundur…”
(Aydınlanma Değil, Merhamet, Alev Alatlı)

“Dürüst olmak gerekirse, İncil’in [Eski ve Yeni Ahit’i (birlikte) kastediyor.] büyük bölümünün sistemli biçimde zararlı olduğu söylenemez ancak bu kitap epey tuhaftır. Bu, bizim hiç tanımadığımız ve birbirlerini genellikle tanımayan yüzlerce anonim yazarın, editör ve kopyacının dokuz yüzyıl boyunca düzenlemeler yaparak, değiştirerek, tercüme ederek, saptırarak ve geliştirerek karman çorman bir hale getirdikleri tutarsız belgelerden oluşmuş bir antoloji için gayet normal bir durumdur.”
(Tanrı Yanılgısı, Richard Dawkins)

ALLAHSIZ YOK

Akademik unvanlı hoca bir kadın programında. Allahsız insan yoktur diyor… Sunucu İkbal Gürpınar, pek tarif edilemeyecek(!) bir mimikle ve vurguyla, Allah korusun mealinde bir şey söylüyor! Stüdyodaki kadınlardan biri hocayı başıyla onaylıyor, diğerleri boş boş bakıyor!
Hoca, neden Ateist olunamayacağına dair yaşadığı bir örneği veriyor: Bir başka programda bir kadın, ben Ateistim demiş. Sonra cinlere inandığını söylemiş. Akabinde de reenkarnasyona inandığını (Konu oydu.).(1)
… Meydanı boş bulmuş atıyor, sallıyor hoca! Sözleri, örnekleri, hepsi, her şey, oradaki herkes alt düzeyde!..
İ. Gürpınar araya giriyor, bir VTR’miz var, diyor. Hoca, yapmayın ama, tarzında bakışlarla, fakat tam da anlatıyorum, yarım kalıyor, sözüyle sitem ediyor. Vah vah!
(1) Böyle ilginç tipler de var; ben de (internette) ateistim deyip burçlara inanan birine rastladım!

İNANCA/İNANÇSIZLIĞA DEĞİL, İNANANA-İNANMAYANA/İNSANA SAYGI

İnanca saygı sık telaffuz edilen bir söylemdir. Hep böyle denir de, aşikar ya da gizliden, küfrün bini bir paradır!.. Bence, dürüst olmalı insanlar.
Bilmiyorum, belki slogan baştan yanlış oluşturuldu ve öyle de süregeldi. Doğrusuinanana/insana saygı olmalıydı, olmalı.

Bazı Müslümanlar dini konularda çok hassastırlar. Bunlar, dininize, Kuran’a, peygamberimize hararet ediyorlar diyerek veryansın ederler. Peki aynı kişiler, acaba Kuran’da, müşriklere, Muhammed’in Allah’tandır dediği sözlere inanmayanlara, Kuran’a inanmayanlara hangi sözlerin yazılı olduğunu bilmezler mi acaba? Elbette, kışkırtıcılar çok iyi bilir, o Kuran ayetlerini yazar, televizyonda-radyoda dile getirir, aralarında konuşurlar; hatta gelenekte olan sözleri de(1)

Bir dinsiz (ateist, deist, agnostik) için ise Kuran indirilmemiş, yazılmıştır; o yüzden, Kuran indirildi diyen, sahtekardır veya korkmaktadır, en hafif sıfatıyla da meczuptur. O halde, bir dinsiz, bir Müslüman’ın inancına nasıl saygı duyabilir. Duyuyorum derse, yalan söylemiş, riyakarlık yapmış olur.
Ama bir dinsiz, bir Müslüman’a, inancından dolayı değil, ahlakından, verimliliğinden vb. dolayı, yani kişiliği ve eylemleri nedeniyle saygı duyabilir, duymalıdır; keza Müslüman dadinsize.
Reel, yürürlükte olan da (çoğunlukla) budur aslında. Yani, insanları birbirine yaklaştıran veya uzaklaştıran inançları/inançsızlıkları değil, karakterleri, kişilikleri, çıkarları, meslekleri, uğraşlarıdır.

(1) Örneğin, dini olmayanın aklı yoktur, veya Kuran’dan mülhem akılsızdır(beyinsizdir!) demeleri… (Dini olmayanın aklı yoktur, ama aynı zamanda aklı olmayanın dini yükümlülüğü ve cezai sorumluluğu da yoktur. İki önermeden çıkaracağımız sonuç açıktır. Öyleyse, dinsizlere neden cezai yaptırım uygular İslam ve Müslümanlar?!.. İki önermenin birinden vazgeçmesi gerek Müslümanların, tutarlı olmaları için. Böyle bir dertleri varsa tabii!)

HAMİ-SAMİ TANRISI

Ne kadar iddia edilirse edilsin, kimi ayetlerden (zorlama) anlamlar çıkartılsın, o da yetmeyip şifreler aransın; Hami-Sami köklü dinlerin kutsal/tanrısal kabul edilen kitaplarında, ne yazıldıkları çağa ait, ne bütün çağlara hitap eden dünya (halklar, coğrafya, iklim vb.) bilgisi, ne de sağlam, tutarlı bir dille ifade edilen bir evren bilgisi mevcut!
Kendi yarattığı evreni ve bugün Ortadoğu diye isimlendirilen bölge dışında dünyayı bilmeyen, yer merkezli/yer referanslı ve Ortadoğu kökenli bir Tanrı.Kitaplarında bir Tanrı’dan ziyade insansı bir söylemi olan bir Tanrı. Hıristiyanlık yolu ile yerli Pagan/Yahudi ve İslamiyet yolu ile yerli Pagan/Yahudi/Arap kültürünü, geleneklerini bütün dünya milletlerine yaymak isteyen bir Tanrı… Hami-Sami’lerin, bugün onların torunlarından olan
Yahudi ve Arap’ların bölgesel Tanrısı (Tanrıları): Yahve, Jesus ve Allah!

TEİST-ATEİST

Bir Teistin, Teist olma gerekçesi nettir; örneğin, determinist yaklaşımla (sebep-sonuç ilişkisiyle) ifade edebilir inancını. Fakat, ateistlerin (pek çoğunun) gerekçesi sarih değildir…
Evrenin-canlıların bir yaratıcısı olduğuna ve sürekli onun denetiminde yaşadıklarına inanan, gelenekleri, kurumları olan bir din kültürü ortamında doğmuş ve ömür süren Teistler rahattır, kozmik-biyolojik sorunu çözmüşlerdir; bu bağlamda hiçbir dertleri yoktur. Bir başka deyişle, Tanrılarını ve yaratılışı, kutsal kitapları ve sistemli bir dini anlayış çerçevesinde düşündükleri için, zihni olarak pek aktif değillerdir, atalet halindedirler…
Şüphesi olanlar; bir yaratıcı vardır ama o, TİK’deki Tanrı/Tanrılar değildir, diyenler; yaratıcının var olup olmadığı bilinemez diyenler; tanrı yoktur, diyenler, yani Deistler, TİK’siz Teistler, Agnostikler ve Ateistler rahat değildir; çünkü evren ve yaşam hakkında net bir cevapları yoktur.(1) Bu (onların bazıları için tatlı olan) rahatsızlık, onların zihinlerini dinamik kılar, tutar…
(1) Elbette TİK’in Tanrıları ve diğer bütün dinler hakkında şüpheleri yoktur! Kendilerin sordukları ama cevabını bilemedikleri, cevabından emin olamadıkları soru, öncelikle, nasılsorusudur (Belki kimileri için de neden sorusu…).

ÖLÜMDEN KORKMAK-ÖLMEKTEN KORKMAK

Ölümden korkmak ile ölmekten korkmak arasında nüans olduğu kanaatindeyim.
Ölüm, içinde yaşadığımız dini inançları (Azrail, kabir azabı, cehennem…), dini kültür (sala verilmesi, imam, ağıtlar, ilahiler, mevlüt, Kuran okunması…), bağlantılı olarak mezarlık ve mezar; özetle beyinde bir imgenin şekilleneceği bütün enstrümanlarla korkutucu bir şeydir.
Ölmekten ise, canlılığımızın sona ereceğinden, hayatta kalma güdümüzden dolayı korkarız.
Dindarlar hem ölümden (ve ölüden, mezarlıktan vs.) hem ölmekten korkarlar. Hangisi baskındır diye sorulursa, ikincisi derim. Çünkü inanç görelidir, ruh yapaydır; etkin olan biyolojik yapımızdır, güdülerimizdir, genlerimizdir.
Dinsizler için hangisi sorusu, tabii ki anlamsızdır!

PEYGAMBERİMİZE İFTİRA ATILIYOR

Müslümanların bir ezber, ezberletilmiş tepkisi de, peygamberimize iftira atılıyordur. Kuran’daki ayetler ve tarihi veriler Muhammed’in kişiliği ve hayatı hakkında iftira diye nitleledikleri yorumlar yapılmasına imkan ve fırsat veriyorsa Müslümanlar, o yorumları yapanlara değil başka şeylere ve başkalarına kızsınlar!

KURAN: CİHANŞÜMUL ve TÜM ZAMANLARA

Bir dini konuda, mevcut kabuller üzerine akıl yürütme yaparak bir sonuca varacağız: Kuran’daki ayetlerin çeşitli olaylar (ve sorulan sorular) vesilesi ile indiği, herhangi bir ayeti okurken, yorumlarken gerisindeki olayı (ve sorulan soruyu) da bilmek gerektiği söylenir. Olay-ayet ilişkisi (gerçekten varsa) tabii ki önemlidir… Böyle olduğunu kabul edelim. Yalnız… Kuran ilk önce bir topluma indiğine göre, o toplumun bilgisine, kültürüne, geleneklerine, değer yargılarına, tarihine uygun olaylar muvacehesinde ayetler inecektir. Nitekim, kaynaklara bakılırsa, öyle de olmuştur. Yeniden bir ilahi kitap ve peygamber gelmeyeceği, Kuran’ın ve İslam’ın bütün insanlığa ve çağlara hitap ettiği de genel bir kabuldür. Tekrar önceki cümleye, yani yerelliğe dönelim: Tanrı (Allah), Kuran’ı bütün insanlara göndermişse, onlara, aynı zamanda, Arap (Mekke) kültürünü mü vaz etmektedir?! 7. yüzyıl Arap kültürü, gelenekleri, değer yargıları (ilaveten Yahudi “katkıları”), Kuran indikten itibaren evrensel ve çağlarüstü mü olacaktır/olmuştur?! Cevap evet ise, Arapça Kuran’ın (hatta Arapça’nın) kutsal/ilahi kabul edilmesi, ve mesela kutsaldır diye Arap isimleri koyulması vs. gayet mantıklıdır. Ancak akıl yürütme, pek çok gerekçe nedeniyle, cevabın hayır olması sonucuna götürüyorsa, bu, İslam’ın lokal bir din olduğu anlamına gelmektedir. Yereldir; ve değil yüzlerce/binlerce yıl sonrasına hitap etmek, o bölgenin, devletin 10 yıl sonraki sorunlarına dahi cevap verememiştir!
Not. Kimi Müslümanlar, Kuran sadece bir yöreye/bölgeye has, o günün toplumuna hitap ediyor, o çağda bilinenlerle mücehhez babındaki yoruma/tespite, tabii ki öyle olacak, dönemin ve bölgenin insanlarının anlamaları için bildikleri/duydukları/ yaşadıkları konuları içerecek, diye cevap verirler. Aynı Müslümanlar, aynı zamanda, aynı ayetleri çağlarüstü olduğunu, bütün insanlara hitap ettiğini kabul ederler. Bu ne tutarsızlıktır!

SEMBOLLER ÜZERİNE ÇATIŞMA

Türkiye’deki çatışmaların semboller üzerinden olduğu söylenir(1). Doğrudur. Ben şekil savaşı diye niteliyorum.(2) Son onyıllarda bu savaşın enstrümanı kadındır, onun giydikleri/giymedikleridir! Bir tarafta başörtülü öteki tarafta modern kadın. Biri geleneksel İslam’ın, öteki Kemalizm’in şekli. Bağlılarına hiçbir derinlik sunamayan, yüzeysel-kalıpçı iki inanç: İslam ve Kemalizm!
(1) Bkz. Türk Grup Davranışı, Erol Göka
(2) Perde gerisinde başka planlar, savaşlar, hesaplaşmalar olduğu, başörtüsü/türban geriliminin onları kamufle etmek için sürdürüldüğüne ilişkin görüşler vardır.
Not. Başörtüsü takma/taktırma duyarlılığı, erkeklerdeki, ihtilam olunca boy aptesti alma/aldırma hassasiyetine benzer! Din büyüklerine, kendilerinin eseri olan erkeklerin sözkonusu hassasiyetinin hiçbir halta yaramadığı, başörtüsü duyarlılığının da aynı akıbete uğrayacağı söylenmelidir! Elbette, onlara söylemek yararsızdır; onları dinleyen Müslümanlara açıklanmalıdır!

SUFİ ve CENNET

Yunus Emre, cennet cennet dedikleri üç beş köşkle üç beş huri, isteyene ver onları, bana seni gerek seni, der. Kadın evliya Rabia (hatun) ise şöyle söylemiş: Tanrıma, hizmetinin karşılığında ücret bekleyen bir işçi gibi hizmet etmek istemiyorum. İster cennete, ister cehenneme atsın, umurumda değil. Neyi uygun görüyorsa, hiç itiraz etmeden oraya giderim. Yeter ki sürekli onu içimde hissedeyim; onun sevgisinden mahrum kalmayayım. (Halife) Ebubekir’e atfedilen şu söz ise, yukarıdakiler gibi kişisel değil toplumsaldır: Allah (c.c) benim vücudumu o kadar büyütsün ki , cehennemi doldursun da hiç bir kafir (insan) girmesin! (Sözün, kafir (insan) yerine, Müslümanın geçtiği varyantı vardır!)
Kuran’da, inanan ve doğru işler yapanların, öldükten sonra mükafaten yerleştirilecekleri cennetler ve oralardaki nimetler anlatılır: Süt, bal, şarap akan ırmaklar, köşkler, meme uçları yeni olgunlaşmış esmer kızlar(1), oğlanlar (gılman) (2). Yüzyıllardır, samimiyetle inanan Müslümanlar, ki onlar dünyada kimseden hiçbir menfaat gözetmemiş, sade yaşamış, insanlara maddi ve manevi katkılarda bulunmuş vb. insanlardır; imanlarına, Allah’a bağlılıklarına, onun emirlerine göre yaşamalarına karşılık olarak kendilerine cennet sunulacak olmasını adeta hakaret telaki etmişlerdir. Yukarıdaki sözler, bence, buna delil olan sadece üç örnektir.
(1) İnternette biri, ben sarışın-mavi gözü bir hatun istesem, illa esmer mi verilecek, diye soruyordu!
(2) Oğlanların kadınlar için hazırlandığına dair yorumlar duyuluyor (Çünkü, artık 21. yüzyıldayız, okuyan, çalışan kadınların sayısı çok arttı!). Ayetlerden cennette eşcinselliğin/oğlancılığın (ve sübyancılığın) helal olacağı sonucu çıkarılabilir ama kadınlaragenç erkekler verileceği yorumuna ancak gülünür!
Not. Düşünen Müslümanlar, ibadet ve iyilik karşılığında cennet nimetleriformatına ilişkin rahatsızlıklarını gidermede, Allah’ın rızası/hoşnutluğu formülünü de kullanırlar…

(Kaynak: http://www.agnostik.org/233-cesitli-dini-celiskiler.html)

 

XI – İslamı Reddetmek İçin 10 Sebep

İslam’ı Reddetmek İçin 10 Sebep

Çeviren: Semra Maden

Düşüncelerimizde ve faaliyetlerimizde yanılma payını dikkate alırsak, herşeyi mercek altına alıp eleştirmeyi sağlıklı bir yaklaşım olarak görüyorum. Gerçekleri seven ve merak edenler, düşüncelerinde yaptıkları mantık hatalarını görmeyi, sorunu mantık çerçevesinde çözmeyi, karşıt argümanları dinlemeyi, kendi görüşlerini alternatif fikirlerle karşılaştırmayı, gerektiğinde değiştirmeyi veya düzeltmeyi benimsemeliler. „Zentralrat der Ex-Muslime“ („Ex-Müslümanlar Konseyi“) olarak biz, herhangi bir nefret duygusundan yola çıkarak değil, düşünme yeteneğimizi saklayamadığımız ve saklamak istemediğimiz için İslam’ı eleştiriyoruz. Aklı kullanma cesaretini gösterenlerin (Kant’a göre), herhangi bir dini, özellikle İslam’ı reddetmesi kaçınılmaz bir sonuç. Bu iddiayı on maddeyle açıklamaya çalışacağım.

Ön Açıklama

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, gerekçelerimi sadece on maddeyle sınırlandırmam oldukça zor oldu. Bu yüzden, herhangi bir önem sıralaması gözetmeksizin, sadece ilk on gerekçeden bahsetmek istiyorum. Ayrıca, Arapça bilmeyenler için bir açıklamada bulunmanın faydası var: İlahiyatçıların ve radikal İslamcıların sürekli iddia ettiği gibi, Kuran’ın Arapça olarak indiği ve çevirisinin imkansız olduğu görüşüne katılmıyorum. Kuran’ın çevirisi elbette mümkün, ancak görünen o ki, birçok çeviri orijinalinden uzak ve süslenerek, bezenerek, yüceltilerek hedef dile aktarılmış durumda.

Sırasıyla 10 Gerekçe:

1. Totaliter ve ataerkil hukuk sistemi olarak İslam dini

2. Peygamber – etik idolden çok uzak bir kişilik

3. Özgür iradeli yaşam yerine tanrı boyunduruluğu

4. İnançsız veya farklı inanca sahip olanlara karşı hoşgörüsüzlük

5. Hıristiyan ve Yahudi düşmanlığı

6. İslam’da kadın ve kadına baskı

7. İslam’da şiddet

8. Erkeklerin, insan olma özelliklerinin ellerinden alınması

9. Ahirette dahi kadınlara boyunduruluk mecburiyeti 10. Müslüman insan profili: Koşulsuz vefakârlığa ve itaatkârlığa tabii kul

1. Totaliter Ve Ataerkil Hukuk Sistemi Olarak İslam Dini

İslam sadece bir din değil, aynı zamanda totaliter, erkekler tarafından belirlenen, şiddeti benimseyen bir hukuk sistemidir (bknz. Maide suresi, 33. ayet: „Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.“). İslam aynı zamanda, kendini Kuran’ın ayetlerinden, peygamberin hayatından ve hadislerden legitime eden, siyasi bir dünya görüşüdür. Tüm bu özelliklere alternatif olarak, sahip olduğumuz demokratik anayasaya ve medeni hukuğa dikkat çekmek istiyorum. Gerek Almanya’da, gerek geldiğim ülkede, yani Türkiye’de, demokrasi olgusu insanlara ithaf edilmiş büyük bir armağandır. Ancak her iki ülkede de, bu değerli armağan hakettiği ilgiyi görmüyor.

2. Peygamber – Etik İdolden Çok Uzak Bir Kişilik

Müslümanların peygamberi Muhammed’in, Allah tarafından peygamber ilan edildiğine, yaşam ve faaliyet şeklinin insanlar için yol gösterici olduğuna inanılıyor. Ancak, aynı peygamber
savaşlar sürdürmüştür, insanları inançlarını bırakmaya zorlamıştır, esir düşenlerin kafasını kesmiştir. Üstelik sırf bununla da yetinmemiştir. Esir aldıklarının malına, mülküne el koymuştur, evlerini, çiftliklerini bostanlarını ateşe vermiştir,
52 yaşında bir çocukla evlenmiştir (Ayşe henüz 9 yaşındaydı),
bir düzine kadına sahipti, bunlardan bazılarını başka topluluklara düzenlediği baskın ve soygun sonrasında, ailelerini de katlettikten sonra, zorla getirip, kendine karı veya cariye yapmıştır,
dinden arınanların ellerini ayaklarını kestirmiştir, susuzluğa mahkum etmiştir,
kendini eleştirenleri, şairleri ödürtmüş ve bunu yapan canilere ahirette ödül vaadinde bulunmuştur.

Bu listeye daha fazlasını eklemek zor değil. Çıkarılması gereken sonuç ise çok açık ve net: Muhammed, insanlara örnek olacak bir yaşam tarzı sürmemiştir, aksine, ürkütücü bir yaşam tarzı olmuştur. Aslına bakarsak, bu gerçek bile, yarattığı ve insanlara bahşettiği dini reddetmek için yeterli bir neden.

3. Özgür İradeli Yaşam Yerine Tanrı Boyunduruluğu

Kuran ve hadisler, insanoğlunun her faaliyetinin Allah’ın izniyle gerçekleştiği masalını vurguluyor, insan kaderinin mimarının Allah olduğu söyleniyor. Yani, kimin zengin kimin yoksul, kimin dindar kimin dinsiz olacağına vs. Allah karar veriyor. Muhammed, son derece keyfî ve adil olmayan bir tanrı yaratıp bahşetmiştir, buna inanmayanı da kâfir ilan etmiştir.

Ben ise şu gerçeği buna karşı savunuyorum: Ancak özsorumluluk insanın kendi varlığını kabul etmesini ve özgür olmasını mümkün kılar. İslam’da herşeyin Allah tarafından yönlendirildiği iddiası, insanları reşitsizliğe, değersizliğe, çekimserliğe ve pasifliğe sürüklüyor. Bunu birçok Müslüman ülkede gözlemlemek mümkün. İslam öğretisinin bir diğer olumsuz etkisi ise, Müslümanların gerçek hayatın bu dünyada değil, ahirette başlayacağına inanmalarıdır. Bu yanılgı, bilimi, gelişmeyi, aydınlanmayı, reşitliği ve özgürlüğü engellemekte. Tüm bunların yanısıra, insanların kendi faaliyet veya faaliyetsizlikleri için sorumluluk taşımalarını önlüyor.

4. İnançsız Veya Farklı İnanca Sahip Olanlara Karşı Hoşgörüsüzlük

İslam’da tolerans ve barış amaç olarak değil, savaş sırasında kullanılan araç niteliğini taşıyor. Birçok Müslüman ülkede, Hristiyan veya farklı dinlere mensup insanlar ayrıca vergi ödemeye tabii. Osmanlı İmparatorluğu’nda Hristiyan ailelerden çocukları koparılıp, Yeniçeri ordusu kurulmuştur. Kuşkusuz Kuran, putperestlerin putlarına, Müslümanların ise Allah’ına tapmakta özgür olduklarını vurgulayan ayetler içeriyor. Hatta, sevap işleyen Musevilerin, Hristiyanların vs. cennetlik olduklarını, dinde zorlamanın olmaması gerektiğini ifade eden ayetler bile mevcut (Bakara suresi, 256. ayet). Bu ayetleri kendi başına ele alınca, İslam’ın toleranslı bir din olduğunu iddia etmek mümkün. Ancak, bu nadir ayetlerin ifade gücünü çürüten ve tam tersini söyleyen onlarca başka ayet var. Öte yandan İslam, son insanın da Müslümanlığı kabul edene kadar dünyayı savaş alanı olarak gören bir din. Nisa suresinin 91. ayetinde şu satırları okumak mümkün: „Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.“. Tevbe suresinin 29. ayeti: „Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. “. Kuran’ın birçok yerinde, Muhammet’in (dolayısıyla Allah’ın), farklı dine sahip insanlara uygulanan şiddeti caiz kılan ayetler var. Öldürülmeleri (Muhammed suresinin 4. ayeti), boyunduruluğa zorlanmaları (Tevbe suresinin 29. ayeti), sürgün edilmeleri ve mallarına el konulması (Haşr suresinin 1. ilâ 7. ayeti) mübah. Farklı dinlere mensup veya dinden arınmış insanlara karşı Cihat yürütmeyi içeren sünnetlerin (Muhammed’in faaliyetlerine dayanan norm) sayısı küçümsenmeyecek kadar fazla. Müslümanlara bu ayetler sunulduğunda, yapabildikleri tek şey, Tevrat’ta yer alan benzer ayetlere dikkat çekmek (örn. 2. Musa, 22; 3. Musa, 20). Söylenecek tek şey var, o da: Kolerayı farklı bir vebayla ortadan kaldıramazsınız.

5. Hristiyan Ve Yahudi Düşmanlığı

Tüm asılsız ve İslam lehine olan iddialara rağmen, sadece gâvur, dinsiz ve imansızların yok edilmesi gerektiği ifade edilmiyor, Yahudi ve Hristiyan düşmanlığı İslam’ın özünde de yer alıyor. Ali İmran suresinin 19. ayetinde diyor ki: „Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.“ Hristiyanlık ve Musevilik din olarak inkar ediliyor, Allah ve Muhammed’e inanmayanların cezalandırılacağı dile getiriliyor. Muhammed, Allah’ın daha önceki tüm peygamberleri, Hz. İbrahim dahil, yanına çağırdığını ve İslam’a inanma emrini verdiğini söylüyor.

Museviler için hatta sırf uğursuzluklara sebep oldukları görüşüne inanılıyor. Nisa suresinin 46. ayeti hatta Musevileri lanetleyerek bitiyor: „…fakat Allah, küfürleri yüzünden onları rahmetinden uzaklaştırdı, pek azından başkası imana gelmez onların“.

Maide suresinin 72. ayetinde Muhammed şöyle buyuruyor: „Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu…“ Aynı surenin 171. ilâ 173. ayetlerinde Hristiyan din öğretisinin tanrı üçlüsüne değinilip, buna inananların cezalandırılacağı vaat ediliyor.

Muhammed, Müslümanlara, günahkâr oldukları için, Hristiyan ve Musevilerle ahbaplık etmemeyi emrediyor (Maide suresi, 51. ayet).

6. İslam’da Kadın Ve Kadına Baskı

Muhammed toplumsal düzeni, kadını erkeğin hizmetçisi ve cariyesi ilan ederek, kontrol edebildi. Kadının boyun eğme zorunluluğu, İslam hukuğunun kesin bir paçasıdır. Buna göre kadın
entellektüel ve dinî anlamda seviyesi daha düşük yaratıktır,
kötülüğün, sinsiliğin kaynağı olup entrikacı, vefasız ve şeytani bir yaratıktır,
zavallı ve acınacak yaratıklardır ki, çoğu zaten cehenneme gidecektir.

Nisa suresinin 3. ayetine göre, Muhammed erkeklere dört kadınla aynı anda evli olmayı caiz kılmıştır. Hatta birden fazla kadınla evli olmayı erdemlik ilan edip bu tutumu teşvik etmiştir.

Şahitlik konusunda ise iki kadın ifadesi bir erkeğin ifadesine tekabül etmekte. İlgili ayet şöyle buyurmakta: „…Ve erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o zaman şahitlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını (şahit) tutun ki ikisinden biri unutursa o taktirde, diğeri ona hatırlatır…“ (Bakara suresi, 282. ayet). Benzer yaklaşım miras hukuğunda da söz konusu: „Allah, …, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. ….“ (Nisa suresi, 11. ayet).

Örtünmeyle ilgili ayetlerde şöyle buyuruluyor: „Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. …“(Nur suresi, 31. ayet). Bir başka ayette şu ifadeler yer alıyor: „Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. …“ (Ahzab suresi, 33. ayet).

Nur suresinin 59. ayeti bu konuda bir istisnayı mümkün kılmakta, zira ileri yaştaki kadınların örtünme şartı koşulmuyor. Muhammed’e göre bu kadınların yaşları itibariyle evlenmeleri imkansız. 50 yaşını aşkın bir erkek olarak 9 yaşındaki Ayşe ile evlendiği gerçeğini göz önünde tutarsak, böyle düşünmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Kız çocuklarına olan zaafını, yaşlı kadınlara kısmen özgürlük tanıyarak kompanze eden Muhammed Nur suresinin 60. ayetinde şöyle buyuruyor: “Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. …”.

Gebelik yaşını aşmış kadınların örtünme zorunluluğu olmadığı konusu, Müslümanların Kuran’ı aslında okumadığı ve yüzeysel bilgilere sahip olduğunu gösteriyor. İmamların camilerde bu ayeti neden mevzubahis etmedikleri de ayrıca çok ilginç bir durum, çünkü bu kanının yayılması durumunda birçok yaşlı kadın, teorik olarak en azından, başörtüsü takma mecburiyetinin olmadığını öğrenecektir ve belki, gerçekten de başörtüsünü çıkaranların sayısı artacaktır. Kimbilir? Muhtemelen birçoğu takmaya devam edecektir – aynı Çin kızlarının ayak sargısı örneğinde olduğu gibi. Sargıya öyle alıştırılıyorlar ki, isteseler de bu illetten kurtulmaları mümkün değil.

Okullarda ve kamu kuruluşlarında başörtüsünün yeri olmadığı kanısındayım! Özellikle kız çocuklarının başlarının kapatılması yasaklanmalı! Henüz çocuk yaştaki çocukların başlarının kapanması, Muhammed’in çocuk yaştaki Ayşe’yle evlenmesine dayanmaktadır, ki bu da kız çocuklarının cinselliğe alet edildikleri anlamına gelir.

7. İslam’da Şiddet

İslam şiddeti mübah kılmakta (bkz. Tevbe suresi, 74. ayet ve Nisa suresi, 95. ayet). İslam tarihine bakarsak, Muhammed’in yürüttüğü savaşların, Mekke’den gelen kervanların saldırı ve soyguna uğramasıyla başladığını görürüz. Bu soygunlar Muhammed’in ve yandaşlarının ekonomik güç kazanmalarına yarıyordu. Yandaşları gönüllü olarak bu soygunlara katılıyordu, çünkü kendilerine de pay düşeceğini çok iyi biliyorlardı. Yağmaların onda biri ise “Allah”ın payı olarak lanse ediliyordu. Geriye baktığımızda, İslam’da şiddetin ciddi bir geleneği olduğunu görürüz, bunun bariz örnekleri: 11 Eylül New York saldırısı, 11 Nisan 2004 Madrid’teki bomba saldırısı, 7 Temmuz 2005 Londra’daki bomba saldırısı, Irak’taki din çatışmaları, 4. Eylül 1990 tarihli Türkiye’deki Turan Dursun cinayeti ve diğer sayısız gazeteci ve eleştirmen cinayetleri. Müslüman annelerin Cihat uğruna oğullarının intihar saldırılarını benimsemeleri, bu yolda diğer oğullarını da feda etme yaklaşımları gelenek haline dönüştü. Şiddetin dinî anlamda yüceltilmesi artık son bulmalı! Aydınlanmayı, barış anlayışını ve çağdaş diyaloğu geniş kitlelere yayma girişimlerini tek çözüm olarak görüyorum.

8. Erkeklerin, İnsan Olma Özelliklerinin Ellerinden Alınması

Muhammed, cinsiyet ayrımı yaparak ve erkekleri kadınlardan üstün tutarak, erkeklerin kendisine itaat etmelerini sağladı. Kendi kurduğu sistemde de erkek, Allah’ın boyunduruğunda hareket eden varlıktır ve yaradanına, bu nedenle de peygamberine, körü körüne itaat etmelidir. Erkeği, evinin dışında köle, evinde ise paşa ilan eden Muhammed, kadınların kötü konumunu erkeklere kabul ettirmeyi başardı. Tam da kadın baskısını onaylayan ayetler, erkekleri üstün varlık ilan ederek, insan olma özelliklerini erkeklerin elinden alan ayetler. Nisa suresinin 34. ayeti buna güzel bir örnek: “Erkekler, mallarından (kadınlar için mehir ve nafaka olarak) harcamaları sebebiyle ve Allah’ın, onların bir kısmını, diğerlerine üstün kılmasından dolayı, kadınların üzerinde daha çok kâimdirler…İtaatsizliklerinden (baş kaldırmalarından) korktuğunuz (kadınlara) ise (önce) nasihat ediniz.Ve (sonra da) yataklarında yalnız bırakınız.Ve ( hâlâ itaat etmezlerse) onlara vurunuz..”

Kadınların karşı gelmelerini önlemek mecburiyetinde olan erkekler, olası bir durumda sevdikleri, birlikte çocuk dünyaya getirdikleri ve birlikte yaşlanmayı düşündükleri karılarını dövmeli. İslam’da erkek, vurdumduymaz, nefsine hakim olamayan, kadın gördüğü anda boşalan basit bir cinsiyete indirgenmekte. Oysa yetişkin, olgun ve reşit bir insan nefsini kontrol etmeyi pekâla bilir.

Müslüman ailelerin oğulları da bunun gerçekle örtüşmediğini biliyorlar. Bu yüzden tüm erkeklere sesleniyorum: İslam’a hayır deyin! İnsan olma özelliğinizin elinizden alınmasına hayır deyin! Ancak o zaman gerçek ve kendinize eşdeğer partnere sahip olursunuz. Kendisine itaat etmekle sınırlı cariye arayanlar ise çağdaşlığın en alt kademesine bile henüz ulaşamamıştır.

9. Ahirette Dahi Kadınlara Boyunduruluk Mecburiyeti

Cennet vaadi kadınlardan çok büyük bir bedel bekliyor, zira erkeğine hizmet etmekle, ittat etmekle, onu memnun etmekle ve cinsel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü. Tüm bu görevlerini kusursuz yerine getirse dahi, cennetlik olması için erkeğinin onayı gerekiyor. Sonuçta kadınlar „fani dünyaya geçici olarak“ gelmişlerdir, erkeğe ebediyen hizmet edecek „asıl kadınlar“ hurilerdir. Huriler, dünyevi kadınlardan çok daha üstünlerdir ve öncelikli konumdadır.

Nebe suresi, Vakia suresi ve İnsan (Dehr) suresi cenneti en iyi tarif eden surelerdir. Nebe suresi erkeklere “göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler” vaad etmektedir. Vakia suresi „cennet’te bahçe’ler ve iri gözlü huriler“ Vaad etmektedir. Dinine bağlı Müslüman kadınlar cennette dahi huzur ve mutluluk bulamayacaklardır, zira kocalarını başka hurilerin koynunda göreceklerdir.

10. Müslüman İnsan Profili: Koşulsuz Vefakârlığa Ve İtaatkârlığa Tabii Kul

Muhammed, insanoğlunun sürekli vefasız olduğunu vurguluyor. Bu yüzdendir ki, Kuran’da „yalaka, hayvan, lanet insan“ gibi ifadeler bolca yer alıyor. İnsanlara sürekli şu soruyu yöneltiyor: „Sizler için yapılan iyiliklerin hangisini inkâr edebilirsiniz?“ Halbuki vefasız olan biri varsa o da kendisi! İnsanlar Muhammed’in gözünde, „ilahi adalet“ nezdinde hakettikleri cezayı almayı gereken, vefasız ve koşulsuz itaatkârlığa tabii yaratıklardır. Bu tabloya karşı başı dik yürüyen, reşit, asılsız ve çelişkili iddiaları aklını kullanarak eleştiren ve körükörüne itaat etmeden kendini arkaik ve şizofrenik fikirlere teslim etmeyen insan ilkesini sunuyorum.

Son Söz

Olay, Yemen’in doğusunda Hadramut vadisinde cereyan ediyor: Bu kentte Kinde adlı bir topluluk yaşıyormuş. Arapça kaynaklara göre, Muhammed’in hasta olduğu haberinin üzerine kadınların burada sabırsızlıkla ölüm haberini beklemeye koyulmuşlar. Nihayetinde ölüm haberi kendilerine ulaştığında, ellerine kına yakıp müzik eşliğinde dans etmeye başlamışlar. Özgürlüğün kısıtlandığı, kadınlara hiçbir hakkın tanınmadığı, sistematik olarak küçük düşürüldüğü dönemin bitmesini umut ederek, bunu kutlama kararı almışlar. Ancak, Muhammed’in halifesi Ebubekir, tüm bu kadınların ve koruyucularının ellerini, ayaklarını kestirip, dişlerini söktürmüş.

Hadramut’un bu cesur kadınlarını burada saygıyla anıyorum. Umutlarının gerçek olması için hepberaber çaba sarfedebiliriz! Yaklaşık binbeşyüz yıldır bu arkaik dinin şizofrenik fikirleri insanların beynine işlenmekte ve tüm dünyaya zehrini saçmakta. Bu şizofreniye son vermenin vakti geldi de geçiyor bile!

http://j-b.blogcu.com/islam-i-reddetmek-icin-10-sebep/10207441

 

XII – İslam Karşıtı Karikatürler;

.

 XII – Sonuç: Neden Müslüman, Hristiyan Yada X Dinine İnanıyorsunuz?

Toplum Baskısı Yüzünden;

inanacaksın

ailesi seçer

.ateizmin görüşü

.başka yerde doğsan

.

.bukadar insan yanılıyormuı

neden müslüman kanıtı

 

.

Bir Cevap Yazın