Ekşi Sözlük Yazarlarına Göre Hayatın Anlamı Nedir?

 Ekşi Sözlük: Hayatın Anlamı;

zamana, mekana, kisilere gore gorecelik gosteren ama olmasssa da olmayan bi kavram..

 

eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
o yaşamda
daha çok hata yapardım.
o kadar mükemmel olmaya çalışmazdım… daha çok dinlenirdim.
bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
o kadar temiz kalmazdım.
daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim
gitmediğim daha çok yere giderdim.
daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
elbette mutluluk anlarım da oldu.
ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar…
“şimdi”yi sakın kaçırma.
ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
bilinmeyen daha çok yola sapar,
güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
daha çok çocukla oynardım
yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
gel gör ki, işte 85 yaşındayım
ve biliyorum ki,
artık ölmekteyim….
jorge luis borges

 

sinemada film izlemek, müzik dinnemek, gitar çalmak, futbol maçı izlemek, bide sex…

 

devamli degisen, cogu zaman sevgiyle bazen de felsefeyle yaratilan kavram.

 

çözmek için çaba harcayanlar sonunda cevabı bulamıyolar ama kafaları fena çözülüyor
psikiatrik hastaların % 30 i bundan yatıyor:)

 

hayatta aradıklarını bulamayanların, hayattan sıkılanların , lam bu işin kesin bi anlamı varda biz ıskalıyoruz diyip sordukları soru

 

insanlar daha iyi sex icin yasaralar

 

canlı varlıklarda doğumdan ölüme kadar etkinliği sağlayan olguların tümü, yaşam.

 

“eee zebercet, anlat bakalim; hayatin anlami nedir?” pek onemli bir laf ettigini saniyor. akli sira kendi halinde kisir kisir donen tekere comak sokuyor. bir kere soru yanlis ve sacma. yok ki oyle bir sey, hayatin anlami. ne koyarsan odur iste; benim ne koydugumdan sana ne. bulabildigim en buyuk teflon tavayi suratinin orta yerine indirirdim ama, madem canin peygambercilik oynamak istedi…
muppet show’un acilis sebzesine bak. “muzik baslasin, isiklar yansin; makyaj, kostumler.” kimdi “dunya bir oyun sahnesidir” diyen dallama, shakespeare mi? (bkz: tiksindim tiyatrodan) al sana sahne, al sana hayat. belki fozzie’nin cani cok sikkin; fakat kalbini zehirleyen aciya gulup geciyor, gozyaslarini ve istirabini soytariliga donusturuyor. sonra locadaki ihtiyarlar: “neden geliyoruz buraya? / sanirim hicbir zaman bilemiycez. / bu soytariligi seyretmek, / bir nevi iskence.” hayat hakkinda bundan daha net bir ifade olabilir mi? muppet show’a hos geldik safa geldik. ve noktayi trompetiyle gonzo koyuyor. eger gonzo da israfil degilse n’oliyim; kiyametin habercisi boruyu otturuyor ve topumuzun cani cehenneme.
jim henson hayatta degil, fakat mithat bereket cetenin yasayan uyelerini bulsun ve sorsun: bu muymus kuklalarin sirri? kukla yahu, al sana bir gizli anlam daha.
“eee zebercet, anlat bakalim; hayatin anlami nedir?” ben senin ilkokul cagindaki evladin miyim, “anlat bakalim, bugun ne ogrendin?” hayat bilgisi vardi bugun, ebemizin nasil beepildigini ogrendim. iyi mi?

 

hayatin herkese gore ya da herkesin hayatinin kendisine gore farkli anlamlari vardir ve insan bunu ancak kendisi kendi hayati cercevesinde bulabilir..bu durumda bu baslik anket kategorisine girebilir..

 ~ 

 

hastayken, mide agrisi size iskence ederken.. (ornekler cogaltilabilir) kisaca fiziksel aci icindeyken hayatin anlami o agri/aci olur (kendimden biliyorum). ulan nassi biseydi bunsuz yasamak, 10 dk oncesi diye sizlanir; imana gelir gunah cikartirsiniz.

 

hayatin anlami hepimizin aslinda birer hatali varliklar oldugu, hepimizin birer hata oldugudur, bir takim kazalar, rastlantilar sonucu meydana gelmisizdir, ve bu yuzden olume mahkumuzdur, ama en buyuk mahkumiyetimiz, en buyuk hatamiz, olumun anlamini aramakken hayata bir anlam yakistirmaya, uydurmaya calismaktir.
oyle olmasaydi belki olumden sonra hicbirseyin oneminin kalmayacagini, hicbirseyin, onemin, ve kalmamanin anlamini anlayabilirdik.
(bkz: olumun anlami)

 

bireysel tatmin… o yüzden bu anlam kişiden kişiye değişir.

 

hayatın aslında anlamsız oldugunu, en yuce oyuncunun* oyuncakları oldugumuzu cozememis kisilerce yillardir aranan ama var olmadigi icin bulunamayan sey…

 

var olan en öznel konu..kişilerin aile yapısı, eğitimi, tecrübelerine bağlı olarak, birbirinden bağımsız pek çok değişkenin etkisi sonucu, aynı olayları bile farklı yorumlayarak, nesnellikten tamamen uzaklaşmaktır..bu konuda parametrik olarak belki de tek değişmeyen olgu ise şüphesiz;sevgi kısmıdır.

 

insanlıgın cözemedigi en buyuk problem.insanoglu marsa yerleşse bile bunun anlamını hiç bir zaman cözemeyecek galiba,ama herkesin kendine göre bi anlamı var o ayrı.dinlerde bu boşlugu doldurmak icin var *

 

dar ve derin bir deliğe düşmüş bilye tanesini çıkarmaya çalışan bir çocuğun çabası kadar basit, yaşadığı çukurun içerisine küçük bir delikten vuran ışığın,geldiği yeri merak eden bir canlının düşünceleri kadar karmaşık olan, bakışaçılarına göre değişebilen ve herkes için ortak bir kavram çıkmadıkça daha yüzyıllar boyunca insan zihinlerini uğraştıracak olan iki kelime..

 

bu tanım da dahil olmak üzere her şeyi değiştirebilecek gücü bilmek, hissetmek ve onunla yaşamak.

 

loş bir ışık yakıp radyoyu açıp anlamsızca tavanı seyretmek. komplike bir anlamı oldugunu düşünüp onu aramaya çalışmak en gereksiz şey kesinlikle

 

olmemek icin oldurmek ya da ezilmemek icin ezmek..

yıllar sonra gelen edit: bu geyik değil, hakkaten öyleymiş.

 

(bkz: genlerini bir sonraki nesle aktarmak)

 

bie $ekilde mutlu olmak. ama gercek ama oyun.

 

kaybettiginizde hayatinizin bir yenilgi gostergesinden ve yasamanin alelade bir kusurdan bir farki kalmayacagi kisi, amac mekan yada herneyse

 

hayatın anlamı

yıllar elbet bitecek,

akşamlar gündüzleri,

gölge gibi takip edecek,

güzellikler masumiyetle,

birlikte karanlığa gömülecek.

yaşananlar birer anı olarak,

zihinlerde karartı kalacak,

her bir hata,

insanı daha acımasız yapacak.

her bir güvensizlik,

yeni bir düşman doğuracak,

her yıl biraz daha yıpranacağız,

ama hiç öğrenemeyeceğiz,

hayatın anlamını….

 

hangi tanriya, hangi dine inaniyor olursaniz olun bir sureligine inanclarinizin olmadigini dushunun. bir sureligine bir inancsiz gibi dushunmeye calishin. yashamak sizin icin ne anlama geliyor dushunun. dushunun ama cennet cehennemsuc ve ceza gibi fikirleri aklinizdan cikarin. neden yashiyorsunuz? varsayalim ki olummezarinizda curumek demek ve ruh dediginiz shey sadece karmashik beyninizin urunu olan bir yanilsama. varsayalim ki ne bedeniniz ne de (varsa) ruhunuz olumle birlikte yok oluyor. neden yashiyorsunuz? oleceginizi bile bile bu hayatin yukunu cekmeye ne gerek kalir o zaman? tanri yoksa gunah ishlememenin ne anlami ve ishlemenin ne zevki kalir? hergun ishe gitmenizin, calishmanizin ya da tembellik yapmanizin ne anlami kalir eger bir koyundan farkimiz yoksa? bir koyun gibi salak salak yashayip sonra da boceklere yem oluyorsak ne anlami kalir bu yashamin?

bu sorulari ilk defa soran ben degilim elbet. binlerce insan, yuzlerce dushunur bu konuda kafa yormush. kimi kendini kandirmanin bir yolunu bulmush, kimi de olumu beklemek yerine aninda olumu tercih etmish. benim derdim de ayni. ancak ben ishi uzatmayacagim.

acaba hayatimizi yashayabilmek icin cok basit bir itici unsur builabilirmiyiz? dinlerden, olum sonrasi yasham fikrinden ve tanrinin gazabindan bagimsiz bir sebep yashamak icin? var mi hepimizin anlashabilecegi boyle bir shey? hayati tek bashina anlamli kilacak bir shey?

cevabim cok basit ve mantiga dayaniyor:

(1) yukaridaki turden sorulari dushunebilmemizin temel nedeni bu dunya uzerindeki diger canlilardan farkli bir “bilinc” duzeyine sahip olmamiz.

kendimiz, icinde yashadigimiz toplum, gecmish ve gelecek uzerinde dushunup, konushabilmemiz. bu turden bir kendine ve geriye donuk degerlendirme yetenegi olan tek canli insandil bu bilincin tashinmasindaki en onemli unsur. bildigimiz kadariyla henuz beshyuz yil onceki maymunlar uzerinde calishan bir maymun ya da okyanuslararasi yunus ilishkileri tarihini yazan / dushunen bir yunus yok.

(2) yashamanin alternatifi olmek.

olmek size olmasa da bazilarina yashamdan daha guzel gorunuyor olabilir. amacimiz onlari da ikna etmeye calishmak olduguna gore dushunelim. neden olum yashama tercih edilebilir? kotu bir hayat? zorlu gunler? anne baba baskisi? tabii daha iyi nedenleri olanlar da varolabilir. umutsuzluga neden olan binlerce olay dushunebiliriz. haberleri seyretmemiz yeterli. yillarca hic durmadan sefillik icinde savashan insanlar, her gunolum korkusu. bu insanlar neden yashamak istesin? nasil ikna edebilirsiniz bu insanlari yashamaya, hayatlarinin sonuna kadar acilar icinde kalacaklarini bilerek?

(3) olum bilincten ve algilarimizdan vazgecmek demektir.

yukarida da soyledigim gibi insanoglu yuksek bilinc duzeyi ile diger canlilardan ayrilir. yashadigi her dakika etrafindakileri algilayip defalarca beyninde ishleme yetenegine sahiptir. olmek demek bu yetenekten ve bu deneyimden vazgecmek demektir.

(4) zaten oleceksek eger, hemen olmemek yerine olene kadar bilincimizin keyfini cikarmayi ogrenmeliyiz?

olum ve yashami bir tartiya koyduk. yasham agir geldi. neden? cunku yasham bir surec, aktif olarak icinde bulundugumuz bir akinti. bu akinti icindeki yerimizi ve zaman zaman da akintinin kendisini etkileme gucumuz var. olum de bir surec aslinda ancak bu sureci algilayacak olan kishi olumle birlikte kendi etkileyemedigi bir surecin parcasi haline geliyor. pasif ve bilincsiz. olum ancak disharidan gozlemlenecek bir surec. yani saat kulesini goremeyeceginiz tek yer saat kulesinin ici (gizli yuz’den). yapmaniz gereken bu algilar yumagini mi yoksa sonsuz bir karanligi mi tercih edeceginize karar vermek. (bunu yapmak icin illa ki intahari dushunuyor olmaniz gerekmez.) karari elbetteki siz vereceksiniz. ama ben size kendi kandirmacami yine de soylemeliyim:

(5) yashamak ilginc bir shey!!!

ishte basit ve gerizekalica bulabileceginiz cozum bu. eninde sonunda oleceksek eger, olene kadar yashami gozlemlememe izin verin. “yashamak” kelimesinin icinde var bu zaten. o ani yashadim!!! yashadigimiz an ne kadar kotu, zor, aci verici olursa olsun, yashadiklarimiza dishardan baktikca yashadiklarimizin ne kadar da ilginc oldugunu gorebiliriz. yashamin ilgincligi kendi hayatimizla da sinirli degil zaten, ilginc olan milyonalrca yasham binlerce olay var. etrafiniza bir gazeteci gibi bakin bir gun. ya da bir yazar gibi. her gordugunuz shey ne kadar siradan ve monoton gorunurse gorunsun bir haber degeri var. yashadigimiz en kotu olay en guzel ve etkileyici hikayemizdir. uzulmek yerine anlatin acilarinizi, hayatiniz roman olur. hayatin degeri, hayatin kendisinden ileri gelir. bir butun olarak yasham gercektende yashamaya deger ilginc bir sheydir.

uzulerek belirtmeliyim ki bu recete (eger bir recete ise) bazi insanlar icin cozum olmayacaktir. surekli fiziksel aci ceken bir kishinin bunu ilginc bir olay olarak gorebilmesi biyolojik olarak imkansizdir. yine de soylemeliyim ki bu tur acili durumlardan kurtulmak icin bize kuvvet verecek shey yeniden hayatin ilginc ve karmashik kollarina kendimizi atabilme istegi olabilir.

evet shimdi kapida cikardiginiz dini kimliklerinizi tekrar giyin. bu dushunceyi istediginiz gibi susleyin. unutmayinki soyledigim shey ile hedonizm arasinda cok buyuk bir fark var, zevk icin yashamanizi degil, yashadiklarinizi bir zevk unsuru haline getirmenizi oneriyorum. insan sadece meraktan da yashayabilir: acaba daha sonra ne olacak? hayatiniza heyecanli bir dizi muamelesi yapmanizi oneriyorum size. hergun gazetenizin yaninda kendinizi de okumanizi!

 

müzik olmasa olmazdı dediğim kavram.

 

douglas adams’in her otostopcunun galaksi rehberi’nde cevabini 42 olarak verdigi soru.

 

çok fazla düşünülmemesi, aranmaması gereken, aksi takdirde insanı uzun süren bi bunalıma sokma olasılığı çok fazla olan, bi gün zaten öğreneceğimiz kavram…yine de çok düşünülen kavram…

düşünmemek için müzik, sigara ve vapur yetiyo da artıyo..

 

(bkz: fazla düşünme kafayı yeme)

 

anlamsızlık içinde anlam arama ve anlamsızlığa anlam yükleme sanatı.

 

bizim verdiğimizden başka anlamı yok.

 

”biz aslında bir anlamı olmayan evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda olan anlam arayan yaratıklarız ve çifte göreve girişmek zorundayız..önce, bir hayatı desteklemeye yetecek kadar sağlam bir hayat anlamı projesini icat etmeli ya da keşfetmeliyiz..sonra, icat etme eylemimizi unutmanın bir yolunu bulmalı ve kendimizi hayatın anlamı projesini icat ettiğimize değil keşfettiğimize – bağımsız bir ‘dışarıda bir yerde’ var olduğuna – ikna etmeliyiz.”

(bkz: irvin yalom) annem ve hayatın anlamı

 

o an asik oldugunuz seydir. sevgiliniz, isiniz, sarap icmek, bazen soguk bir bardak su bile olabilir.

 

yasamin tek ve kesin bir anlami olsaydi tum hayatlar ona yonelirdi bu durumda ne medeniyet kalirdi, necesitlilik ne de kultur, ve hatta ne de felsefe. herkes icin farklidir hayatin anlami. 300 yil sonra yazdigipaperlarin buldugu teoremlerin hatirlanmayacagi bir bilim adami, bugun kendini bizim icin onemli olan bir cok seyden mahrum birakarak calisiyor. belki su anda bir sanatci, tercih etse isletme okuyup hayatini bir ihtimal kotarabilecekken, sefaletin kiyisinda yasiyor. veya belki birisi su anda “ahanda olay budur” deyip kendini binadan asagi birakiyor. bu kadar degisken olan bir anlam varsa, yasamda hayatin anlamini buldugumuzu nasil anlayabiliriz. buna kesin emin olacagimiz nokta olmeden onceki (eger azrail aniden gelmediyse) son bir iki bilincli dakikadir. o an geldiginde o gune kadar yaptiklarindan pismanlik duymayan, gecmisini seven, vicdani rahat olan kisi kendi hayatinin anlamini bulmustur.

 

her anlamda tecrube kazanmak

 

hayatın anlamı, hayatın anlamını anlamak değildir.

 

yasamak. oldugunuzde butun anlamini yitiren $ey.

 

herşeyin ayrı bir yeri olması.. bir yakınınızı önemli bir ameliyattan sağ çıkmasını beklerken ve arkadaşlarınızla gece yarısı eğlencenin doruğa vurduğu bir mangal partisi yaparken içinde bulunduğunuz ruh hali arasındaki zaman aşımı..

 

hayat artık bir bahanedir.
‘neden yaşamak’ sorusu artık manasızdır.
çünkü hayat bir soru degildir artık.
ya bir cevaptir.ya bir sebeptir.ya bir bahane ya da bir mazarettir.
üretmek için yaşamak
tüketmek için yaşamak
başarmak için yaşamak
kalkınmak için yaşamak
ilerlemek için yaşamak…

 

tarihte iz bırakmak

 

“yeditepe istanbul” isimli bir yerli dizi vardi trt’de. orada ugur polat’in canlandirdigi ali isimli karakter satmaya calistigi eski kitaplarin bir tanesinin ilk sayfasinda su cumleleri okudu, bir yarari olur mu acaba :

sevmeyi ve savasmayi surdur
surdurmeyi surdur

 

aci…olmasa zevkin ne anlami olurki
zevke kavusma istegi olmasa da ne manasi kalirki

 

şimdi kafa yorulması hayli gereksiz olan, zaten tarih boyunca filozof kesimi takımından yeterince iredelenen ve hala da kesin bi cavap verilemeyen, ölyleyse salla gitsin nası olsa öğrenirsin bi gün dedirten şey. ayrıca kimi zaman yemek yemek olabilir.

 

“hayat, iki kişinin karşılıklı gelip, beş aşağı beş yukarı birbirlerinin anlayacağı hikayeler anlatmalarından ibarettir..”*

 

fotografci erhan sermetin projelerinden bir tanesi. ara guler en guzel cevaplardan birini vermis; “hayatin anlami bi bok degildir”…

bir sabah uyandığınızda gözlerinizi açarsınız. aklınıza o an tavana bakmaktan başka birşey gelmiyordur. nefes alıp verdiğinizin farkındasınızdır ama bunu istem dışı yapmakta olduğunuzunda… yataktan kalmak için hiç bir sebep bulamıyorsunuzdur gidecek bir işiniz olduğu halde. sizi yaşama bağlayan şeyleri düşünmeye başlarsınız. biraz sonra yapacağınız kahvaltı mıdır? akşam iş çıkışında görüşeceğiniz kız arkadaşınız mıdır? eminönünde yenilecek balık ekmek midir yoksa hayatın anlamı? eğer hiçbiri size çekici gelmiyorsa şayet durumunuz gittikçe kötüye gidiyor demektir. yataktan kalkarsınız ve bir camel yakarsınız. camel de değişmiştir; o bile bir anlam ifade etmiyordur sizin için. banyoya gidersiniz ve aynada suratınıza bakarsınız. o yüz bile sizin için yabancılaşmıştır artık. gardolabınızı açarsınız… ne giyeceğim diye bir derdiniz yoktur çünkü gardolabınız bir sürü anlamsızlık doludur sizce. sadece üşümemek için kalınca giyinip evinizden çıkarsınız ama soğukla burun buruna gelince üşümek kavramının bile anlamını yitirdiğini farkedersiniz ve montunuzun önünü açarsınız soğuğa inat. arabanızın ön camı çatlamıştır ama umrunuzda bile değildir. bir zamanlar özene bözene aldığınız arabanız da size hiçbirşey ifade etmiyordur artık. yolda trafik sıkışıktır; açtığınız radyodan kıpır kıpır ezgiler yükselmekle beraber en ufak bir kıpırtı bile oluşmaz içinizde. iş yerinize gelmişsinizdir. palaza insanlarına göz ucuyla bakarsınız. hepsi görünüşte mükemmeliğe erişmiş gibi görünselerde aslında ne kadar zavallı olduklarını görürsünüz sanki diğerlerinden farklı olarak bir x-ray cihazıyla görüyormuşsunuz gibi içlerini…. masanıza oturursunuz. ailenizin resminde babanız sanki gerçekten sizi görüyormuşcasına gözlerinizin içine bakarak gülümsemektedir ama babanızın gülümsemesinde sanki bir sahtelik vardır. ailenizde anlamsızdır artık. inboxınız arkadaşlarınızdan gelen maillerle doludur ama bir çırpıda okumadan siliverirsiniz hepsini. kahve almak için kafeteryaya gidersiniz. sade şekersiz nescafede bile bir lezzet kalmamıştır artık. masanıza dönerken adımlarınız sanki idam sehpahasına gidiyormuşcasına ağırdır. hayattan tek zevk aldığınızı sandığınız şeyi yapmak için browserınıza sozluk.sourtimes.org yazarsınız. anlamsızca başlıklara bakar ve vakit geçirmeye çalışırsınız. tam o sırada bir başlık gözünüze çarpar… “hayatın anlamı” … işte o an “hayatın anlamı” kavramı şekillenir ve parmaklarınızdan şu cümle dökülür ekşi sözlüğün sayfalarına: “kaybettiğinizde varlığını farkettiğiniz ve asla geri kazanamayacağınızı bildiğiniz anlamsızlık…”

 

hayatin anlami, anlamini kesfetmeye dair istektir. her bulamayis umutsuzluk, her yeni umut yeni istek demektir.

 

hayata ne yukluorsaniz, odur.

 

neyin anlamı var ki hayatın anlamı olsun… bayanlar baylar neden varız? yaşadıkça yokolmuyor mu yaptıklarımız ve bakınca birgün veya bir saniye sonra o en güzel anlarının ardından hayatımızın, hala anlamlı geliyor mu? o yaşadığımız?… bugün yaptığımız yarın bir anı beynimizde ve ertesi gün toprakta çürüyecek zawallı bedenimizle… ve düşünün ki günün birinde herşeye anlam yüklemek isteyen tek varlık: insan, yok olacak ve o zaman anlam diye birşey kalmayacak.
hayatin anlami yoktur

 

simdiye kadar sorulmush butun soruları hayatınıza dair soru isaretleri ile bitirince asla bulamadıgınız ama bu soruları cok kurcalayıp olumle burun buruna geldiginiz bir anda suratınıza tokat gibi carpan bir hictir.

 

kimi insanların iki tek atınca, kimi insanların da “entel takılalım” diye karar verince sorgulamaya başladıkları ve yüzyıllardır bütün filozofların yaptığı gibi işin içinden çıkamadıkları kavram. bunun yerine “ben neden yaşıyorum” sorusu kişinin kendine sorulsa ve yanıt bulunmaya çalışılsa daha fazla mesafe alınabilir.

 

ölümün sırrı ne ise, o

 

ne olduğu bilinemeyen ve bilinemeyecek olan; hemen her şeyin altında bir anlam aramak gibi bir huyu olan insanoğlunun kendilerini daha önemli hissetmeleri için çıkardıkları bir şey de olabilecek olan olgu. cidden hayatın bir anlamı olmadığından emin olan biri için yaşamak çok boş gelir ve her insan önemli olduğunu hissetmek ister. bu ikisinin bileşimiyle beraber kişi hayatın bir anlamı olduğu düşüncesini kabul eder. bu açıdan düşünürsek genel bir hayatın anlamı tanımı yapamayız büyük ihtimalle.. yani her insan hayatına farklı bir anlam yüklemiştir, ve bu belki de onun amacı haline gelmiştir. anlamı olmadığını düşündüğü bir hayat kişiye ümit vermez. hayatının anlamının olduğunu düşünen kişi buna ulaşmak ister ve bence ona ulaşabileceğini düşünmesi de umut kavramının doğuşudur. dünyaya bir amaç için gönderildiğini düşünen insanlar için bu onların hayatının anlamıdır. bence herkesin bu dünyaya gelmesinin bir amacı vardır. belki birimiz aids’e çare buluruz, belki gelecekte çok iyi şeyler yapacak olan evlatlar yetiştirerek bu dünyaya damgamızı vururuz… hayatın anlamı da bu yüzden herkes için farklıdır ve hepimiz hayata farklı damgalar vururuz. zaten tek bir anlam olsaydı herkes onu elde etmeye çalışırdı ve dünyada böyle çeşitlilik olmazdı çünkü herkes ona göre seçim yapardı. oysa bugün biri kendini dağlara vurup özgür olmayı hedefleyip birisi çok para kazanmak için gece gündüz çalışıyorsa bence bu, herkes için hayatın anlamının farklı olduğunu gösteriyor. daha fazla dağıtmadan şöyle toparlayayım: eğer hayatın anlamı sadece kendimizi iyi hissetmemiz için bizim uydurduğumuz bir şey değilse; bu, bize yaşama umudu veren amacımız olmalı… amacı ve umudu olmayan insanın hayatının bir anlamı, yaşamasının bir gereği yoktur*….
böyle düşünmemin bir başka nedenini de açıklayayım. eğer öbür dünya diye bir şey varsa hayatın anlamı ordaki göreceklerimizden farklı bir şey olmalı. cennete veya cehenneme gidince kişinin ne gibi bir amacı olabilir ki acaba? oralara gidip görüp gelen ve anlatan olmadı ama bize empoze edilmiş olan bazı şeyleri baz alarak öbür tarafta dünyadakinden çok daha fazla acı veya çok daha fazla zevk sahibi olabileceğimizi söyleyebiliriz. hayatın anlamının “hayat“a özgü bir şey olduğunu düşündüğüm için bu anlama zevk almak veya acı çekmek türü şeyler diyemeyeceğim. oysa cennet veya cehenneme gitmiş bir bireyin artık ne gibi bir amacı olabilir ki?? işte bu yüzden sadece hayata dair olduğu için amaç ve ümit bileşimi hayatın anlamı olarak kabul edilebilir belki.
ölüm döşeğinde geçmişimizi düşündüğümüzde pişmanlık duyduğumuz şeyler yoksa ya da bunlar onur duyduğumuz şeylerden azsa ve artık hayat namına yapmak istediklerimizin hepsini gerçekleştirdiğimizi düşünüyorsak işte o zaman hayatın anlamını bulmuşuzdur ve gönül rahatlığıyla ölebiliriz…

 

hayat, hayatın anlami olmadigini ve bu gercekle* yasamanin imkansiz oldugunu kavramis insanin bu gercegi elinden geldigince carpitma cabasi ile gecer. burdan da anlasilacagi gibi anlama, kavrama kapasitesi yuksek insanlar hayata anlam yuklemez**.onlara nazaran daha az kapasiteler ki bunlar da fani hayat gorusunu paylasip daha iyimser olanlardir, sade anlamlar yukler*, kafasi calismayanlar icin ise hayatin anlami cok fazladir*. en salaklar en cok mutlu olanlardir iste tum mesele ve beni deli eden budur.

 

bir gün bir kase karamelalı puding yerken farkında olmadan keşfettiğimi düşündüğüm kavram.kasenin dibini yalarken biliçsizce : ” çok güzeldi ama bitti, bitti çünkü çok güzeldi” deyivemişim iç geçirerek .”hayatın anlamı bu olmalı”demişti yanımdaki arkadaşım,gülmüştük soora.*

 

bir banka oturup başka hiçbirşey düşünmeden zamanın geçişini izleyebilecek kadar vazgeçebilmek herşeyden..

 

bir çoklarınca hayatın anlamı sanılan yemek yemek, üremek, üstünlük sağlamak, kazanmak gibi faaliyetler gerçekte hiç bir amacı olmayan nükleik asitlerin kendilerini kopyalama faaliyetlerinin sonucudurlar. bu fiiler en çok büyük taşlarla küçük taşları farklı hatlar boyunca sahile dizen dalgaların hayatın anlamını taşları sıralamakta bulması kadar anlamlı olabilirler. içerisinde eriyik halde silisyum bulunan bir kaba daldırılmış saf bir silis çubuğun çevresinde kendisinin aynısı kristaller oluşturması ne kadar anlamlıysa yemek yemek-üremek doğrultusundaki bir hayat da o kadar anlamlıdır.
(bkz: moleküler insan)

oysa mana aramak akıl sahibi olmanın bir sonucudur. aklın kendisine ilişkin bir sorusunu madde ile cevaplamaya çalışmak yersiz olur çünkü madde amaçsız ve anlamsız olandır. aslına bakarsanız içerisinde bulunduğumuz çağda sık sık karşımıza çıkan tatminsizlik, soyumsuzluk gibi haller de bu hayat görüşünün bir sonucu. 2014 yılında dünyadaki en büyük sağlık sorunu depresyon olacakmış. olur tabi. ne kadar yerseniz yiyin sindirimde son ürün her zaman boktur.
(bkz: rasyonel insan)

 

velhasılı kelam hayatın herkes için geçerli bir anlamı yoktur.
insan mutlu olabilmek için kendi hayatına bir anlam yüklemeli, bu anlamı doldurmaya çalışarak yaşamalı ve aklının neyi gerektirdiğini de unutmamalı.
(bkz: oyun teorisi ve evrim)
(bkz: akli sorumluluk)

 

hayata gözlerini yummadan önce son dakikalarda kişinin zihninde yer alacak son görüntü veya kişiler.

 

mutluluktur. her daim mutlu olmayı başaran,daha fazlasını isteyen ve bunun için çabalayan adem, hayatı yaşayıp durmaktan deli keyif alacak, mutluluk hormonlarıyla cillop gibi olacak ve umarım kendi gibi enikleri dünyaya salacak, ve o eniklerin mutluluğuyla başı arşa değecektir. artık o hayatta gam yemez, zaten evvelden kendindeki kutsal ruha ulaştığından ölürken de gam yemez. amen

 

hayatın kendi tabiatı gereği içerdiği bir anlam yok. yaşam bir anlam arayışı olmadı geçmişte, gelecekte de olacağını sanmıyorum.
bir su damlasının duvardan akmasının nasıl bir anlamı varsa hayatın da belki öyle bir anlamı vardır tabi. bu sizi tatmin ediyorsa sevişin, koklaşın, yemek yiyin, uyuyun, sıçın. mutlu öleceğinizi ya da mutluluğun iyi bir şey oldugunu sanmayın ama. mutluluk sadece yaşamın yöntemlerinden biridir. atılan çubuğu geri getiren bir köpeğe verilen ödül gibi. yok bu bana yetmez diyorsanız herhangi bir şeyi hayatınızın anlamı olarak seçip, tüm varlığınızı ona harcamanızda hiç bir sakınca yoktur.

 

geçmişimiz belleğe dayalı anılardan oluşuyor. tortulardan kurtulmanın yolu belleği redle başlıyor bence. erken ya da geç hiç farketmez, başladığı an makbuldur. geçmişi anıların bir oyunu olarak görürsek ki, öyledir. geleceği ise tahminlerle. tek doğru an şu an değil midir? hayat şu andadır.

şöyle düşünsek; hiç bilmediğin yabancı bir şehirde dolaşıyorsun. bir adres arıyorsun. binlerce adım atmışsın. mutlaka en sonuncu adım olacaktır seni aradığın adrese götüren. o ana kadar attığın adımları yanlış sayamazsın; seni, adresine vardıran son adıma hazırlamışlardır. hayatta böyle işte. kötü deneyimler, felaketler, korkular, sevinçler, bizi mükemmele hazırlar. hayat bu işte:bizi aradığımız son adrese götüren adımlar.

 

kesinlikle olmayan bir sey. varolusun bir anlam veya sebebi yoktur.

 

“yaşamın iki anlamı vardır: sevgi ve üretim. severek üretmek, üreterek sevmek.”
emre kongar

 

tam manasıyla bir hiçtir. kimi kendini öldürecek cesarete sahip olamadığı için yaşar. kimi ise farkında olmadan kendisini kandırıp yaşama sahte bir anlam yükler ve bu anlam uğruna yaşar. bir anlam aramak saçma, bulduğunu sanmak ise direk mallıktır. yaşıyoruz işte yok başka cehennem..

 

gün batımında dostlarla yiten bir dostun anısına kadeh kaldırmaktır.

kapıyı açtığında köpeğinin sevinçle koşarak üzerine atlamasıdır

uzun süredir aşık olduğun kadının ilk buluşmada kalabalığın arasından gülümseyerek yaklaşmasıdır

akşam yemeğinde babanın “hadi birer duble rakı koy da kadeh tokuşturalım” derkenki gülümsemesidir

kabustan uyandığında herşeyin salim ve düzende olduğunu görmektir

saatte 30 mille yelken tutmaktır

yakayı kaldırıp kalabalığa karışmaktır

ilk kez gittiğin bir sahil kasabasında tek başına taze ekmek,soğan ve tekir tava ile rakı içerken kedilerle konuşmaktır.

sırtüstü çimlere yatıp ellerin başının altında yıldızları izlemektir

 

woe: anlık mutluluklar mıdır yani hayatın anlamı?
andrew: hayır sevgili woe! hayatın anlamı anlık mutluluklardan anlam çıkarmayı öğrenmektir. dikkat edilirse hayatın manası sonsuzlukta değildir. sonsuz olan hiç bir şey insana malum değildir. anlıklardan alınan tad da insanın kendisi gibi sonludur. en zevk alınan bile zevki yitmeden kaç kez aynı şevkle yinelenebilir ki? günü gelecek alınan tadlar da körelecek bizimle beraber! ama endişe yoktur. tadı tuzu olmayan bir hayatı yaşamaya zaten vaktimiz yoktur.

edit:
hayatın anlamı magicflute‘ün hayatınn anlamına dair yazdıklarıma ilişkin sabahın bir saatinde yolladığı “süper yazdınız elinize sağlık çok keyif verdi bu saatte” mesajıdır. ama woe gibiler için belki de hayatın anlamsızlığını tartışmaktır veya aramaktan yorulmamaktır.

neticede “hayatın anlamı aslında herkes için aynıdır.
ama o aynı yere herkesin ulaşmak için kendi yolundan gitmesi gerekir.”
ancak yine de (bkz: distanimsizlik)

 

bir nebze olsun polyannacilik oynamaya calismaktir, basarmaktir..

 

“yaşam, yüksek anlamlılık yüklü ender tek anlardan ve bu anların olsa olsa gölge görüntülerinin çevremizde gezindiği sayısız anlardan oluşur. sevgi bahar her güzel ezgi dağlar ay deniz her güzel herşey ancak tek bir kez tam yürekten dilegelir:bir biçimde, söze tam olarak hiç gelebilirse.çünkü bir çok insan bu anları hiç yaşamaz; onlar gerçek yaşam senfonisinin araları ve duruşlarıdır”

nietzsche

 

ayrintilara girildigi zaman herkes icin farkli, genel bakilirsa herkes icin ayni olan sey;
hayattan zevk almak.

oldukten sonra ne oldugunu bilmedigimiz icin sahip olunan hayati iyi degerlendirmeye calismanin mantikli oldugunu dusunuyorum.
hayattan nasil zevk alinacagi ise tamamiyle kisiye aittir.

 

oksijendir şüphesiz. hücrelerimizi hergün , her saat , her dakika , her saniye daha da fazla bir hızla oksitleyen yaşadığımızı zannederken ölüme yaklaştıran kimyasaldır hayatın anlamı. sorguladığımız usumuza düştükçe; bir türlü bulamadığımız anlamsızlıkların manasızlığında can cekişen bir kanser hücresidir hayatın anlamı. uyandığımızda duvarımıza yansıyan kızıllığı görebilme lüksüdür. “o” dur ,”ben” dir, “sen” dir, “biz”dir hayatın anlamı. varolmanın farkındalığını hissettiren acıdır belki de…

 

nerde olursan ol,pencerenden gökyüzüne bir bakış fırlattığında hissettiğin huzurdur…

 

zaman göre değişkenlik gösterebilen şey. sağlıksız kalındığında sağlık, yalnız kalındığında aile, parasız kalındığında para, aç kalındığında yemek, uykusuz kalındığında uyku, dostsuz kalındığında dost, aşksız kalındığında aşk…
ve daha bi çok şey. yani tek bir şeyde genellenemez.

 

“yok olması. “ *

“yok olması” türü bir anlamlandırma yapabilenlerin de hayatlarının yokolma eğilimi gösterdiği klinik deneylerle ispatlanmıştır.

 

herkesin hayatının belli dönemlerde aradığı, bir zaman sonra ümitsizce boşverdiği kavram..
belki de kısacık bir gülüşte, saniyelik bir bakışta, akan bir gözyaşında, gün içindeki koşuşturmanın içinde saklıdır hayatın anlamı. arayınca kuytu bir köşeye saklanıyordur, aramadığımız zamanlarda önümüzde durup bize göz kırpıyordur. öyle veya böyle zamanla yarışırken, iş-güç-okul derken yakalasak bile elimizden kayıp gidiyor hayatın anlamı. günün birinde, durup da geçmişine baktığında insan, ne kadar boş işlerle uğraştığını, zamanında kendisine çok önemli gelen ya da kendisini çok üzen, günlerce hayattan koparan olayların anlamsızlığını fark ediyor. anlamlı olana ise ulaşmak zor, çok zor..

 

#3165721‘den sonra bu anlamı bir daha keşfetme şerefine nail oldum! yaptığı herşeyde bir anlam özellikle de hayatın anlamını bulmak için kasan insanlara ithafen sunarım efendim: sırtını birine yasla ve manzaranın keyfini çıkar. (bkz: tandem uçuşu)
praym: keyifçi bir yaklaşım mı?
taym: evet ****

 

“ben kimseye ait değilim ve herkese aitim. girmeden önce de oradaydınız; çıkarken de hâlâ orada olacaksınız”diderot/ yazgıcı jacques ve efendisi

 

kisinin kendi olusturacagi anlamdir hayatin anlami.
hayat bos defter gibi verilir insana,
defterin icini nasil istiyorsa oyle doldurur boylece kisi kendisi anlam katar hayata .
bos defterde yazi, henuz yasanmamis hayatta anlam arayip
uzmemelidir insan kendini, ve tuketmemelidir annesini, babasini ve arkadaslarini.

 

patates kızartması… hatunları hayatımdan çıkardığımda geriye kalan en anlamlı şey.

 

insan denilen şeyin ne olduğunun anlaşılmasıyla ancak çözülebilecek enigma.

 

yaşamla ölüm arasındaki süreçte kendinizi meşgul edebildiginiz şey. sürekli değişmesi aslında böyle bir şeyin varolmadığını gösterir. ama yine de hayatta kalabilmek için bazı anlamlı şeyler bulmak, bulamazsanız yaratmak zorundasınızdır. tam kendinizi ikna etmeye başladığınız anda -belki kendi kurduğunuz düzenin monotonluğundan sıkılıp kendinize yeni bir sorun yaratmak için- artık kendinize yalan söyleyemediğinizi farkedersiniz. zira içinizdeki bir başka mantık önerdiğiniz herşeye “hadilen” demektedir. sonuçta bütün bu anlamsız fikirlerin bir üst mantığı olup olmadığını sorgularken, kendinize ekşi sözlük yazarlığı gibi sizi meşgul edecek bişey bulursunuz. sorun bir sonraki krize kadar (sözlükten sıkılana kadar) ertelenmiştir tebrikler.
(ekşi sözlüğün hayatın anlamı olması durumu)

 

yakın zamanda bulduğumu sandığım şey. benim hayatımın anlamı dünyada alabildiğim kadar bilgiyi, gezebildiğim kadar mekanı, görebildiğim kadar dünyayı görüp öbür tarafa göçmektir.

bunun içindir ki, dünyayı dolaşacak, farklı kültürleri tanıyacak kadar parayı biriktirecek ondan sonra dünya turuna çıkacağım.*

 

bazen sessizliği dinlemek;bazen yalnız kalmak;bazen bir kedi almak ve ona anne şevkatiyle bakmak;bazen yediğin bir çikolata,içtiğin kahve;bazen izlediğin bir film;bazen anneannenin yaptığı en sevdiğin yemek;bazen annenle tartışmak,babana darılmak;bazen komşularla yaptığın ayaküstü bir sohbet;bazen bir tebessüm bıraktıran dostun;bazen bir damla göz yaşı bıraktıran eski sevgilin;bazen bir bakıştan aldığın heyecan;bazen sevgilinin seni sevdiğini söylemesi…

 

haytın anlamı aramakla bulunabilecek bir şey değildir siz yine canınızın istediği gibi yaşayın son nefesinizi verirken anlarsınız neyin ne olduğunu.

 

hayatin anlami hayatin kendisinde gizlidir diyorlar.. yasadigin seyler yetmiyorsa sana? istediklerini yasamiyorsan, yasayamiyorsan? akip giden bir nehirdeki dal parcasiysan? selaleden dusecegini bile bile ilerliyorsan hayatta? kendinin aldigini sandigin kararlara aslinda suruklendigini farkedersen?
hayatin anlami anlardadir diyorlar.. ne gecmiste ne gelecekte.. yasadigin anin tadini cikarmalisin.. ya simdiki zamandan zevk almiyorsan? gecmiste biraktiklarin neden gecmiste? neden hayat dinamik olmak zorunda? olmak istedigin yerde ve zamanda olamiyorsan yasadigin anin zevkini cikarmak biraz yalan degil mi? ve yasadiklarinin da bir ruya gibi yine gecmiste, ulasilmaz olacaklarini bilmek.. anin tadini cikarmak nedir? en mutlu halinin bile tadini nasil cikarirsin?
hayatin anlami mutlulugu aramaktir diyorlar.. insan nereye kadar arayabilir ki? mutlulugun tanimini kendisi de bilmiyorsa ozellikle? en yakin kaynagi gecmiste yasadigi mutlu anlar.. peki ya yasayamayacaksa onlari tekrar? onlarin orada olmadigini bilmek icin mekanlari gormeye gerek var mi? hic bir sey geri gelmeyecek diye yazmali mi sair hep?
hayatin anlami idealler mi yoksa? prensipler? savunmak biseyleri ve gecici bir doyum saglamak? savundugun seylerin de sonlu oldugunu biliyorsan? nereye kadar calisip nereye kadar daha iyi bir hayat pesinde kosar ki insan? daha iyi bir hayat nedir? bunu nasil karsilastirabilirsin? ve degistiremeyeceklerin icin kosusturmak neden?
yasadiklarina bagli kalma derler.. saygiyla teslim et gecmise, gulumseyerek.. daha iyiye gitmedigini biliyorsan bunu yapabilir misin? daha iyiye gitsen yine de yapabilir miydin? iyi oldugunu dusundugun seyin de zamana bagli bir degisken oldugunu soylemeye gerek var mi?
hayat tum karsitlari barindirir mi? butun olasiliklarin toplami bir midir? anlamsizligin karsiti var mi?
sorular sorular.. dusunmek her zaman insani ileri goturur mu?

 

korkarım insanın son anında çakozlayacağı ve okkalı bir hassiktir çekeceği olgudur.
(bkz: bunu ben nasil dusunemedim)

 

sürekli olarak ekraninizin sol tarafinda beliren basliklar bolumunde hayatin anlamini goruyorsunuz. israrla bakmiyor, ilginizi cekmiyor olsun. uykunuz var, uyumak ile uyanik kalmak arasindaki o ince cizgide duruyorsunuz. iki secenek var, birinci sik: su surekli rakamlari buyuyen hayatin anlamina ne yazmislar, bir bakayim. ikinci secenek,kapatip yatayim.
birinci secenegi tikladiginizda; hayatin anlami olmasa da, yasaminiza dair hos bir ipucu yakaladiniz. o bilgiyi edindikten sonra hayata bakisiniz degistigini farkedelim. misal, artik, koye gittiginizde caniniz sikilmayacak olsun. her zamanki ciktiginiz dagin eteginde, arayip da bulamadiginiz huzuru, babaannenizin caylarini icerken hissettiklerinizin tarifi mumkun olmasin.

ikinciyi secenegi sectiginizde; hayatiniz, eskisi gibi devam edicek olsun.

nesnel olarak, dagin eteginde kirlarda geziyor olusunuz veya babaannenizin yaptigi cay, aynidir. siz bu basliga baksaniz da bakmasaniz da degismeyecek olan tek gercektir. bütün yasama dair nesneler karsisinda durum aynidir. ona anlam koyan, farkli tatlar aldiran, güzel veya cirkin yapan siz ve edindiklerinizin karisimi olan yine siz oldugunuza gore hayatin anlami nesnel olarak; yoktur. anlamsiz, tatsiz, tutsuz bir seydir.öznel olarak, kendize verdiginiz emek sonucu edindiginiz bilgiler isiginda varolan size ait, sadece sizin hayatiniz icin gecerli olan bir anlam olucaktir. bir baskasina sir olarak dahi veremeyeceginiz, anlayip da kimi zaman anlatamayacaginiz.

velhasil oznel olarak hayatimin anlami; su ictigim sigaranin ve cayin yaninda dinledigim taghdam demin esliginde bana ozel olarak gelen huzurdur. ayni seyleri siz yaptiginda anlamsiz gelicek olmasi, benim sizi kandirmis olmamdan degil, hayatin anlamindan kaynaklaniyordur.

 

hayattan alıp ona verdikleriniz doğrultusunda değişkenlik gösteren, bir nevi pay ve payda ilişkisi çerçevesinde içinde bulunduğunuz zaman diliminin size olan yansımalarıyla doğru orantıda olabilen denklem. tabir i caizse görünen ve görünenin arkasındakidir.

 

hayatın anlamına ulaşabilmek ve çözebilmek için* günlere göre analiz yapmak gerekir

pazartesi : sinirli değilim çok sakinim. hayatın ta içine kamera ile bakayım ben. neden yaşıyoruz sanki, amacımız nedir? yaşadıklarımız mı bizi yönetiyor biz mi yaşadığımızı yönetiyoruz. yaşam bir muamma

salı : hayat katlanılması ve anlaşılması zor bir sanattır. biz figüran mıyız yoksa gerçekten rol mü kesiyoruz sahnede anlayamadım

çarşamba : hayat dingin bir denizde salın üstünde salınmaktır. burnuma sanki çiçek kokusu geliyor. hayat güzeldir evet,

perşembe : hayatı anlasam ne anlamasam ne. boşver yaşa gitsin kaç günümüz var ki bu sonu olmayan dünyada

cuma : kuş sesleri ovalara yayılır.

cumartesi : hayatın anlamı çocukluğun saf coşkusunda gizlidir. yaşamak ne güzel şey. ben feleğin tekerine çomak sokarım.

pazar : anladım mı desem anlamadım mı? bir yanım carpe diem diyor, bir yanım ise yarın pazartesi boşa geçen zamanın tek suçlusu hayattır diyor.

 

biri tanimlayabildigi zaman ortadan kaybolacak olan anlam!

 

hayat hissetmektir. hayatın anlamını bulmak için duyarlı olmak gerekir ki şarkılar daha anlamlı olsun; çiçekleri kokladığımızda yüzümüze bi tebessüm yayılsın; elli yaşındayken bile 3 yaşındaki bi çocukla kutu kutu pense oynamaktan zevk alabilelim;dünyada son aç da doyana kadar ikinci bi ayakkabıyı hakedemeyeceğimizi anlayabilelim; bir ağaç kesildiğinde parmağımız kopmuş gibi acı çekelim ve aç bi çocuğu doyurduğumuzda onun gözlerindeki pırıltıyla, bi işe yaradım diyebilelim. hayatın anlamı diye bişey yoktur hayatı anlamlı kılmak vardır. işe sevmekle başlayabiliriz.

 

alice harikalar diyarında kral şöyle der ” yaşamın anlamı yoksa çok iyi. bu bizi büyük bir beladan kurtarır. onu arayıp bulmak zorunda kalmayız”. bilirsiniz aynı kitapta bir de kedi vardır. alice buradan sonra nereye gitmeliyim diye sorduğunda, “bu tamamen senin nereye gitmek istedigine bağlı” diye yanıt verir.

yine de hayatın anlamını aramak yerine, yaşamı estetik kılmak belki de en etkin yaklaşımdır.

 

önemli olan varacağın yer değil, yolculuğun kendisidir; derler… doğrudur, katılırım ben de…

 

‘hayat,gelecege dair planlar yaparken gecirdigimiz zamanlardır’

john lennon

 

hayatin bir tek anlami vardir o da “huzur” dur. cunku her hareketinin asil amacinda huzur bulmak vardir. gerisi bostur.

 

hiçbirşeyin dışına çıkamayacağı sonsuz bir sistemin parçası olmak için varız
anlamını mı arıyoruz yaşarken hissettiğimiz coşku ve hüznün nedenini mi? sorulması gereken öncelikli soru budur
neden varız sorusunun cevabı çok basittir çünkü:yaşamak için diğer herşey gibi varolmak için varız
asıl sorduğumuz soru ilahi bir güç tarafından bana bir yol çizildi mi? çok sübjektif bir soru bu aslında cevabı bulmak imkansız ayrıca
en iyisi en az soru sorarak yaşamaya çalışmak
sorulara takılıp ufka derin bakarak düşünmek ömür tüketmenin yanında insanı garipleştiriyor kesinlikle

 

canli organizmalarin hayatini varolus genel kumesinin icine aldik mi, varolusun anlaminin canli organizmalarin hazlari le bir alakasi olmadigi kesindir. zevk, mutluluk, guzel gecen her an, keyif diye bocalayan her anlam verme cabasinin guc, para, seks gibilerinden bir farki yoktur. umdugum, herseyin sonunda, bilimin vardigi son noktada varolusun anlamsizligi ve bilinmezligi tum heybetiyle karsimiza cikacak, ve bize din leri icad ettigimize sukurler ettirecektir.

“hayati diledigin gibi cilgincasina yasa” diyen sairlere cevabim ise insanin deneyimleri ile varoldugu ve sekillendigidir. bu durumda araya einstein in pek sevdigi “insan istedigini yapar ama istedigini isteyemez” lafini eklersek cilginca ve istedigimizce bir yasamin her insana gore farkli, kaotik ve gereksiz olacagini anlariz.

 

parcali taslardan olusan bir kaldirimda cizgilere basmadan yurumeye calismak. yuruyusun ritmini, akisini bozmadan, gerektiginde adimlari biraz daha buyuterek, gerektiginde biraz kuculterek, gerektiginde bir sonraki cizgiye ulasincaya kadar adimlari ayarlayabilmek icin yolu carpraz yuruyup uzatarak ama asla ritmi bozmadan…
nerye mi?
hic onemli degil, beni tek ilgilendiren bir sonraki cizgiye basmamak…