Din Büyükleri ve Kerametleri

I – Evliyaullah, Hz.peygamber (s.a.v.)’in varisi Ve Halifeleridir.

II – Peygamber Mucizesi ile Evliya Kerameti Arasındaki Fark;

III – Evliya Kerametleri Haktır

IV – Evliyalar ve Şefaat;

V – Allah Dostlarına Küfür Edenlerin İki Cihanda İki Yakası Biraraya Gelmez;

VI – Keramet Gösteren Din Büyükleri ve Kerametleri

 

I – Evliyaullah, Hz.peygamber (s.a.v.)’in varisi Ve Halifeleridir

Burada Resulullah (s.a.v.) Efendimizin’in hadislerinde hususiyle kamil velilerin hal ve özelliklerinin nazara veren beyanlarını nakledeceğiz.

1-MÜRŞİD-İ KAMİL (EHLULLAH-VELİ-EVLİYA-ALLAH DOSTU) ALLAHU TEALA’NIN DOSTUDUR.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

Her kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, muhakkak ben ona harp açar (dostumun intikamını alır) ım.Bir kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili bir şeyle bana yaklaşmamıştır.Kulum bana nafile ibadetleriyle de durmadan yaklaşır; nihayetonu severim.Bir kere de onu sevdim mi artık ben o kulumun (özel ihsan edeceğim nurum ile) işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.Benden herhangi birşey isterse, onu verir, bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim. (Buhari,rikak 38; ibnul mace fiten 16)

Bu Kutsi hadiste Mürşid-i kamil (Allah dostları) ait birçok özellikler anlatılmaktadır. Hadisi biraz düşünerek okursak şu öemli neticeleri elde ederiz.

1-Allah dostları (hususiyle Mürşid-i kamil) ilahi korma altındadır.onlara eziyet Cenab-ı Hakk’ı gayrete getirir.

2-Onlara sataşan ilahi azaba uğrar.

3-Kamil imandan sonra herkez için en önemli amel farzları yerine getirmektir.İlahi hudud ve hukuka dikkat etmeyen kimse veli olamaz.

4-Farzlardan sonra nafileler, kulun ilahi huzura yakınlığını ve derecesini artırır.

5-Allah (c.c.) sevdiği kuluna diğer kullardan ayrı hususiyetler ve hasletler verir.Başkalarının göremediği hikmet ve tecellileri o görür İşitemediğini o işitir.Güç yetiremediğine o güç yetirir.Çünkü ona ayrı bir nur ve yetki verilmiştir.

6-Ehlullah (Kamil mürşid) naz makamındadır.Duaları müstecab ve makbuldür.

7-Allahu teala’nın bu şekilde sevdiği ve övdüğü bir kimseyi “Ben Allah’a iman ettim, ben rabbimi severim.” diyen her mü’minin sevmesi ve saygı göstermesi vacip, ona yanaşıp nurani atmosferine girerek istifade etmesi lazımdır.

Şimdi Ehlullahın (Kamil mürşidler’in) hadislerde anlatılan diğer özelliklerine geçelim.

Her Devirde Bulunurlar:

Onlar her devirde bulunur ve kıyamete kadar dini ihya ve ikame ederler.

Resulullah (s.a.) buyurmuştur ki:

Ümmetimden bir topluluk (kıyamete kadar) Allah’ın emrini ayakta tutmaya devam ederler.Onları terkedenler ve muhalif davranalara kendilerine bir zarar veremez.Bu, Allah’ın (kıyamet) emri gelinceye kadar devame der.Onlar insanlara devamlı üstün gelirler. (Buhari İ’tisam 10;Müslim İmamet,53;Tirmizi fiten 27…)

Ümmetimden Her devirde sabikun (hayırlarda önderlik eden ehlullah) bulunur. (Ebu nuaym,Hilyetül evliya;Süyuti,el camiul sağir 2.No 7327)

Şüphesiz Allahu teala bu ümmet için heryüz senenin başında onları dinleri yenileyecek (kalpleri nifak ve gafletten, halleri bid’at ve ma’siyetten temizleyip kulları Allah’a sevkedecek ) kimseler gönderir. (ebu davud,melahim;….)

3-Hz.peygamber (s.a.v.)’in varisi Ve Halifeleridir.Onlar, Resulullah (a.s.)’ın varisi ve halifeleridir.Muhammedi nuru yayar.Sünneti ihya, kulları ıslah ederler.Onlara hürmet Allah ve resulune hürmet olur.

Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“(Gerçek Rabbani) alimler ikram (ve hürmet ediniz.Onlar Peygamber varisleridir.Kim onlara ikram (ve hürmette) bulunursa Allah ve Resulune hürmette bulunmuş olur. (Suyuti, El camiusağir 1. 212;hatimb Tarih 4)

Resulullah (s.a.v.) üç defa “Allahım halifelerime rahmet etsin!” diye dua etti.Ashab:Halifeleriniz kimlerdir,Ya Resulullah?” diye sorunca, Efendimiz (a.s.) “Onlar sünnetimi ihya eden ve onu Allah’ın kularına öğreten” buyurdu.” (İbnu abdilberr,camiu beyan.1. 46)

(Gerçek Rabbani) Alimler peygamberlerin varisleridir.Şüphesiz Peygamberler altın ve gümüş (cinsi maddi şeyler) miras bırakmazlar.Onlar sadece ilim bıraktılar.kim o ilmi alır (ve hakkı ile amel edip yayar) sa (dünya ve ahiret) büyük bir nasib ( ve derece) elde etmiş olur. (Ebu davud,1;Tirmizi,ilim 19;İbnu mace mukaddime 17..)

Resulullah (a.s.)’ın Ali’dirler

Onlar, Resulullah (a.s.)’ın ali ve en yakınlarıdır.Bu hale ve yakınlığa takvalarıyla ulaşmişlardır.İman ve takva bağı neseb bağından daha kuvvetli ve daha geçerlidir.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

Bütün muttakiler Muhammed’in Alidir (Ali el muttaki kenzul umman3.89;Taberani evsat2da rivayet)

Ehl’i beytimden şunlar kendilerinin bana insanların en evlası (en sevgilisi) olduğunu düşünüyorlar.halbuki durum öyle değildir.Şüphesiz benim içinizdeki dostlarım,muttakilerdir.Onlar (neseb ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, değişmez. (Ali el muttaki kenzul umman 3.94;…)

Resulullah (a.s.)Muaz bin cebel’i Yemen’e gönderirken onunla birlikte uğurlamaya çıktı.Kendisine tavsiyelerde bulunuyordu. Muaz (r.a.) binekte, Resulullah (a.s.) ise yerde yaya yürüyordu.Uğurlama yerine geldiğinde efendimiz (a.s.):

“Ya muaz!Belki bu seneden sonra benimle burada karşılaşıp görüşemeyeceksin!”buyurdu.resulullah (a.s.)’ın ayrıldığında (ve işaret yollu vefat haberinden ) dolayı Muaz (ra.) ağladı.Sonra Resulullah (a.s.) geri dönüp,Medine ‘ye yönelerek:

“Benim için insanların en evlası (en yakını):her kim olursa olsun,nerede bulunursa bulunsun, muttaki olanlardır.”buyurdu. (ahmed,müsned 5.235;….)

5-Allahu Teala’nın eminidirler:

Gerçek rabbani alimler yeryüzünde Allah’ın emini ve emiridirler.Onlara çatan ve çarpan helak olur.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

(Rabbani bir) alim yeryüzünde Allah’ın eminidir. (deylemi,müsned 3,101;suyuti el camiulsağir 5655..)

“(Gerçekten ahirete yönelmiş bir) alim, yeryüzünde Allah’ın sultanı (en büyük delili)dir.kim ona çatarsa helak olur. (Deylemi,müsned 3.103;suyuti camiıl sağir 2. 565

(Kaynak:http://www.yenidendogus.net/forum/tasavvufun-tanymy/22070-hadislerde-muerthid-i-kamil-evliya-ehlullah-allah-dostlary-nyn-vasyflary.html)

Allahu Teala Tarafından özel seçilmişlerdir.

Onlar Allah Teala’nın seçilmiş kullarıdır.Allah onlarla kalpleri aydınlatır.İnsanlığa yol gösterir.Fitneler onlara buşamaz.Onlar ilahi bir huzur ve afiyet içindedirler.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

(Gerçek Rabbani ) alimlerin yeryüzündeki misali, gökyüzündeki yıldızlar gibidir.O yıldızlarla kara ve deniz yolculuğunda karanlıklarda yol bulunduğu gibi (alimlerle de küfür, gaflet ve ma’siyet karanlıkları içinde ) Allah’a yol bulunur.Yıldızlar yol olduğu (kaybolduğu) zaman yolcuları sapıtması yakındır.” (Ahmed,müsned 3.157)

“Allah Teala’nın kulları içinden seçmiş olduğu bir takım kimseler vardır ki, Allah onları (fitne ve zulmetlerde) afiyet içinde yaşatır, afiyetiçinde öldürür, afiyet (ve iman selameti) ile cennet götürür.(Dünyada ) onların üzerine gece karanlığı gibi fitneler gelir, fakat onlar bunlardan selamette kalırlar.” (Ebu nuaym,Hilye 1.6;İbnu ebi’d dünya,Kitabül evliya,30 No4)

Allah’ın Nuru ile bakarlar, Nur yayarlar

Onlar Allah’ın nuruyla bakarlar.Nazarları şifa, sözleri deva, meclisleri safi safadır.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

“(Kamil) mü’minin fersateinden sakının.Şüphesiz o, Allah ‘ın nuru ile bakar.(Tirmizi,tefsir,16;..)

Lokman (a.s.) oğluna demiştir ki: “Oğlum ! (Allah’a yönelmiş) alimlerle beraber ol, onların meclislerinden ayrılma.Şüphesiz Allah, gökten indirdiği yağmurla ölü (kuru) toprağı canlandırdığı gibi, (nur sahibi alimlerden çıkan) hikmetle de ölü kapleri diriltir.(İbnu abdilberr, beyanil ilm,1,106)

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:”Sizin hayırlılarınız, görülmesi size Allah’ı hatırlatan, sözleri (marifet) ilminizi artıran,ameli ahirete rağbet ettiren kimselerdir.”(suyuti, elcamiul sağir1.617)

Kalbleri Takva Madeni, Feyiz Menbaıdır.

Onların kalbi takva madeni ve ilahi aşk menbaıdır.Allah için onlara gidenler o hazineden nasiblerini alırlar.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

“Herşeyin bir madeni (mebaı) vardır; takvanın madeni de ariflerin kalpleridir.”(taberani,elmucemul kebir,12.234;Heysemi, mecmauz zevaid 10)

Allah Teala’nın yeryüzünde yaşayanlar içinde (feyzi ve nur) kapları vardır.Rabbinizin kapları; salih kullarını kalpleridir.Bu kalplerin O’na sevgili olanları da en yumuşak ve ince olanlarıdır.”(Suyuti,el camiul sağir 2.415;Münavi feyzul kadir 3720)

Allame Münavi (rah) bu hadisin şerhinde der ki:

“Kalp (zikir,tefekkür ve taatla) incelip yumuşadığı zaman parlar bir ayna gibi olur.melekut urları oraya yansıdığında göğüs aydınlanır ve o nurları şualarıyla dolar.O zaman kalp gözüyle Allah Teala’nın halk (ve eşyadaki) emir ve teecellilerin batınını (sırrını) görür.Bu onu Allah teala’nın nurları mülahaza ve müşahedeye sevkeder.Kul bu nurları müşahede edince, elde ettiği safa ve safilikle tam olarak süslenirve yücelir.İşte o zaman yarattıkları içinde Allah teala’nın nazar mahalli olur.Cenab-ı Hakk o kalbe her nazar edişinde onun sevinci, sevgisi ve izzeti artar.Mevla onu rahmetiyle kuşatır, içinden sıkıntıyı giderir ve )manevi) ilimleriyle nurlarıyla doldurur.”(münavi,feyzul kadir,2,496)

Zikrin Anahtarlarıdırlar, Allah’ı Hatırlatırlar

Mürşidi Kamiller (Allah dostları) zikrin anahtarıdır.Onları gören, iman ve sevgiyle seyreden Allahteala’yı hatırlar.Kalbi dünyadan kopup Allah’a ve ahirete yönelir.Onların hali buna yeterlidir.Özlerinde ilahi nur, gözyaşı ile sürmelenmiş gözlerinden dışa yansır.Yüzlerinde secda huşu eseri görülür.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki:

“Sizin en hayırlılarınız; görüldüklerinde (simasındaki nur, halindeki edep, üzerindeki ilahi heybet sebebiyle) Allah’ı hatırlatan kimselerdir.” (ebu nuaym, Beyhaki,suyuti,…)

“İnsanlardan bazıları zikrullahın anahtarıdır.Görüldüklerinde ALlah’ı hatırlatır.” (Taberi,ibnu ebid dünya)

Resulullah (a.s.)’a “Ya Resulullah! Allah’ın velileri kimleridir?” diye soruldu;Efendimiz (a.s.)

“Görüldüklerinde Allah’ı hatırlatan kimseler-dir.”

Diğer hadis-i şeriflerde ise şöyle buyrulmuştur:

Allah Teala buyurur ki:”Şüphesiz kullarımın içinde benim velilerimve halk içinde seçtiğim dostlarım öylekimselerdir ki; zatım zikredilince onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca da ben zikrolunurum.” (Ebu nuaym;Ahmed,müsned;Taberi)

“Sizin hayırlılarınız; görülmesi size Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminize bereket katan ve ameli ahirete rağbetinizi artıran kimselerdir.” (Ebu yala;Suyuti;Münavi)

Allame Münavi (rah.) bu hadisin şerhinde Hakim et-Tirmizi’den şu nakli yapar:

“Kendilerine bakıldığında sana Allah’ı hatırlatan kimseler öyle kamillerdir ki; Onların üzerinde Allah tarafından verilmiş zahiri bir görüntü vardır. Allah ‘ın celal nuru, kibriya heybeti, vakar ünsü onalrı kaplamiştır.Bu durumda onalar bakan kimse Allah’ı hatırlar.Çünkü onun üzerinde melekut alemin eser ve nurları vardır.Bunlar velilerin sıfatıdır.kalb, bu şeylerin ma’deni ve yerleştiği yerdir.Yüz, kalp olanı (bir şekilde) çekip dışa yansıtır.Kalpde Allah’ın marifet nuru ve ilahi emirlere itaat ziyası hakim olunca, bu nur yüze etki eder, dışa yansır.Sen böyle yüze bakınca, sana hayır ve takvayı hatırlatır.Bu da sende iyi hal ve ilme meyli artırır.Bunlar ise sıdk ve hakka sevkeder.Böylece sende istikamet oluşur.Kamil insanın yüzünde parlayan Allah’ın nuru (Hakk talibine ) Allah’ın celal ve cemalinin azametini hatırlatır.Böyle bir nuru görmek insanı nakıs (ve rezil) işlerden alıkoyar.” (Münavi)

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

“Muttakiler (insanların en ) efendisidir).Alimler ve fakihler (kendilerine uyulacak) önder kimselerdir.Allah Telal onlardan ilmin gereğini yerine getirme (ve onun tebliğ etme) sözü almiştır.Onlarla oturma bereket, kendilerine (ve güzel hallerine) bakmak nurdur.” (Ali el muttaki,Heysemi,(hz aişeden)

Diğer bir hadiste ise şöyle buyrulmuştur:

“Bereket (hal, ahlak ve yaşca) büyük olanlarınızla beraberdir.” (beyhaki,suyuti)

Her Şeyleri Allah İçindir:

Ehlullah (hususiyle kamil mürşid) her işini Allah için yapar.Allah için sevip, Allah için kızar.Nefisleri ve dünya adına bir hesapları, ilahi rızanın dışında gizli de olsa başka bir hedefleri yoktur.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:

“Bir kul Allah için sevip Allah için buğzetmedikçe imanın hakikatine (rabbaniliğin sırrına) ulaşamaz.Allah Teala’nın rızası için sevip, O’nun rızası için kızdığında Allah’ın dostluğunu haketmiş olur.Allah Teala şöyle buyurmaktadır:”Kullarım içinde benim sevdiklerim;ben zikredilince hatırlananlar ve onalrın anılmasıyla da benim zikredildiğim kimselerdir.” ( Ahmed,müsned;İbnu ebiddünya;suyuti)

Zikrin Anahtarıdırlar.Allah’ı Hatırlatırlar:

Ehlullah zikrin anhatarıdır.Onları gören, iman ve sevgiyle seyreden Allah Teala’yı hatırlar.kalbi dünyadan kopup Allah’a ve ahrete yönelir.Onları hali buna yeterlidir.Özlerindeki ilahi nur, göz yaşı ile sürmelenmiş gözlerinde dışa yansır.Tüzelerinde secde ve huşu eseri görülür.

Resulullah (a.s.) buyurmuştur ki:
“Sizin en hayırlılarınız; görüldüklerinde (simasındaki nur, halindeki edep, üzerindeki ilahi edep sebeiyle) Allah’ı hatırlatan kimselerdir.” (Ebu nuaym,beyhaki,suyuti,ibnu ebiddünya)
“İnsanları bazıları zikrullahın anahtarıdır.Görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar.” (Taberi,ibnu ebiddünya)
Resulullah (a.s.)’a:”Ya Resulullah! Allah’ın velileri kimlerdir?” diye soruldu;Efendimiz(a.s.)
“Görüldüklerinde Allah’ı Hatırlatan kimselerdir.” (ibnu mübarek,ibnu ebiddünya,ibnu mace zühd,Suyuti)

 

Onları seven, Allah Tarafından sevilir:

Ehlullahı (Kamil mürşidleri ) sevmek ilahi sevginin alametidir.Onların sevgisi Allah’ın rızasını celb ve te’min eder.Onlar Rabbi ile kulunu birbiirne sevdirirler.Aleme ilahi sevgi sergilerler.Samimi sevgi insanı sevdikleri ile beraber eder.Allah için olan sevginin azı da büyük menfaat verir.

Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki

“Allah Teala buyurur ki: Benim için birbirini seven, birbirini arayıp soran, birbiirni ziyaret eden, birbirine infak ve ikram da bulunanlara muhabbetim hak olmuştur.” (Ahmed,Müsned;Hakim, müstedrek)

Allah Teala kıyamet günü şöyle buyurur:Benim celalim (rızam) için birbirlerini seveler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün onları kendi (rahmet) gölgemde gölgelendireceğim.” (Müslim,Birr 12.No:37)

Allah Teala buyuru ki: Benim için bir araya gelip (ilim ve zikir ) meclisi kuranlara muhabbetim hak olmuştur.Onlar (dostlarım) zikrimle meclisleri ma’mur edenler.İnsanlara hayrı öğretirler.onları benim taatime çağırırlar.Onlar (kıyamette) arşımın gölgesinde gölgelendireceğim dostlarımdır.Onlar yakınımda oturtur,azabımdan emin ederim.kendilerine diğer insanlardan beşyüz sene önce cennete dahil ederim.Oraya nimetler içinde ebedi kalırlar.Resulullah (s.a.v.) daha sonra şu ayeti okudu:
“Dikkat edin, Allah’ın velilerine hiçbir korku ve hüzün yoktur.” (Yunus suresi-62)

“Nefsimi (ruhumu ) elinde tutan Allah’a yemin olsun.İsterseniz size Allah’ın adıyla (çokça) yemin edebilirim;Hiç şüphesiz Allah’ın kullarını en sevimlisi; Allah Teala’yı kullarına sevdiren ve yeryüzünde (halka) nasihat ederek dolaşanlardır.” (İbnu ebiddünya,Ali el muttaki)

Ebu zerr (ra) anlatıyor:Resulullah (a.s.)’a:

“Ya Resulullah! Bir adam (güzide )bir topluluğu seviyor.Fakat onların ameline gücü yetmiyor, bunun durumu nedir?” diye sordum.Resulullah (a.s):

“Sen Ya Eba Zerr, sevdiklerinle berabersin.”buyurdu.Ben
“Ben Allah ve Resulunu seviyorum.” Dedim.Resulullah (a.s.)
“Şüphesiz sen sevdiklerinle berabersin.” Buyurdu.Bu sözü üç defa tekrar ettim,Efendimiz(s.a.v.) de aynısını tekrar etti.” (Ebu davud , edeb,113)

Enes (rah) anlatıyor.Resulullah (a.s.)’a bir adam gelerek:

“Ya Resulullah! Bir adam birisini hayırlı ameli ve halinden dolayı seviyor,fakat onun gibi amel edemiyor, bunun durumu nedir?” diye sordu.Resulullah (a.s.):

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” Buyurdu.Resulullah (a.s.)’ın ashabının bu hadisi duydukları gün sevindikleri gibi hiç sevindiklerini görmedim.” (Buhari,edeb 96;Müslim birr 50;ebu davud edeb 113)

Bütün Aleme Rahmet ve Berekettir.

Ehlullah (hususiyle Kamil mürşidler) bütün alem için bir rahmettir.Dayanılmaz bela ve musibetlere karşı bir emniyettir.Onlar insanların arasında yaşadıkları sürece etrafına nur saçar, bereket vesile olurlar.Yaptıkları ve yaptırdıkları zikirler, naz ve niyazlar hürmetine hem kalpler,hem kainat fesattan kurtulur.Onlar “Allah Allah” dedikçe, Allahu Teala Aleme rahmet nazarıyla bakar, günahkarlara mühlet verir.Hem de küçük ve büyük kıyamete kadar…

Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“Ashabım ümmetim için bir emniyettir.Onlar gidince (eser ve edebleri silinince) ümmetime va’dolunan şeyler gelir” (Müslim, Fedailü sahabe)

“Abdallar (seçkin ehlullah) kırk kişidir.Şam bölgesinde bulunurlar.İçlerinden birisi vefat edince, Allah onun yerine bir başkasını getirir.İnsanlar onların (dua ve bereketi) sebebiyle yağmura kavuşur.Onları bereketiyle (mü’minlere düşmanlarına karşı ilahi) yardım olunur, halktan (umumi) azap kaldırılır.” (Ahmed,Müsned1.112;Ebu nuaym,hilye 1.8-9)

“Yeryüzü İbrahim Halilürrahman’ın misli (kalp ve ahlaken ona benzeyen) otuz kişiden hiç bir zaman boş kalmaz.Size onların bereketiyle (manen) yardım olunuyor, rızık veriliyor,yağmur yağdırılıyor.” (Suyuti,el camiul sağir 2.442;Heysemi, mecmauz zevaid;..)

Katade (rah) demiştir ki: “Biz Hasan el basri’nin de onlardan birisi olduğunan şüphe etmezdik.” (Heysemi a.g.e. 10.63)

Resulullah (as) buyurur ki:

“Allah’tan korkan gençler,otlayan hayvanlar,rüku eden büyükler, süt emen sabiler olmasaydı (yaptığımız isyanlar yüzünden) üzerinize azap yağardı.” (Beyhaki,sünnei kübra 3.345;suyuti,el camul sağir 2.443)

“Yeryüzünde “Allah Allah” diyen kimseler kaldığı sürece kıyamet kopmaz” (Müslim,iman,234;Tirmizi, fiten,35benze bir rivayet)

“Şüphesiz Allah Teala, bir salik müslümanın bereketine komşularından yüz tane haneden belayı defeder.” (Kenzul umman 9.5;taberani;el camul sağir 1.275)

Allah Onlarla Meleklere Övünür.

Ehlullah (hususiyle Varisül-enbiya olan Kamil mürşid) Allah Teala’nın melekleri arasında övündüğü ve kendileriyle övündüğü kimselerdir.Peygamberler kıyamet günü onlarla gurulanıp halleri takdir ve tedbir ederler.Onlarla beraber olanlar da bu devlet ve rahmetten nasiblerini alır, dünyada ve ahirette muttakilerle kurlulan bu dostluğun sevincini ve saadetini yaşarlar.

Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“Allah’ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki; onlar nebi ve şehit değillerdir.Fakat kıyamet günüde Allah Teala’nın kendilerine bahşettiği lütuf ve makamlardan dolayı nebi ve şehitler onlara gıbta ederler.

Ashab:Ya Resulullah Onlar kimlerdir, haber verir misiniz? diye sorduklarında Resulullah (a.s.)

“Onlar, aralarında herhangi bir neseb bağı ve maddi alışverş bulunmadan ALlah’ın muhabbeti ve rızası için birbirlerini severlerdir.Vallahi onların yüzü (o gün) nur gibi parlamakta ve kendilerini de nurdan minberler üzerinde oturmaktadır.İnsanların korktukları zaman onlar korkmazlar, insanların üzüldükleri zaman onlar üzülmezler.” buyurdu ve sonra

“Haberiniz olsun Allah’ın velilerine asla bir korku ve hüzün yoktur.” (yunus 62-64) ayetini okudu.(Ebu davud, büyü 76;ed dürrül ensur,fethul kadir)

“Kim bir topluluğun yaptıkları fiilerden dolayı severse, kıyamet günü onlarla birlikte haşredilir.Ve onların amelini işlememiş bile olsa (niyet ve muhabbetiyle onlarla birlikte olduğu için) beraberce hesaba çekilir.” (Kenzul ummal;hatib,tarih 5 196)

 

Bütün Alem (Kafir ve gafiller hariç) Onları tanır ve sever.

Ehlullah (hususiyle Kamil mürşidler) Allah Teala sevdiği gibi bütün alem ve eşya da tanır ve sever.Ancak kafir ve münafıklar hariç.Onlar da ahirette pişmanlık ve pişmanlıklarından dolayı ellerini ısırır, ah-u vah ederler.

Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“Allah Teala bir kulunu sevdiği zaman cibril’e çağırır ve:”Ben falanca kulumu seviyorum, onu sen de sev” buyurur. Cibril de o kulu sever. Sonra gök ehline seslenerek: “Haberiniz olsun, Allah falanca kulu seviyor, onu siz de sevin” der. Onu gök ehli de sever. Sonra o kul için yeryüzünde kabul (ve kullar arasında ona karşı sevgi) konur.

Allah teala bir kula da buğzetti mi, cibril’i çağırır ve: “Ben falan buğzediyorum ona sen de buğzet” der. Cibril de ona buğzeder. Sonra gök ehline seslenerek: “Allah falana buğzediyor. Siz de buğzedin” der. Onlar da kendisine buğzeder. Sonra o kul için yeryüzüne ( ve kulların kalbine) buğz konur.” (Müslim,Birr,4

“Şüphesiz Allah, melekleri, bütün gök ve yer ehli hatta yuvasındaki karınca, denizdeki balık insanlara hayır öğreten (alim ve salih) kimseye salat, dua ve istiğfar ederler.” (Ebu davud,ilim,1;Tirmizi, ilim 19)

 

Onların Dostluğu Saadet, Düşmanlığı Nedamet Sebebidir.

Muttakilerle dost olanlarla, fasıkların dostluğu ile aldananların kıyametteki hali Kur’an-ı Kerim’de şöyle nazara verilmiştir.

“O gün (Allah için birbirini seven) muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin (azılı) düşmanıdır.” (Zuhruf suresi 67)

“Zalimlerden herbiri (pişmanlığından) o gün iki elini ısırarak; Ah ne olur bende o peygamberler le birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana, keşke (beni hakk’tan alıkoyan) falanı dost edinmeseydim.” (Furkan suresi 2

Onlar, Allah Teala’yı Kullarına, Kulları da Allah’a Sevdirendir.

Ehlullah (özellikler irşadla memur olan kamiller) Allah Teala’yı kullarına, kulları da Allah Teala’ya sevdirirler,Onların işi ve aşı muhabbettir.Yeter ki sadık talibleri olsun.

Enes (ra) naklediyor:Resulullah (s.a.v.):

“Peygamber ve şehit olmayan, fakat kıyamet günü, Allah teala katındaki derece ve itibarlarında dolayı nurdan minberler üzerinde oturan, peygamber ve şehitlerin kendilerine gıpta ile nazar ettikleri kimseleri size haber vereyim mi?” buyurdu.Ashab:

“Onlar kimlerdir ya Resulullah?” diye sordular, Efendimiz (s.a.v.):

“Onlar Kuları Allah Teala’ya, Allah teala’yı da kularına sevdiren ve yeryüzünde (devamlı) hayır nasihatla dolaşan kimselerdir.” buyurdu.Biz:

“Allah’ı kullarına sevdirirler (bunu anladık,fakat) kullarını Allah’a nasıl sevdiriler?” diye sorduk.Resulullah (a.s.)

“Onlar Allah’ın muhabbetini (celbedecek şeyleri) emrederler.O’nun hoş görmediği 8günah) şeylerden de nehyederler. İnsanlar onlara itaat edince, Allah da kendilerini sevmiş olur.” buyurdu” (Beyhaki, şuabul iman 1.367;Kenzul umman 3.75)

Onları Ziyaretten Allah Razı Olur:

Ehlullah’ı ,özellikle irşadla memur kamil mürşidleri ziyaret etmek Allah’ın muhabbetini celbeder.Allah o kulundan razı olur, Bu ziyaretin hediyesi olarak cennetini bahşeder.

İşte Allah adına Resulullah (a.s.)’ın müjdeleri:

“Size cennet ehli olanlarınız haber vereyi mi?Bir şehrin (memleketin) öbür ucunda bulunan din kardeşini Allah rızası için ziyaret eden kimse cennetliktir.” (El mücemul kebir,camiul sağir,fezul kadir)

“Allah teala buyurur ki.”Benim için birbirini seven, birbirini ziyaret eden ve benim için 8zikir ve sohbet) meclisi kuran kimselere muhabbetim hak (vacib9 olmuştur.” (Ahmed,müsned 5.239; suyuti ed dürrül mansur,6.372;Ali el muttaki,kenzul umman 9.19-20)

“Allah için sevdiği bir kardeşini ziyaret giden kimsenin yoluna Allah bir bekçi koyar.Melek adama :
“Nereye gidiyorsun?” diye sorar.Adam:
“Şu köyde (beldede) bir (din) kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum.” der Melek:
“O senin bir yakının olduğu için mi gidiyorsun?” der.Adam:
“Hayır.” der.Melek:
“Onun sana (maddi) bir iyiliği dokundu da teşekküre mi gidiyorsun?” der.Adam:
“Hayır ,ben onu sırf Allah rızası için seviyorum (ve bunun için ziyarete gidiyorum)” der.Melek:
“Ben Allah Teala’nın sana gönderdiği bir elçiyim.Sana, senin o adamı sevdiğin gibi Allah’ın da seni sevdiğini haber vermeye geldim.” der. (Müslim,birr,12;Ahmed,müsned,2.292;Tirmizi,birr,64 ;ibnu mace,cenaiz,2)

Buraya kadar verdiğimiz nakiller,evliyaların imamı Resulullah (s.a.v.) Efendimizin bu güzide şahsiyetleri nasıl nazara verdiği ve onlarla adeta övüldüğünü göstermektedir.Allah’ın habibi (s.a.v.) ile kainata indirilen sonsuz ilahi nur,rabbani edeb ve aşk, onun varisleri kamil veliler,salih alimler ve Rabbani fakihler tarafından kıyamete kadar insanlığa sunulacak ve yayılacaktır.Dünyada şeref, ahirette geçerli sermaye; ihlas, kalb-i selim ve slih ameldir.Herkez bu muhabbeti mirasa talip olmalı, kaynağına gidip almaya çalişmalı,ilahi aşkı ve edebi kitap ve kelimelerle değil,takvanın madeni, aşkın menbaı olan ariflerin gönlünde, meclisinde ve sevgisinde aramalıdır.Yukarıdaki ayet ve hadisler bunu istemektedir.Buna inanmalıyız. İnanmayan ve dilenmeyen kimsenin ilahi aşk,marifetullah,takva,edeb,ve ahiret adına Aşşah’tan alacağı bir şey yoktur.Allah’ıngüzel va’dleri inanan mü’minler için haktır ve muhakkaktır.

(Kaynak: http://www.yenidendogus.net/forum/tasavvufun-tanymy/22070-hadislerde-muerthid-i-kamil-evliya-ehlullah-allah-dostlary-nyn-vasyflary-3.html)

 

II – Peygamber Mucizesi ile Evliya Kerameti Arasındaki Fark;

Keramete karşı çıkan âlimler, kerâmet mümkün olduğu takdirde mucizeyle karışacağı ve harikulâdelikler gösteren kimsenin peygamberlik iddiasında bulunabileceği noktasından hareketle kerâmete karşı çıkmışlardır. Peygamberler döneminde, peygamber olmayan kimselerin gösterdikleri harikuladelikleri anlatan nassları yorumlarken de, bu harikulâdeliklerin haddizatında o dönemde yaşayan peygamberlerin birer mucizesi olduklarını ve peygamberlerin ölümünden sonra artık bu tür harikulâdeliklerin cereyan etmedığını ileri sürerler (Bu konuda daha geniş bilgi için bk. Ibn Hazm, el-Fisal fi’l-Milel ve’n-Nihal, Beyrut 1975, V, 9-11)

Kerâmeti kabul edenler ise, kerâmet ile mucize arasında birtakım farkların bulunduğunu, bunları biribirine karıştırmanın mümkün olmadığını söylerler. Aralarındaki farklar ise, özet olarak şöyledir:

a- Mucize, peygamberin peygamberliğini ispat ettiğinden yapılması gerekli olduğu halde kerâmette aslolan gizlenmesi ve açığa vurulmamasıdır (Kuşeyri, er-Risâletü’l-Kuşeyri) ye, Mısır (t.y.), II, 660).

b- Peygamber, mu’cizesini mu’cize olarak takdim eder ve ona kesin olarak inanmak gerekir. Veli ise, gösterdiği harikulâdeliğin kerâmet olduğunu iddia edemeyeceği gibi başkası da kesin olarak ‚bu kerâmettir’ diyemez. Zira bu meydana gelen harikulâdelik bir aldatmaca olabilir (Kuşeyri, a.g.e., II, 661)

c- Mu’cize kerâmet için asıl, kerâmet ise mu’cizenin bir fer’idir. Kişinin eli üzere kerâmetin zuhur etmesi, o kişinin peygambere ittibâının bereketiyledir. Böylece kerâmetler, aslında peygamberlerin mucizelerine dahildirler (Ibn Teymiyye, el-Furkan beyne Evliyai’r-Rahmân ve Evliyâi’ş-Şeytan, Beyrut 1390 h. s. 124).

Bu sebepledir ki kerâmet, ancak şerîata bağlı kimselerden sadır olur. Şerîata bağlı olmayan kimselerin gösterdiği harikulâdelikler kerâmet değildir. Ayrıca kerâmetin kendisi, mubah olan şeyler cinsinden olmalıdır. Kerâmette şerîatın emirlerine muhalif unsurlar bulunamaz.

Kerâmet, ilmin yollarından sayılmaz ve başkalarına delil olamaz. Hele onu, kişinin masumiyetine ve söylediği herşeyin doğruluğuna yormak, İslam’ın prensipleriyle taban tabana zıttır (Ibn Teymiyyle, a.g.e., s. 48-49)

(Kaynak: http://fikih.ihya.org/islam-fikhi/keramet-mucize-arasindaki-farklar.html)

 

II – Evliya Kerametleri Haktır

Evliyanın kerameti haktır

Keramet; kelime olarak, ikram, üstünlük anlamındadır. Dini terim olarak, hangi peygamberin ümmetinden olursa olsun, velilerden âdet dışı, yani fizik, kimya ve fizyoloji kanunları dışında meydana gelen şeylere, hadiselere denir.

Evliyada görülen kerametin hak olduğu, Al-i İmran suresinin 37. âyetinde mealen; (…Zekeriyya ma’bedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. Ey Meryem! Bu sana nereden geldi, dedi. O da, bu Allah tarafındandır. Çünkü, Allah dilediğine sayısız rızık verir, dedi.) buyurularak bildirilmektedir. Tefsir âlimleri bu âyet-i kerimeyi açıklarken; “Zekeriyya aleyhisselam, hazret-i Meryem’in yanına her girdiğinde, onun yanında yaz günlerinde kış meyveleri, kış günlerinde ise yaz meyveleri görürdü. Hazret-i Meryem’in Peygamber olmadığı sözbirliği ile bildirilmektedir. Bu âyet-i kerime, evliyanın kerameti hakkında tam bir delildir” buyurmuşlardır.

Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi hazretleri buyuruyor ki:

“Allahü teâlâ sevdiği kullarının yakînini kuvvetlendirmek için, onlara mükafat olarak kerametler ihsan eder. Onların da üstünde bazı kulları vardır ki, onların kalblerinden perdeler kalkmış, batınları yakîne ve marifete kavuşmuştur. Böyle kulların yakînlerinin kuvvetlenmesi için harikalara, kerametlere ihtiyaçları yoktur. Bu sebeple Eshab-ı kiramdan kerametler az bildirildi. Sonra gelen evliyadan ise çok kerametler görüldü. Çünkü Eshab-ı kiramın Resulullah efendimizin sohbetinde bulunmaları bereketiyle, vahyin inişine, meleklerin gelip gitmesine şahit olmaları sebebiyle, batınları nurlandı, ahireti görmüş gibi oldular. Dünyaya kıymet vermediler. Nefsleri temizlendi, İslamiyet’e uygun olmayan âdetleri terk ettiler, kalb aynaları parladı. Kendilerine ihsan edilen yüksek mertebeler sebebiyle, kendilerinden çok keramet görülmesine lüzum kalmadı. Çünkü, yakînleri çok kuvvetli olanlar, hikmetlerle dolu olan âlemin her zerresinde, Allahü teâlânın kudretinden, başkalarının göremediklerini görürler.

Evliyanın kerameti, onların irade ve isteği dışında meydana gelir. Keramet hissi ve manevi olmak üzere iki kısımdır.

İnsanların avamı, hissi kerametlerden başkasını bilmez. Mesela halk arasında keramet denince, hatırlardan geçenleri söylemek, geçmişe ve geleceğe ait şeyleri haber vermek, su üzerinde yürümek, havada uçmak, bir anda bir yerden bir yere gitmek, insanların gözünden kaybolmak, duası derhal kabul olmak gibi kerametler anlaşılır. Sadece kendilerinden böyle kerametler görülen kimselere evliya derler. Onların ibadetleri yapıp yapmadıklarına, İslamiyet’in edeblerine riayet edip etmediklerine bakmazlar.

Manevi kerametlere gelince, onları ancak Allahü teâlânın seçilmiş kulları bilir. İslamiyet’in emirlerine tam uymak, marifeti ilahiyyeye kavuşmak, hayırlı işlere koşmak, üzerine vazife olan şeyleri yerine getirmekte gayretli olmak, güzel ahlak sahibi olmak, kalbden kin, hased, kötü düşünceleri ve diğer kötü huyların gitmesi, elinde olanı vermek, benliği terk etmek, Allahü teâlâya karşı vazifeleri yerine getirmek, alıp verdiği nefeslerde gafletten uzak olmak gibi haller de manevi kerametlerdir.

Avamın bildiği ve keramet olarak gördüğü şeylerde gizli mekr bulunabilir. Şayet bunlar keramet ise, neticesinin istikamet veya istikamete yani doğru yola gitmeye sebep olması icabeder. Yoksa keramet değildir. Eğer bir kimse, kendisinden keramet meydana gelmesini isterse, ahirette hesaba çekilebilir. Eshab-ı kiramdan hissi kerametler çok bildirilmemiştir. Fakat, manevi kerametleri çok bildirilmiştir.”

Netice olarak keramet, haktır fakat evliyalık için şart değildir. Yani kerametin velilerde mutlaka bulunması şartı yoktur. Harikulade haller, bazen hâli dine uygun olmayan kimselerde de görülebilir ki bu hâl, istidraç veya büyü yoluyla olur. Buna keramet denmez. Çünkü keramet dinin emirlerine uyup, yasaklarından sakınan kimselerden meydana gelir.

(Kaynak : http://www.osman-unlu.com/print.asp?ID=592)

 

IV – Evliyalar ve Şefaat;

“Enbiya,Evliya ve Ulema’nın Şefaati Haktır

Şefaat, aklen caiz; şer’an kitab ve Sünnetle sabittir.Ehli Sünnet velCemaatin ittifakıyla, enbiya, evliya ve ulemâi kiram günahkârlara şefaat edeceklerdir.Hatta mü’minler dahi birbirlerine şefaat edeceklerdir.Müslüman taifelerinden Mu’tezile ve Havâricîden başka hiç kimse şefaati inkar etmemiştir.Bunlar günah işleyenlerin ebediyen ateşte kalacaklarına hükmettiklerinden, şefaatin inkarına sapmışlardır. Özellikle beş kısım şefaat vardır:

a-Hesabın açılması,mevkıfta durmanın ızdırabının geçmesi için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şefaatidir.Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem secdeye kapanarak hesab kapısının açılmasını dileyecek,Allah Teâlâ da Onun dileğini kabul edecektir.Buna şefâat-ul-uzma denilir.Bizim Peygamberimiz’e mahsustur.

b-Bir kavmin hesabsız olarak cennete girmesi için,yine kendisine has olarak Peygamberimiz’in şefaatidir.Nitekim bu Tirmizî’nin de tahric ettiği Ebî Emâme’den gelen bir rivayette Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu “Rabb’im Bana ümmetimden üzerlerinde hiç hesab ve azab olmadan yetmişbin taifeyi cennete sokacağımı va’d buyurdu.Her binle beraber yetmiş bin daha.Ve Rabb’imin avucuyla üç avuç daha.” mealindeki hadiste bu tasrih edilmiştir.

c-Cennetliklerin derecelerenin yükselmesi için yapılacak enbiyânın şefaatidir.

d-Ateşe girmeyi hak etmiş kimselerin cezalarının kaldırılmasıdır.Nitekim Tirmizî,Ebû Dâvûd ve Hâkim’in de tahric ettikleri Câbir radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” Yani tevbesiz ölen büyük günahkârlar,şefaatime müstehaktırlar demektir.Nitekim Muhammed bin Ali radıyallâhu anhumâ diyor ki: Câbir radıyallâhu anh bunu söylediği zaman ben dedim ki: Heyvah!.. Ya büyük günah işlemeyenlere şefaat yok mu? Câbir sırtıma vurarak: Ayaa!.. O zaten kurtulmuştur, dedi.

e-Ateş kemiklerini yemiş ve henüz cezaları bitmeyenlerin cehennemden çıkarılması için şefaattir.Bu şefaat ulemâ ve sulahâ tarafından da yapılacaktır.Şu halde Ayet-el-kürsî’de “O’nun nezdinde şefaat edecek kimmiş…” mealindeki cümle-i tayyibede şefaatin yokluğuna hiçbir delil yoktur.hakkında şefaatin kabul olunmayacağı kimseler kafir olanlardır.Kırmızı yumurta yapan Havâricîlerin, yapmacık sözleriyle, kafirlerin hakkında şefaatin kabul olunmayacağına dair nâzil olan ayetleri ele alarak şefaati inkar etmeleri bâtıldır. Şirk koşmayan büyük günah işleyenler dahil, günahkârlara şefaat vardır.Ehli Sünnet velCemaat, hatta Şîadan kısm-i a’zamisî, şefaatin varlığı hakkında ittifat ettiler.

Buharî ve Müslim’in de tahric ettikleri Enes radıyallâhu Teâlâ anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her bir nebînin müstecab duası vardır.Her bir nebî duasında acele etti.Gerçekte Ben duamı ümmetime şefaat etmek için kıyamet gününe azık ettim. Gerçekte o Allah Teâlâ’nın izni keremiyle ümmetimden Allah’a bir şey eş koşmayarak ölen kimseye ulaşacaktır..” Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e Havz-ı kevser ve şefaat verilmiştir.Allah Teâlâ şefaat için kıyamet gününde peygamberlerden başkasına da yetki verecektir.Nitekim Ebû Dâvûd, Tirmizî ve başkalarının da tahric ettikleri Ebî Derdâ’dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdur: “Bir şehid, ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir.” Ebî Saîd-il-Hudrî’den gelen bir rivayette de şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden bir aşirete şefaat edecek kimse; ümmetimden bir kabileye şefaat edecek kimse; ümmetimden bir göbekte toplanan yakın akrabasına şefaat edecek kimse vardır.Onlardan, bir adam için şefaat edecek kimse vardır.Nihayet (kendilerine şefaat edilen kimseler bu sayede) cennete girerler.” Nitekim İbrahim Hakkı şefaati dile getirerek şöyle dedi: (58) Kebâirle sağâir ehline ol gün şefâatler Ederler enbiyâ u ehli ilm u Evliyâullah Kıyamet gününde, büyük ve küçük günah işleyenlere, enbiya, ulemâ ve Allah’ın dostları şefaat ederler. (59) Ameller vezn olundukda Sırâtı geçmemiz hakdır Ve Kevserle sekiz cennet verir mü’minlere Allah Ameller terazide tartıldıktan sonra,Sırat köprüsünden geçmemiz haktır. Allah Teâlâ mü’minlere Havz-ı Kevser ve sekiz cenneti vermiştir. İbnu Mâce ve İbnu Habban’ın tahric ettikleri bir hadiste Abdullah bin Ebî Ced’an şöyle demiştir: Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini işittim: “Elbette ümmetimden bir adamın şefaatiyle,Temîm oğullarından dah fazlası cennete gireceklerdir.” Hâfızuddîn Nesefî diyor ki: <<Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e Makâm-ı Mahmud verilmiştir.Makâm-ı Mahmûd da günahkârların hakkında şefaatinin kabul olunduğu makamdır.>> İmam Ğazalî diyor ki: <<Ateşe girmeyi hak eden bir çok taife mü’minler,enbiyânın, sıddıkların, ulemâ ve sâlihlerin şefaatiyle kurtulacaktır.Allah Teâlâ nezdinde naz geçiren ve Allah ile muamelesinde kusur etmeyen her bir salih, ehline, yakın akrabalarına, dostlarına ve atta tanıdıklarına şefaat edeceklerdir.Ey kardeşim!.. Şefaat edici olma mertebesini kazanmaya gücün yetmezse, bâri hiç değilse şefaati makbul olan zevattan birisinin sevgisini kazan.>> Üstaz İsmail Çetin – Ehli Sünnetin Nazari İ’tikadın Ölçüsüdür”

(Kaynak : http://diyarbekri.blogcu.com/enbiya-evliya-ve-ulema-nin-sefaati-haktir/6284607)

 

V – Allah Dostlarına Küfür Edenlerin İki Cihanda İki Yakası Biraraya Gelmez;

Eski bir tarikat şeyhi Ferit AYDIN Anlatıyor…mp4:

http://www.youtube.com/watch?v=gKooua3fBUM

 

Yorumlar:

“bu adam şeyhlikten emeklimi olmuş eski şeyh ne oluyo

benim şeyhim abdullahbaba bide onun sohbetini dinleyin

ağzından bal akar şeyhimin.abdullahbaba yazın sohbetini bir dinleyin.

hem bu şahısRASULULLAHI görmüşmü görse böyle karalama yapabilirmi abdullahbaba derdiki sakın başkasının şeyhine laf söylemeyin ALLAH dostu

olurda iki cihanda yakanız biaraya gelmez.

fakiirr fakr                4 weeks ago

böyle videoyu yapanlara konusanlara inanmayin meymenetsize tamamen iftiradir sizde bunlara karsismaktan sakinin. Allah dostlarina kötü söz etmeyin bilinciniz yeterli olmadigindan söz söylemeyin inaninki imaniniz tehlikeye girer önce adam akili arastirin soru isaretiniz varsa sorun yetkili kisiye böyle ogrenin facebook hesabi vardir yeterince kisinin orda guzel menzil siteleri var gereken bilgiye ulasicaksiniz bir okuyun ve bakinki hic birsey sirk degildir. Naksibendi tarikati cok güzel bir yoldr

Kürsad Babacan                1 month ago

Arkadaşlar videodaki kendini eski şeyh olarak ifade eden ve nakşibendi tarikatındaki şeyhleri kötüleyen kişi aslında eski bir memur ve dedikleri tamamen uydurma ispatıda burdadır bu adamın nerde yetiştiği nerde şeyhlik yapıtğı bile belli değil tamamen sallıyor milletin kafasını karıştırıyor

Barrier Pro.                1 month ago

Ulan senin yüzünden bi kere gaflet akıyor kalkmış ben eski şeyh im diye ortalığa düşmüş arkadaşlar bu tamamen bi yalandır bu eski şeyhse kimin yanında yetişmiş kimden hicazet almış önce onu açıklasın bilgisi olmayan arkadaşlarımız bu tür adamlara kanması önce kendi akıl ve mantıklarıyla bir konyevi hz lerine bi gavs hazlerine gidip şeyhlerin yaşamlarını insanlar için nasıl çırpındıklarını görsünler zaten gerçekleri anlıyacaklardır. bu pis yalancıyada bir müslüman olarak hakkımı helal etmiyorum.!

Barrier Pro.                1 month ago

 

VI – Keramet Gösteren Din Büyükleri ve Kerametleri

Şeyh Seyda Muhammed-el KONYEVİ H.z.(k.s.)

Büyük Bi Mafia Babası Bir Gün Hapishaneye Düşer Hepimiz Biliyoruz Ki Hapishaneye Düşen İnsanların Bir Çoğunun Allah Korkusu Olmaz…

Bu Mafya Babası Hapishanede Bir Adamın Yerdeki Ekmek Kırıntılarına Bile Bİle Basıp Geçtiğini Görür Ve Adama Kızar Sonra Konu Büyür Kavga Ederler.Mafya Babası Tek Hücreye Atılır…Adam Hergün Sarılıklı cübbeli Birisinin Karşısına Geçip “Evladım Beni Bul Ve Tövbe Et” Dediğini Görür Bu Hemen Hemen Hergün Tekrarlanır…Adamın Hapis Cezası Biter Karşılamaya Kardeşi Gelir.Arabaya Binerler Kardeşine Nereye Gittiklerini Sorar.Kardeşi;Ağabey Seni Tatile Götürüyorum der ve Konya’ya Giderler…Mafya Babası Tatili Burdamı Yapacağız Diye Sorar…Kardeşi;Bir Bölümünü burda Geçirelim Der Konyada Bir Caminin Önünde Dururlar.hapishanede Hergün düşlerine Giren O Allah Dostunu Karşısında Buluverir ve düşer Bayılır… Ayıldıktan Sonra Gözlerini ovaladıktan Sonra tekrar Karşısında Görünce Tekrar Bayılır uyandığında Hemen eline Sarılır O Allah Dostunun Elini Öper…Artık O Allah Dostu Seyda Muhammed konyevi h.z. lerinin Dergahında Hizmet Ehli Bi İnsan Olur.Korumalığını Falan Yapar O Mafya Babasının Zamanında Kendi Emrinde Hizmet Eden Adamlarınıda Bu Dergaha Getirir Hepsi Tövbe Eder Onlarda Hizmet Ehli İnsanlar Olurlar Biraz Zaman Geçtikten Sonra Yatsı Namazı Kılarken Secdede vefat Eder…

Kanka’lar Allah Hepimize Böyle Hayırlı Ölümler Versin Gerçekten İbretlik Bİ konu Olduğuna İnanıyorum…

(Kaynak : http://www.uslanmam.com/dini-bilgiler/70088-allah-dostlarinin-gosterdigi-kerametler.html)

 

Hazret-i Şeyh Düneyri

“Hazret-i Şeyh Düneyri senedi sahibiyle söyle rivayet ediyor:

Bir gün Cenab-i Gavsül Azam Sultan Seyh Abdülkadir kalabalık bir topluluğa vaaz ediyordu. Şiddetli bir rüzgar esmeye başladı. O esnada birkaç tane dolangaç kuşu vaaz meclisinin üzerinde uçuyordu. Meclisde hazır olanlardan bazı kimseler:

- Bu gün bu kuşlara ne oluyor?

Diye fısıldadılar. Şeyh Abdülkadir yüzünü göğe kaldırdı.

- Eyrüzgar! Dedi. Dolangaçların başını bedenlerinden ayır

!Bu emir üzerine hemen dolangaçların kafaları bedenlerinden,ayrıldı. Her birisi bir tarafa düştü. Şşeyh Seyyid Abdülkadir Hazretleri sessiz ve sakince vaaz kürsüsünden indi. Kuşların bedenleriyle başlarını toplayip bir araya getirdi. Sonra elini üzerlerine koyarak:

- BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM.

Dedi. Kuşlar biiznillahi Teala dirilip kalktılar ve havada bir müddet uçustuktan sonra kaybolup gittiler.

***

Gavsül Azam Sultan Şeyh Abdülkadir Hazretleri bir gün ders verirken üzerine kocaman bir yılan düştü. Şeyhin etrafında bulunanlar korkup kaçtılar. Fakat Gavsül Azam Abdülkadir Hazretleri hiç istifini bozmadı. Yılan şeyhin eteğinden girdi, yakasından çıktı ve boynuna sarıldı. Bu esnada Gavsül Azam Hazretleri hiç istifini bozmadan ve konusmasını kesmeden vaazına devam etti.

Sonunda yılan çekilip Seyyid Abdülkadir Hazretlerinin huzurunda durdu. Ve Gavsül Azam Hazretlerinden başka kimsenin anlayamayacagi bir lisanla şeyh hazretlerine hitap eder gibi bir seyler konuştu. Ve ayrılıp gitti.

Yılanın neler konuştuğunu merak edenler Şeyh Hazretlerinden sual ettiler. Şeyh Hazretleri söyle cevap verdi:

- Yılan bana bir çok velileri denediğini, fakat benim gibi cesur ve sebatlı birini göremediğini söyledi.

Ben de ona:

- Sen ancak bir hayvansın: Seni harekete getiren ancak kaza ve kaderdir, dedim dedi.

(Kaynak : http://islamvetasavvuf.org/node/5827)

Yorum :

Ismail Durgut – 11/05/2009 – 22:27

Selamun Aelykum kardeslerim, Pirimiz Gavsul Azam Abdulkadir Geylani hazretlerine sonsuz muhabbetlerimizi sunariz.  Bir kardesimiz Zeytinburnun’da dergahi olan seyhimiz Seyyid Muhammed Efendi KS hazretlerinin irtibatini sormus, sevgili seyhimiz hazretlerinin halifeleri ve sofileri internet sitelerimizden email ile iritbata gecebilirsiniz kardeslerim:

www.muhammediye.net

www.gikm.org

www.kadirileriz.biz

Pirimiz hazretleri Kadirilik yolu ile birlikte butun tasavvuf yollarinin da kurucusudur, butun dergahlar Bagdat’ta ki Gavsul Azam efendimizin dergahina baglidir, hepsi ordan feyz alirlar.  Naksibendilik te buyuk bir yoldur ama Naksibendiligin dahi pirimiz hazretlerinden feyz aldigini Imam Rabbani KS hazretleri aciklamistir.  Herkese hurmetlerimi sunarim.”

alievegittievde… – 09/18/2009 – 17:42

Değerli dostlar şeyh çoktur.Gerçek mürşit çok azdır.Hak yolunda yol almak için bir insan-Kamil bulup hulusi kalple bağlanmak lazımdır.Peki insanı Kamil nasıl bulunacak.Ön bilgi olarak benim acizane tavsiyem,talip tasavvufla ilgil eserler okunmalı.hakiki mürşidin özellikleri öğrenilmeli,önüne gelen her mürşide hemen teslim olmayıp olması gereken özelliklerin bu şahısta olup olmadığı tetkik edilmeli.Eğer aranan özellikler oşahısta varsa samimiyete teslim olmalı.Nasıl ki ehil olmayan doktor insanı candan ederse,sahte şeyhte dinden eder.Arayan mevlasını bulur. Bu birazda nasip meselesidir.allah arayanların yardımcısıdır.ne mutlu insanıkamile yetişip onun hizmetinde olanlara.

yakub – 07/10/2009 – 00:21

araştıran arkadaşım! eger kendine hoca arıyorsan asrımızın müceddidine bağlan ve onun eserlerini oku. kalbinin onunla tatmin olacağına inanıyorum.

 

sofi – 02/04/2008 – 19:50

BEN HZ.RESULİ EKREM VE SONRA SULTAN SEYİD ABDULKADİR AŞIĞIYIM MUBAREKLE İLGİLİ BİR YAZI BİR KONU GÖRDÜMMÜ HEMEN OKUR VE TAKİP EDERİM AYNI ZAMANDA MUBAREĞİN KADRİ KOLUNDAN OLUP FAKAT MENSUP OLDUĞUM YANİ ŞUAN HİCAZET ETTĞİM BİR DOST KAPISI YOK ARAŞTIRIYORUM BULUNDUĞUM YERDE VAR AMA BİR TÜRLÜ HİCAZET EDEMİYORUM BU KONUDA SİTEDE Kİ DOSTLARIMIZDAN BANA YARDIMCI OLMALARINI İSTİSYORUM ALLAH(CC)SİZLERDEN RAZI OLSUN ALİ

 

abdulkadir d. – 10/29/2011 – 22:44

16 senedir mutlu bir intisabım var sen de mutlu olmak istersen görüşelim kardeş.

Bu arada ;  Abdulkadir Geylani hazretleri Şahı Nakşibendi hazretlerinden 150 sene önce dünyaya teşrif etmişlerdir !!!!!

akd-daldal@hotmail.com

 

Nakshi – 06/15/2009 – 22:26

kurbanım araştırmanın bir anlamı yok ama abdülkadir geylai hz. (k.s) nakşibendi tarikatındandır… şu andaki zamanın gavsı ise abdülbaki hz. (k.s) gavs-ı sani hz. bizlerde o mübareğin müridi olmaya çalışıyoruz inş. olamasakta olucak en sonunda çare yok rabbimin izniyle velhasıl allah yolunda ol nerede olursan oll hiç mühim değil yeterki o yoldan ayrılma inş… allah’a emanet sağlıcakla selamın aleyküm…

(Kaynak : http://islamvetasavvuf.org/node/5827)

 

Allah dostlarının halleri (acaba bu bir keramet midir?)

“Ebu Kasım Nasrabadi Hazretleri Cebel–i Rahme&#39;de bulunduğu sırada humma hastalığına tutulmuştu. Hicaz&#39;ın malum sıcakları da bütün şiddetiyle bastırmıştı. Acem diyarlarında Nasrabadi Hazretlerine hizmet eden dostlarından biri yanına geldi. Onun şiddetli bir hummaya yakalandığını ve ateşler içinde kıvrandığını gördü ve:

–”Ey Nasrabadi Hazretleri! Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordu.

–”Soğuk bir su şerbeti lazım,” diye cevap verdi. Adam bu sözü işitince şaşırdı. Çünkü Hicaz&#39;ın sıcağında bunu bulamayacağını düşünüyordu. Düşüne düşüne oradan ayrıldı, yolda yürürken elindeki kabın soğuk şerbetle nasıl dolacağı düşüncesi içinde bulunuyordu. Yolda yürürken birden havada bir bulut peyda oldu. Buluttan çiy düşmeye başladı. Adam, bu durumun Nasrabadi hazretlerinin bir kerameti olduğunu anladı. Bu çiy taneleri adamın önünde toplanmış, adam da kabını doldurup doğruca Nasrabadi Hazretlerinin yanına gelmişti. Nasrabadi Hazretleri:

–”Şu sıcakta bunu nereden getirdin? diye sorunca, adam başından geçeni anlattı. Bunun üzerine Nasrabadi zihninde: “Acaba bu bir keramet midir?” diye bir tereddüt hasıl oldu ve kendine hitaben:

“Ey nefs! Olduğun gibi kal, hararetin ateşine karşı soğuk su kullanmaman lazımdır,” dedi. Sonra şerbeti getiren adama dönüp:

–”Senin maksadın hasıl olmuştur, suyu alıp götür, zira ben bu sudan içmeyeceğim,” dedi. Bunun üzerine adam o suyu alıp götürdü. (1)

 

BİNA YIKILACAK

Muhammed Haşim–i Kişmi şöyle anlatmıştır:

“İmam–ı Rabbani Kuddıse Sırruhu Hazretleri Lahor şehrine gittikleri zaman bir gece, yatsı namazını kıldıktan sonra eski bir binanın yanında durup:

–”Sakın kimse bu binanın yanında bulunmasın!” dedi. O gece yağmur yağacak ve fırtına esecek bir durum gözükmüyordu. Tecrübeli bir şahıs bana:

–”Diğer eski binalar bundan kurtulacak da, bu binanın kabahati nedir ki, yıkılacak” dedi. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra, o bina aniden yıkıldı. Bu binada bir kasın yatıyordu. Ev onun başına çöktü. Yakın olan birisinin ayağına da bir tuğla düştü. Kadını görenler ezildi ve öldü zannettiler. Hazret–i İmam:

–”Biz bu gece burada kimse kalmasın demedik mi? buyurdular. O kadını oradan çıkardıkları zaman, üzerinde bir yara ve incinme görülmedi, bir zarar görmemişti. (2)

 

DERDİN NEDİR?

Rivayet edildiğine göre; Kürz b. Vebre Rahmetullahı Aleyh&#39;ı ağlarken bulurlar. Kendisine sorarlar:

–”Ne oldu, bir kara haber mi aldın? Kürz b. Vebre Hazretleri:

–”Yok, kara haberden daha fena,” dedi.

–”Yoksa bir yerin mi ağrıyor?”

–”Yok daha fena”

–”O halde nedir derdin, söyle bakalım,” dediklerinde.

–”Kapılarım kapandı, perdelerim indirildi ve uyanıp da o gece virdimi okuyamadım, işte buna üzülüyorum. Şüphesiz bu, benim yeni bir günahımdır. Çünkü iyilik, daima iyiliği, kötülük ise daima kötülüğü çeker. Bunların azı da netice itibariyle çoğalır gider.” (3)

 

BORÇLU ŞEYH

Şeyhlerden Ahmed–i Hadraveyh hazretleri cömertlikle tanınmış bir Allah dostu idi. Bu yüzden de daima borçluydu. Zenginlerden yüzlerce altın borç almış yoksullara dağıtmıştı. Hatta borçla bir de tekke kurmuştu. Canını, malını ve tekkesini Allah Celle Celaluhu uğrunda feda etmişti. Niyeti Allah Celle Celaluhu&#39;nun lütfuyla borcunu ödemekti.

Borçlu şeyh, vazifesi buymuş gibi yıllarca birilerinden borç alıp fakır ve gariplere dağıttı. Ömrü sona erip de vücudunda ölüm alametleri belirince alacaklılar, alacaklarını tahsil için etrafına toplandı. Bu durum karşısında Şeyh efendi mum gibi eriyip gitmekteydi.

İşin aslı alacaklıların ümidi de kesilmiş, suratları asılmış, iyice kederlenmişlerdi. Şeyh Efendi hazretleri borçluları:

–Şu suizancılara bak, diyordu, Allah&#39;ın dört yüz dinar altını mı yok, size verecek?

O sırada bir çocuk dışarıda helva satmak için bağırmaya başladı. Şeyh Efendi, başıyla hizmetçisine işaret ederek, helvayı alıp alacaklılara ikram etmesi için işaret etti. Hizmetçi helvanın hepsini almak için dışarı çıktı. Helvacı çocuğa:

– Bu helvanın tamamı kaç para, diye sordu. Çocuk:

– Yarım küsur dinar, dedi.

– Hayır, dedi hizmetçi, sûfilerden çok para isteme. Sana yarım dinar veriyorum, bu yeter. Çocuk buna razı oldu. Hizmetçi helvayı bir tepsiye koydurdu ve getirip Şeyh Efendinin önüne bıraktı. Şeyh Efendi, helvayı yemeleri için alacaklılara ikram etti. Helva bitince çocuk boş tepsiyi aldı. Çocuk:

– Ey Şeyh Efendi Hazretleri, paramı ver! Şeyh Efendi:

– Parayı nereden bulup sana vereyim, dedi. Şeyh zaten borçlu üstelik de borçlu üstelik de borçluları ölüm döşeğinde para bekliyorlardı. Çocuk para alamayacağını anlayınca üzüntüsünden tepsiyi yere çarptı, ağlamaya başladı.

–İki ayağım kırılsaydı da bu tekkenin önünden geçmeseydim, diye feryat ediyordu. Eğer ustamın yanına eli boş gidersem beni mutlaka öldürür, diyordu.

Bunun Şeyhten alacak bekleyen diğer borçluları söylenmeye başladılar:

–Ey Şeyh, dediler, bu nasıl iştir, bizim malımızı yedin, borçlu! öleceksin. Hal böyleyken bu zulmü çocuğa neden yaptın?

Çocuk ikindi namazı vaktine kadar ağladı. Şeyh ise gözünü yummuş, etrafla ilgisini kesmiş tefekkür halinde idi. Orada bulunanlar kendi aralarında üçer beşer kuruş toplayıp çocuğun parasını verebilirlerdi, fakat yapmadılar. Tam o sırada hizmetçi, içi dolu bir tabakla içeri girer, ve tabağı, Şeyh&#39;in önüne koyar. Tabağın üstünden örtü kaldırılınca bir köşesinde dört yüz dinar, diğer köşesinde de kâğıda sarılı yarım dinar bulunduğunu gördüler. Altınları, Şeyh&#39;in durumunu bilen cömert bir zengin göndermişti. Alacaklılar bu durum karşısında mahcup oldular.

–Ey şeyhlerin şeyhi Efendi Hazretleri, dediler, biz anlayamadık, söylenip durduk, hezeyanlarda bulunduk, bizi affet!

Şeyh Efendi son sözünü söyledi:

–Bütün o sözlerden dolayı hakkımı helal ettim, dedi Şeyh. O yarım dinar gerçi az bir paraydı, fakat gelmesi çocuğun ağlamasına bağlıydı. Helva satan çocuk ağlamasaydı Allah&#39;ın rahmet denizi coşmazdı. Allah–u Teala Celle Celaluhu birisini ağlatırsa rahmeti coşar, ağlayan da nimete nail olur! (6)

 

ESSELAMÜN ALEYKÜM EY KABİR EHLİ!

Mesnevi han Rıza Efendi kendi halinde, sessiz sakın sorulmadıkça konuşmayan bir zattı. Beyazıd&#39;da ki Ali Efendinin kahvesine sıkça gider, bir köşeye çekilir uzun uzun tefekküre dalardı. Kahvenin müdavimleri arasında askerler, özelliklede rütbeli askerler bulunmaktadır. Bu askerlerden biride üst rütbeli bir Osmanlı binbaşısıdır.

Binbaşı bir gün kahveci Ali Efendiye, bir köşece sessiz bir vaziyette oturan Rıza efendiyi göstererek çıkışır.

–”Bu heriflerin buralara oturmasına izin vererek, tembel olmaları sebep oluyorsunuz. Bu herifi buraya almayın.” Kahveci Ali Efendi de:

–”Efendim, kendi halinde zararsız bir insandır. Kimse ile bir işi olmaz, her halde gideceği yeri de yok ki, bazen kapıyı üzerine kapatır giderim, sabah geldiğimde aynı yerde oturur bulurum. Bazen de kapatırken benimle birlikte çıkar, bir iki gün hiç ortalarda görünmez.” Binbaşı:

–”Anlattıkların enteresan, bu adamı takıp edip işin iç yüzünü öğreneceğim,” der.

Binbaşı, bir gece Rıza efendiyi takıp etmek için kahve kapanana kadar oturur. Kahve kapanır, Rıza Efendide yola koyulur. Ardında da binbaşı takibe başlar.

Rıza efendi birkaç mesafe önde, binbaşı arkada mezarlığa kadar gelirler. Rıza efendi mezarlığa girer, karanlıkta mezarlığın tam orta yerine kadar ilerler ve sonra durur:

–”Esselamü Aleyküm, erenler!” diyerek selam verir.

–”Ve aleykümüsselam” sesi kabirlerden yükselir. Bu durumu gören binbaşı korku ve dehşet içindedir. Kabirlerden birinden bir ses daha gelir:

–”Ey İhvan! Bu gece Moskof kafirinin ehl–i islama olan düşmanlığından bahsedelim. Onlara ders verme zamanı gelmiştir, ancak Osmanlı devleti bu güçte değil.” Başka bir mezardan:

–”Bekleyin, takdiri ilahı gereği, yakında Japonlar onlara musallat olacak.” Konuşmalar bu minvalde devam eder. Binbaşı gördükleri karşısında tam manası ile dehşete düşmüştür. Sessizce mezarlıktan uzaklaşır.

Ertesi gün, gece yaşadıklarını arkadaşlarına bir bir anlatır. Akşamda soluğu kahvehanede alır. Rıza efendi yine köşesinde oturmaktadır. Binbaşı Rıza efendinin yanına varıp bir iskemle çeker ve oturur. Rıza efendi:

–”Komutan, Rus, Japon harbine hazır olun”.

Aradan bir yıl ya geçer ya geçmez, Rus Japon harbi patlak verir ve savaş neticesinde Rusya mağlup olur. (4)

 

CİVANMERTLER DOĞRU SÖYLER

Nakledilir ki, bir İmam Irak&#39;ta hadis dinliyor ve aynı zamanda da öğreniyordu. Şeyh Ebu Hasan Harkani Kuddıse Sırruhu Hazretleri sordu:

–”Burada isnadı daha ali olan biri yok mu?” İmam:

–”Öyle biri yok” dedi. Harkani hazretleri:

–”Ben ümmi bir kişiyim, Hakk Teala bana her ne vermişse, minnet etmemiştir ama kendi ilmini bana verdi ve bunu minnet etti,” dedi. İmam:

–”Ey Şeyh! Sen kimden sema ediyor ve hadis belliyorsun? diye sordu. Harkani Hazretleri:

–”Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem&#39;den,” dedi. Ama bu söz adamın hoşuna gitmedi, onu kabul etmedi. Gece rüyasında gördüğü o büyük Zat Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine:

“Civanmertler doğru söyler” dedi. Ertesi gün oldu İmam yine hadis okuma işine başladı. Öyle bir yere geldi ki, Harkani Hazretleri ona:

–”Bu peygamberin hadisi değildir, dedi. İmam:

–”Nereden ve neyle biliyorsun? diye sordu. Harkani Hazretleri:

–”Sen hadis okumaya başladığın an benim iki gözüm Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem&#39;in iki kaşı üzerinde idi. Kaşlarını çatınca, bu hadisten teberi etmekte olduğu bana malum oldu,” diye karşılık verdi. (5)

 

Dipnotlar:

1– Süleyman Uludağ, Tezkiretü&#39;l–Evliya, Feridüddin Atar, Mavı Yayıncılık, cilt 1,sh.360

2– Abdülkadir Dedeoğlu, Evliyaullahtan Tasavvufi Hikayeler, Osmanlı Yayınevi, sh.217

3– İmam–i Gazalı, İhyau Ulumi&#39;d–Din, Ter: Ahmed Serdaroğlu, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1974 cilt.1sh.1030

4– Mustafa Necati Bursalı, İstanbul ve Anadolu Evliyaları, Tuğra neşrıya, İstanbul,1996, cilt;2 sh.346

5– Süleyman Uludağ, Tezkiretü&#39;l–Evliya, Feridüddin Atar, Mavı Yayıncılık, cilt 1,sh.244

6– Seyfi Say, Mesneviden Hikayeler, Ekmel Yayıncılık

(kaynak : http://forum.islamiyet.gen.tr/nasihatler/23657-allah-dostlarinin-halleri-acaba-bu-bir-keramet-midir.html)

 

Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Kerametleri

“1971’de Şeyh Nazım, Recep, Şaban ve Ramazan aylarını geçirmek üzere Kıbrıs’ta bulunmaktaydı. Şaban ayında birgün Beyrut havalimanından bir telefon geldi. Şeyh Nazım arıyor ve kendisini gidip almamızı istiyordu. Onu beklemediğimiz için geldiğine çok şaşırmıştık. Hemen gidip onu aldık. Bize ‘Peygamberimiz tarafından bugün size gelmem emredildi. Çünkü babanız yakında ölecek. Benim de onu yıkamam, kefenlemem, gömmem ve sonra Kıbrıs’a geri dönmem gerekiyor’ dedi. Biz, ‘Şeyh Efendi, babamız sağlıklı, hiçbir sorunu yok’ dedik. ‘Bana böyle emredildi’ dedi. Şeyh Nazım çok emindi ve biz de, Şeyh Efendi ne derse kabul edilmesi gerektiğini bildiğimiz için, ona teslim olmuştuk.

Bize aileyi toplayıp babamı son kez görmelerini söyledi. Biz de bütün aileyi çağırdık. Herkes şaşırmış, bazıları da inanmamıştı. Kimileri gelmiş, kimileri de gelmemişti. Babamın olan bitenden haberi yoktu ve akrabaların kendini normal ziyarete geldiklerini düşünüyordu. Saat yediye çeyrek var idi. Şeyh Nazım, ‘Yukarıya babanızın dairesine çıkıp ruhunu teslim ederken ona Yasin-i Şerif okumam gerekiyor’ dedi. Yukarıya çıktı, kapıda babam tarafından karşılandı. Babam, ‘Oo Şeyh Efendi, Kur’an okuduğunuzu duymayalı çok oldu, bize okur musunuz?’ dedi. Sonra Şeyh Efendi Yasin-i Şerifi okumaya başladı. Tam bitirirken, saat yediyi vurdu. Tam o anda babam ‘Kalbim, kalbim!’ diye bağırdı. Hemen koşup onu yatırdık ve doktor olan erkek ve kız kardeşlerim kontrola geldiler. Kalbinin yavaşladığını tesbit ettiler. Bir iki dakika sonra babam son nefesini verdi.

Herkes Şeyh Efendiye korku ve hayretle bakıyordu. Herkes nasıl bildi diye merak ediyordu. Kıbrıs’tan sadece bu olay için nasıl gelmişti? Saatini bu kadar kesin nasıl biliyordu?

Bir keresinde de, Şeyh Nazım hac mevsiminde iki aylığına Lübnan’ı ziyaret ediyordu. Trablus valisi, Aşar ed-Daya, resmi hac kafilesinin başıydı. Şeyh Nazım’ı kendisiyle beraber hacca gitmeye davet etti. Şeyh Nazım, ‘Seninle hacca gelemem ama inşallah seninle orada karşılaşırız’ dedi. Vali ısrar etti: ‘Eğer gidiyorsan, lütfen benimle git, başkasıyla gitme’. Şeyh Nazım, ‘Henüz gidip gitmeyeceğimi bilmiyorum’ diye cevap verdi. Hac mevsimi geçtikten ve vali de döndükten sonra hemen Şeyh Efendinin kaldığı eve koştu. Yüz kişinin önünde ‘Şeyh Efendi, niye benimle gelmeyip başkasıyla hacca gittin?’ diye sordu. Biz, ‘Şeyh Efendi hacca gitmedi ki! Burada kaldığı iki ay boyunca bizimle Lübnan’ı dolaştı’ dedik. ‘Hayır’ dedi, “Hacdaydı, şahitlerim var. Bir gün, Kabe’yi tavaf ederken Şeyh Nazım bana gelip, ‘Oo Aşar, burada mısın?’ dedi. Ben ‘Evet Şeyhim’ dedim. Sonra benimle tavaf etti. Geceyi Mekke’deki otelimizde beraber geçirdik. Arafat’ta günü bizim çadırımızda geçirdi. Üç gün Mina’da bizimle kaldı. Sonra bana ‘Medine’ye Peygamberimizi ziyarete gitmeliyim’ dedi”.

Vali bunları anlatırken, dikkatlice Şeyh Nazım’ı izliyorduk, çünkü Lübnan’ı hiç terk etmediğini çok iyi biliyorduk. Onun benzersiz, gizli gülümsemesini gördük. Adeta şöyle demek istiyordu: “Bu, Allah’ın evliyalarına bahşettiği kuvvettir. Onun yolunda olduklarında, onun ilahi aşkına ve ilahi huzuruna ulaştıklarında, Allah onlara her şeyi bahşeder”.

- – ALINTIDIR

(kaynak : http://frm.halilurrahman.com/showthread.php?381-%DEeyh-Naz%FDm-K%FDbr%FDsi-Hazretleri-nin-Kerametleri)

 

Canlı yayında Şeyh Nazım Kıbrisi:

http://www.youtube.com/watch?v=b8Lpn-OXjTQ

 

Bir Cevap Yazın