Cübbeli Ahmet Hoca ve Nekşibendi (Nakşibendi) Tarikatı

I – Sizden, Hayra Çağıran, İyiliği Emredip Kötülüğü Meneden Bir Topluluk Bulunsun. İşte Onlar Kurtuluşa Erenlerdir.  Kendilerine Apaçık Deliller Geldikten Sonra Parçalanıp Ayrılığa Düşenler Gibi Olmayın. İşte Bunlar İçin Büyük Bir Azap Vardır. (Ali İmran, 104-105)

II –  Seyyid Abdülhakim El Hüseyni ve Nakşibendi Tarikatı: Tasavvuf Dininin Şirk İçeren Kaynaklar

III – Nakşibendiliğin Üzerine Kurulu Olduğu Rabıta Kavramı: Buda Heykeli Gibi Sabit Duran, Başına Bir Sinek Konsa Uzaklaştırmaktan Aciz, Konuşmaktan Aciz Bir Kulun Karşısında “Senin Sayende Yaşıyoruz, Bizi Azat Edin, Himmet Buyurunda Bizi Hapisten Tahliye Etsinler” Diyerek Medet Ummak;

IV – Dinlerin Evrimi: Hristiyanların Hz İsa’dan, Arapların İslamiyet Öncesinde Bereket Tanrıçası Uzza’dan, Nakşilerin Hareket Bile Edemeyen Yaşlı Bir Adamdan Medet Ummaları

V – Hz Muhammed’i Överken Ne Yapacağını Şaşıranlar Nakşiler: Peygamberin Dışkısı Mis Kokardı, Sahabe Peygamberin Kanını ve Çişini İçti, Peygamber Sidiği Helaldir!

VI – Rabıta Saçmalığının Ulaştığı Nokta: Muhammed = Allah!

VII – “Muhammed = Allah” Gibi Açık Bir Şirk Koşmada Bile Adamların Yüzsüzce “Bu Sözü Söyleyen Hocayı Şirk Koşmak ile İtham Edenleri Tövbeye Davet Etmeleri” Diye Fetva Yayınlamaları

VIII – Allah ile Hz Muhammed’in Eşit Olduğunun Söylenmesi Konusunda Kısa Tartışma

IX – Allah ile Hz Muhammed’i Eş Tutan Bayram Hoca Din Konusunda Alelade Cahil Bir Kişimidir? 

.

I – Sizden, Hayra Çağıran, İyiliği Emredip Kötülüğü Meneden Bir Topluluk Bulunsun. İşte Onlar Kurtuluşa Erenlerdir. Kendilerine Apaçık Deliller Geldikten Sonra Parçalanıp Ayrılığa Düşenler Gibi Olmayın. İşte Bunlar İçin Büyük Bir Azap Vardır. (Ali İmran, 104-105)

içinizden bir cemmat doğruya davet eder

(Not: Cübbeli Ahmet’in Kitaplarının Başında Yeralan Fakat 105. Ayeti Es Geçtiği Kuran Ayeti)

.

II – Seyyid Abdülhakim El Hüseyni ve Nakşibendi Tarikatı: Tasavvuf Dininin Şirk İçeren Kaynaklar

Tasavvuf dininin şirk içeren kaynakları (S.5) 

Kaynak olarak şu kitaplara başvurulmuştur: Risaletül Halidiyye. Nefahatül Üns. Tenvirül Kulûb. Resahat. Mektubat-ı Rabbani, Cami-ül Usul, Gavs’ın Minah-ı, Mecd-i Talid, Behcetüs Seniyye, İhya-ul Ulum, Avarif-ül Maarif. Risaleyi Kuşeyriyye, Bedi-üz zaman’ın Risaleleri, Akşemseddin’in Risaleleri. İbn-i Hacer El Hevtemi’nin Feteva-yı Hindîye’si ve Edeple Varış Lütûfla Dönüş. 



“Allah’a yemin ederim ki ,benim mürşidimin bir nazarını onun hacı gibi bin hacca değişmem” iftirası (S.32) 

Ben Hazne’de hizmet ederken Şeyh Muhammed Arbavî (K.S.) gelip beraber Hacc’a gidelim dedi. Ben “param yoktur, gelemem” dedim. 

Dedi ki: «Sen rüyasında Peygamber (A.S.)’i görüp, uyandığı zaman ben sahabe oldum, diyen kişiye benziyorsun.» Ben bu söze üstada hürmeten bir şey demedim. Ama Allah’a yemin ederim ki, ben mürşidimin bir nazarını onun Hacc’ı gibi bin Hacc’a değişmem. Ben çok defa şahit oldum ki, Hacc’a giden bazı kişiler Hazne’ye gelip Şah’ı gördükleri zaman , variyetlerini tekkeye bağışlayıp, Hac farizasından vazgeçip, tövbe-tarikat alarak geri dönerlerdi. 


“Benim kanaatimce hazne(şeyh) yakınında üzerine toz değen kişiyi Cehennem yakmaz.” yalanı (S.32) 

Bütün amellerden maksat Allah (C.C.)’tır. Benim kanatimce Hazne yakında üzerine toz değen kişiyi Cehennem ateşi yakmazı itiraz ederseniz size derim ki; Peygamber (S.A.V.) bir harp dönüşü buyuruyor: “Biz küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.» Sahabe-i Kiram (R.A.) itiraz ettiler. Âmir Peygamber (S.A.V.): «Evet, o cihad. nefis ve şeytanla olandır. » buyurdu. Diğer bir hadis-i şerifte: «Allah yolundaki cihadın tozu ile cehennem dumanı bir kişide bulunmaz.» buyurmuştur. Hazne yolculuğundan çeşitli meşakkatlere katlanan bir insanın niyeti; nefis ve şeytanın esiri olmayıp, sâlih bir müslümanlık içindir, bu gayret «cihad-ı ekber» dir. Benim kanaatimce Şah-ı Hazne (K. S.)’nin ekmeğini yiyen cehenneme girmeyecektir. Eğer benim yetmiş senelik amelim olsa Şah-ı Hazne (K.S.)’nin ekmeğini amelinden üstün tutarım. 


Ruhban sınıfının oluşma biçimi ve hurafesi (S.34) 

Halifelik üç kısımdır. 

a — Birincisi: Cenab-ı Hak’tan doğrudan Resulullah (A.S.)’a gelir, ondan da silsiledeki sâdâta, onlardan da hayattaki mürşide bildirilir. 

Mürşid de halifelik emri gelen kişiye tebliğ; eder. Bu kişi bu emri reddedemez. Bu evsafdaki kişi kalb. letâif ve Nefiyu isbat virdini sırası ile çekip bitirmiştir. 

b — İkincisi: Mürşid, kendi şeyhi veya silsiledeki başka meşayihlerle istişare kurarak bazı zâtlara halifelik verebilir. Bu zat da aynı şekilde seyri sülûkünü tamamlamıştır. 

c — Üçüncüsü: Mürşid; uygun gördüğü bir şahsa, kısa zamanda vazifesini tamamlatır, veya onu çileye tabi tutar, veyahutta kendi görüş ve yetkisine dayanarak bir kişiye hilafet v erebilir. 

Bu bilgileri bizzat Gavs (K.S.) bir sohbetinde dile getirmiştir. Gavs (K.S.) önceleri ilmi – şeriatı tahsil etmiş sonraları da tarikat ameline başlamıştır. 

Mübarek Şah-ı Hazne (K.S.)’ye intisab ettikten sonra özel vird ve amelinin yanında tekke hizmetlerini de en iyi şekilde yapmıştır. Mü barek kırk seneye yakın bir zaman tarikatle uğraşıp, Şah-ı Hazne (K. S.) ile ilgi kurmuştur. Bu müddet zarfında Şeyhi kendisine devamlı Şeyh Abdülhakim diye hitap etmiştir. 

Gavs (K.S.) büyük bir âlimdi. Ayrıca tarikat ameli olan kalb, letâif ve Nefi-yu isbatını tamamladıktan bir zaman sonra Ramazan ayın da gördüğü rüyayı Şahı Hazne’ye (K.S.) anlatır. 

Rüya şöyledir: «Hazret der: Abdülhakim, Şahı Hazne (K.S.)’ye söyle, seni artık fazla yormasın. Sen halifeliği hakkı ile kazandın artık hakkını versin yeter» bu rüyadan sonra Şah-ı Hazne (K.S.) der: «Şeyh Abdülhakim (K.S.) ben de biliyordum ama Ramazan Ayının feyz ve bereketinden daha fazla istifade edesin diye seni çalıştırıyordum Madem Sâdat böyle istiyor, hakkındır deyip 1938 yılında hilâfeti vermiştir. 



“Allah resulu’nun ruhaniyeti, başta olmak üzere ,diğer bütün sadatlar o halkaya inerken ; orada bulunan cemaatin arzularını kayıt ederler.”yalanı (S.39-40) 

Efendim biz hatme yapıyoruz, sadatlar da bu işin üzerinde çok duruyorlar .Acaba bu hatmelerden bize ne fayda geliyor? 

CEVAP : Menfaatlan çoktur. Bir örnek verelim; Şimdi Resûl-i Ek rem (A.S.) bize dese» sen ümmetime en iyi bir amel tavsiye et, öğret. Bilirmisiniz ben ne tavsiye ederim? Hatme-î Hâcegânı tavsiye, ederim. Çünkü hatmenin reisi Resul-i Ekrem (A.S.) dır. 

Silsile-i şerif okunmaya başladıktan sonra. Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’in ruhaniyeti başta olmak üzere, diğer bütün sâdatlar o halkaya iner. Ve orada bulunan bütün cemaatın arzularını kayıt ederler. Silsile okunması tamam olduktan sonra Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’in rûhâniyeti ve sâdatlar o halkada bulunanların arzu ve isteklerini doğrudan Rabb’ül- Âlemîn’e götürürler. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)’in götürdüğü istekler hiç reddedilmez.. 


Halkı tasavvuf dinine bağlamak ve sömürmek için şeyhle müridin antlaşması yalancılığı (S.63-64) 

Bir sene hacca gitmiştim. Akşam Mescid-i Nebevî’de yatsı namazını bekliyordum. Bir ara bende ani bir cezbe hâli peyda oldu. Halime taaccüb ederek, sebebini merak ettim. Bu hal üzere, etrafa göz gezdirmeye, çevremde ehlullahtan birisi var mı, yok mu, diye aramaya başladım. Görünürde dikkatimi çeken biri yoktu. Bir ara geriye baktım O anda, sarıklı, nûrani yüzlü bir zat ile göz göze geldim. Heybetine ka pılarak hemen ellerine sarılıp öptüm. Aramızda şu konuşma geçti: 

• Efendim, sorabilir miyim, hangi memlekettensiniz? 

• Türkiye. 

• Türkiye’nin neresindensiniz? 

• Bitlis’tenim. 

• Siz Seyyid Abdülhakim El-Hüseynî Hazretleri (K.S.) değil misiniz? 

• Evet. 

• Sizi çoktandır ziyaret etmek isterdim. Bir türlü nasib olmadı. 

— İnşallah geleceksin! İnşallah geleceksin! İnşallah geleceksin! 

Üç kez böyle söyledikten sonra yine benimle konuşmaya devam ettiler. 

• Sen nerelisin? 

• Filân yerliyim. 

• Sen Ali’sin değil mi?