Cinler Hakkında

I – Modern İlim Açısından Cinler

II – Cinlerin Varlığı Gerçekten İspatlanabilirmi?:

III – Gerçekten Cin Vardır mı Diyorsunuz? Ozaman Kanıtlayın ve 1 Milyon Dolar Sahibi Olun

IV – Ejderhaların devlerin perilerin varlığına inanmıyorsan şeytan melek ve cinin varlığına da inanmaman gerekir

V – Örneğin Karabasan Cinlerin Varlığının Kanıtı Olabilirmi?

VI – İslamiyette Cin Kavramı Hakkında

VII – Kur’an Sadece İnsanlar Değil, Cinler İçinde Bir Uyarı Kitabıdır

VIII – Cinler Hakkında

IX – Kur’anda Cin ile Kastedilen Mikrop Gibi Farklı Birşey Olabilir

 

I – Bilimsel Olarak Cin ve Karabasan

Modern Bilim Açısından Cinler

Bilimsel bir araştırmaya, öncelikle varsayımlardan uzak durup, olayın incelenebilmesi için uygun yöntemleri seçmekle başlanır. Eğer, elinizdeki yöntemlerin tümden yetersiz kalacağı, başka örneği veya benzeri olmayan bir olaylar grubunu inceleyecekseniz, o zaman işiniz zor demektir. Cinlerle ilgili olduğu söylenen vakalar da halka yansıtılırken, sanki ortada böylesine olağanüstü bir durum varmış da, bilim adamları çaresiz kalıyormuş gibi bir mizansen yaratılmaktadır. Böylece, meydan birtakım şarlatanlara kalmakta ve onlar da halkı dolandırmanın keyfini yaşamaktadır.

Aslında, halk arasında “cin çarpması” veya benzeri biçimde anılan ruhsal veya bedensel şikayetlerin hemen hemen hepsi alelade tıbbi vakalardır ve bu şikayetlerin herhangi bir uzman hekim tarafından incelenmesi sonucunda hastalık veya bozukluk kolaylıkla teşhis edilebilmekte, uygun olan tedavisi ne ise o yapılmakta ve hasta da sağlığına kavuşmaktadır. Ortaçağ’da henüz tıp bilimi yeterince gelişmemiş iken, hastalıkların çoğunun birtakım tabiatüstü varlıkların anlaşılamayan etkisinden kaynaklandığı inancı yaygındı. Ama, hurafelere sarıldıkça büsbütün perişan olan insanlar, sonunda işin aslını araştırmaktan daha akılcı bir yol bu­lunmadığını gördüler.

Tıp bilimi bugün de her derde çare bulacak kadar gelişmiş değil. Ama, cinlerle ilgili ol­duğu sanılan vakaların tedavisinde de hiç cin yakalayan bir hekime rastlanamadı bugüne kadar. Çünkü, o hurafelerde anlatıldığı biçimde ne cinler var ne de şeytanlar, insana saldıran. Ancak, şu önemli noktayı gözardı etmemek gerekiyor. Teşhis ve tedavide kullanılan tanımlamalar, gerek zaman içinde gerekse değişik kültürlere göre farklılıklar arzedebilir. Nitekim, mesela batı kültüründen farklı bir biçimde gelişmiş olan Uzakdoğu’daki tıp disiplini ile batının tıp disiplini birbirine uymamaktadır. Ancak, bir hastalığın iki ayrı disiplinde tamamen farklı yöntemlerle tedavi edilebildiğini de görüyoruz. Son yıllarda güncellik kazanan Akupunktur, buna bir örnek sayılabilir. Aynen bunun gibi, henüz bilinmeyen başka tıp disiplinlerinin de olabileceğini yabana atmamak lazım. Yalnız, burada sözü edilen yeni ve bilinmeyen tıp disipli­nini tanımlarken, elbette ki bir yerde bunun geçmişten günümüze kadar uzanan gelişimini de bilmek zorundayız.

Diyelim ki, hastalıkları cin-ifrit sembolleri ve bunlara bağlı tasvirlerle açıklayan böyle gizli bir tıp disiplini var da, bundan bizim haberimiz yok henüz. O takdirde, en azından bu gizli kalmış tıp anlayışına sahip kişilerin neler yapabildikleri inceleyebilmeliyiz. Gerçekten de tarihçesi uzun bir geçmişe dayanan böyle bir tıp ekolü olduğu söylenir. Ancak, bunu doğru dürüst uygulayabilenlerin sayısı yok denecek kadar azdır ve bunlar yeryüzünün belirli bir bölgesinde toplanmış da değillerdir. İşte bütün zorluk buradan kaynaklanmaktadır.

Ortaçağ’dan bu yana yazılmış, cinler, ifritler ve meleklerden bahseden, tılsımlar, efsunlar, iksirler, dualar ve anlaşılmaz yazılarla dolu o kitapların hepsi, aslında bu yarı fantastik bili­min kötü birer karikatürü gibidir. Çünkü, prensip olarak bu gizli bilimin hiçbir zaman ki­tap veya yazılı herhangi bir şey biçiminde başkalarına aktarılamayacağı, öğretilemeyeceği söy­lenir daima. Burada hakim olan düşünce, bilenlerin daima başkalarından üstün kalabilmesini sağlamak için konunun hep gizli tutulması gerektiği inancı değildir. Aksine, belirli bir ruhsal olgunluğa erişememiş kişilerin bu bilimi kullanmaya heves ettiğinde, hem kendilerine hem de başkalarına zarar vererek tabiatın – veya diyelim ki ilahi düzenin – dengesini bozmak­tan öte bir şey yapamayacaklarının kesinlikle biliniyor olması yüzünden ortada yazılı bir şey bulunmamaktadır.

Sadece zeki olmanın, bu bilimin sırlarına vakıf olmaya yetmediği söylenir. Aynı zamanda başka bilgilerle de donanımlı olmaktan, dahası bütün bunları anlayabilecek bir ruh olgunluğuna erişmiş olmaktan bahsedilmektedir. Herhangi bir insan bu seviyeye geldiğinde, kendisinde bizim henüz tanımadığımız bambaşka idrak kapıları açılacağı için, zaten kitapları okumasına da gerek kalmadığı söylenmekte ve neticede bu bilimin herhangi bir kitapta yazılı olmadığı ve hiçbir zaman da yazılmasına gerek duyulmayacağı belirtilmektedir.

Bu yarı mistik ifadelerden ne gibi bir sonuç çıkaracağınızı bilemem. Ama, bazı açıkgöz insanların, sanki bu seviyeye gelmişcesine, yapmacık bir eda ile kendilerini cahil insanlara kolaylıkla kabul ettirdiklerine ve onları sömürdüklerine her dönemde şahit olmak mümkündür. Tarih, bu gibi sahtekarlık örnekleriyle dolu. Ermiş şeyhler, el etek öptüren tarikatçılar, filanca zaman mehdileri ve daha niceleri hep aynı hırsın esiri olarak insanları aldatmışlardır. Oysa derler ki, kimin hangi mertebeye eriştiğini Hâlik’ten (yaratandan) başkası bilmez, erişmiş olan da kendini belli etmez. Yani, ben şuyum buyum diyenlerin veya tevazu ve tecahül mas­kesi altında gerdan kıranların hepsi aslında iki arpa boyu bile yol alamamış birer zavallıdan başka bir şey sayılmıyorlar.

Şimdi durum böyle iken, komşunun ısrarla tavsiye ettiği filanca hocanın nefesinden veya cinlerinden medet umar mı artık insan! Meşhur bir söz vardır; “kelin merhemi olsa, önce kendi başına sürer” derler. Eh artık, kimin keli kimin perçemi olduğunu görmek size kalmış bir şey.

Biraz önce size böyle bir gizli bilimin var olduğu söyleniyor, ama ne olduğunu bilen yok dedim. Cin-peri hikayeleri de işte bu ne olduğu bilinmeyen bilimi, yarım yamalak birilerin­den duyanların uydurdukları masallardan ibarettir. Diyelim ki siz hiç tıptan anlamıyorsunuz ve cinlerin esrarına merak sardınız. Derken, günün birinde iki hekimin konuşmasına kulak misa­firi oluyorsunuz. Hastanın EKG’si duruyor önlerinde. Koroner arter kalsifikasyonu’nun tesbiti gerektiğini söylüyor hekimin biri. Diğeri ise, majör koronerlerde stenoz olma ihtimali bulunmadığını, çünkü ne subepikardialde ne de lateralde böyle bir traslusent bant anomalisine rastlamadığını, ama fluoroskopinin ventrikül anevrizması gösterdiğini idda ediyor. Siz telaş içinde bu tek kelimesini anlamadığınız cümleleri bir kağıda not ediyorsunuz. Diyelim ki, ortada bir de diastol anatomisi için alınmış röntgen filmi var. Sonra, birden hekimlerin ora­dan uzaklaşmasını fırsat bilip EKG şeridi ile röntgen filmini kaptığınız gibi kaçıyorsunuz. Hay­di bakalım, şimdi bu hazinenizi kullanarak doktorculuk oynamaya başlayın. Kimbilir böylece kaç kişiyi öldürürsünüz veya sakat bırakırsınız!

Yazacağınız “gizli ilim hazinesi” kitabınızda ilk cinin adı herhalde majör koronerlerde stenoz olacaktır. Belki bu ikinci olur da ilkinin adı ventrikül anevrizması’dır. Sonra, EKG şeridinde uzayıp giden zigzaglı çizgileri kitabınıza kopya etmeye çalışırken gizli anlamlarından da bahsetmeyi ihmal etmezsiniz. Hele bir de hastanın röntgen filminden seçebildiğiniz şekilleri “cinlerin resmi” diye kitabınızın sonuna eklerseniz, müthiş bir şey olur. Aradan yıllar geçer. Yaşadığınız olayla ilgili başkalarına anlattığınız hikayeler, bire bin katılarak döner dolaşır ve tekrar size gelir. Kitabınızın yeni versiyonuna büyük bir heyecanla bunlan da eklersiniz. Kimbilir, belki sizin gibi başkaları da tesadüfen böyle konuşmalara kulak misafiri olmuştur. Sizin “kardiyolojik cinleriniz”in yanısıra, onlar da “oksazepam, klordiazepoksid, difenhidramin” gibi “uyku getiren cinler”den, veya genetik laboratuarından çaldıkları bir filmdeki sistik fibrosis DNA sekansında görülmeyen C-T-T ile ilgili garip şekillere ve notlara bakarak, cinleri çağırıp görünür hale nasıl getirileceğinden bahseden kitaplar yazarlar.

Gizli ilimlerle ilgili kitaplar da işte böyle “sağır duymaz ama uydurur” misali, ne olduğu­nu kimsenin anlamadığı bir bilimden kalan yalan yanlış fragmanlarla doludur.

Haluk AKÇAM

(Kaynak: http://www.gnoxis.com/modern-bilim-acisindan-cinler-43580.html)

 

II – Cinlerin İspatı:

    CİNLER
     Karabasan, peri, ruh, hortlaktan… uzaylılar, reenkarnasyona uzanan, farkında olmasak ta, var olan ve bizlerle, gerek iyilik ve daha çokta ( kafir cinlerce) gerek kötülük yapmak amacıyla hayatımıza giren cinler, Allah’ın Kur’an-da bizlere bildirdiğine göre dumansız alevden ( akıllı – enerji alanı, ışınlardan yaratılmış (55-15), maddenin içine nüfuz edebilme, içine girebilme özelliğine sahip (15-27) insanlar yaratılmadan önce uzayda var olan ve yaşayan, tıpkı insanlar gibi Allah’a ibadetle emrolunmuş (51-56) akıllı, iradeli, kadın, erkek, çocukları olan, belli bir ömürleri, olan en büyük eğlenceleri, insanların zayıf noktalarından istifade edip, onları kendilerine tabii kılabilmek olan, eskiden koyun, keçi, kedi… şeklinde insanlara görünürken, bilimin kutsal bir tanrı kabul edildiği günümüzde, uzaylı, uçan daire… şekillerinde insanlarla irtibata giren, reenkarnasyon- tenasuh- ruh göçü gibi sahte dirilme oyunları ile insanları kandıran, büyülerde kullanılan… yaratıklar olan cinler, insanların zıttı olma ( hayvanın zıttı bitki, insanın zıttı cindir.) özelliğine sahip mahluklardır.

                                                          CİNLERİN VARLIĞININ İSPATI

    Enerji aslında bir maddedir, madde de enerji. Aralarındaki fark gelip geçicidir. Çeşitli şartlarda madde enerjiye, enerjide maddeye dönüşebilir. Eğer madde, ışık hızıyla seyretmeye başlarsa, o madde ışına, enerjiye dönüşür. Tersi, eğer enerji yoğunlaşır, katılaşırsa ona “madde” deriz. Mesela bir taşkömürünü yakarsak, o değişime uğrar ve ortaya ısı, ışık (enerji) ve küller çıkar. Yani madde enerjiye dönüşebilir… Bilim adamları şu an enerjiyi yoğunlaştırıp, onu madde haline getirmeye çalışmaktadırlar.

    İşte cinler belli dualarla, bu işleri yapabilmektedirler. Yani akıllı ışınlardan oluşan yapılarını Allah’ın izniyle, belli dualarla yoğunlaştırıp görünür hale gelebilmektedirler.

     Kuantum (Quantum) fizik teorisine göre cisimler etrafa enerji yayarlar. Fakat yayılan bu enerji akarsu gibi devamlı değil, kesik kesik dalgalar halindedir. Bu dalgalar halinde yayılan enerji parçalarına kuantum denir.

   Özetle madde aslında enerjinin yoğunlaşmış ( enerjide maddenin yayılmış ) halidir. Maddeyi meydana getiren bu enerjide dalgalar halinde bulunduğuna göre dalgaların meydana getirdiği bir alemde (ses, ışın, … dalgaları) yaşıyoruz demekten başka çare kalmaz.

    Her madde dalgalar halinde yayılan enerjinin yoğunlaşmış halidir, diye özetlenebilecek bu teorileri temel aldığımızda, vücudundan geçen röntgen ışınların-dan habersiz olan insanın, yapısı bu dalgalardan meydana geldiği açıklanan yaratılmışları ( cinleri ) nasıl inkar edemeyeceği ortaya çıkar,

    Cinler vardır. Peki (aynı dinden olduğumuz Müslüman cinleri bir kenara bırakacak olursak ) Hıristiyan – ateist … cinlerden nasıl korunabiliriz ?

   Görülmeyen ışınlardan oluşan, maddeye nüfuz edebilen bu kafir cinlerden yine görülmeyen ama etkili bir kalkan oluşturan belli dualarla ( onları okurken oluşan ses-zihin dalgalarının oluşturacağı kalkanla) korunabiliriz. Bu dualar :

Euzü besmele ile ,

1- Muminun 97-98 : Rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatini ve euzü bike en yahdurun.

2- Nas – Felak sureleri

3- Ayet’el – Kursi suresi

4- Abdestli dolaşmak

Her hastalığın ilacı ayrı ayrıdır… Kafir cin musallatına karşıda ilaç yukarıdaki dualardır. Özellikle uykuda (karabasan), ruh çağırma, tenasüh (!) olaylarında …

                                                                  CİNLERİN YAŞLARI

     Hız arttıkça zaman yavaşlar… hız belirli bir noktaya ulaştığı zaman ise zaman durur. Bir örnek verelim :

    Bir taşıt uzaya yolculuk yapmaktadır. Hızını, ışık hızının 20 000’de biri kadar kabul edelim. Bu taşıt içindeki insan bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşıyor. Bir sene sonra bu araç geriye dönüp dünyaya yöneliyor. Dünyaya döndüğünde kendisi için gidiş bir dönüş bir toplum iki sene geçer. Fakat dünyadaki insanlar için tam iki asır geçmiş dünya üzerinde üç nesil değişmiştir.

    İşte bunun gibi yapıları gereği madde ile kayıtlı olmadıkları için daima yüksek hız içinde yaşayabilen cinler, normalde 70 sene civarı ömürleri varken dünyadaki insanlarla kıyaslandığında 700 – 1000 sene yaşayabilmektedirler.

                                                                CİNLERİN YAŞAMLARI

    Cinlerde, insan gibi kadın erkek iki cinsten oluşur. İnsanlar gibi evlenirler. Yer, içer, çocuk sahibi olur savaşırlar. Ben dine inananı, inanmayanı… vardır. Yaşarlar ve ölürler. Hortlak, hayalet, ruh çağırma, uzaylı, peri. Uçan daire, tenasüh… gibi adlandırılan tüm görüntüler aslında cindir. Fakat batılılar, cinleri bilmedikleri, değiştirilmiş İncil’de, günümüz Hıristiyanlığında cin konusu ve onların özelliklerinden bahsedilmediği için cinlerin göründüğü her surete batılılar ayrı bir isim (uzaylı, uçan daire, ruh, peri, hayalet….) vermektedirler. Halbuki bizler, cinleri bize tanıtılan yüce Rabbimize hamt olsun ki onların bu oyunlarına gelmiyor ve onları asıl hüviyetleri ve adları ile tanıyabiliyoruz.

                                                            CİNLER İNSANLARI NASIL ALDATIR

     Cinler hipnotizma ve trans esnasında, büyü için kullanıldıklarında, ruh(cin) çağırma seanslarında, uzaylı kılığında insanla temasa geçtiklerinde… insanlara musallat olabilirler. Bedenimizi beyin vasıtasıyla yöneten ruhu, bedeni veya bir rahatsızlık esnasında ( loğusalık anında, çok sinirli, öfkeli olduğumuz, aşırı duyarlı, hissi olduğumuz anlarda, geceleri aşırı çıplak olduğumuz anlarda …),beynin yönetiminden uzaklaştırıp vücudun yönetim merkezini ( beyni ) ele geçirmesi ile cin çarpması, cinin musallat olması gibi olaylar gerçekleşir. Cinler insanları birkaç şekilde aldatabilir :

1- Müslüman’ı ( cahil, bilgisiz olanları) , İslami gayeler görüntüsü altında , o kişinin İslam’a olan yakınlığını istismar ederek kandırır.

    Cinler cahil Müslümanlarla falanca evliya, melek… zamanla da tanrı olarak irtibat kurarlar. O Müslüman’a yakın gelecek hakkında yalan-yanlış bilgiler getirir, olağanüstü rüyalar gösterir, bazı zor anlarda ona yardım ederler. Çevresindeki insanların rüyalarına girer ve o saf Müslüman’ın kendini veli, olağanüstü bir kişi zannetmesine sebep olurlar. Hastaları tedavi ettirir, felçlileri yürütmeye başlatırlar. Böylece o cahil Müslüman’ın çevresine insanlar toplamaya başlanır. Cahil insan zamanla kendini gerçekten veli, olgun bir mürşit sayar ve bu sayede bir cin bir insan vasıtasıyla binlerce insana hükmeder. Türkiye’de İskender Erol Evrenesoğlu (Tıklayınız), Zühre Ana (Tıklayınız), Bülent Ö. (Tıklayınız) , Pakistan’da Kadıyaniliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed Kadıyani (Değmez!) … gibi.

   Cinler böyle durumlarda önce dini emirleri insanlara uygulatır. Namaz, sadaka … gibi. Sonra asıl isteklerini, gayri İslami emirlerini Müslümanlara uygulatır. İtikatları bozulan Müslümanların tenasühe inanmaları, kendini veli zanneden saf Müslüman’ın mesih, mehdi… zamanla tanrı olduğunun çevresindeki insanlara tanıtılması gibi inançlar yaygınlaştırılır.

2- Müslüman olmayanları hümanist, insancıl gayelerle kandırır cinler.

     Ruh çağırma, transla ruhlarla irtibata girme esnasında görülen cinler, kendilerini başkalarının ruhu, uzaylı, tanrı … gibi göstererek insanları kandırırlar.

     Ruh Çağırma : Örnekle açıklayalım: Tom farkında olmadan bir cinle yıllar geçirir. Sonra Tom ( çoğun-lukla intihar ederek , öldürülerek… ) vefat eder. Cin uzaya çıkar, dünyadan uzaklaşır. Aradan 200-500 sene geçer. Tomun torunlardan Nike, dedesinin ruhu (!) ile irtibata girmek için bir ruh çağırma seansı düzenlerler. Seans esnasında transa geçen toplulukla uzaydaki cin arasında zihinsel bir irtibat kurulur (telepati ) . Çin çağrıyı alır dünyaya döner ve kendisi için 10- 20 sene, dünyadakiler için geçen yüzyıllar öncesini anlatmaya başlar. Hem de en ince detaylarına dek… Seanstakiler, gelenin Tom’un ruhu olduğuna kesin inanmışlardır. Cin’de kendini dinleyecek cahil bir grup bulmuştur. Oyun böylece başlar…

     Tenasüh: Daniel evini farkında olmadan bir cinle paylaşır. Zamanla Daniel anormal bir şekilde, intihar, cinayet… ile ölür. Cin o anda dünyanın herhangi bir tarafında yeni doğmuş bir bebeğe musallat olur. Duasız abdetsiz bir ortamda çocuğun irade,beynini kolaylıkla ele geçirir cin. Çocuk biraz büyüyüp konuşmaya başlayınca kendi içine Daniel’in ruhunun girdiğini söylemeye başlar. Görmediği ev, kişi hakkında çok gizli, sır gibi bilgileri ailesine anlatır ve bu bilgiler doğrudur da… Konuşan çocuktur fakat konuşturan cindir. Bilgileri çocuk konuşur ama cin anlattırır.

     Dışarıdan bakınca , mantıklı bir sonuç çıkarabilmek için çocuğun içine Daniel’in ruhunun girdiğini kabul etmekten başka çare yoktur. Halbuki çocuğun içine giren cindir ve tenasüh diye de bir şey yoktur.

     Uzaylılar : Eskiden görülen perili ev, konuşan hayvanlara… inanmayan, onları gördüğünü söyleyen her insanla alay edenleri aldatıp, kendilerine tabi kılıp, bu şekilde kendilerine inanmayanlarla eğlenip alay etmek isteyen cinler uçan daire, uzaylı kılığında çevrelerine görünürler.

       Halbuki köyde hayvan, şehir de uzaylı gibi görülen her iki şekil aslında aynıdır, cindir.

      Uzaylılar kılığında görülen cinler, görünür hale geldiklerinde genellikle büyük, patlak gözlü, boyları küçük kolları uzun… şekil de görünürler.

       Büyü : Büyünün özü, kökü cinlere dayanır. Bir kelime grubunun belli sayıda, yan yana okunması ile meydana gelir .

      İnsan beyninin devamlı ürettiği elektro manyetik dalgalar belli kelimelerin tekrarı ile adeta bir şifreyi oluştururlar. Bu şifre belli cinleri harekete geçirir ve o şifreyi açan kişinin isteklerini yapmak durumunda kalır…

       Büyü vardır fakat dinimizce haram kılınmıştır.

     Özetle cinler ( camdan geçen güneş ışınları gibi…) maddeye nüfuz edebilme özelliklerine sahiptirler. Fakat her halükarda insanlar cinlerden üstündür. Gerek zeka, gerek ( dua okuyarak cinlere) tesir etme yönünden . Yeter ki cinlerden çekinmeyelim korkmayalım.

     Korkulacak tek varlık, Yüce yaratıcı, ahiret gününün sahibi olan Allah’tır. Zaten Allah’tan, sadece Allah’tan korkana ne cin , nede insan tesir etmez , onu korkutamaz. Çünkü o insanın vekili, koruyucusu her şeyin üstünde. Rab, İlâh, Malik, hafız … olan Allah’ü Teala olur.

     NOT :HZ. RESUL ,”MİKROPLARI” BİLİYOR İDİ! BİR HADİS-İ ŞERİF’LERİNDE : ” TEZEK VE KEMİKLERLE TEMİZLENMEYİN, ÇÜNKÜ ONLAR CİNLERİN AZIĞIDIR.” (Müslim, Salat 150 (450); Tirmizi, Tefsir, Ahkâf (3254); Prof. İbrahim Canan, K. Sitte: 4/244; İmam-ı Şiblî, Cinlerin Esrarı, 96  BUYURMUŞLARDIR. BİLİNDİĞİ GİBİ HAYVAN TEZEKLERİ VE KEMİKLER MİKRO ORGANİZMALARIN ,MİKROPLARIN ÜREYİP ÇOĞALDIĞI YERLERDİR. HZ. RESUL İNSANLARA SAKINMALARI GEREKEN MİKROPLARI , O DÖNEMDEKİ İNSANLARIN SAKINDIĞI DİĞER BİR ŞEY İLE; CİNLERLE AÇIKLAMIŞ VE İNSANLARI MİKROPLARDAN UZAKLAŞTIRMAYI AMAÇLAMIŞTIR. DİĞER BİR HADİSTE ” ÇÖPLERİN CİNLERİN TOPLANTI YERİ OLDUĞU”(Abdurrezzak, Musannaf, XI, 32 ) BİLDİRİLMİŞTİR…ÇÖPLERDE BOL MİKTARDA NE OLDUĞUNU BELİRTMEYE GEREK YOK HERHALDE…! YİNE HZ. RESUL: ” TIRNAKLARIN  UZATILMAMASI GEREKTİĞİNİ ,YOKSA  İÇLERİNE CİN GİRECEĞİNİ ” BELİRTİR…BAKIMI ZOR UZUN TIRNAKLARIN İÇLERİNE NE GİRECEĞİ MALUMDUR.BAŞKA HADİSİNDE “Kapların ağızlarını örtün, dağarcık (ve tulukların) ağzını bağlayın.” (Buhârî, Eşribe: 22, Bed’ü’l-Halk: 11, 14, İsti’zân: 49, 50; Müslim, Eşribe: 96-99, (2012-2014); Ebû Dâvud, Eşribe: 22, (3731-3734), “Şu kenefler, (cin ve şeytanların) hazır bulundukları yerlerdir.” Ebû Dâvud, Tahâret: 3, (6); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/380) BUYURURLAR…

    HZ. RESUL , ZATEN DEVAMLI KAFİRLERCE ELEŞTİRİLEN ” YALANCI, CİNLENMİŞ…” İFTİRALARINA MARUZ KALMIŞ BİRİ İDİ.BİR DE GÖRÜNMEYEN , HASTALIK SEBEBİ KÜÇÜK CANLILARDAN BAHSETSE – MEKKE’Lİ MÜŞRİKLER CİN’E İNANIYORLARDI – İFTİRALARIN DOZU İYİCE ARTACAKTI.HZ. RESUL’DE BİLİNEN BİR DİĞER KAVRAM – CİN – İLE İNSANLARI MİKROPLARDAN SAKINDIRMAYA ÇALIŞMIŞ VE BAZI HADİSLERİNDE CİN KELİMESİNİ MECAZİ ANLAMDA, MİKROP ANLAMINDA KULLANMIŞTIR!

(Kaynak: http://www.islamustundur.com/konular/cinler.html)

 

III – Gerçekten Cin Vardır mı Diyorsunuz? Ozaman Kanıtlayın ve 1 Milyon Dolar Sahibi Olun

Gerçekten “cin vardır” mı diyorsunuz ?

Bakınız size ne söyleyeceğim :
1- James Randi Vakfı’na giderek cinlerin varlığını ispatlayınız.
2- Ödül olan 1 milyon USD’yi alınız.
3- İsterseniz afiyetle yiyiniz, isterseniz ihtiyaç sahiplerine dağıtarak hayır duası alınız.
4- Cinlerin varlığını ispatlayan kişi olarak tarihe geçiniz.
5- Cinlerin varlığı İslam’ı da ispatlamış olacağı için, inanmayan kişilerin imana gelerek yanlıştan dönmelerini sağlamış ve ahiretlerini kurtarmış olunuz.
6- Peygamberden, hatta Allah’tan bile daha medeni ve etkili bir tebliğ yapmış olunuz.
7- Çok basamaklı sayıda sevap kazanınız.

Peki ispatlayamıyorsanız siz ne yapacaksınız ?

Sevgiler

(Kaynak: http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:MfoCe4nwVUYJ:www.agnostik.net/viewtopic.php%3Ff%3D7%26t%3D7701%26start%3D15+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr)

 

James Randi Kimdir?

James Randi’nin hararetle şarlatan medyumları alaşağı etmesi

Efsanevi skeptik (şüpheci) James Randi, sahnede ölümcül dozda homeopatik uyku ilacı aldıktan sonra, mantık dışı inançları sorgulayan 18 dakikalık bir konuşma yapıyor.

Efsanevi skeptik (şüpheci) James Randi, sahnede ölümcül dozda homeopatik uyku ilacı aldıktan sonra, mantık dışı inançları sorgulayan 18 dakikalık bir konuşma yapıyor. DÜnyanın ünlü medyumlarına bir de teklif getiriyor: Yaptığınızın gerçek olduğunu ispat edin, size 1 miyon dolar vereceğim. ( Henüz bu teklifi kabul eden olmadı.

Randall James Hamilton Zwinge adıyla Kanada Toronto’da dünyaya gelen James Randi (d. 7 Ağustos1928) veya sahne adıyla “The Amazing Randi” illüzyonist ve sözdebilim alanındaki hileleri ortaya çıkarmaya çalışan ateist bir araştırmacıdır. James Randi Eğitim Vakfı’nın kurucusudur. Randi’nin eğitim kurumu herhangi bir paranormal, doğaüstü veya okült bir güce sahip olduğunu bilimsel testler altında kanıtlayan kişiye 1 milyon dolar ödül vereceğini açıklamıştır. Bugüne kadar bu ödülü kazanabilen kimse olmamıştır.

Randi, 1996 yılında James Randi Eğitim Vakfını (JREF) kurdu. Kar amacı gütmeyen bu vakıf, kamuoyunu ve medyayı kanıtlanmamış iddiaların peşinden gitmenin tehlikeleri hakkında bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Vakıf, dernek üyelerinin katkıları, bağışlar ve konferanslar sayesinde finanse edilmektedir. JREF, 2003 yılından beri, “The Amaz!ng Meeting” (TAM) adıyla, bilim insanları, şüpheciler ve ateistlerin bir araya geldiği toplantılar düzenlemektedir.

http://www.ted.com/talks/lang/tr/james_randi.html

(Kaynak: http://www.cazete.com/illuzyon/james-randinin-hararetle-sarlatan-medyumlari-alasagi-etmesi-h390.html)

 

IV – Ejderhaların devlerin perilerin varlığına inanmıyorsan şeytan melek ve cinin varlığına da inanmaman gerekir

Bana göre ruh cin şeytan melek vs vs eski diinlerde anlatılan ejderha peri dev gibi karakterler gibidir.Bir zamanlar onların gerçek olduğuna inanılırdı.Şimdi ise cin ruh şeytan melek var sanıyorlar.Açıkçası insanımız doğaüstü şeyleri dinleyip inanmaya hazırdırlar.

Kısacası ejderhaların devlerin perilerin varlığına inanmıyorsan şeytan melek ve cinin varlığına da inanmaman gerekir.Bu musallat olma sözleri falan insanın kafasında oluşturduğu şeyler.Hiçbir ruh sağlığı problemi olmayana cin musallat olmuyor şansa bakın.Çok kişi cin gördüğüne dair yemin edebilir ama aynı şekilde uzaylı gördüğünü iddia eden gezegenlere ışınlandığını sanan kendinini peygamber ilan edip bunun için yeminler eden ve gerçek sanan sayısız insan var.Kişisel deneyimler hiçbir şeye kanıt değildir…

(Kaynak : http://www.facebook.com/#!/karikateist?fref=ts)

 

V – Örneğin Karabasan Cinlerin Varlığının Kanıtı Olabilirmi? 

rüya görürken bilinciniz zihninizdeki görüntüleri gerçek zannetiğinden bedeninizin buna tepki vermemesi için geliştirilmiş bir koruma sistemi mevcuttur. rüya gördüğünüzde hareket edemezsiniz çünkü kısmi felç geçirirsiniz ancak bu süre dahilinde bilinciniz açıktır: aksi halde rüya göremezdiniz. yani şu; vücudumuz hayalimizde bir canavar gördük diye yataktan fırlayıp koşmamızı istemiyor.

ancak bu mekanizmanın bir bug’ı mevcut: takılı kalabiliyor. bu durumda yarı uykulu sersem bir halde üstelik kısmi felç içerisinde kala kalırsınız.

e-kolay.net’ten karabasan;

rüyada gördüğümüz aktivitelerin fizyolojik etkisi, tıpkı günlük hayatta açık bilinçle yaşadıklarımızın aynısıdır. rüyamızda, koşmak, şarkı söylemek, kaçmak aktivitelerinde bulunuyorsak beyinden kaslara bu fonksiyonlar için emirler gider. rem uykusu sırasında oluşan bu hareket emirlerini ‘’locus coeruleus’’ noktası durdurur. bu nedenle kişi hareket etmek istediği halde hareket edemez. uyku esnasında kişileri korumaya yönelik oluşmuş bu güvenlik sistemi, özellikle heyecanlı rüyalarda kişiye felç olmuşluk duygusu verir. insan rüyasında da kaçmak istediği halde kaçamadığı, koşmak istediği halde koşamadığı rüyalar görür. bu felç olmuşluk hissi, korkunç rüyalarda kabusa dönüşür ve abartılı korku tepkileri (hızlı kalp çarpıntısı, ter içinde kalmak, ağız kuruluğu v.b) hissederek uyanan kabus sahipleri karabasan sanrısı ile kalkarlar.

siz isterseniz yine karabasan hikayelerine inanmaya devam edin, ama karabasan denilen şey, bildiğimiz ‘’kabus’’ ya da bir tür ‘’uyku bozukluğu’’ (kaynak e-kolay.net)

İnsan yorumlarına göre karabasan nedir?;

herhangi bir ruhani ya da bilimsel açıklamanın olayın yaşanışı esnasında insanın içini rahatlatmadığı sinir bozucu durum. bunca yıl zarfında dönem dönem deneyimlediğim, bazen peşpeşe bazen uzun yıllar sonra nadiren başa gelen ama gerçek ama rüya, acayip bir rahatsız edici hadisedir.

en son bu sabah üstelik gündüz uykusunda peşpeşe yaşanmıştır tarafımdan. kimisinde tamamen içinde bulunduğum odada herşey birebir aynıyken, insana uyanıkmış da hiçbir şeye ulaşamıyor, hiçbir şeyi etkileyemiyormuş gibi bir felç duygusu yaşatırken, kimisinde tamamen sanal bir alemde kendi kurgunuz ya da kurgulatılışınız içinde geçirdiğiniz felcimsi durumlardır. hele ki bu sabahki bonus olarak rüyada rüya görmek ile birleştiğinde tadından yenmez.

bugüne kadar kabuslar hariç bu tür karabasanlarda herhangi bir cismani varlık görmemekle birlikte ilk kez yine bu sabah salonda uzandığım koltukta yanımda olduğunu varsaydığım arkadaşıma beni kurtarması için bağırmaya çalışıp sesimi duyuramazken nedense birden beni bu hale sokanın kim olduğunu merak edip sokak kapısına doğru gözümü oynatabildiğimde kapıdan geçmek sureti ile dışarı çıkmakta olan siyah kum taneleri şeklinde bir siluetin bana bakmakta olduğunu gördüm.

(bkz: bana damdan dusen birini getirin)

(masseur, 24.01.2006 12:44)

-en kötü hallerinden biri yine evde yalnızken kıpırdayamadığınız uykuların birinde bir elin omzunuza dokunup bir süre bu şekilde kalması, sizin de ne yapacağınızı bilemez durumda uyanmayı beklemenizdir.

-sık sık yasayan herkesin sonunda kafasinda normallestirdigi bir tur uyku bozuklugudur. dolayisiyla uykuda karabasan diye anilan moda gecilince ‘yine mi’ diye hayiflanip beklenilir, bir sure sonra da beyin vucudu hareket ettirebilme yetisini geri kazanir. butun vucut uyanmaya kastigindan gercekten biri sizi sarmis sarmalamis gibi kol, bacak agrisi ile uyanabilirsiniz. yillar yillar evvel bir takim bilimsel aciklamalariyla eksisozlukte karsilasmis ve aydinlanmistim, sagolasin sozluk ve sozlukculer.

Benim kisisel kanaatim genelde bir takim enteresan, huzursuzluk verici ruyalarin ortasindayken panikleyip uyanmak istemek, uyanamamak ve o esnada da gorulen ruyayi iyice kabusa donusturmek seklinde bir sey oldugudur. ‘uyanigim ama hareket edemiyorum’ hissidir elbette en yaygin sonucu. ama bir sure sonra o kabusun bir ruya oldugunun dahi ayirdina vararak ‘bitse de gitsek’ rahatligina burunebiliyor bunye. ancak bu olgunluga erisene kadar da uykusuz geceler gecirmek, gece yorgun bir vaziyette gec yatmaktan cekinmek ve bol bol sıkıntı cekmek kacinilmazdir biraz.

(selviboylumalyazmalim, 19.10.2005 04:19)

tamamiyla “fiziksel”, “maddesel” vs (ne derseniz) sebeplere dayanan; metafizikle, ocuyle ve bocuyle alakanin yanindan uzagindan gecmeyen bir durumdur.

“yahu sen ne diyorsun? gecen gun ba$ima geldi iki gun depresyona girdim” diyenler bu $ekilde (bilimsel) aciklamasi yapilmaya cali$ildiginda kizar durur yillardir ama boyleyken boyle. benim de ba$ima geldiginde gayet canim sikiliyor ama bu tur zamanlarda “allahim cinler periler succubuslar musallat oldu yarabbim” $eklinde kendimden gectigimden degil, bu soruna sebebiyet verecek hayat ko$ullarindan (stres, uyku duzeni bozuklugu gibi sebeplerden) tiksiniyorum.

ayni $ekilde, bireyin gozunu actiginda kar$isinda bir cift parildayan goz, bir tuy yumagi, 55% $effaflikta bir katman veya havuc gormu$ olmasi, o maddenin orada bulundugu anlamina gelmez. bunlarin tamami du$ulen durumun ani ve cok can sikici olmasindan dolayi meydana geldiginden beynin yarattigi imgelerdir sadece. $ahsen bu tarz metafizik geyiklerini cok eglenceli bulsam, efsaneleri, fantastik kitaplari hatmetsem, dini kitaplardaki bu tarz yerleri merakla kurcalasam da gercek hayatta bunlara inanmak gibi bir yukumlulugum olmadigi icin bu durumla kar$ila$tigimda siyah bir cisim, bir mohini, kil ya da tuy gormemekteyim. “ben gordum banane banane sen gormedin, hayir beni anlamiyorsun” $eklinde klasik kiz arkada$ tribiyle bana ciki$an bir arkada$im olmu$tu vakti zamaninda ki bunun da cok rasyonel olmadigina inaniyorum zira uyku denen ve benim ya$amima nadiren ugrayan sorunlu kavramla ugra$irken halusinasyon gormeye varan deneyimler ya$adigim icin neyin gercek neyin hayal oldugunu da ayirt edebiliyorum.

insanin cok zor bir durumda, cok korktugunda ya da heyecanlandiginda da beyninin ona boyle oyunlar oynamasini anlayabilmenin cok zor olmadigini inaniyorum, gorulen $ey ne kadar gercek olsa da. etraf sava$larda olum korkusunun etkisiyle sapitan askerlerin, siradi$i durumlarda gerceklikle ilgisi kopup sacma sapan anekdotlar verenlerin hikayeleriyle dolu, kimse de bunlari “vay ulan adam bizim yapamadigimizi yapiyor, diger tarafla baglantiya geciyor” $eklinde degerlendirmiyor. kaldi ki ben de severim kendi hayal dunyasinda ya$ayanlarla ilgili ve aslinda o hayallerin “gercek olabilecegini” anlatan filmleri, ama film i$te.*

bu nedenle, bu tarz psikolojik/psikiyatrik problemler ya$ayan ki$ilerin kafayi “karabasan, cin, yaratik, uzayli” gibi kaliplara takip sorunu daha da derinle$tirmesindense cozumu dogru yerde aramasi ve onune gecmesi en dogrusudur. emin olun “3 kuluvallah 1 elham” da i$inize yarar, dogru*. ancak psikolojik olarak ya$ayacaginiz bu rahatlama sizi geceler boyu bu “varlik” hazretlerinden korumayabilir, sizin varlik zannettikleriniz de sinir sisteminizle ilgili cok daha ciddi problemlerin suyun ustunde gorunen kismi olabilir. o yuzden sizi once uyku felci ba$ligina, daha sonra da ilgili saglik kurulu$una alalim (aramizda psikojik destek alanlara ya da psikiyatrik tedavi gorenlere cot diye deli damgasi yapi$tiracak andaval bulunmadigini varsayarak bunu rahatca oneriyorum).

son soz olarak, “bilim aciklayamadi olm bunu ne diyosun? demek ki metafizik” demenin de cok yararli olmadigi su goturmez, cunku kimsenin “bilim dunya uzerindeki her $eyi acikladi ulan” $eklinde garip yakla$imlari oldugunu du$unmuyorum. halihazirda uyku felci icin ara$tirmalar surmekte ve akla yatkin bazi varsayimlar bulunmaktadir, ileride tam anlamiyla aciklanabilir veya insanligin sonuna kadar yarim yamalak cozulmu$ bir sir olarak da kalabilir.

ben de isterdim o sacma sapan “ses”leri duyarken elimin bir hareketiyle bir $apka kapayim, zengin olayim ya da kulagimdaki kupeyi bir varliga batirip super bir hizmetkara sahip olayim ama olmuyor, herkes $ansli dogmuyor…

(marsec, 29.11.2005 03:54)

 

VI – İslamiyette Cin Kavramı Hakkında

Cin Nedir?

Cin : Kelime anlamı örtülü, gizli şey demektir. Terim olarak ateşten yaratılmış, her şekle girebilen, duyu organları ile algılanamayan ruhanî ve gizli varlıklardır. Bizler cinleri göremiyoruz. Ancak cinlerin varlığını Kur’anıkerim’den öğreniyoruz.

Cinler, insanlara göre farklı bir yaradılışta olduklarından çok hızlı hareket edebilen,
kısa sürede uzun mesafelere gidebilen varlıklardır. Tarih; insanların bazı dönemlerde cin, melek ve şeytanlara taptıklarını kaydeder. Kur’an bu davranış ve inancı reddeder. Kur’an cinlerin insanlar gibi bir topluluk olduğunu haber vermektedir Zariyat suresi 56. ayette: “İnsanları ve cinleri ancak beni bilip ibadet etmeleri için yarattım” buyrulmaktadır.

Cinler de insanlar gibi Allah’a karşı yaptıklarından sorumludurlar. Yani Allah’ın emir ve yasakları da cinlere iletilmiş, onların bir kısmı inanmış bir kısmı ise Allah’a inanmamıştır. Yine Kur’an’da:
“Ey Peygamber! Onlara de ki: Cinlerden bir grubun Kur’anıkerim dinlediği bana bildirildi. Onlar şöyle demişlerdi: Muhakkak ki biz doğru yola götüren, akıllara durgunluk ve hayranlık veren bir Kur’an dinledik, ona inandık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.” (Cin 1-2) denilmektedir.

Müslüman bir kimsenin cinlerden korkmaması ve Allah’ın izni olmadan kimsenin başkasına zarar veremeyeceğine inanması gerekir. Kur’anıkerim’de “Felâk” ve “Nas” sureleri her türlü kötü varlığın şerrinden Allah’a sığınmak için okunabileceği hadislerde belirtilmiştir.

Şeytan, ateşten yaratılmış, cinler alemine ait bir varlıktır. Ateşten yaratılmış olmayı ileri sürerek Adem’e secde etmekten kaçınmıştır. Böylece Allah’a isyan etmiş ve Allah’ın lanetine uğramıştır. Cezası kıyamet gününe kadar ertelenmiş ve bu zamana kadar doğru olmayan isyancı insanları saptırmak görevini üstlenmiştir. Kur’an’da onun isyanı şu şekilde anlatılmaktadır;

“Meleklere, Adem’e secde edin demiştik. İblisten başka hepsi secde etmişti. O cinlerden idi, Rabbinin buyruğu dışına çıktı.” (Kehf 50)

“Allah şeytana buyurdu ki sana emrettiğim vakit seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblis; ‘Ben ondan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten, onu topraktan yarattın.’dedi. Allah ise (cennetten ve meleklerin arasından) ‘oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık çünkü sen aşağılıklardansın’ dedi. Şeytan ‘bana tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver’ dedi. Allah ‘haydi sen mühlet verilenlerdensin’ buyurdu” (Araf 12-15)

Şeytan ilk günahı Cennette bulunan Hz. Adem ve Havva’ya işletmiştir. Allah, Cennette bulunan Hz. Adem ve Havva’ya bütün nimetleri serbest bırakmış fakat tek bir ağaca yaklaşmamalarını istemiştir. Şeytanın onlara tuzak kurması sonucu onlar o yasak ağacın meyvesinden yemişler ve Allah’a verdikleri sözü tutmamalarının bir cezası olarak Cennetten çıkarılmışlar ve yeryüzüne gönderilmişlerdir. Bundan sonra şeytan kıyamete kadar insanları Allah’ın yolundan ayırmak ve günah işlemelerini sağlamak amacıyla çalışacaktır.

Şeytan, melek ve cin gibi Kur’an’da varlığı kesin olarak bildirilmiş varlıklardandır. İnsanları kötülüğe çağırmaya gayret eder. Çünkü kibir ve gururundan dolayı Allah’a isyan etmiş ve kıyamete kadar insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmak için bir imtihan aracı olmuştur. Önemli olan, bizlerin kötülüğün sembolü olan şeytanın çağrısına kulak vermemesidir. (Anlatım: Dr. Mustafa Akman www.dinibil.com )

(Kaynak : http://dinibil.com/default.asp?L=TR&mid=1488)

 

Cin Kavramı

a- Kelime Manası: C-N-N kelimesinden gelir; gizledi, örttü, muhafaza etti anlamlarını taşır. Bahçeye, toprağı güneşten saklamasından dolayı “cenne”; kalkana, savaşçıyı muhafaza ettiğinden “cunne” veya “mecenne”; ana rahminde korunan, gizlenen çocuğa “cenin” denmiştir.

Bütün bu manalardan hareketle, gözden ve idrakimizden gizli olduklarından ayrı bir varlığa da cin denmiştir. Biz bu varlığın mahiyetine ancak Kur’an aracılığı ile vakıf olabiliyoruz.

b- Kur’an’da Cin: Cinler, Allah’ın yarattığı ve insanların karşıtı olan varlıklardır. Yaratılış bakımından da insanlardan farklıdırlar:

“(Allah) İnsanı ateşte pişmiş gibi kuru çamurdan yarattı. Cinleri de yalın bir ateşten yarattı,” (55/Rahman, 15)

“Andolsun Biz, insanı balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık. Cinleri de, daha önce, nüfuz eden alevli ateşten yarattık.” (15/Hicr, 26-27)

Kur’an cin kelimesini yukarıda verdiğimiz sözlük anlamında çeşitli yerlerde ve yine farklı varlıklar için kullanmıştır. Bunlara -metin içinde verdiğimiz örneklere ilaveten- bir kaç misal verecek olursak:

1- Melekler için;

“Allah ile cinler arasında bir soy bağı icad ettiler.” (37/Saffat,158)

Burada söz konusu olan müşriklerin, melekleri Allah’ın kızları addetmeleridir. Müşrikler, meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inanıyorlardı:

“Ve Allah’a kızlar isnad ediyorlar.” (16/Nahl, 57)

“Rahman çocuk edindi, dediler. O münezzehtir,” (21 /Enbiya, 26)

“Şimdi sor onlara, Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı? Yoksa biz melekleri onların gözleri önünde dişi mi yarattık? “(37/Saffat, 149-150)

Saffat suresinin yukarıda verdiğimiz ayetlerinin devamında, “Allah ile cinler arasında bir nesep uydurdular..” (ayet, 158) denmekte ve burada kastedilenlerin melek olduğunu anlamaktayız.

Zira biliyoruz ki Arap müşrikler cinlerin insanlarla ilişkide olduğuna inanıyorlar, işin doğrusu cinlerden korkuyor ve onlara pek de iyi gözle bakmıyorlardı. Dolayısıyla Allah’a nispet edilen cinlerden kastedilen meleklerdir.

Meleklerle cinlerin aynı varlık için kullanıldığına, Adem’in yaratılışını anlatan ayetlerde de şahit oluyoruz. Rabbimiz meleklere, Adem’e secde etmelerini emretmekte fakat aynı emre muhatap olan birisi secde etmemektedir:

“Rabbin meleklere: “Ben bir insan yaratacağım… Ona secde edin demişti. İblis’in dışında bütün melekler secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.” (15/Araf, 28-31)

“… Sonra da meleklere “Adem’e secde edin” dedik. İblis’ten başka hepsi secde etti, O secde edenlerden olmadı.” (7/Araf, 11)

Burada emir melekler topluluğunadır ve İblis de o topluluğun bir ferdidir. Normalde Adem’e secde etmesi gerekirken, asi olmuş, Allah’a itaaten imtina etmiştir. Sebep olarak da yaratılış farklılığını göstermiştir:

“? Beni ateşten O’nu çamurdan yarattın, ben O’ndan üstünüm…” (7/Araf, 12)

Daha Adem’in yaratılış arefesinde de zaten meleklerin bir kuşkusu mevcuttu. Rabbimiz yeryüzünde bir halife yaratacağını meleklere haber verince melekler aceleci bir tavırla şöyle demişlerdi:

“Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birisini mi yaratacaksın? ” (2/Bakara, 30)

Akabinde hatalarını anlamışlar ve İstiğfar etmişlerdi.

İkinci bir emirde, yine topluca itaat etmişler fakat İblis itaatten çıkmıştır. Bu itaatsizliğinin ardından Kur’an onun bir diğer yönünü de bize bildiriyor:

“Meleklere: ‘Adem’e secde edin! demiştik. İblisten başka hepsi secde etmişti. O CİNLERDEN İDİ….” (18/Kehf, 50)

Buradan şu kanıya varabiliriz:

Melekler ve cinler aynı cinstendir. Fakat melekler Allah’a itaatten dışarı çıkmayan, O’na kullukta kusur etmeyen sadık kullardır. Bunların karşıtı ise cin şeytanlardır. Burada nev (tür) anlamında cin, aynı zamanda olumsuz olarak da kullanılmıştır.

Bu husus tıpkı Nas (insan) gibidir. Kur’an’da İnsan hep olumsuz yönüyle zikredilmiştir. Tıpkı Cin gibi. İnsan (Nas) daha sonra tavır ve tutumlarına göre sıfatlar alır: Mü’min, Kafir. Mü’min hep olumlu olarak geçer. Kafir ise hep olumsuz kutbu temsil eder. Fakat her ikisi de sonuçta insandır. Ama insan (Nas), dediğimiz gibi yalın olarak kullanıldığında olumsuz yönleriyle anılır.

2- İnsanlar için;

Cin kelimesi, tanınmayan, bilinmeyen, yabancı insanlar için de kullanılmıştır.

“Bir zamanlar, cinlerden bir grubu Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde: ‘Susun’ dediler. Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.

Ey kavmimiz, dediler, biz Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, Hakka ve doğru yola götüren bir Kitab dinledik.

Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun. O’na inanın ki, günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.” (46/Ahkaf, 29-31)

Rasulullah Muhammed bir beşerdi (41/6; 18/110). Ve o, insan nevine gönderilmiş bir elçiydi. Kendisi dışında (insan olmayan) varlıklara gönderilmesi söz konusu olamazdı. Zira müşrik Araplar, Rasulullah’ın risaletine bu noktada itiraz ediyorlar ve şöyle diyorlardı;

“Bu peygambere ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olarak bir melek indirilmeli değil mi? dediler.” (25/ Furkan, 7)

“…(Müşrikler):’Bir insan mı bize yol gösterecek’ deyip inkar ettiler…” (64/ Teğabun, 6)

Fakat Allah’ın sünneti gereği her türe kendi cinsinden elçi gönderilir. Hatta tür bir yana her kavme dahi, dilinin anlaşılabilmesi için kendi içlerinden biri rasul olarak gönderilir. Yabancı birinin kendinden olmayan, başka bir dili konuşan kavme elçi olarak gönderilmesi, inkarcılara mazeret teşkil edeceğinden, vaki olmamıştır. Kur’an müşriklerin bu saçma itirazlarına şu ayetle cevap verir:

“De ki, eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara bir meleği elçi gönderirdik. ” (17/İsra, 95),(Bkz. 6/19)

Bütün bunlardan şu sonuca varmak istiyoruz:

Rasulullah bir beşerdi ve O, beşer (insan ) soyundan olanlara Rasul olarak gönderilmişti. Yaratılışı farklı, insanlar için gayb olan bir varlık alemine de elçi olması söz konusu değildir. Dolayısı ile O cinlere de gönderilmiş bir elçi değildi.

Bu sebeple Ahkaf suresinde geçen cin topluluğunu (yabancı) insanlar anlamına hamlettik. 30. ayet bu insanların olup bitenlerden haberdar olduklarını, tevhidi mücadeleyi yakından takip ettiklerini, Musa (a)’ya indirilenle, Muhammed (s)’e indirilen arasında bir mukayese yaptıklarını açık bir şekilde göstermektedir.

Bütün bu açıklamalarımızdan hareketle, Süleyman (a) kıssasında geçen cin kavramını, insanlar için kullanılan manasına hamlettik. Rabbimiz nasıl ki cinlerin şerrinden kendisine sığınmamızı istiyor ve cinlerin O’nun izni olmadan insanlar üzerinde bir tasarrufları olamayacaklarını bildiriyorsa, aynı şekilde insanların da cinler üzerinde bir tasarruflarının olamayacağı kanaatindeyiz. Ama şurası unutulmamalıdır ki bu sadece kişisel bir görüştür. Ve biz nihai olarak ancak Kur’an’ın bildirdiği kadarıyla bilgi sahibi olabiliriz ve O’nun bildirdiğine olduğu gibi iman ederiz.

Olayın detayı hakkında ancak yorum yapılabilir, fakat ‘kesin’ olarak iddiada bulunulamaz, zira konu bizce gaybdir. Aynı şekilde bu kıssada anlatılan ‘Hüdhüd’ ve ‘Karınca’ hadisesi de böyledir.

Burada dikkat edilmesi gereken, bu kıssalardan hareketle, Kur’an’ın öngörmediği, Allah’ın razı olmadığı bir takım hurafe ve bidatlere kapı açmamaktır. Aslolan, kıssanın vermek istediği asıl mesajdan sapmamak ve teferruata dalarak, mesajı kaybetmemektir.

Cengiz Duman – Araştırmacı-Yazar

(Kaynak : http://www.kurankissalari.tr.gg/Kur-h-an-h-da-Cin-Kavram%26%23305%3B.htm)

 

VII – Kur’an Sadece İnsanlar Değil, Cinler İçinde Bir Uyarı Kitabıdır

Soru: Kur’an-ı Kerim’de cinlerden bir grubun Kur’an dinlediğinden bahsediliyor. Bu ayetler ışığında insan ve cin cinslerinin peygamberliğinin birbirlerine karşı bağlayıcılığı var mıdır? Hz. Muhammed’in risaleti, şeriatı ve Kur’an cinler için bağlayıcı, hüküm koyucu olabilir mi?

Cevap:

Resulün (elçinin) olmazsa olmaz görevi tebliğdir. Cin Suresinin ilk ayetlerinde Peygamberimizin bizzat onlara tebliğde bulunmadığı ama onların peygamberimizi dinlediği ifade edilmiştir:

“De ki: «Cinlerden bir topluluğun Kuran’ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;» «Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kur’an dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.»” (Cin, 72/1-2)

Eğer bu olay Allah tarafından Peygamberimize bildirilmeseydi Peygamberimizin haberi olmayacaktı. Bu konuyu anlatan diğer ayetler şöyledir:

“Hani cinlerden bir gurubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) «Susun» demişler, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.

Şöyle dediler: «Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik.»

«Ey milletimiz! Allah’a çağırana uyun ve ona inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azaptan korusun.»

Allah’a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O’ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.” (Ahkâf, 46/29-32)

Cinlere de resul gönderilmiştir. Ama o resuller de kendi cinslerinden yani cinlerden olmuştur. Tıpkı insanlara insan peygamber gönderildiği gibi… Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Ey cin ve insan topluluğu! Sizden olan kimseler size elçi olarak gelmediler mi? Onlar size ayetlerimi anlatıyor ve bugün karşınıza çıkan şeyler konusunda sizi uyarıyorlardı değil mi?” Diyeceklerdir ki, “Aleyhimize de olsa biz buna şahidiz.” Dünya yaşayışı onları pek aldatmıştı. Kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ettiler.” (En’âm, 6/130)

Peygamberimizin tebliğ görevi yanında hikmeti öğretme (Bakara, 2/129; Âl-i İmrân, 3/164; Cuma, 62/2) ve örnek olma (Ahzâb, 33/21) görevleri de vardır. Bu görevleri cinlere karşı da yaptığına dair herhangi bir ayet ise yoktur.

Allah’ın kitabı Levh-i Mahfuzda olandır. (Bkz: Zuhruf, 43/3-4; Buruc, 85/21-22) İnsanlar, cinler ve melekler için bu kitabın hükümleri bağlayıcıdır. Bir grup cinin Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimizin ağzından dinlemiş olması, onlara da Kur’an’a inanma görevini yüklemiştir.

 

VIII – Cinler Hakkında

Cinler Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey :

Bilinmeyen,esrarengiz,sır dolu,gizemli konuların içinde insanlaren cezbedici olanı herhalde cinlerdir.Hepimiz çocukluğumuzdanbu güne kadar mutlaka cinlerle ilgili bir şeyler duymuşuzdur.Cin görmek,cin çağırmak,cinden bilgiler almak,cinlerehükmetmek,cinlerden define yeri öğrenmek,cinlere definegetirtmek,hatta cinlere spor toto,sayısal loto,şans topu,on numara,süper loto,iddia gibi şans oyunlarının sonuçlarını önceden söyleterekzengin olmak hayalleri insanın doyumsuziştahının ne kadarsınırsız olduğunun kanıtıdır.Sayısal loto sonuçları çekiliş yapılmadan önce cinler tarafından size söyleniyor.Bunu kim istemez.İddia oyununda maç sonuçlarını maçlar oynanmadan önce bilmek ne güzel olurdu doğrusu.

 

Cinler kaç yıl yaşar ?

Kuran’ı Kerim’de cinlerin ateşin dumansız alevinden yaratıldıkları veinsanlardan önce yaratıldıkları yazılıdır.Cinler yüzlerce hatta binlerce yıl yaşayabilirler.Cinlerin ömrü insanara oranla çok daha uzundur.

Bu sebepledirki cin bin yıl önce saklanmış bir definenin yerinibilebilir,yüz yıllar önce olmuş olayları cin o zamanlar yaşadığındangayet net bir şekilde anlatabilir.Bu kadar uzun bir ömre sahip olancinler elbette bu ömürle orantılı olarak güçlü bir hafızaya sahiptirler.Cin gibi,cin gibi bakıyor,cin gibi akıllı,cin fikirli,cinbaz (canbaz)sözleri cinlerin verdiği ilhamla insanlar arasında hala söylenmektedir.

 

Kur’anda cinler :

Cin Suresinde Peygamberimiz Hz.Muhammed Kur’an okurkencinlerin onu dinledikleri,ve peygamberimizin cinleri doğru yola

çağırması anlatılmaktadır.Yine Kuran’da insanlar gibi cinlerin de kötülük yapan,günahkar olanlarının Cehenneme atılacağı yazar.Anlaşıldığı gibi Peygamberimizde cinleri görmüş,cinlerle konuşmuş, cinlere tebliğde bulunmuş,cinleri de insanları uyardığı gibi uyarmıştır.Kuran’da cinlerle ilgili Sure ve Ayetler mevcuttur.Cinlerle ilgili Sure ve Ayet numaraları cinlerlealakalı Ayetleri incelemek için belirtilmiştir.Cinlerle ilgili Sureler:En am suresi 76.Ayet.Neml Suresi 10.Ayet

Kassas Suresi 31.Ayet.Hicr Suresi 27.Ayet.Rahman Suresi 15.Ayet.Kehf Suresi 51.Ayet.Araf Suresi 178.Ayet.Saffat Suresi 10.Ayet.Cin Suresi 8.ve 9.Ayetler.

 

Kutsal kitaplarda cin ve periler

Tevrat ve İncil’de de cinlerden bahsedildiği gibi Budizm,Taoizm,Şamanizm gibi inançlarda da cinler önemli yer tutar.Bütün inanç sistemleri cinleri dışlamaz cin gerçeğini kabul eder.Kuran tefsircilerine göre insanların atası Adem cinlerin atası ise Cann yani iblistir.Yine verilen bilgilerde cinlerin de insanlar gibi erkek ve dişilerden oluştuğu bunların erkeklerine cin dişilerine de peri dendiğisöylenir.Cinlerinde iyileri ve kötüleri vardır.Cinler binlerce yıl yaşar ve onlarda evlenir,çoğalır.Cinler ve perilerle evlenen insanların olduğu her devirde söylenegelmiştir.

Cinleri görüntülemek mümkünmü ? Cinleri gösteren kamera.

Kuran’ı Kerim’de ki cinlerin tarifi yapılırken ateşin dumansız alevindentanımı bizlere cinlerin ışınlar ve dalga boylarından meydana gelmiş yaratıklar olduğunu düşündürmektedir.Askeri amaçlarla geliştirilen çeşitli görüş aygıtlarının zamanla duvarların ardını bile gösterebilecek kadar geliştiği bu çağda yeni keşfedilen bir cihazla cinlerin de görülmesinin mümkün olabileceğini düşünmek hiç te hayal perestliksayılmasa gerek.Belki de cinleri görebilecek bir cihaz geliştirildi.Böyle bir cihaz yapıldıysa bu cihazı yapmayı başaranların biz cinleri görüyoruz diyerek bu muazzam bilgiyi Dünya kamu oyuna açıklaması beklenemez.Tıpkı uzayda yaşayan başka canlı türlerinin ve

medeniyetlerin varlığının bilindiği halde insanlardan gizlenmesi gibi cin gerçeğide büyük bir kıskançlıkla gizlenmektedir.

Oysa eskiler cinlerle ilgili konularda bildiklerini insanlarla paylaşmakta hiç de kıskanç değillerdi.Cinlerle ilgili kitaplar yazar ve cin çağırmanın yöntemlerini ayrıntılı olarak açıklarlardı.

Cin çağırmanın yollarını anlatan kitaplar :

Cin çağırmak,cinleri görebilmek,cinlerle konuşmak,cinlerden define yeri sormak,cinler vasıtasıyla kayıp eşyaları bulmak,cinlerden kayıp kişilerin yerlerini tesbit etmelerini istemek,cinler vasıtasıyla gizli ya da uzakta konuşulanları duyabilmek gibi çeşitli ilginç konuları içinde barındıran Firdevs-i Tavil’in 1488 yılında yazdığı Davetname adlı eser o zamanlar cin konusunun halktan saklanmak bir yana bizzat yetkili kişilerce halka açıklandığına iyi bir örnektir.Kitapta cinler ayrıntılı bir şekilde anlatılmış, cinlerin görünüşleri açıklanmış,cin ve perileri özel amaçlar için kullanma

yolları ayrıntılı bir şekilde okuyucuya aktarılmıştır.Cin çağırmanın yolunu gösteren Davetname adlı bu muhteşem eserin 1703 tarihli yazmalarında ise cinlerin ve perilerin görüntüleri inceden inceye tarif edilerek sahifelerde resmedilmiştir.Cin ve peri çağırmanın yollarını anlatan bu eser İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde muhafaza edilmektedir. Bu muhteşem ve eşsiz eseri günümüz Türkçesine tercüme etmek gizemli cinler alemine meraklı araştırmacıların yapacakları çalışmalara ışık

tutacaktır.Ayrıca Firdevsi’nin Şehname adlı eserinde de cinlerle ilgili bilgi ve tasvirler bulunmaktadır.Bu muhteşem eser de Türk ve İslam Eserleri Müzesinde muhafaza edilmektedir.Osmanlı sarayını cincilik yeteneği sayesinde etkisi altına alarak büyük bir servet sahibi olan meşhur cinci hocayı da tarih yazar 1648. Cin ve perilerle nerelerde karşılaşma ihtimalimiz yüksektir ? Cin ve periler her zaman,her yerde görülmez.Özellikle ıssız ,insanların yerleşim yerlerinden uzak alanları kendilerine mekan seçerler.Terk edilmiş metruk evler buna güzel bir örnektir.İnsanlar nasıl evlerine tanımadıklar

yabancı birinin girmesini hoş karşılamaz,bu davetsiz misfiri hırsız olarak adlandırırsa cinlerde kendi bölge ve mekanları içersine giren insanlara ayn tavrı gösterirler.Böyle bir durumda aniden karşısında bir cini veya cinleri

gören kişinin durumunu düşünün,elbette kişi bu ani karşılaşmadan olumsuz etkilenecektir.

Cin çarpması :

Cin çağırayım derken cin çarpmasına uğrayan çok sayıda insan vardır.Böylebir niyeti olmadığı halde isteği dışında cin veya cinlerle karşılaşan kişilerde vardır elbet.İster isteyerek,ister istem dışı olsun cinlerle karşılaşma halinde kişi cinlerin yaydığı dalga boyuna maruz kalır,bunun yanında cinlerin kimi zaman büründükleri dehşet verici görüntüde bu dalga boyunun yaydığ sarsıntıya ilave edilince elbette insanın ruhsal dengesinde de sarsıntılar olacaktır.Cin görüldüğünde duyulan bu ani korku ve heyecan özellikle yüz felci ve psikolojik travmalara sebep olur.Halk arasında böyle kişiler cin çarpmış,cin tutmuş,cinli,cinlere karışmış gibi ifadelerle tanımlanır. Bu tür kişiler ya istem dışı cinlerle karşılaşmış ya da cin çağırmaya soyunmuş acemi kişilerdir. Cinler neye benzer,fiziki görünümleri nasıldır ? Cinler bazen bir kedi,bazen bir keçi,bazen bir at,bazen de bir insan ya da yarı insan yarı hayvan şeklinde görülebilir.Anlaşılan odur ki cinler

kendilerini istedikleri şekillerde gösterebilme yeteneğine sahiptirler. Bazen korkunç bir yaratık suretinde görünen bir cin bazen de çok güzel bir peri kızı şeklinde insanın karşısına çıkabilir.İnsanların hizmetine giren cin ve periler elbette bağlı oldukları kişilere onların hoşuna gidecek en güzel surette görünürler.

Cin çağırmak için gerekenler :

Kuvvetli bir iradeye sahip olmak ve cesur olmak cin çağırmaya talip olan kişilerde aranan birinci ve vaz geçilmez özelliktir.Cin göründüğü zaman korkan kişi cini etkisi altına almak isterken cinin etkisine girer,elbette cin de karşısındakinin kendisinden korktuğunu fark edecek, kendinden korkan kişinin hizmetine girmektense onu kendi hizmetine almak isteyecektir.Bu gayet doğaldır,öyleyse cin çağırma işi için kollar sıvayanlar cesaret sahibi değillerse tabir yerindeyse “Dimyat’a pirinçe giderken evde ki bulgurdan olabilirler “.Cin çağırmak anlaşılacağı gibi

zayıf iradeli insanların ruh ve fizik sağlığı için sakıncalıdır.

Cin nasıl geri gönderilir.

Cin çağırmak için kuvvetli bir irade ve cesaret gerektiği gibi gelen cini veya cinleri geldikleri yere geri göndermekte ayrı bir maharet ister. Cinin gelişi gitmesine oranla daha kolaydır.Cini göndermek ise bir hayli zordur.Cini gönderebilmek için cinin size saygı duyması,gücünüz karşısında itaat etmesi gerekir. Bu işlem için sadece cesaret yeterli olmaz bilgi şarttır, bilgisiz bir kişi cinleri başına toplayabilse de geri gönderemezse hayatı kendine bir bakıma zindan eder.Böylelerine cinli veya cin musallat olmuş denir. Cinlerle evlilik.Cinlerle insanlar evlenebilir mi ? Cin yada Perilerle evlenen insanların varlığından tarih boyu bahsedilir. Cin erkek olduğundan cinlerle kadınlar evlenir.Cinin dişisine Peri denir.

Perilerle de erkeklerin evlendiği söylenegelmiştir.Peri kızı,peri kadar güzel ifadeleri dişi cin olan perilerin ne kadar güzel olduklarını tabii belkide istedikleri zaman insanlara kendilerini öyle gösterebilme yeteneklerini ortaya koyar.Huddam cin çağırma ustalarının kendilerine hizmet etmekle görevlendirdikleri cin ve perilere verilen isimdir. Huddamı peri olan cin çağırma ustalarının bazılarının bu hizmetli perileriyle evlendikleri söylenir.Peri görüpte aşık olan,hatta perinin

peşinden gidip cinler alemine karışan,ortadan kaybolan kişilerle alakalı pek çok söylence vardır.Güzellikleriyle insan oğlunun aklın başından alan bu varlıklar aynı zamanda son derece akıllıdırlar ki bu gün bile parlak bir zekaya sahip olanlarımızı cin fikirli,cin gibi akıllı ifadeleriyle tarif ederiz.

Eski Türk İnancında Cinler:

İslamiyet öncesi Türk inancında yine tek Tanrıya tapılırdı.Erişilmez anlamında Gök Tanrı ifadesiyle adlandırılan yaratıcı insan oğluyla beraber cinleri de yaratmıştı.Gök Tanrı inancında Cinlerin üç büyüğü vardı, bunların adları çar,çur,çor idi.Örneğin günümüzde dahi parayı çar çur etti derken,bu eski cin isimlerinden bahsederiz.Yani cin gibi geldi ve gitti.Tabii aniden görünüpte sonra kişiye musallat olan cinleri bu ifade dışında tutuyoruz.Yine karman çorman ifadesi,karışıklığı cinlerin görülmesiyle çıkan karmaşayı ve cinlerin etkisine girip dağınık ve düzensiz bir hayat yaşayanları hatırlatır. Aklım karman çorman oldu derken bir bakıma sanki cin gören kişinin o anki şaşkınlığını aklının başından gider gibi oluşunu da ifade etmezmiyiz

(Kaynak : http://www.falsaati.com/cinler.html)

 

 IX – Kur’anda Cin ile Kastedilen Farklı Birşey Olabilir

“Kur’an’da cin olarak çevrilen kelime çok. Cin ile İblis ilişkilendirmesi, Cin ile şeytan ilişkilendirilmesi, Adem-İblis-Rabb diyaloğu, Dumansız ateşin soyutlaştırılmasına kadar bugünkü açıklamaların Kur’an’da net bir simgesi yok.

Kur’an’da Adem-İblis-Rabb diyaloğunda “kale” kelimesinin “dedi” olarak alınıp Allah’ın yada İblis’in (Ayette geçmediği halde) bişey dediğine dair ibarede yok. Ayet (”Kale” kelimesini “dedi” kabul ettik diyelim) Dedi ile başlayacakken, Allah dedi ki, İblis Dedi ki, Melekler dedi ki, diye başlaması Din’in hüsranı ve terör olarak yorumlanmasına neden olmuş. Hatalı biyolojik düşüncelerin ve düşmanlığın başlangıcına neden olmuş. Bunları bilimselleştirip Kur’an’da düşmanlığı, Cin’i, periyi kaldırmak mümkün.

Kur’an’da :

Cinnet kelimesi cinler ve deli olarak iki anlamda çevrilmiş.
Cann kelimesi (7 ayette geçiyor, iki ayet Musa konusu ve benzer ayetler) cin, cinler ve yılan olarak çevrilmiş.
Cinn kelimesi cin olarak çevrilmiş.
Cunn kelimesi siper olarak çevrilmiş.

Kur’an’da e, i, u değişimli kelimelere dikkat. Cennet-Cinnet-Cunnet gibi. Ama bu değişime uygun meal yok.

Ve;

Cennet, Cinnet, Cunnet kelimelerinin birbiriyle ilişkili kelimeler olması muhtemel. Ama bu ilişkinin dışında bir mealler görüyoruz.

Kur’an’da eşanlam yok ve ilişkili kelime arayışına gidelim deyip başlarsak;

Cann başka, cenn başka, cinn başka, cunn başka demek lazım.

İleyke başka aleyke başka demek lazım.

Ulaike başka melaike başka ama ilişki olabilir demek lazım.

Şeytan başka, şeyatin başka demek lazım.

Cehennem başka, cahim başka demek lazım.

Rahim, Cahim, Racim, Hakim, vb. “im” ile biten kelimeleri aynı sınıfa koymak lazım.

Rahman, Kur’an, Beyan, Mercan, Tukezziban vb. “an” ile biten kelimeleri aynı sınıfa koymak lazım.

Bu şekilde hareket ettiğinizde, İblis başka ateşten varlık, Cann başka bir ateşten varlıkta denebilir. Ateşin evrimleşmiş boyutlarıda denebilir. Ateşten türler de denebilir. Ateş-Toprak ile Hava-Su ilişkiside denebilir. Başka şeylerde denebilir.

Dolayısıyla bu şekilde cin, şeytan, peri, büyü kalmayabilir.

Cann-İnsan. İkişer benzer ayet var. İkişer çeşit Ateş ve Toprak anlatımı var gibi.

Neyse analiz uzar gider. Kur’an’dan büyüde kalkar, ibadette kalkar, düşmanlarda kalkar.

Kamer suresi ve mucize olarak sürekli tartışılan 1. ayet :

Saat yaklaştı ay yarıldı. Bu ayet nasıl bilim olur? Şöyle olur. Ay’ın takvim için zaman için kullanıldığı yada kullanılabileceği hep söylenir. Saate takvim yada zaman dersek yarılmayıda bölüm olarak yeniden çevirirsek, ayetten “Ay zaman bölümlerini gösterir gibi bişey çıkabilir.

Kur’an’ı salt mealle değerlendirmemek lazım. Orjinal Kur’an’ı ortaya çıkarıp onu iyice enine boyuna değerlendirip tartışmak lazım. Meallere Kur’an dememek lazım. Zira alimler hata yapabilir. Yada Kur’an’da herşey olabilir.

(kaynak: http://www.bilimfelsefedin.org/?p=444)

 

Oruç Tutan Mikroplar;

‘Bunlar nasıl mikroplardır ki, Cenab-ı Hak onlara namaz, oruç, zekat ve hac gibi mükellefiyetler yüklemiştir. Ve yine bunlar nasıl mikroplardır ki, insanlar gibi onların da ölecekleri ve bütün yaptıklarından ahirette hesap verecekleri kendilerine ihtar edilmektedir.’ Öte yandan cinleri insana ait, şehvet ve gadap gibi bazı duygular olarak kabul edenlere ne demeli? Allah bizi bırakıp, duygularımızı muhatap ediniyor; ediniyor da emir ve nehiylerini onlara veriyor! Böyle düşünenlere ‘Allah insaf versin’ demekten başka insanın elinden ne gelir ki!..

Hem bunlar nasıl mikrop veya vehimlerdir ki, Hz. Süleyman (as) bunları emri altında çalıştırıyor ve onlara nice işler gördürüyor.

Belkıs’ın tahtını çok uzak mesafeden getirme mevzuunda cinlerden bir ifrit, Hazreti Süleyman’a: ‘Sen makamından kalkmadan ben onun tahtını sana getiririm’ diyor. (Neml, 27/39)

Bir başka ayette de cinlerin yaptıklarından şöyle bahsediliyor:

‘.. Rabbinin izni ile cinlerin bir kısmı onun önünde çalışırdı. Onlardan kim buyruğumuzdan çıksa ona alevli bir azabı tattırırdık. Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar geniş leğenler, sabit kazanlar yaparlardı…’ (Sebe, 34/12-13)

Ve şimdi farklı düşünenlere soralım: Bütün bunları vehimler ve mikroplar mı yapıyorlardı? Bunu bu şekilde ifade, acaba Kur’an’a ait bir hakikatı inkâr olmaz mı? Onun için biz diyoruz ki, cin ve şeytan ile ilgili ayetler, mutlak surette Kur’an’ın anlattığı, hadislerin şerh ve izah ettiği birer hakikat olarak ele alınıp öyle değerlendirilmelidir. Aksi halde hakikatten uzaklaşılmış olunur ki, bu da ancak dalalet ve sapıklığı netice verir. Aman Allah’ım, din adına birşeyler söylerken dinden çıkmak ne kötü akibet!..

(Kaynak: http://tr.fgulen.com/content/view/1292/3/)

 

Bir Cevap Yazın