Beklenen Mehdi: İmam İskender Ali Mihr

I – Beklenen Mehdi: İmam İskender Ali Mihr

II – İddia: Biz Mehdiyiz, İnanmıyorsanız bunun için karşılıklı Kur’an’a el basıp yemin edelim:

III – Mihr’e Agnostik Bakış Açısı:

IV – Bir Zındığın Hezeyanları

V – 7 Milyar İnsandan Sorumlu… Gece Gündüz Ağlayarak Dua Ediyor… Bir De ‘Gecenin Matemini Aşkıma Örtüp Sarayım’ Şarkısını Söylüyor Yanındaki Hanımla

VI – İskender’in Ihhhlayarak Vahi Alması

.

 

I – Beklenen Mehdi: İmam İskender Ali Mihr

SUAL-1- Allah’a yönelmek; yani Allah’a ulaşmayı dilemek farz mıdır?

CEVAP-1- Farzdır.

O’na (Allah’a) yönelin (O’na ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

SUAL-2- Mürşide ulaşmak ve tâbî olmak farz mıdır?

CEVAP-2- Farzdır.

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler), Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin! Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

18/KEHF-17:

(Ey Resûl’üm! Orada olsaydın) görürdün ki; güneş doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına ulaşır. Battığı zaman ise onları sol taraftan terkederdi. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah kimi Kendine ulaştırırsa o hidayete erer. Ve kim dalâlette ise onun için velî mürşid bulunmaz.

SUAL-3- Ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak farz mıdır?

89/FECR-28:

Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.

10/YUNUS-25:

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

10/YUNUS-26:

Onlar için Ahsenül hüsna (Allah’ın Zat’ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah’ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.

SUAL-4- Fizik vücudu Allah’a teslim ederek Allah’a kul etmek farz mıdır?

CEVAP-4- Farzdır.

36/YASİN-60:

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YASİN-61:

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

SUAL-5- Nefsi Allah’a teslim ederek halis kılmak farz mıdır?

CEVAP-5- Farzdır.

98/BEYYİNE-5:

Onlar emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dînde halis (nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular. Ve namaz kılmakla ve zekât vermekle emrolundular. İşte kayyum olan dîn budur.

SUAL-6- İrşada ulaşmak farz mıdır?

CEVAP-6- Farzdır.

2/BAKARA-186:

Ve kullarım, sana Benden sorduğu zaman, Ben muhakkak ki (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Benim (davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar. Böylece irşada ulaşsınlar.

SUAL-7-İradeyi Allah’a teslim ederek bihakkın takvaya ulaşmak farz mıdır?

CEVAP-7- Farzdır.

3/AL-İ İMRAN-102:

Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allah’a karşı takva sahibi olun ve ölmeden (önce) Allah’a teslim olun.

Ne oldu? Neden susuyorsunuz? Şimdi siz cevap verin bakalım! Kur’ân’daki İslâm, gerçekten 7 safhadan mı oluşuyormuş? 7 safhanın 7’si de farz mıymış?

BU DURUMDA HANGİNİZ KUR’ÂN’DAKİ İSLÂM’IN

7 SAFHASINI İNKÂR EDEBİLİRSİNİZ?

VE DE HANGİNİZ BU 7 SAFHA FARZ DEĞİLDİR DİYEBİLİRSİNİZ?

BU SAFHALARI VE HEPSİNİN FARZ OLDUĞUNU BİLMEDİĞİNİZ KESİN DEĞİL Mİ?-

VE DE SÖYLEYİN BAKALIM ŞİMDİ, SİZE GELMEYEN BİR İLİM BİZE GELMİŞ Mİ? EĞER GELMİŞSE BİZ, ALLAH’IN MEHDİ-RESÛL’Ü DEĞİL MİYİZ?

SAHÂBE RUHLARINI, VECHLERİNİ, NEFSLERİNİ VE İRADELERİNİ ALLAH’A TESLİM ETMİŞ Mİ?

Görüyorsunuz ki; bütün sahâbe Kur’ân’daki İslâm’ın 7 safhasını da yaşamışlar. Ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmişler ve irşad makamının sahibi olmuşlar.

Biz de sizleri İslâm’ın 7 safhasını da yaşayarak ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim etmeye çağırmıyor muyuz?

O halde hâlâ anlamıyor musunuz; size gelmeyen bir ilim Bize gelmiştir. Bu ilim, öğrenen ve tatbik edenleri 7. kat cennet olan adn cennetlerine ulaştırır. Bu ilim ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmeye ve dünya saadetinin yüzde yüzüne, mutluluğun şahikasına ulaştırır.

Davet ezelî ve ebedî davet değil mi?

Bu davet 14 asır evvel sahâbeye yapılmamış mıydı?

Bu davet bu devirde sadece Bizim tarafımızdan Allah’ın emriyle hepinize yapılmıyor mu?

Bırakınız davet etmeyi bu hakikatleri Bizden başka bilen var mı?

O taktirde beklenen MEHDİ-RESÛL muhakkak ki, Biziz.

Şimdi konumuzun zamanla ilişkisine bakalım.

Said-i Nursî Hazretlerinin açıkladığı tarihte, 1978’de SEBÎL Dergisi’nde çıkan ilk yazımızı hatırlayın: “LİVAYI HAMD ALTINDA TOPLANALIM.”

100’lerce konferans, 3000 saatten fazla, bilgisayarın hafızasına yerleştirilmiş dersler, açıklamalar… Radyolarımızdan, televizyonumuzdan ve uydudan 28 yıldır Allah’a davetler…

…Ve 1986 Ocak Ayı’nda İndi İlâhi’de Livayı Hamd’in altın taht üzerinde yerini alması (Risalet Nurları, Sayfa-330).

28 yıl boyunca hidayetin öğretilmesi ve Allah’a davet.

Cumhurbaşkanlarına, parlâmenterlere, diyanet İşleriyle vazifeli bakanlara, ilâhiyat fakültelerinin profesörleri, doçentleri ve diğer öğretim üyelerine, müftülere, cemaat liderlerine ve diyanet işleri başkanlığına yazılan yüzlerce mektup.

Şimdi söyleyin bakalım 28 yıldır dünyada Bizden başka hidayete davet eden bir MEHDİ-RESÛL mevcut oldu mu?

2004 yılı, M İ H R kelimesinin 28 yıllık sırrının açıklanacağı yıldır.

1- İslâm’ın Kur’ân’daki 7 safhasının 7’si de farzdır. (Birinci Grup Sualler)

2- 7 safhanın 7’sini de 14 asır evvel sahâbe yerine getirmiştir (İkinci Grup Sualler)

3- Sizlerin sahip olduğunuz ilimde İslâm’ın Kur’ân’daki 7 safhasından hiçbiri mevcut değildir. Yani 7 safhanın hiçbirini bilmiyorsunuz ve yaşamıyorsunuz.

4- Ruhunuzu hayatta iken Allah’a ulaştırmayı dilemediğiniz cihetle;

5- 4-1- Gideceğiniz yer cehennemdir.

4-2- Küfürdesiniz.

4-3- Dalâlettesiniz.

4-4- Allah’ın kulu değil, şeytanın kulusunuz.

6- Sizlere daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda, şeytanın kulu olmaktan mutlaka kurtulacağınızı ve Allah’ın kulu olacağınızı İHTAR’larla ispat etmiş durumdayız.

7- Bugüne kadar ilim sahiplerinden hiçbirisi, gönderdiğimiz ihtarlara itiraz edemedi.

8- Sizlere bütün bu Kur’ân hakikatlerini öğretecek ve şeytanın pençelerinden sizleri kurtaracak olan sadece Biziz. Başka biri yok.

9- Sadece Biz, Allah’ın Bize verdiği ilimle size sahâbenin yaşadığı Kur’ân’daki İslâm’ı emrediyoruz. (İkinci Grup Sualler)

10- Sadece bu ilim İslâm âlemini, tam olarak Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve sahâbenin izdüşümünde 7 safhayı da yaşatarak kurtarabilecek ve birleştirebilecek ilimdir.

11- İslâm âlemi bugün sahâbenin yaşadığı Kur’ân’daki İslâm’ı unutmuş ve sizler gibi sadece İslâm’ın 5 şartı ile amel ediyor ve cennete gideceğini sanıyor, ama cehennemden kurtulması mümkün değildir.

12- Unutulmuş ve yok edilmiş olan Kur’ân’daki HİDAYET kavramını Allah’ın öğretisiyle, her cephesiyle sizlere sadece Biz, öğretiyor ve yaşatıyoruz.

13- MEHDİ hidayete ermiş olup başkalarını da HİDAYETE ERDİREN demektir.

14- Allah’ın Bize nasip kıldığı İHTARLARLA dîn âlimlerinin önde gelen 2 binden fazlasına Kur’ân’daki HİDAYETİN yol veya doğru yol olmadığını, Allah’a ruhun, vechin, nefsin ve iradenin teslimi olduğunu Kur’ân âyetleriyle Biz, ispat ettik.

BU DURUMDA:

1- BİZİM BU İLMİ ALLAH’TAN ALDIĞIMIZ KESİN DEĞİL Mİ?

2- ZAMANIN TAM BU NOKTASINDA TEBLİĞ EDİLECEK OLAN İSLÂM’IN DİRİLİŞ EMRİ BU DEĞİL Mİ?

3- BU EMRİ TEBLİĞ EDENİN OSMANLI TÜRKLERİ’Nİ TEMSİL EDEN BU ÜLKEDEN SEÇİLMESİ, BU ÜLKE İÇİN BİR ŞEREF DEĞİL Mİ?

4- BİZİM MEHDİ, İMAM, HALİFE, RESÛL OLDUĞUMUZ KESİN DEĞİL Mİ?

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

Sana tartışmadan kaçıyorsun diye pespaye bir uslûpla sataşanlar var. De ki:

Benim Resûl’ümle tartışabilmek için mutlaka asgari bir ilme sahip olmak lâzımgelir. Birinci İhtar’ın ilk 3 tavzihinin (açıklamasının) yanlış olduğunu ispat edemeyen, bu seviyenin altındadır.

De ki:

Aziz Türk Milleti, bu seviyesiz saldırıların sahipleri eğer birinci ihtarın ilk 3 tavzihinin aksini ispat etmek için harekete geçerlerse, 2 sonuç da onların hayrına olacaktır.

İhtarları Sana Biz yazdırdığımız için,

1- Aksini ispat etmek mümkün olmayacaktır. O zaman bir kısmı “Allah’a ruhlarını ulaştırmayı dilemek” zorunda kalacaklar ve cehennemden kurtulacaklardır. Senden af dileyeceklerdir.

2- İkinci kısım için de aksini ispat etmek mümkün olmayacaktır. Onlar inatla bize ruhlarını ulaştırmayı dilemeyeceklerdir. Gidecekleri yer cehennemdir. Ama onlar senin Mehdi Resûlümüz olduğundan ve onların ihata edemediği bir rabbani ilme sahip olduğundan emin olacaklardır. Bunlar diğer ihtarları da çürütmeye çalışırlarsa umulur ki bir kısmı daha kurtulur.

Ey Türk Milleti, şahit olun!

-YEMİNE DAVET-

Biz de sizinle beraber şahitlerdeniz.

Allah bizim MEHDİ, İMAM, HALİFE ve RESÛL olduğumuzu söylüyor. Biz de Allah’ın emriyle sizlere bunları ilân ediyoruz. Siz de “hayır, değilsin” diyorsunuz.

Öyleyse iki taraftan biri yalan söylüyor.

Kimin yalancı olduğunu Allah’a soralım.

Biraraya gelelim. Kur’ânlar’ı açalım, elimizi Al-i İmran Suresinin 61. âyeti üzerine koyalım ve “Allah’ın lâneti yalancının üzerine olsun.” diyelim. Aleyhimizdeki o yazıları yazanlar ve şeytanın işbirlikçileri, hepinizi Allah’ın huzurunda ve Türk Milleti’nin huzurunda yemine davet ediyoruz.

Bugüne kadar bu konuda çok insan öldü. Önce Mehmet Erol, sonra Yıldırım Çavlı, sonra 2 kameraman, sonra İktibas Dergisinin sahibi Ercüment Özkan, sonra merkezi Gölcük olan zelzelede aleyhimizde olan birçok kişi…

Hatırlatmamız emrolunduğu için ölenleri hatırlatmak zorundayız.

Bekliyoruz.

Bu durumda Bize bunca iftira atan sizler:

1- İnsanları Kur’ân’daki İslâm’ın 7 safhasını yaşamaktan menetmeye çalışmıyor musunuz?

2- Onların Allah’a ulaşmayı dilemelerini engellemiş ve onları cehenneme mahkûm etmiş olmuyor musunuz?

3- Kendinizi cehenneme mahkûm etmiyor musunuz?

4- Allah’a ve Resûl’üne karşı savaş vermiyor musunuz?

5- Şu anda sizler şeytanı temsil etmiyor musunuz?

Eğer Allah, Bize bu hakikatleri öğretmemiş olsaydı, Biz de sizlere açıklamamış olsaydık.

Gideceğiniz yer cehennem olmayacak mıydı?

Ey Bize bunca iftiraları, Allah’ın İHTARLARINI incelemeye, araştırmaya gerek görmeden ve yürekleri sızlamadan yakıştıran kardeşlerim!

Allah’a ruhunuzu ulaştırmayı dilemediğinize göre,

İfade ve uslûbunuzdan ve de öfkenizden ne kadar huzursuz ve mutsuz olduğunuz belli değil mi?

…Ve bu kafa ile giderseniz ne dünya saadetine ne cennet saadetine ulaşamayacağınız kesin değil mi?

Bunların hesabını ALLAH’A nasıl vereceksiniz Benim zavallı, bahtsız kardeşlerim?

Allah sizleri affetsin.

Dualarımızla…

… ve 28 YILLIK M.İ.H.R KELİMESİNİN SIRRI

İskender Ali M.İ.H.R

MEHDİ. İMAM. HALİFE. RESÛL

E ALLAH’IN HİDAYETÇİSİ’NE,

VE O’NUN…İşte bu lânetliler, bu şeytanın adımlarına tâbî olanlar bize, Allah’ın MEHDİ-RESÛL’üne savaş açmış durumdalar. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, hiç GÜNEŞ (M İ H R Farsça’da güneş demek) balçıkla sıvanabilir mi?

 

II – İddia: Biz Mehdiyiz, İnanmıyorsanız bunun için karşılıklı Kur’an’a el basıp yemin edelim:

“Sizlere bütün bu Kur’ân hakikatlerini öğretecek ve şeytanın pençelerinden sizleri kurtaracak olan sadece Biziz. Başka biri yok…Allah bizim MEHDİ, İMAM, HALİFE ve RESÛL olduğumuzu söylüyor. Biz de Allah’ın emriyle sizlere bunları ilân ediyoruz. Siz de “hayır, değilsin” diyorsunuz. Öyleyse iki taraftan biri yalan söylüyor. Kimin yalancı olduğunu Allah’a soralım.Biraraya gelelim. Kur’ânlar’ı açalım, elimizi Al-i İmran Suresinin 61. âyeti üzerine koyalım ve “Allah’ın lâneti yalancının üzerine olsun.” diyelim. Aleyhimizdeki o yazıları yazanlar ve şeytanın işbirlikçileri, hepinizi Allah’ın huzurunda ve Türk Milleti’nin huzurunda yemine davet ediyoruz.”

 

III – Mihr’e Agnostik Bakış Açısı:

İmam İskender Ali Mihr

Başyazısını yazdığı dergisi var. Radyo ve televizyon kanalı var. Ona bağlı bir vakfın kurduğu üniversitesi var. Yıllardır Amerika’daki çiftliğinde yaşıyor. Kendisi hakkında kitaplar, VCD setleri var

Türkiye’de yaşadığı dönemde irticai faaliyette bulunmaktan dolayı yargılanmıştı. Şu anda ABD’de lüks içinde yaşıyor. Hidayet çağının güneşi olduğunu düşünüyor. Risalet Nurları’nı yazan bu Türk hoca kim?

Nevi şahsına münhasır bir kişilik olan İskender Evranosoğlu’nu geniş kitlelerin tanıması1986 yılına rastlıyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken yazdığı Risalet Nurlarıadlı kitabı yayınlanıp, irticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle tutuklanınca hakkında çok konuşuldu.

Serbest kalınca çalışmalarına kaldığı yerden devam eden Evranosoğlu şimdi ABD’de yaşıyor. Ama burada kurduğu Mihr Vakfı aracılığıyla kendi İslam görüşünü yaymaya ve tüm Müslümanları kurtarma çalışmalarına devam ediyor. [Vakfın ABD'deki arazisinde bulunan, kiliseyi andıran ancak girişinde ay yıldız bulunan bu yapı da özel bir ibadethane olsa gerek.]

İskender Evronosoğlu’nu kamuoyu kendisini mehdi ilan etmesi ve bunun devamında gelişen tartışmalar çerçevesinde tanıyor. Hatırlatma olarak Evranosoğlu’nun mehdi olduğuna dair kanıt olarak gösterdiği fotoğraflardan da bahsetmek gerek. Bu fotoğraflarda İskender Bey’in başının üzerinde birışık çemberi bulunuyor. Evranosoğlu söz konusu fotoğraflara herhangi bir müdahale yapılmadığını, başının üzerinde görünen ışığımsı görüntünün, gerçeği yansıttığını ve bunun Allah tarafından bahşedilen bir ‘nur‘ halkası olduğunu iddia ediyor. Yazının ilerleyen bölümlerinde Evranosoğlu’nun bu konudaki açıklamalarını da okuyacaksınız.

Bir de söz konusu kişinin adıyla ilgili bir sıkıntımız var. Adı İskender Evranosoğlu, fakat bazı kaynaklarda İskender Erol Evranosoğlu diye geçiyor. Her ne kadar çevresi ona ‘İmam İskender Ali Mihr‘ diyorsa da bu yazıda kendisinden İskender Evranosoğlu diye bahsedeceğiz. 1933 yılında İznik’te dünyaya gelen Evranosoğlu, soyunun Bozoklu Han’da başladığını ve Gazi Evrenos Bey ile devam ettiğini belirtiyor. İlk, orta ve lise eğitimini Bursa’da tamamlayıp, 1956 yılında ise İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’nda banka ve muhasebe bölümünden mezun olan İskender Bey, ODTÜ’de de ekonomi mastırı yapar.

TİP’den mehdiliğe

Askerlik görevini 1958 yılında Kore’de tamamlayan Evranosoğlu Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Vakıflar Bankası, DTP (Devlet Planlama Teşkilatı) gibi bir çok kamu kuruluşunda çeşitli mevkilerde görev yaptı. Kamuoyunın Evranosoğlu ile tanışması DTP’de görev yaptığı döneme rastlıyor. Gençlik yıllarında TİP’de (Türkiye İşçi Partisi) için çalışan Evranosoğlu, ne olduysa hayata ilişkin yolunu değiştirir ve kendisini dine verir. Evranosoğlu’ndaki bu soldan sağa geçiş çok keskin olur. Kendiiçinde yaşamaz İslam’ı. Yani hayat yolunu değiştirmek yetmez, bununla kalmaz. İslam dinini kendince yorumlayıp, bunu çevresindekilerle paylaşıp, düşüncelerini fiiliyata dökmeye başlayınca irticai faaliyetlerde bulunduğu gerekçesi ile tutuklanır.

Serbest kaldıktan sonra, çalışmalarını daha rahat yürütebilmek için 1989 yılında ‘Medeniyet, İrfan, Hayır, Ref Vakfı‘ (MİHR)nı kurdu. Vakfın adını ise vakfın tam adının baş harflerinden oluşan ‘MİHR‘ koydu. Mihr grubu, vakfın kuruluş nedenini ve faaliyetlerini şöyle özetliyor: “…İslam, modern teknoloji, nükleer fizik, kimya, enerji, ekonomi, finans, iş etüdleri alanında çalışmalar yapmak, yurt içinde ve dışında bu ilimlerin gelişmesi istikametinde konferans ve seminerler düzenlemek…”

Evranosoğlu Mihr’e neden gerek olduğunu şöyle açıklıyor: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Biz çok elli, çok sesli bir dizaynın sahibiyiz. Mihr Vakfı, Türkiye’nin ve İslam’ın geleceğe açılan bir kapısıdır. Gelecek; dünya üzerinde yeni olayların vücuda geleceği ve dinlerin tek bir din olarak biraraya getirileceği, bütün dinlerin aynı çatının alıtanda birleştirileceği bir vasıf taşımaktadır…”

Bu arada Evranosoğlu’nun etrafında tabir uygunsa müridleri toplanmaya başladı. 1992 yılında baş yazarlığını yaptığı, Mihr adlı bir de dergi çıkarmaya başladı. Yayıncılık faaliyetleri dergi ile sınırlı kalmadı; Denizli’de yayın yapan Mihr TV’de işin içine girdi. Fakat bu televizyon kanalı RTÜK tarafından 1995 yılında kapatıldı.

Kitabı bana Tanrı yazdırdı

Asıl patırtı İskender Evranosoğlu’nun tanrının ona yazdırdığını iddia ettiği ‘Risalet Nurları‘ adlı kitabını yayınladığı döneme rastlıyor. Kendisi için Resul diyen Evranosoğlu bu kitabı Tanrı’nın ona vahiy yoluyla yazdırdığını iddia edince hem dikkatleri, hem de yoğun eleştirileri üzerine çekti. DPT’da çalışırken tutuklanmasına ve DGM’de yargılanmasına bu kitap neden oldu. 90′lı yıllarda adı bir de peygambere çıkınca artık Diyanet İşleri Başkanlığı da devreye girdi ve Evranosoğlu’nun ciddiye alınmaması gerektiği ve yayınlanan kitabının hiçbir şekilde bilimsel bir yanı olmadığı konulu bir açıklama yaptı.

Bu olay ile birlikte İskender Evranosoğlu bir karar verdi ve Türkiye’den ayrılarak ABD’de yaşamaya başladı. Buradan Evranosoğlu’nun ideallerinden vazgeçtiği anlaşılmasın. O ABD’de, kurduğu Mihr Vakfı burada çalışmalarına devam etti. Evranosoğlu teknolojinin tüm nimetlerini kullanarak kendi İslam algısını yaymaya ve yaşatmaya devam ediyor.

Yurt içindeki konferanslarının yanı sıra Almanya, Azerbaycan, Belçika gibi ülkelerde de konferanslar verdi. Gerektiğinde uydu üzerinden Türkiye’nin muhtelif yerlerine ulaştı ve takip edenlerine fikirlerini anlatmaya devam etti. Evranosoğlu’nun dikkat çeken bir diğer çalışması da ‘Univercity of Allah‘ yani ‘Allah’ın Üniversitesi‘. 1 Nisan 2000 yılında kurulan bu ‘Üniversite‘ internet üzerinden eğitim veriyor. Tüm eğitim ve iletişim internet üzerinden yapılıyor. Kendilerine göre bir müfredatları, sınav sistemleri mevcut. Üniversitenin önemini internet üzerinden öğreniyoruz: ‘Kainattaki ilk ve tek Allah üniversitesi.‘ Univercity of Allah’ın amacı tüm dinleri tek bir çatı altında birleştirmek. Üniversitenin rektörü elbette İskender Evranosoğlu!

Solculuktan dönen, kendini dine veren Evranosoğlu neden bu kadar dikkat ya da tepki çekti? Evranosoğlu’nun kendi kaleminden durumun izahı şöyle: “…Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım ve insafla düşünelim. Eğer Allah’ın insanları dünya ve cennet saadetine götürecek olan bütün bu temel farzları ondört asırda yok edildiyse, din öğretenlerin artık bu farzlardan haberleri yoksa, insanlara bu farzları öğretmiyorlarsa bütün İslam alemi cehenneme ve mutsuzluğa mahkum edilmişse Allah u Teala ne yapacaktı?

Yapacağı bir tek şey vardı. İnsanların artık bu farzları tamamen unuttuğu kesin olduğuna göre hiç kimse bu farzlardan artık haberdar olmadığına göre İslam alemini kurtarmak isteyen bütün dünyaya İslam’ın yeniden yayılmasını isteyen Allah u Teala ne yapabilirdi? Bir vazifeli kılabilirdi. Bu unutulan farzları yeniden ihya edecek olan, bütün insanlığa yeniden öğretecek olan bir kişiyi vazifelendirmesi gerekiyordu. Allah u Teala işte bunu yaptı. Biz o vazifeliyiz…”

Evranosoğlu kendisini İslam alemini kurtarmakla vazifelendirilmiş sayıyor. Ama onun gibi düşünmeyenler çok. Karşı görüştekilere verdiği yanıt ise şöyle: “Durum Türkiye’deki din adamları açısından gerçekten utanç vericidir. Bu insanlar dinlerini bilmiyorlar. Bir din öğretimi düşünün ki ne din öğretenleri ne de din öğrenenleri kurtaramaz. Ve şu anda bu ülkedeki bütün din adamları, bu ülkenin masum insanlarını, samimiyetle dinlerinin gereğini yerine getirmek isteyen insanları sadece cehenneme götürmekle vazifeli bir durumdadırlar. Buna angaje olmuşlardır ve zaten cehenneme doğru gidiyorlar.

Ve bütün ikazlarımıza rağmen din adamları bu söylediğimiz ayetleri inceleyerek öğrenip Allah’ın Kur’an ‘nun iddiaları devam ediyor. Kendisi ve bazı arkadaşlarının Tanrı ile görüştüğünü söylüyor. Hatta büyük tartışmalar yaratan kitabı Risalet Nurları’nın, Tanrı’nın kendisine vahiy yoluyla yazdırdığını iddia ederek, insanları büyük şaşkınlığa uğratıyor. Peygamberlik ve vahiy yoluyla yazdığını söylediği kitaba ilişkin açıklaması ise şöyle: “…Biz peygamber değiliz. Hiç bir zaman peygamberlik iddiasında bulunmadık. Allah u Teala’nın bize yazdırdığı Risalet Nurları isimli kitabın beşinci sayfasında Allah bizim nebi olmadığımızı yani peygamber olmadığımızı söylüyor. 37. sayfasında ise dünya üzerinde peygamberlerin dışında birisine ilk defa Cebrail A.S.’ın göründüğünü söylüyor. Peygamberlerin dışında birisi. İşte bu biziz…”

Ne Arapça bilen, ne de Kur’an’ı tecvidle okuyabilen İskender Evranosoğlu’nun bu konuya ilişkin bir de açıklaması var: “Biz Kur’an’ı Allah’tan öğrendik. Hiç kimse şu dünya üzerinde bize Kur’an öğretmedi. Biz Kur’an’ı Allah’tan öğrendik, zaten bunun ispatı kesin olarak ortadadır. Eğer bugün bizim söylediğimiz hakikatleri yani insanları cennet ve dünya saadetine ulaştıracak olan bütün farzların ortadan kaybolduğunu hiç kimse bilmiyorsa, kitaplar yazmıyorsa ve bunları sadece biz söylüyorsak ve Kur’an-ı Kerim’ şu anda dünya üzerinde en iyi bilen kişiysek o zaman biz Kur’an-ı Kerim’i Allah’tan öğrendik. Lütfen dikkat buyurun. Biz herhangi bir tarikat değiliz.

Biz MİHR Vakfı’nın genel başkanıyız. MİHR Vakfı, 1989 yılında mahkeme kararıyla kurulan ve görevi İslam’ı, Kur’an’ı, tasavvufu insanlara anlatmak olan bir vakıftır. Bu vakfın genel başkanı olarak biz hayatımız boyunca hep insanlara Kur’an-ı Kerim’i, hep insanlara Allah’ın dininin bütün güzelliklerini anlatmakla vazifeliyiz. Ve bu vazifeyi biz Allah’tan aldık ve hep hayatımız boyunca buna kendimizi hasredeceğiz. Şunu kesin olarak söylüyoruz ki Arapça’yı doğru dürüst telaffuz edemeyen Kur’an-ı Kerim’i tecvidle okuyamayan bu kişi, yani biz bütün din adamlarına Kur’an’ı öğretmekle vazifeli olan kişiyiz ve hepsi Kur’an-ı Kerim’i, bu Kur’an-ı Kerim’i tecvidle bile okuyamayan kişiden öğrenmek mecburiyetindeler.” Evranosoğlu bu kadar iddialı…

▪ İskender Evrenesoğlu Ceviz Kabuğu programında (1996)

“Her an Allah’la görüşebilirim”

İnananları kızdıran; ‘Allah’ı gördüm, onunla konuşuyorum‘ iddiasını ve fotoğraflarda başının üzerinde görünen, kendi tabiriyle ‘nur’u şu şekilde açıklıyor: “Evet Allah’ı gördüm. Yüzlerce defa, binlerce defa gördüm. Her an Allah u Teala’yı görebilirim.” “Allah u Teala baş gözüyle görülmez. Hz. Musa, Allah u Teala’yı baş gözüyle görmeye çalıştı ve onu istedi Allah u Teala’dan. Allah u Teala’da, buna bir insan vücudunun dayanmasının mümkün olmadığını, karşıdakı dağa tecelli ederek gösterdi.

Hz. ve Musa, Allah’ın dağa tecelli etmesiyle bayıldı. Tabiatıyla, baş gözleriyle Allah u Teala’yı görmek mümkün değildir; madde 1. Madde 2: Kimse rüyada Allah’ı göremez. Çünkü nefs, yani rüyayı yaşadığımız vücudumuz hiçbir zaman zemin kattan yukarıya çıkamaz. Allah u Teala’nın görülebilmesi için, Allah u Teala’nın evliyasının, evvela daim zikrin sahibi olması lazım ki, böylece evvela zemin katı görsün. Sonra ihlasa ulaşacak, nefsindeki bütün afetler yok olduktan sonra yedi tane gök katını birer birer görecek, yedi katın yedi tane alemini görecek, Huzur namazını görecek ve en son Sidret-ül Münteha’yı görecek. Varlıklar aleminin en üst noktasını. Ve Allah u Teala tarafından tövbe-i nasuha davet edilecek, başının üzerinde o bizim fotoğraflarda görülen nur oluşacak.”

“O nur konusunda şunu söylemek istiyorum. Bugüne kadar pek çok fotoğrafta bizim nurumuz çıktı. Ve şunu kesin olarak bilmenizi istiyoruz, o fotoğraflardan hiçbirini biz çektirmedik. Hep başka başka mekanlarda, başka başka kardeşlerimiz çektiler. Ve belki binlerce fotoğraftan sadece, kimbilir kaç bir tane fotoğraftan sadece o kadarında nur oluştu. Allah u Teala dilerse nuru gösterir, dilemezse göstermez. Hangi filmin içine Allah u Teala, o nuru nasıl sokar, o bizim işimiz değil. Onunla hiç meşgul bile olmayız. Allah bildiğini yapmakta devam edecektir. Ama eğer insanlar, Allah u Teala’nın bu nuruna inanmıyorlarsa, o zaman o filmlerin içine o nurun nasıl girdiğini izah etmek mecburiyetindeler. Ha bugüne kadar bu konuda çok çalışmalar yapıldı. Fotoğraf makinesinin üzerinden ip sarkıtanlar, fotoğraf makinelerinin kordonlarını objektifinin önünden film alınırken geçirenler, hep bir şeyler yapmaya çalıştılar. Ama hiç birisi, bizim o nurlara benzemiyordu.!”

Kutluk Ailesi İle İçli Dışlı

Uzun yıllardır ABD’de yaşayan İskender Evranosoğlu’nun Türkiye’deki en yakın adamı Günvar Çulhaoğlu’dur. Çulhaoğlu, 1992 yılında Hafize Zümrüt Kutluk ile evlenmiştir. Bu evlilik Hafize Kutluk’un ikinci evliliğidir. Kutluk, 1990’lı yıllardan beri İskender Evrenosoğlu’nun mürididir. Evranoğlu’nun yönlendirmesi ile kurulan MİHR Havacılık Kulübü Derneği’ne üyedir. Düzenli olarak bu grubun sohbet toplantılarına katılmaktadır.

Ankara’da avukatlık yapmakta olan Günvar Çulhaoğlu, İskender Erol Evrenosoğlu’nun kurucusu olduğu MİHR vakfının kurucu üyesidir. Aynı zamanda İskender Evrenosoğlu’nun ve vakfın avukatıdır. Günvar Çulhaoğlu, halen ABD’de İskender Evrenosoğlu’nun hizmetini gören müritlerin buradaki avukatlık işlerini de takip etmektedir. Bununla beraber bu gruba ait MPL TV’de yayınlanan “Kuran’ın Nurundan” adlı programda müritlere bazı dini konuları sohbet tarzında anlatmaktadır. Hafize Zümrüt Çulhaoğlu’nun eşi ve kendisi dışında ilk eşinden olan oğlu Tarık Gürel de, Evrenosoğlu’nun yakın çevresindedir. ABD’nin Norfolk şehrinde yaşayan Gürel, buraya eğitime gelen Hava Kuvvetleri Komutanlığı mensubu personeli, Evrenosoğlu ile tanıştırmıştır.

Kendisi de pilot olan 1975 doğumlu Tarık Gürel, uzun yıllardır ABD’de yaşamaktadır. 11 Eylül 2001’de New York’da Dünya Ticaret Merkezi’ne gerçekleştirilen terörist saldırıların ardından işten atılmıştır. Tarık Gürel, o tarihten itibaren İskender Evrenosoğlu’nun özel uçağının pilotluğunu yapmaktadır. Tarık Gürel hayatını Evrenosoğlu’nun ABD’li müritlerinden birisiyle ile birleştirmiş ve bu evlilikten geçtiğimiz yıl bir de çocuğu olmuştur. Mahmut Hakan adını alan bu çocuğu, zaman zaman İskender Evrenosoğlu, Tarık Gürel’in evine giderek sevmektedir. Tarık Gürel, ABD’den sık sık akrabalarına mailler atmaktadır. Bu maillerde bazen “Efendileri”nden gelen mesajlar bazen de kendi yazdığı yazılar bulunmaktadır. Tarık Gürel, ABD’deki çevresine şehit torunu olduğunu, askerdeki lakabının “Adalet Çavuş”, ABD’dekinin “Crazy Türk” olduğu, eşinin anne ve babasının Ekvator’da Hıristiyan misyoner olarak görev yaptıklarını anlatmıştı.

Bu yönleri ile öne çıkan ailenin en ilginç ferdi Tüma. Ali Deniz Kutluk’tur. Kutluk, Hafize Zümrüt Çulhaoğlu’nun ağabeyi, Tarık Gürel’in ise dayısıdır. Deniz Kutluk Paşa’nın diğer yeğenleri Ahmet Fatih Kutluk ve Kemal Ufuk Kutluk da halaları Zümrüt Çulhaoğlu’nun çabalarıyla 2006 yılı içerisinde İskender Evrenesoğlu’na mürit olmuşlardı. Hatta Kutluk kardeşler mürit olmakla kalmayıp başka kişilerle de ilgilenmek için sohbet toplantıları organize etmektedirler.

İskender Evrenosoğlu ve grubu, 1998 yılında, İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığı yayınlarına konu olmuştu. Komutanlığın yayınlamış olduğu “Türkiye’de İrtica Hareketleri Ve Terörizmin İlişkileri” adlı kitapta Evrenoğlu ve grubu yeralmıştı. Kitap o tarihte Harp Akademileri Komutanı olan Em. Org. Necati Özgen’in önsözü ile yayınlanmıştı.

Kaynak

Chronicle Dergisi – Sayı 11
Necla Bayraktar – Temmuz 2008

(Kaynak: http://www.agnostik.org/3313-imam-iskender-ali-mihr.html)

IV – Bir Zındığın Hezeyanları

BİR ZINDIĞIN HEZEYANLARI

 (kaynak :http://www.eravsar.de/Mehdi%20Resul.htm)

Buradaki yazılar hakkında bir açıklama: Selim Aydoğdu ve Hamza Eravşar tarafından yazılanlar siyah, alıntılar, itirazlar, açıklamalar mavi renkli yazılmıştır. ( H.E.)

Adam Arapça bilmiyor, Kur’an’ı okuyamıyor. Elinde Abdullah Aydın’ın üç bölümlü meali… Latin harfleri ile yazılı kısmından ayetlerin Arapçasını okuyor, böylece “Kur’an okuyor” süsü veriyor; ona göre hazırladığı notları da defterinden okuyor. Kendisine bir ayet sorulacak olsa Kitap’dan yerini bulamıyor; o, dilinden düşürmediği ayetleri bile… Böylece mana(!) vermiş oluyor. Hem de ne büyük bir küstahlıkla… Türkiye’de 22 meal varmış, bunları hazırlayan âlimlerden hiç birisi Kur’an’ı anlayamamış… 1400 sene boyunca 700′ün üzerinde tefsir yapıldığı halde, meğer o  müfessirler de anlayamamış… Peygamber de anlayamamış (adamın bu mânâya gelen bir yığın zırvası var) Onun için “Sidre-i Münteha”ya gidip, Allah ile yüz yüze görüşerek, arkasına Peygamberimizi ve Hz. İsa’yı (Neden İsa?) alıp, huzurda namaz kılarak, işin doğrusunu, bugüne kadar kimsenin anlayamadığı Kur’an’ı, kaynağından öğrenip geliyormuş… Allah, dizinin dibine oturtup, bu sevgili resulüne(!)  kitap bile yazdırmış… Peh, peh, peh!.. Analar neler doğururmuş meğer…

Aklı başında bir insanın, dinini azıcık bilen bir insanın, dönüp bakmayacağı bu deli saçmalarına inanan zavallılar var maalesef… “Beni Allah vazifelendirdi.” diye, İslâm’dan habersiz cahillere yutturuyor. Onu kimin vazifelendirdiği ise malûm; bunu, bakan değil, gören bilir.

Kendi sitelerinden indirilen yazı, kısa bir yorumla takdim edilmiştir. Sinirleriniz sağlam ise okuyun bu yazıyı… Okuyun da, Haçlıların kimleri neye memur ettiğini ve 2010′lu yıllarda “Türkiye’nin %5′i Hıristiyan olacak” sözünün altındaki gerçeği görün. 

Bir Fıkra: Kös Devesi

Buraya bir de fıkra ilave etmek istedik: Kös (orduda develerin taşıdığı tek yüzlü büyük davul) develeri 25 yıl hizmet gördükten sonra serbest bırakılır, yediğine içtiğine kimsenin mâni olmaması için de, boynuna bir ferman bağlanırmış.
Böyle develerden biri, bir bostana girmiş. Bostan sahibi, onun çıkması için  “hös, hös…” diye uzaktan bağırmaya başlamış. Deveye biraz daha yakın olan bir başkası, boğazındaki fermanı farkedince, onun bir kös devesi olduğunu anlamış ve bostan sahibine seslenmiş:
“Bu bir kös devesi; boşuna kendini yorma! 25 yıl kös dinleyen hös’den anlamaz.”
Seyrani, “Ermeni’nin Rum’un yağlı ketesi kaypak Müslüman’ı dinden çıkarır.” demişti. Şimdi de haçlıların doları, eurosu cahil Müslüman’ı dinden çıkartıyor. Buna memur edilen bir zındık, dayamış sırtını Amerika’ya, vazifesini yapıyor.İslâm’ın, itikat, ahlâk, ibadet ve muamelat adı ile dört ana unsuru vardır. Zındığı dinleyin bakalım, bunlardan bir kelime duyabilir misiniz? Onun vazifesi. İslâm’ı şahsın kalbine hapsederek, Hıristiyan dinine benzetmek. Üniversitesinin(!) temel dersi de zaten “dinlerin birleştirilmesi”
Nasıl demezsin şimdi İbrahim Hakkı gibi: “görenedir görene; köre nedir köre ne?”    
İmanınıza güveniyorsanız, sinirleriniz de kuvvetli ise, okuyun bu sayfayı

H E Z E Y A N N Â M E: MEHDİ RESUL’MÜŞ 

 (Kendi sitelerinden kısaltılarak alınmıştır. Parantez içi ifadeler bize aittir.)

11 ve 18 Ekim 96’da TV’de bocalayan sahte peygamber kendi sitesinde beyin yıkıyor. Ne kadar da zavallısı varmış… (Bu tartışmaları görüp, dinleyebilmeniz için, http://www.izlu.com/videogoster.php?id=dkYtaVVtRkE5bGc%3D  adresine girebilir veya arama motorlarına “Sahte Resul” yazarsanız bir hayli sayfa çıkar karşınıza…)  Sadede gelelim. Buyuruyorlar ki:

“Elimizi vicdanımıza koyalım ve insafla düşünelim: Eğer, Allah’ın, insanları dünya ve cennet saadetine götürecek olan bütün bu temel farzları 14 asırda yok edildiyse, din öğretenlerin artık bu farzlardan haberleri yoksa, insanlara bu farzları öğretmiyorlarsa, bütün İslam alemi cehenneme ve mutsuzluğa mahkûm edilmişse, Allahû Tealâ ne yapacaktı? Yapacağı bir tek şey vardı: (İfadeye dikkat edin! Allah’ı kayırma, bununla da kendini O’ndan üstün görme küstahlığını görüyor musunuz?)   Bu unutulan farzlarını yeniden ihya edecek, bütün insanlığa yeniden öğretecek olan bir kişiyi vazifelendirmesi gerekiyordu.

“Muhterem okuyucularımız! İşte biz bütün İslam alemini bu korkunç tuzaktan kurtarmak için Allah’ın vazifeli kıldığı bir evliyayız. (Tarih boyunca hiçbir Allah dostu, “ben evliyayım” dememiştir. Uyanın ey gafiller. S.A)

“Ne 32 farzın arasında, ne 54 farzın arasında, bizleri cennet ve dünya saadetine götürecek olan bu temel farzlar mevcut değildir.

“Sual: Mürşitlerin hepsi ve siz evliya mısınız?

“Cevap: Eğer bir insan gerçekten mürşitse o mutlaka evliyadır. Allah hiç kimseye bedavadan bir şey vermez. Bize gelince bizim evliya olup olmadığımızı “Hacet Namazı” kılarak Allah’a sorabilirsiziniz.

“Sual: Siz Kur’an-ı nereden öğrendiniz?

“Cevap: Biz Kur’an-ı Allah’tan öğrendik. Hiç kimse şu dünya üzerinde bize Kur’an öğretmedi. Biz Kur’an-ı Allah’tan öğrendik, zaten bunun ispatı kesin olarak ortadadır.

“Sual: Arapça da bilmiyorsunuz galiba?

“Cevap: Evet. Arapça’yı biz bilmeyiz. Ama Kur’ân-ı Kerim’i herkesten daha fazla biliriz ve Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’in bilinmesinde Arapça’dan hiç bahsetmiyor.

“Sual: Sana indiğini söylediğin kitapta, “İsteseydik sana Arapça’yı öğretirdik” deniyor. Bu bir çelişki olmuyor mu?

“Cevap: Çelişkinin nerede olduğunu sanıyorsunuz? Şimdi Allahû Tealâ isteseydi bize elbette Arapça’nın en mükemmelini öğretirdi. İsteseydi Arapça’yı  tecvitle nasıl okuyabileceğimizi de en güzel şekilde öğretirdi. Ama unutmayın ki, bundan on dört asır evvel Peygamber Efendimiz yaşamıştı ve O ümmi idi. Yani Kur’an-ı Kerim’i tecvidle okumayı hiç bilmiyordu.  

“Soru: Peygamber Efendimizden sonra peygamber gelebilir mi?

“Cevap: İşte bakınız Allahû Tealâ, Al-i İmran 81’de, bütün nebileri topladığını, onlardan MİSAK aldığını söylüyor. Bu nebîlerin arasında Peygamber Efendimizde var. Çünkü Ahzab Suresinin 7. ayeti kerimesinde Allahû Tealâ “Peygamber Efendimizin de orada bulunduğunu ve O’ndan da MİSAK aldığını” söylüyor. Diyor ki:

“Ey nebîler, sizlerden sonra bir resulümüz gelecek, o resule yardım edeceğinize ve iman edeceğinize, Bana söz veriyor musunuz? Bunu dilinizle de ikrar ediyor musunuz? Onlar da diyorlar ki söz veriyoruz, dilimizle de ikrar ediyoruz. Allahû Tealâ buyuruyor. Siz de şahit olun ben de şahitlerdenim.” 

“Şimdi Allahû Tealâ şahitlik ediyor ki, Peygamber Efendimizden sonra mutlaka bir resul gelecektir, o Mehdi Resul’dür. Ve diyor ki Allahu Teala, “İşte bundan sonra o resul geldikten sonra kim o resulden yüz çevirirse işte onlar fasıklardır.”

“Allahû Tealâ bize yazdırdığı kitapta o resulün, peygamber olmayan o resulün, biz olduğunu söylüyor. Ayrıca bu resulün biz olduğumuza dair Kur’an’da başka işaretler de mevcut. Allahû Tealâ Duhan Suresinin 10 – 16. ayeti kerimelerinde şöyle buyuruyor:

“Onlara apaçık Allah’ın bir resulü gelecek de, onlar o resule öğretilmiş deli diyecekler.”

“Sual:  Allah’ı gördünüz mü?

“Cevap: Evet Allah’ı gördüm. Yüzlerce, binlerce defa gördüm. Her an da görebilirim.

“Soru: “Hz. Musa da Allah’ı görmek istedi. Ama göremedi. O bir peygamber olarak göremedi. Siz nasıl olur da görebilirsiniz Allahû Tealâ’yı?”

“Cevap: Allahû Tealâ baş gözüyle görülmez. Hz. Musa, Allahû Tealâ’yı baş gözüyle görmeye çalıştı ve onu istedi Allahû Tealâ’dan. Allahû Tealâ da, buna bir insan vücudunun dayanmasının mümkün olmadığını, karşıdaki dağa tecelli ederek gösterdi. Hz. Musa, Allah’ın dağa tecelli etmesiyle bayıldı. Allahû Tealâ’nın görülebilmesi için, Allahû Tealâ’nın evliyasının, evvela daimî zikrin sahibi olması lâzım, böylece evvelâ zemin katı görsün; sonra ihlasa ulaşacak, nefsindeki bütün afetler yok olduktan sonra, yedi gök katını birer birer görecek, yedi alemi görecek; Huzur Namazı’nı görecek ve en son Sidret-ül Münteha’yı görecek. Varlıklar aleminin en üst noktasını. Ve Allahû Tealâ tarafından tövbe-i nasuha davet edilecek, başının üzerinde o bizim fotoğraflarda görünen nur oluşacak.

“Sual: Her an Allah’la konuşabiliyor musunuz?

“Cevap: Bizim aramızda şu anda 500’den fazla insan, MİHR Vakfının müntesiplerinden 500’den fazla insan her an Allah ile konuşabilir durumdadır.

“Sual: Kitabınızdaki Anlaşmazlık Suresi’nde, seni Mehdilikle görevli kıldık diyor. Mehdi’yi başındaki nur, belindeki kılıç ve sağ omuzundaki sancak tanıtır diyor. Buna ne diyorsunuz?

“Cevap: Buna ben bir şey demiyorum. Bunu diyen demiş zaten…

“Sual: Kılıç ve sancağınız nerede?

“Cevap: Mehdi’yi başındaki nur, belindeki kılıç ve sağ omuzundaki sancak tanıtır, diyor Allahû Tealâ. Bunların hepsi doğrudur. Bizim aramızdan yüzlerce kardeşimiz bizim başımızdaki nuru da, belimizdeki kılıcı da, sancağı da hepsi gördüler. Öyleyse siz bunların fizik şeyler olduğunu düşünüyordunuz. Yani kalp gözleri kör olan sizin gibi insanlara biz, körlerin görmesi mümkün olmayan şeyleri göstermeliyiz, öyle mi?  Ne zamandan beri körler görmeyi istedikleri için görmeyi başardılar. Sizler kalp gözleri kör olanlarsınız. Mürşidinize ulaşmadan Allah’ın evliyası olmadan kalp gözünüz hiçbir zaman açılmayacağına göre, hiçbir zaman bu körlükten kurtulamayacaksınız. Ve kendinize gerçekten hep yazık edeceksiniz. Allahû Tealâ’nın güzelliklerini hiç yaşayamadan bu dünyadan çekip gideceksiniz. Allah sizlere acısın.

“Sual: Size gelen Zaman Suresi’nde Allah sizin ne olduğunuzu söylemiş?

“Cevap: Allah, Zaman Suresi’nde bizim Huzur Namazı’nın imamı olduğumuzu söylüyor. Ve ifadesi son derece açık. Biz, orada Allahû Tealâ’nın huzurunda kılınan Huzur Namazının imamıyız.

“Soru: Huzur namazı nasıl bir namazdır?

“Cevap: Önde İmam vardır ve mutlaka hayatta olan biridir. Arkasında Peygamber Efendimiz ve Hz. İsa vardır. (Bunların kıyafetleri tarif ediliyor.) Onların arkasında zamanımızın Gavsı tek başınadır. Onun arkasında İmam’ın 2 baş veziri, onların arkasında İmam’ın 7 veziri vardır. Bütün başvezirler ve vezirler hayattadır. Bunlardan sonra 7 kutup gelir. Bundan sonraki bütün sıralar onarlıktır. Ve ilk dört sırayı “kırklar” işgal eder. Sonra 7 sıra “yetmişler”i, oluşturur. Başta ise imam, imamın arkasındaki iki kişi, birisi  Peygamber Efendimiz (S.A.V), diğeri Hz. İsa. Üçü de kavuklu değil, kefiyelidir.

“Sual: Peygambere de mi namaz kıldırıyorsunuz?

“Cevap: Allahû Tealâ açık bir şekilde Zaman Suresinde belirttiği gibi, şu anda Peygamber Efendimiz de, Hz. İsa da arkamızda namaz kılmaktadır. Vaktiyle Hakk’ın rahmetine kavuştukları için huzur namazının imamı olmuyorlar. Olmaları mümkün değil. Bu sözlerden hiç birisi bize ait değil. Allahû Tealâ nasıl söylemişse aynen yazdırmıştır bize. Bütün bunları benimle beraber yüzlerce kardeşimiz görmüştür, gök katlarını, huzur namazını… Biz Allah’ın tarafsız şahitleriyiz.

“Sual: Allah, “Sen Bizim yeryüzündeki en yüksek rütbeli halifemizsin diyor”. Peygamber Efendimize rağmen böyle olabilir mi? Bunu açıklayın.

“Cevap: Peygamber Efendimiz bir halife değildir. O peygamberdir, ilktir. Diğerleri O’nun halifeleridir.  Öyleyse Peygamber Efendimiz ile hiçbir şekilde mukayese edilmeyiz. Bu, çok yanlış bir şey olur. Ama, eğer Allahû Tealâ bizi, zamanımızda yaşayan bir çok insanlarla kıyaslıyorsa, yani bugün yaşayan, hayatta olan insanların arasında Allah’ın en çok sevdiği kişi biz olabiliriz. Yoksa Allahû Tealâ, bizi en çok sevmek için sizlerden izin mi alacaktı.

BİR BAŞKA HEZEYAN: “ALLAH ÜNİVERSİTESİ” SAÇMALIĞI (İfadeler tamamen kendinin)

“Allah’ın kainattaki tek üniversitesi”

“Bu üniversite, dînlerin birleştirilmesi hedefine yönelik olarak Allah’ın emri üzerine kuruldu. “Dînler yoktur.” diyor Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de. İslâm, kâinatın tek dîni olan, Hazreti İbrâhîm’in hanif dîni olarak geçen tek bir dînin sadece devamıdır. Bugün dünya  içindeki pek çok dînden bir tanesi üzerine kurulmuş bir müessese değildir Allah’ın Üniversitesi. Allah’ın kâinattaki tek dînini açıklamak, o tek dînden başka bir dînin insanlık tarihi boyunca hiç mevcut olmadığını, bundan sonra da mevcut olmayacağını açıkça ortaya koymak ve ispat etmek için bu üniversite kurulmuştur. Bu üniversite, dînlerin birleştirilmesi için, hepsinin kâinatın tek dîni olarak araya gelmesi için kurulmuştur.”

(Meseleyi yerinde görmek isteyenler için adres: http://www.mihr.com/mihr/turkce/)

BİZİM HATIRLATMALARIMIZ

Bu cahilin peşine takılanların akıbeti şöyle olur, olmaya başlayanlar da var:

Önce, kendi dinlerine bağlılıkları eski kuvvetini kaybeder. İslâm’a göre değil, önder gördükleri büyüklerinin zımmî telkinlerine uygun bir yaşayışları olur.

Kendi zaman ve mekânlarında hak din olup, bugün aslını ve hükmünü yitirmiş dinleri meşru görürler ve “hepsi de Allah’ın dini” demeye başlarlar. İslâm’ın bariz üstünlüğü, hükmünü kaybeder; Hıristiyanlık, Musevilik gibi sıradan bir din olur.

Sonra farkında bile olmadan İslâm dairesinin dışına düşerler.  Şu hadisin hükmü tecelli eder: “Ahir zamanda yaşça genç, akılca kıt insanlar türeyecek. Onlar konuştukları zaman sözlerin en güzelini (Kur’an’ı) söyleyecekler; fakat imanları gırtlaktan aşağı inmeyecek; okun hedefini delip çıktığı gibi dinden çıkacaklar (haberleri bile olmayacak). 

Şu idafeler zındığa ait: “Peygamberimizi şeytan aldatmıştır.” “İsa Allah’ın oğludur” “Allah insana benzer” “İsteyen kadın başını açar, isteyen örter; bu önemli değildir.” “Türkiye’nin 11. cumhurbaşkanı biz olacağız.” (Şu anki cumhurbaşkanı 11. dir. Sıranı bekle! Belki 12. desem, ona da Tayyip talip… Yaya kaldın tatar ağası)

Şu bilgileri versek bazı safdillere faydası olur mu acaba? Her sahte peygamber vahiy aldığını iddia etmiştir.

En’am Suresi, ayet 93: “Allah’a karşı yalan uydurandan ve kendisine hiç bir şey vahyedilmediği halde ‘Bana da vahyolundu.’ diyenden de, ‘Allah’ın indirdiği âyetler gibi ben de indireceğim.’ diyenden daha zâlim kim olabilir?“ 

Furkan suresi, ayet 43:  “Resulüm gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni, ona sen mi vekil olacaksın?”

Tarih boyunca vahiy aldığını iddia eden pek çok insan çıkmıştır. Onların tamamına “yalan söylüyorlar!” demek doğru olmaz; vahiy aldığını iddia eden “sahte peygamberler”, bir yerlerden mesaj alıyorlar, birileri onlara geliyor. Ama kimler? Bu meselenin en doğru cevabını Kur’an’da buluyoruz: Şeytanlar! Evet, Kur’an’a göre şeytanlar da “vahyediyor”, yani birilerine “mesaj getiriyor”, o zavallılar da “bize vahiy geldi” deyip çıkıyorlar ortaya. Doğru söylüyorlar, “vahiy” gelmiştir, fakat ilahi vahiy değil, “şeytani vahiy.” Tıpkı Kur’an’ın dediği gibi:
“Bu suretle Biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kılmışızdır. Bunlar, lâfın yaldızlısını, birbirlerini aldatmak için telkin eder dururlar. Eğer Rabbin dilemiş olsaydı bunu yapamazlardı. Onun için sen onları, iftira ettikleri ile baş başa bırak.”
 
(En’am 112)   Sahte peygamberler – bahsettiğimiz zındık da dahil – Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr etmiyor.

İlk sahte peygamber Müseylime, Hz. Peygamber’in, peygamberliği de dahil, hiçbir iman esasını inkâr etmiyordu. O, Hz. Peygamber’in dininde birtakım ‘reformlar’ yapıyordu. Kendi toplumuna şarabı ve zinayı helal kılıyordu. Orucu bir gün ve bir geceye indirmişti. Mescidlerinde ibadet ediliyor; taraftarları, ibadetlerinde kendisine geldiğini iddia ettiği sözleri okuyorlardı. (Benzerliğe bakın: Kur’an’ı ve Peygamberi bırakıp, bahsettiğim zındığa iman eden bir zavallı, düğünde, damat ve geline Kur’a-ı Kerim hediye edilmesi üzerine, sokranarak “bizim ayrı kitabımız var, biz de onu hediye edelim.” diyebilmiştir. Bu sözü bizzat duyanlardan birisi bana anlattı.) 

Hz. Ebubekir, ilk sahte peygamber Müseyleme’nin haddini bildirince, bu sahtekârın adamlarına, “Peygamberinizin Kur’an’ından biraz okuyun!” dedi. Onlar da okudular:

“Fil / Öyle ya/ sen filin ne olduğunu nereden bileceksin / onun uzun bir hortumu var!”

Bir başka örnek: “Siz ey iki kurbağanın kızı kurbağalar / Suyunuz temizlendi / Suyu kirletemezsin / içeni engelleyemezsin / Başın suda, kuyruğun çamurda / Toprağın yarısı bizim yarısı Kureyş’in / ama Kureyş saldırgan bir toplum.”

İşte bir örnek daha: “Ekini ekenlere / ürünü biçenlere / daneyi savuranlara / un öğütenlere / ekmek pişirenlere / tirit yapanlara / donmuşunu da erimişini de silip süpürenlere yemin olsun / Yüncü bedevilere ve sizden önceki medenilere üstün kılındınız / Arkadaşınızı koruyun / Yardım dileyeni barındırın / İsteyenin işini görün.”

İmanını kurtarmak isteyen kardeşlerimin, uykudan uyanmalarını diliyorum; adam Hasan Sabbah gibi uyutuyor.

SAHTE RESUL’DEN YENİ HERZELER

Yaşadıkça daha neler göreceğiz?

Dabbetülarz(!)’ı serediyorum.

“Çıktı mı o? Kıyamet alâmetlerinde değil miydi?” diyorsunuzdur şimdi.

Çıkmış; Ben de yeni öğrendim. Efkâr basınca, eğlenmek için açıp bakıyorum. Bayağı hünerli… İsmail Dümbüllü eline su dökemez. 

Tavsiye ederim: Bir bakışta gam, gasavet kalmıyor. “Dabbetülarz”lığa soyunacağına, neden bir “maskara maymun” tiyatrosu kurmadığına şaşıyorum. Heder oluyor yetmişlik pîr-i fânî…

Fazla merakta bırakmıyayım sizi: Bu bahsettiğim maskaralık “Nur TV” dediklerinde sahneleniyor. Elli ayaklı, sakallı bıyıklı bir adam çıkıyor ve tiyatro başlıyor. Bu bir monolog. (Diyalog ile karıştırmayın; o bir başka pir-i fâni’nin marifeti.)  Oyuncu, ağzını burnunu karıştırarak; sümüğünü çekerek; genirerek; kafasından büyük bardakla, lıkır, lıkır su içerek; eli, kolu ve kaşı, gözü ile acaip hareketler yaparak; ceylan(!) gözlerini ayırarak dikkatleri üzerinde topluyor. Hele, oyununa başlarken ve bitirirken bir selamlaması var ki, ömür doğrusu… Devlet tiyatrosu böyle bir kaabiliyetten niçin gafildir? Anlaşılır gibi değil… 

23 Temmuz 2004 – Gece

Adam, kâğıttan sorular okuyor. (Hep yaptığı gibi bir tele-konferansta sordurulmuş olmalı.) Sonra, ifrit gibi yılışarak ve 1400 yıldır yetişen İslâm âlimlerine, ayetlere, hadislere meydan okuyarak zırvalıyor.

Sormuşlar: “Namaz nedir?”

Buyuruyorlar: “Namaz maddî vücudun cimnastiğidir.” Sonra mübârek başını sağa sola çevirerek, “Bakın, bu hareketi hergün defalarca yapıyoruz. Bunu yapanlarda boyun tutulması olmaz.” diyor ve namazdaki diğer hareketlerin vücuda faydalarını anlatıyor.

Sormuşlar: “En büyük ibadet nedir?”

Keşfinden ve afsunladığı mürid-dinleyici’sinden emin, cevap veriyor: “Şimdi siz, ‘namaz’dır diyorsunuz, değil mi? Hayır kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, yüz kere, bin kere hayır!… En büyük ibadet Namaz kılmak değildir. En büyük ibadet, ‘Allah, Allah’ diye zikir çekmektir. Zikir, namaz kılmaktan da, Kur’an okumaktn da büyük ibadettir.”

Sormuşlar: “Dabbetülarz” nedir?

Yine aynı alaycı tavırla cevap veriyor: “Şu seyrettiğiniz Nur TV Dabbetülarz’dır” Yanlış duymadınız. böyle diyor zındık. Onda, kendisi Kur’an’ı açıklıyormuş. Dabbetülarz’ın vazifesi unutulan Kurân’ı öğretmekmiş. O da bunu yapıyormuş, çünkü ona Kur’an’ı Allah bizzat öğretmiş; kim ondan iyisini bilecekmiş… Hadis kitapları peygamberden 120 sene sonra yazıldığı için yanlışlarla dolu imiş…(Sormadan edemiyoruz: Şimdi nerede bu “Dabbetülarz? Vazifesini yapmadan nereye sıvıştı?)

Sormuşlar: “Kimler Cennet’e girecek?”

Cevap: “Allah’a ulaşmasını dileyenler; Allahlaşanlar.”

Meselenin devamı: “Peki, dünyada sevap işleyen bir sürü insan var; onların sevaplarının karşılığı yok mu?”

Kurtarıcı Mehdi Resul(!)ün cevab-ı şahaneleri: “Onlar, bu sevaplarının karşılığını kabirde alacaklar; azabları, işledikleri sevap ölçüsünde azaltılacak. Allah’laşmayı dilemedikleri için ebediyyen Cehennem’de kalacaklardır. ‘Günahları kadar Cehennem’de kalıp, sonra Cennet’e girecekler’ sözü, kesinlikle yanlıştır. Cehennem’e girenler ebediyyen orada kalacaklardır; çıkmak yok!.”.

Sormuşlar: “Mehdi Resul olduğunuza deliliniz nedir?”

Cevabı: “Said Nursî, Mehdi’nin 1978′de çıkacağını haber veriyor. (Şiracının şahidi bozacı, Kur’an’ı en iyi bilensin ya, oradan göstersene delili.) Ben o zaman Sebil dergisine ‘Liva-i Hamd’de Buluşalım” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı benim Mehdi olarak çıkışımdı. Benim Mehdi olduğum, Allah’ın bana yazdırdığı ‘Risaletin Nurları’ kitabında bildirilmektedir.”

Şimdi anladınız mı, adamın tımarhane kaçkını olduğunu ve bu hususta raporları bulunduğunu? Bu zırvalar sağlam kafadan çıkar mı? Böyle bir adama “zındık” dediğimiz için bize kızan, “zındık-muhipler” bunları iyice okuyup, düşünsünler ve yol yakınken imanlarını kurtarmaya baksınlar! Bir resim ancak, bütün parçaları bir araya getirilince ne olduğu anlaşılır.

Bu, kolay Cennetçi zındığın değil de, ahir zaman peygamberinin ümmeti olanlara hatırlatma

O, kainat efendisi buyuruyorlar ki:

Namaz gözümün nurudur.

Namaz dinin direğidir.

Namaz mü’minin miracıdır.

Namaz amellerin en güzelidir.

Namazsız dinde hayır yoktur.

Namaz, kıyamet günü ilk sorulacak ameldir.

Ve daha yüzlerce hadis…(Kendi peygamberliğinin kabulü için hadisleri, “120 sene sonra yazıldı.” diyerek reddeden adamın kurnazlığına dikkat edin!)

Biz ne demiştik, yukarıdaki “Bir Zındığın Hezeyanları” yazısının sonunda? Orayı bir daha okuyun lütfen!

Din İşleri Yüksek Kurulunun Kararı

İskender Evranosoğlu nam kişinin “Risalet Nurları” adını verdiği ve Allah katından indirildiğini kapağında ve ön sayfa dediği kısımda belirttiği şeytan yazdırmasını nihayet temin ettim. Kitabın tamamı 340 büyük sayfa; “Bi iznillahi teala münzeldir.” dediği hezeyanname, yani asıl kitap bunun içinde sadece 69 sayfadır.  Hakkında yazılanlar ve verilen cevaplar ilave edildiği için büyümüş…

“Cevaplar” dedikse, bunlar, yapılan tenkitlerin cevabı değil, mürid afsunlamak için kurnazlık…

Biz de, işte bu zavallıları ikaz için bunları yazıyoruz. Aralarında, gün geçtikçe İslâm’dan uzaklaştıklarına şahit olduğumuz tanışlarımız var.

Belki her müridin, evinin başköşesine yerleştirdiği, ancak, okumadıkları, okusalar bile – İslâm’ı bilmediklerinden – anlamadıkları bu kitabın 164-169 sayfaları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun, 26. 08. 1993 tarihli bir kararı ve kurul üyelerinden birinin bir raporu var. İşte bu kararın sonuç kısmı:

“İskender Evranosoğlu isimli zâtın “Risalet Nurları” isimli eserinden misal olarak aldığımız yukarıdaki Allah’a isnat edilen ifadeler, İSLÂM DİNİN DEĞİŞMEZ ESASLARINA, KUR’AN VE SÜNNET’İN TEMEL HÜKÜMLERİNE KESİN OLARAK AYKIRIDIR. Aklî dengesi yerinde olan bir Müslüman’ın, ikrah, maddî-mânevî zorlama durumu olmaksızın bu ifadelerde bulunabilmesi düşünülemeyeceği gibi, bahis konusu ifadelerin te’vil götürmeyecekleri de muhakkaktır.”

Bu iki cümlelik ifade, akılları başa getirmeye kâfidir. Bu karar Türkiye’nin en yetkili din kulunun kararıdır. Buna imza koyan insanlar da, Evranosoğlu  gibi, Kur’an okumasını bilmeyen, Arapçası olmayan insanlar değildir. (Garip değil midir, adam, önüne konan Kur’an’ı okumaktan kaçındı da, kendi not defterinden ayetlerin Latince yazılısını okudu. Televizyonda dikkat ediyor musunuz, tefsir(!) yaparken kullandığı metinler de Latince… Ayetleri, o güzel kekelemesi ile okurken, başı soldan sağa gidiyor ve kamera elindeki kitabı hiç göstermiyor.) Arapça bilmediğini de zaten kendi itiraf etti. O halde nasıl mânâ veriyor Kur’an-ı Kerim’e? Onun da yolunu bulmuş Aleksander Şeytankulu: Allah öğretiyor. Ve bu İslâm dışı ifadeye Müslüman(!) inanıyor; yazık, çok yazık…

MİHR DİNİ’NİN AMENTÜSÜ

(Aralarında bir tek ilahiyatçının bulunmadığı bu cühela topluluğunun Türkçe’si de yok. Anlaşılabilmesi için – özüne dokunmadan – sağını solunu biraz düzelttik. Bize gönderilen küfürnâme oldukça uzun… Söyleyegeldikleri yaveler tekrarlanmış. Amentü bunun son bölümü…Hey cehalet, sen nelere kadirsin! Zavallılar, imanlarını şeytana teslim etmişler. Başları olmuş kelle, Rabbin tecelligâhı kalb olmuş kalp…)

“Sevimli eğitimcimiz Selim! İftira, bühtan ve zanlarına, Rabbimizin fazl-ı keremi ve efendi hazretleinin himmetiyle, kainatın en büyük ve kesin ispat vasıtası olan Kur’ân-ı Kerim ayetleriyle, inşaallah cevap vermiş bulunuyoruz.

Son bir sözümüz kaldı. Hani Araplar derler ya, ahir kelâm (son söz) aşağıda sayacağımız maddeler üzerine seni yemine davet ediyoruz.

1- Efendi Hazretleri’nin Kuran’ı Allah’dan öğrendiğine,

2- Efendi Hazretleri’nin Allah’ı defalarca gördüğüne,

3- Efendi Hazretleri’nin Allah’ın resulü olup, MEHDİ RESUL olduğuna,

4- Devrin İMAMI  ve hidayeti insanlara açıklamakla vazifeli kılındığına,

5- RİSALET NURLARI  adlı kitabı Allah’ın kendisine yazdırdığına,

6- Allah’ın kendisine her zaman vahiy ettiğine,

7- Evlad-ı Resul olup Şerif sıfatının sahibi bulunduğuna,

8- Kur’ân-ı Kerimdeki, Duhan 10-15, Furkan 27-30, Tövbe 32, 33, Ali-İmran 81 ve Ahzab 7.ayetlerinin kendisinden bahsettiğine,

9- Bu ilmin kendisine Allah’dan verildiğine.

10-Allah’ın  kendisine öğrettiği ilmin hak, sizin ilminizin çoğu zan, bid’at ve hurafe olup hidayetten yoksun bulunduğuna,

11-Ve MİHR vakfının arkasında Allah’dan başka maddî ve manevî bir gücün bulunmadığına,

Biz bu yukarıda saydığımız on bir maddenin hepsinin doğruluğunu ve Efendi Hazretleri’nin o vasfın sahibi olduğuna yakiyn  bir şekilde iman ediyoruz. Eğer siz de bunların aksini  iddia edip, yalanlıyorsanız o zaman Kur’ân-ı Kerim‘deki Al-i İmran süresinin 61. Ayet-i Kerimesi’nde açıklandığı gibi, ikimizden biri yalan söylüyor demektir. Allah’ın lâneti  yalancıların üzerine olsun. Eğer bu yeminden kaçarsanız  bir müfteri olduğunuz tescil edilmiş olur. Hangi ilde iseniz o ilde sizinle yeminleşmeye hazırız.”

Selim Aydoğdu’nun Cevabı: Yüz yüze gelmemize gerek yok. Ben burada yeterince kâfir yüzü görüyorum. Şu kadarını söyleyeyim: Yukarıdaki 11. madde dışındakilerin tamamının zındıklık olduğuna en mukaddes değerler üzerine yemin ediyorum. Sizler de peşinen yemin ettiğinize göre… Bekleyelim…

İ f t i r a l a r ı n ı z a   C e v a p

04.05.2005 tarihinde bizim, “zındık” dediğimiz şahsın adamlarından (Osman Güzel adını kullanmış) başı-gıçı belirsiz ve imlasız, “İftiralarınıza Cevap” başlığı altında şöyle bir mesaj aldık:

“İnsallah yazdiginiz yaziyi ve bizim cevabinizi sitenizde yayinlarsiniz.yapmadiginiz taktirde cehaletinizi baska yolarla halka teşhir edecegimizi hic unutmayin”

Ve kendisine şu karşılığı verdik:

Merhaba Öfkeli Kardeşim.Cehaletimin(!) teşhirinden ve tehdidinizden çekinmiyorum  O işi yine yapın! Sırf onu yapmanız için yazınızı çöp sepetine atardım ama kendi pirensiplerim gereği, cevap dediğiniz nesneleri okuduktan sonra sitemde yayımlayacağım. (Site sahibi Hamza Eravşar, öfkenize mucip yazının hazırlayıcısı Selim Aydoğdu. Bir ek bilgi olarak bu da bulunsun.)Bu ne öfke böyle Güzel Osman? Selâmsız sabahsız dalıvermişsiniz. Halbuki siz insanların ıslahı için Tanrı Teala tarafından vazifeli değil miydiniz? 20 kişi her an kendi Allah’ınız – ki İslâm’ın Allah’ı asla değildir - ile görüşüp talimatlar almıyor mu idiniz? O size öfke mi öğretiyor?  Bu cahili hoş görseniz de, ıslah etseydiniz ya!.. Yine de bu aciz tenvirinize muhtac; merhamet edin!

Korkudan elimiz ayağımız titreyerek de, bahsettiği yazıyı - aynen - sitemize aldık. Kendileri hiddetten başlık koymayı unutmuş. Biz buna da, mesajına kullandığı başlığa uygun bir başlık koyduk. (Yazının tamamını okumaktan sıkılanlar bitiriş cümlesinden mahrum kalmasın. Onu buraya alalım da, kendini “gönül adamı” olarak tanıtan bu zevatın nezaketi görülsün: “Allah’a ulaşmayı dileyerek, mümin olman dileklerimizle.”  Şu tekebbüre ve masajındaki üslûba bakın da yazısını ona göre değerlendirin! Şunu da bilin: Kur’an iddiacısı(!) zat, değil Arapça bilmek, Kur’an’ı yüzünden bile okuyamaz/okuyamamıştır. İslam’ı da ne kadar bildiği “muamelat”a verdiği mânâdan belli… Hele, bir hayır-şer izahı var ki, ömürlük. Bir de “şecaat arzettiği” Ehli Kitap bölümü var:.. Bu da bizim, “İslam’ı Hıristiyanlaştırma” tespitimize tıpa tıp uyuyor. Hıristiyanlık muhabbeti gönlüne dolan bir insan işte böyle tevillere gider.) 

Şimdi beni dinle Güzel Osman! Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorsunuz. O kokmuş metaınızı, İslâm’ı bilen hiçbir Müslüman almaz, almıyor da… İslam, Müslümanların dinidir; “MİHRİZM”, yolunu sapıtmış zavallıların dinidir. Bunlar iki ayrı din. İlahı ayrı, peygamberi ayrı, kitabı ayrı, gayesi ayrı… “Siz, âlemi kör, herkesi sersem mi sanıyorsunuz?” Efendiniz gibi bugüne kadar 4000 Mehdi taslağı gelip geçti… Müslümanların zavallılığı, sizlerin de açıkgözlülüğü devam ettikçe, daha çok mehdiler gelip geçecek…. Sonra efendiniz sade Mehdilikle de yetinmiyor. Öncekilerden daha marifetli. Bütün vazifeleri deruhte etmiş maşallah: MEHDİ, İMAM,HALİFE, RESUL… Rabbiniz bayağı cömert davranmış size karşı… Bu kadar süslü lâfları kullansa da, en zavalısı sizin Mehdi… Diğerleri kıyama kalkmış, bayağı da çevre toplamışlardı. İçlerinde devlet kuranlar bile olmuştu. Bu pek garip kalmış… Bazan içime dokunuyor zavallının hâli: Sen İslâm’ın dört büyük makamının sahibi ol; sonra, kurtarmakla vazifelendirildiğin memleketi terk et, git sığıntı gibi İslâm olmayan bir memlekette yaşa… Sahi, bu değirmenin suyu nereden geliyor?

Şimdi, noktasına, virgülüne dokunmadan; imlâsını düzeltmeden; ezberleri bozulmasın diye, araya girmeden, cevabî yazıyı veriyorum. Bu yavelerin bir kısmına yukarıda temas etmiş, sitelerinde daha geniş bilgi bulunacağını da işaret ederek, onun adreslerini vermiştik zaten…

İftiranıza Cevap

Kur’anı kerim peygamber efendımız(SAV) e arapça olarak indirildi.Sahabenin ana lisanı da arapça idi. Her arapça bilen kur’anı kerimi anlamış olsaydı Peygamber efendimizin 23 sene boyunca  kur’anı kerımı sahabeye ogretmesıne gerek kalmazdı. Peygamber efendimize kur’anı kerimi öğreten cebrail (AS) ve Allah u Tealadır.

75/KIYAME-16: Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî  O’na (Kur’ân’ı Kerim’i ezberlemeye) acele ederek, onunla (Cebrail A.S. ile beraber) dilini (lisanını) hareket ettirme.

75/KIYAME-17: İnne aleynâ cem’ahu ve kur’ânehu.  Muhakkak ki O’nun toplanması ve okunması Bize aittir.

75/KIYAME-18: Fe izâ kara’nâhu fettebi’kur’ânehu.  Öyleyse O’nu okuduğumuz zaman artık O’nun (Kur’ân’ın) okunuşuna tâbî ol.

75/KIYAME-19: Summe inne aleynâ beyânehu.  Sonra O’nun beyanı (açıklaması) muhakkak ki Bize aittir.

Kur’anı kerim ayetlerinin bir lafzi manası ve 7 ruhu vardır.Bundan başka kur’an muhkem ve muteşabih ayetlerden oluşuyor.

3/AL-İ İMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).  O (Allah) ki; Kitab’ı, sana O indirdi. O’ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz’daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab’)ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O’na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl’elbab tezekkür edebilir.

Muhkem ayeterin lafzı manası ile arapça mana aynidir.Ama muteşabih ayetlerin manasını bilmek Daimi zikre ulaşan ehli zikir veya ulul elbab kullarının işidir.

Günümüz geleneksel islam tatbikatı islamın beş şartından ibaret olup muhtevasında imanın olmazsa olmaz şartı olan Allah’a ulaşmayı dilemek yani islamın birinci safhası ve nefs tezkiyesinin yegane vasıtası olan kalbte Allah isminin tekrarı ile yapılan zikir yoktur.Zikir yoksa bugünkü öğreti ile hiç kimsenin daimi zikre ulaşması mumkun değil.Bu sebeble ilahıyat fakultelerinde kur’andaki islam öğretilmiyor

Muteşabih ayetleri yorumlamak ehli zikrin(daimi zikre ulaşmış ulul elbab) kulların yetkisindedir. Yüce Rabbimiz “bilmiyorsanız zıkır ehline sorun;  “hiç bilenle bilmiyen bir olurmu bunu ancak ulul elbab tezekkur eder”buyuruyor

21/ENBİYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).  Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler) den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

39/ZUMER-9: Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihi), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi). Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: “(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl’elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder.”

Peygamber efendimiz hadisi şerifinde “ cehaletten kurtulmanın yolu zikir ehline sormaktır”buyuruyor

Allah’a ulaşmayı dilemeden habersiz nefs tezkiyesini gerçekleştirmiyen el yazması kitaplardan elde ettikleri zanlarla kur’anı kerim mealleri hazırliyanlar hidayetle ilgili ayetlerin çoğunda asli manadan sapmışlardır.Buna bir missal olarak meallere baktığımız zaman hidayetin, sıratı mustakmin ve irşadın doğru yol olduğu belirtilmektedir. Halbuki kur’an ayetlerine baktığımızda,hidayetin dunya hayatını yaşarken ruhen Allah’a ulaşmak olduğu Bakara-120 ve Ali imran-73 te belirtilmektedir.

HUZUR NAMAZI

Huzur namazı indi ilahide insan  ruhlarının kıldığı bir namazdır.

7/A’RAF-206: İnnellezîne inde rabbike lâ yestekbirûne an ibadetihî ve yusebbihûnehu ve lehu yescudûn(yescudûne).  Muhakkak ki; Allah’ın katında olanlar (Huzur namazı kılanlar) O’na ibadet etmekten kibirlenmezler. Ve O’nu tesbih ederler. Ve O’na secde ederler.

Daimi zikre  ulaşan 14 kademe kalbin müzeyyen olan muhlis kullara Allah teala bu namazı kalb gözu ile göstermektedir.Peygamber efendimiz hadisi şerifte “umetimin mehdisi Hz İsa’ya imam olandır. Başka bir hadisinde “ Ya Ali ahir zamanda arkasında hz İsa’nın namaz kılacağı kişi bizdendir. Yine başka bir hadisinde “ İmamınız kendinizden olduğu zaman Hz İsa aranıza indiği zaman haliniz ne olacak” buyurmuştur Bu ayet ve hadisler, huzur namazını açıkliyor Devrin imamı huzur namazında ruhlara ımamlık yapmaktadır. Huzur namazının imamı içinde bulunduğumuz hidayet çağında Efendimiz Mehdi AS dır. Mehdi AS arkasında Hz isa ve Hz muhammed SAV efendimizin ruhları namaz kılmaktadır.Huzur namazının imamı daima hayata olan bir kişidir. Peygamber efendimiz 1400 yıl once haber vermiştir.Hal böyleyken hiç bir delile dayanmadan cehaletle efendimiz Mehdi AS karalamak şeytanın ekmeğine yağ surmektir.

İTİKAT, İBADET, MUAMELAT VE AHLAK

Bu 4 ana unsurdan efendimizin hiç bahsetmediğini soyluyorsunuz. 28 yıldan beri efendimizin öncelikli olarak ayetlerin ışığında itikadı konuları açıklamaktadır.

Amentu şerhinde yer alan 7 tane inanç esasını tek tek  ele alarak kur’anı kerim  ayetleriyle  açıkliyan yuzlerce sohbet veb sayfamızda bulunmaktadır.

1-Allah’a inanmak; Peygamber efendimiz ummetim için açık şirkten korkmuyorum,asıl kortuğum şey gizli şirktir. Günümüz geleneksel islam tatbikatında insanlara önerilen “la ilahe illalah”demekle kimse gizli şirkten kurtulamaz,ancak Rum-31 de açıklandığı gibi kalben Allah’a ulaşmayı dilemekle gizli şirkten kurtulmak mumkun olmaktadır.

2-Meleklere inanmak; Enam-61 ve Zuhruf-80 de ölüm ve kiramen katibin meleklerinin  resul olduğu ifade edilmektedir.İtikadi konuları açikliyan Akaid-in temel kaidelerinden bir tanesi her resul kendisine kitap verilen peygamberdir. Bu durumda akaid kitapları her kişiyi iki peygamberle tasvir etmiş oluyor.Kur’anı kerime aykırı zanlarla geleneksel islam tatbikatını yaşayanlar melekler hakkında yanlış bilginin sahibidirler.Melekleri de peygamber yapmaktadırlar. Yanlış bilgiyle kimsenin iman sahibi olması söz konusu değildir.

3-Kitaplarına inanmak; Günümüz islam tat bikatında Kur’anı kerim unutulmuş olup yerine 1400 yıldan beri insanlar yazdığı el yazması kitaplar  konulmuştur.

25/FURKAN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).  Resûl dedi ki: “Yarab, kavmim Kur’ân’ı terkettiler.”

2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemunel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).  Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitab’ını bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin el yazması kitaplarını) bilirler. Onlar sadece zan (ve kuruntu) içindedirler.

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne). 

Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazıp, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah’ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle (böyle şeyler) yazdıklarından dolayı… Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeylerden dolayı…

4-Resullerine inanmak; Kur’an-ı kerim’e aykiri olan akaidin temel kaidesine göre her resul kendisine kitap verilen peygamberdir her nebi kendisine kitap verilmeyen peygamberlerdir.

5- Yâvmil Ahir’e inanmak: Yâvmil Ahir ruhun dünya hayatında Allah’a ulaştığı gündür. Geleneksel islam tatbikatı öğretiminde ise, Yâvmil Ahir ahiret hayatı olarak bilinmektedır. Bu yanlış bilgi sebebiyle beşinci inanç esasında tatbikatdan çıkarılmış olmaktadır.

6- Hayrın Allah’dan, şerrin nefsimizden olduğuna inanmak: Halbuki amentu şerhinde, hayırda şehrde Allahdandır denilerek, insanlara Kur’an-ı kerim’e aykırı bilgi verilmekdedir.

7- Ruhun dünya hayatında Allah a ulaşmasına inanmakdır: Günümüzdeki geleneksel islam tatbikatına göre bu inanç esası devreden çıkarılmıştır.

Efendimiz bütün sohbetlerinde Kur’an-ı kerim ayetleri ışığında, irşad edilen inanç esaslarını islah ederek, ortadan kaldırılan inanç esaslarınıda tatbikata sokmaktadır.

Gerçek bu iken konuyu anlamadan itikadi konulardan bahsetmiyor demeniz bir iftiradır.

İBADET

İbadetler konusunda sahabenin gerçek sünneti seniyesinin tatbik edildiği yegane toplum Efendi Hazretlerinin Liderliğini yaptığı MİHR camiasıdır.

Namaz günde 5 vakit yerine, kuşluk ve teheccüt sünneti seniyesininde ilavesi ile 7 vakit kılınir.

Oruç sadece Ramazan ayında tutulmasının yanı sıra her perşsembe ve kandil günlerinde de tutulur.

Zekat gelirin yüzde iki buçuğun yanı sıra, Bakara suresinin 177 inci ayeti kerimesi gereğince ayrıca yüzde iki buçuk Birr adı altında toplam yüzde 5 olarak ödenir.

Zikir ise sadece her namazdan sonra 33 defa suphannallah, 33 defa elhamdülillah ve 33 defa Allahuekber olmak üzere 99 adet zikrin yerıne, ahzab suresinin 41. ayeti gereğince günde 47 bine varan zikir yapılır ve hedef ise Nisa surasinin 103. ayeti gereğince daimi zikirdir. 

MUAMELAT (Beşeri munasebetler)

www.mihr.com web sayfamızda görsel yayınlar bölümüne girerseniz 30-40 saatlik davranış biçimleri, yani sizin deyiminizle muamelatla ilgili Efendimizin sohbetlerini görebilirsiniz.    

AHLAK

İslam ahlakının kazanabilmek ancak nefs tezkiyesi ve tasfiyesi ile mümkündür. Efendimiz bütün sohbetlerinde yani 28 basamaklı islam merdiveni boyunca anlattığı Kur’an-ı  kerimdeki islam, nefs tezkiyesini ve tasfiyesini yani insan ahlakını içermektedir.

Nefsimizde bulunan cahalet, cimrilik, dedikodu, fitne ve fesat, haset, kin ve nefret, kibir, küfür, mürâilik, nankörlük, zan ve zulüm gibi afetler insanların muhtevasında

bulunduğu sürece insanların ahlaklı olduğundan bahsedilebilir mi? Nefsimizin bu afetlerden arındırılması ise sadece zikre dayalı tezkiye ve tasfiye sistemi ile mümkün olduğundan:

13/RAD-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu). 

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?

Efendi Hazretleride insanlara ahlaklı olabilmeleri için Kur’an-ı kerimin bu emrini her vesile ile tebliğ etmektedir.

GERÇEK İSLAMI YAŞAYABİLMEK İÇİN ÖNERİLERİMİZ:

1- Dinin kaynağı Kur’an-ı kerimdir. Kur’an-ı kerim Allah ın bütün alanlardaki hakikatlerini muhtevasına alan yegane ilim kitabıdır. Efendimiz sizler gibi el yazması kitaplardan öğrendiğiniz, büyüklerinizin telkinleriyle değil, Kur’an-ı kerim ayetleriyle bize dinimizi öğretip yaşatıyor.

2- Kendi zaman ve mekanlarında hak din olduğunu günümüzde ise hükmünü yitirmiş musevilik ve hıristiyanlık hakkında yüce rabbimizin Kur’an ayetleri aşağıda verilmiştir:

2/BAKARA-62: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).  Şüphesiz ki; îmân eden (âmenû olan)ler, yahudiler, hristiyanlar ve sabiiler, bunlardan her kim, Allah’a ve yevm’il âhire inanır ve ıslâh edici ameller işlerse, (nefsini tezkiye ederse), artık onların mükâfatları Rab’leri katındandır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

3/AL-İ İMRAN-113: Leysû sevâ’(sevâen), min ehlil kitâbi ummetun kâimetun yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn(yescudûne).  Ama (onların) hepsi bir değildir. Kitap ehlinden, gece saatlerinde kıyamda durup, Allah’ın âyetlerini tilâvet eden ve secdeye kapanan bir ümmet vardır.

3/AL-İ İMRAN-114: Yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fîl hayrât(hayrâti), ve ulâike mines sâlihîn(sâlihîne).  (Onlar) Allah’a ve YEVM’İL ÂHİR’e îmân ederler, ma’ruf (irfan) ile emreder ve kötülükten alıkoyarlar. (Nefslerindeki kötü afetlerden insanların kurtulmasına yardım ederler), hayırlara (iyiliklere) koşuşurlar. İşte onlar salihlerdendir.

3/AL-İ İMRAN-199: Ve inne min ehlil kitâbi le men yu’minu billâhi ve mâ unzile ileykum ve mâ unzile ileyhim hâşiîne lillâhi, lâ yeşterûne bi âyâtillâhi semenen kalîlâ(kalîlen), ulâike lehum ecruhum inde rabbihim innallâhe serîul hısâb(hısâbi).  Hiç şüphesiz, kitap ehlinden öyle kimseler de var ki ve size ve kendilerine indirilene ve Allah’a îmân ederler (inanırlar). Allah’a huşû duyarlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere satmazlar. İşte onlar ki; onların mükâfatları, Rab’leri katındadır. Hiç şüphesiz Allah, SERÎ’ul HİSÂB’tır (hesabı çabuk görendir).

5/MAİDE-69: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiûne ven nasârâ men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve amile sâlihan fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).  Şüphesiz ki; âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), yahudiler, sabiiler ve nasraniler (hristiyanlar)dan kim Allah’a ve YEVM’İL ÂHİRE îmân eder ve ıslâh edici (nefsini arındırıcı) amelde bulunursa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

5/MAİDE-83: Ve izâ semiû mâ unzile iler resûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arefû minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).  Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere arif olduklarından dolayı, gözlerinin kanlı yaşla dolup taştığını görürsün. “Ey Rabbimiz! Biz îmân ettik (âmenû olduk). Artık bizi şahitlerle beraber yaz.” derler.

13/RAD-36: Vellezîne âteynâhumul kitâbe yefrehûne bimâ unzile ileyke ve minel ahzâbi men yunkiru ba’dah(ba’dahu), kul innemâ umirtu en a’budallâhe ve lâ uşrike bih(bihî), ileyhi ed’û ve ileyhi meâb(meâbi). Kendilerine kitap verilenler sana indirilene sevinirler. Gruplardan, onun bir kısmını inkâr edenlere şöyle de: “Ben, sadece Allah’a kul olmakla ve O’na şirk koşmamakla emrolundum. Ben, O’na davet ederim ve dönüşüm O’nadır (meabım, sığınağım, dönüş yerim O’dur).”

Bu ayetler her zaman ve mekanda geçerli olan ve hiçbir zaman hükmğnğ yitirmeyen Kur’an ayetleridir. Bu ayetler senin zannının değil, Allah’ın “ehli kitap” hakkında hükmünün geçerli olduğunu buyuruyor. Bu ayetleri okuyarak hakikat aynasında kendi cehaletini görmeni dileriz.

3- Hz. Muhammaed (SAV) efendimiz hadisi şerifinde ilmi rivayet edenlerden değil, ilme riayet edenlerden olun buyruyorlar. Efendimiz hakkındaki beyanların senin ilme riayet edenlerden olmadığını gösteriyor. Allah’a ulaşmayı dilemediğin takdirde Kur’an hükümlerine göre sağır dilsiz, ve körsünüz. Sizin gibi sağır, dilsiz, ve körler hakkında Kur’an-ı Kerim hükmü “onlar akletmeyenlerdir” buyurmaktadır.

Vahiy   

Kasas 50’ye göre Resulun Allah’ a ulaşmayı dileyin davetine icabet etmeyenler hevasına tâbi olanlardır. Allah’tan bir hidayetçi (mürşid) olmadığı halde, hevasına tabi olandan daha dalalette kim vardır. Allah’a ulaşmayı dilemediğiniz için Casiye 23’e göre nefsini ilah edinen senin gibi faydasız ilim sahiplerini Allah dalalette bırakır.

45/CASİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbinin idrak hassasını mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine perde kıldı (çekti). Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Allahû Tealâ Araf 27 de şeytanı mümin olmayanlara dost kıldığını açıklıyor.

7/A’RAF-27: Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).  Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.

Rum 31,32 ve Sebe 20’ye göre Allah’ aulaşmayı dilemeyenlerin şirkte ve küfürde olduğunu, ve mümin olmadığınğ ifade ediyor.

30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).  O’na (Allah’a) yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve böylece O’na (Allah’a karşı) takva sahibi ol ve namaz kıl ve müşriklerden olma.

30/RUM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).  (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).  Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

En’am 121’e göre şeytan Allah’a ulaşmayı dilemeyen senin gbi dostlarına vahyediyor.

6/EN’AM-121: Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk(fıskun), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn(muşrikûne).  Ve üzerine Allah’ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.

Bu durumda En’am 93’ün muhattabı Allah’a ulaşmayı dilemiyen senin gibi hevasına tabi olanlardır, ancak bunu ölüm sırasında anlayacakınız.

6/EN’AM-93: Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kâle ûhıye ileyye ve lem yûha ileyhi şey’un ve men kâle seunzilu misle mâ enzelallâh(enzelallâhu), ve lev terâ iziz zâlimûne fî gamerâtil mevti vel melâiketu bâsitû eydîhim, ahricû enfusekum, el yevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum tekûlûne alâllâhi gayrel hakkı ve kuntum an âyâtihi testekbirûn(testekbirûne).  Allah’a yalanla iftira eden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahyolundu.” diyenden ve “Ben de Allah’ın indirdiği şeylerin benzerini indireceğim.”diyenden daha zalim kim vardır? Zalimleri, ölümün şiddet halinde iken ve ölüm melekleri ellerini uzatıp: “Nefslerinizi çıkarın. Bugün, Allah’a karşı hak olmayan şeyler söylediğiniz ve O’nun âyetlerine karşı kibirlendiğiniz için alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” dedikleri zaman görsen.

Allahu Tealâ, Kur’an ayetleri ve Peygamber efendimizin hadisleriyle zikrin en büyük ibadet olduğunu söylüyor.

Zikir

29/ANKEBUT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).  Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salatı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salat (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i Şerifinde “Size amellerin en hayırlısı derecelerinizi en fazla yükselten, Allah Yolunda altın ve gümüşü sarfetmekten, ve düşman boynunu vurmaktan daha hayırlısını haber vereyimmi? İşte o Allah’ı zikretmektir.”

Namaz dinin direğidir, zikir ise bunun çadırıdır. Zikirsiz bir dünya ve ahiret saadeti mümkün değildir. Allah’ın varlığına ve birliğine iman ettiğin için kendini mümin kabul ediyorsun; Allah’a inanmayanlarıda kafir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak kişiyi açık şirkten kurtarır. Peygamber efendimiz (SAV) ise “Ben ümmetim için açık şirkten korkmuyorum ama ümmetim için karıncanın ayak seslerinden daha sinsi, ve tehlikeli olan gizli şirkten korkuyorum.”

Rum 31 ve 32 ye göre Allah’a ulaimayı dilemeyenler gizli şirkte olup fırkalara ayrılanlardır.

30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).  O’na (Allah’a) yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve böylece O’na (Allah’a karşı) takva sahibi ol ve namaz kıl ve müşriklerden olma.

30/RUM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).  (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Allah’a ulaşmayı dileyerek, mümin olman dileklerimizle.  

İslâm’ı yeterince öğrenemeden Sahte Resul’ün ağına düşen bîçareleri uyandıracağını ümit ettiğim bir yazı… (Öyle afsunlanmışlar ki, maalesef uyandırmıyor ama yine de yazayım.)

http://www.avnullahozmansur.com/yalanciresulevrenesoglu.htm adresinden indirilmiştir.

YALANCI RESÛL İSKENDER EVRENESOĞLU (ISKENDER ALİ MİHR) ARŞTA PEYGAMBER RUHLARINA NAMAZ KILDIRIYORMUŞ (!) BİR TALEBESİYLE “EVRENESOĞLU” TARTIŞMAMIZ

1998 yılı Ekim veya Kasım ayı olsa gerek, bir akşam evimizin kapısı çaldı, açtığımda tanımadığım düzgün giyimli orta yaşlı iki kişi “hocam müsaade varsa ziyaretinize geldik” dediler. Tabi buyurun, dedim içeri aldım. Hal hatırdan sonra biri genç, öbürü yaşlı idi. Evrenesoğlu’nun talebesi olduklarını söylediler. Bir müddet sonra yaşlı olan; ziyaretlerinin sebebini açıkladı ve sohbet başladı: Daha kıdemli veya yetkili olduğu anlaşılan yaşlısı, tartışma sırasında hep kendisi konuşuyor, çok fazla heyecanlanan ve bana cevap vermek isteyen gence hiç söz vermiyor, her karışmasında sözünü kesiyordu. O ise heyecandan çıldıracak gibi oluyor, çok kızıyor fakat yine de saygıda kusur etmiyordu.

Netice itibariyle yaşlısı söze şöyle başladı;

-“Hocam, biz sizi televizyon konuşmalarınız ve kitaplarınızdan tanıyor, çok takdir ediyor ve seviyoruz. Ancak siz hem kitabınızda hem de televizyon konuşmalarınızda üstadımız İskender Evrenesoğlu’nu tenkit ediyor, küçük düşürüyorsunuz. Halbuki o ahir zamanda geleceği bildirilen, geldiği zaman ona inanılması için ruhlar aleminde Allah tarafından bütün Resullerden söz alınan, Mehdi ve son Resuldür. Biz sizi sevdiğimiz için inanmakta geç kalmayasınız diye tebliğ vazifemizi yapmak üzere buraya geldik. Vebal bizden gitti, dedi.”

Bunun üzerine ben: Kardeşim kusura bakmayın sizin üstadınızı tanımazdım. Bir gece Show TV de Hulki Cevizoğlu’nun yönettiği Ceviz Kabuğu programında Yaşar Nuri Öztürk’ le tartışırlarken izledim. Konuşmanın baş tarafına kavuşamamıştım. Fakat Nebi ve Resûl konusu tartışılıyordu. Anlaşılan Sayın Evrenesoğlu’nun “ben Resulüm” iddiasına karşı Sayın Öztürk Resul’ün kitabı olur. Kendisine kitap inen peygamberlere Resul, kitap inmeyenlere Resul denmez Nebi denir.” Demiş olmalı ki; Evrenesoğlu aksini savunuyordu. Gerçi genel görüş Sayın Öztürk’ün dediği gibiydi ama gerçek böyle değildi. Bu konuda Sayın Evrenesoğlu haklıydı çünkü Kur’ân-ı Kerimin Şuara sûresinin 178 nci âyetinde Şuayb (a.s.), Meryem sûresinin 54 ncü âyetinde İsmail (a.s.),  Saffat sûresinin 123 ncü âyetinde İlyas (a.s.), 133 ncü âyetinde Lut (a.s.), 139 ncu âyetinde Yunus aleyhisselam olmak üzere, bu peygamberlerin hiçbirine Kitab inmemiş olduğu halde; bunların hepsine Resûl ifadesi kullanılmakta, onların da hem nebi hem resûl oldukları bildirilmektedir.

Ancak bu nebi resûl mevzuunda haklı olmakla beraber, Sayın Evrenesoğlu, kendisinin son resûl olduğu konusunda çok haksız ve bu konuda onun resûl olduğunu reddeden Sayın Öztürk, bunu reddetmekte haklıydı. Çünkü resûllük insanlar için son bulmuştur. Bu arada Evrenesoğlu iddiasının haklılığını kanıtlamak için âyetleri okumak üzere Sayın Abdullah Aydın hoca efendi tarafından hazırlanıp Aydın Yayınevi tarafından yayınlanan: her sayfası üç bölüme ayrılmış olup yarıdan üst tarafının sol kısmında Arapça Kur’an, sağ kısmında Latin harfiyle Kur’ân-ın Arapça okunuşu, sayfanın alt tarafında da, Kur’ân-ın Türkçe anlamı bulunan Kur’ân-ın; Latin harfleriyle yazılı kısmından Arapça’sını okumaya başlayınca! Sayın Öztürk hemen müdahale ederek parmağını uzatıp, “Kur’ân-ı niçin Latin harfinden okuyorsun? şu aslından okusana” deyince, Sayın Evrenesoğlu; “sen ne karışıyorsun? Peygamberimiz de ümmî  değil miydi?” demiş. Öztürk de; “Kur’an Peygamberimize inmişti. Kendini onunla nasıl kıyaslıyorsun? Kur’ân-ı yüzünden okuyamadığın halde Arş-u Ala’da peygamberlere namaz kıldırdığını nasıl söyleyebilirsin!?”demişti. Aklımda yanlış kalmadıysa  buna sinirlenenEvrenesoğlu daha düne kadar eteğimi öpen sen değil miydin.” demiş? O da “ Ben ne bileyim seni bir adam zannettim” demişti. Bu arada telefonla programa katılan, şimdi vefat etmiş bulunan psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Ayhan Songar bey: “Kusura bakmazsa bana gelsin Sayın Evrenesoğlu’nu ben ücretsiz tedavi edeyim.” demişti. İşte üstadınız Sayın Evrenesoğlu’nu ben bu programda tanıdım!      

“HA” HARFİNDEN BİR NOKTANIN KALKMASI “YARATTI” MANASINI “TIRAŞ ETTİ” YAPAR

Şimdi size söylüyorum! Kur’ân-ı yüzünden okumasını bilemeyen, Arapça’sı olmadığı için mânasını anlayamayan, Kur’ân-ı Kerim’i Latin harfleriyle okuyabilen bir kimsenin Kur’ân-ı düzgün okuması mümkün değildir ve yanlış okuyacağı âyetlerle kıldığı namazı ne derece kabul olur bilemem. Çünkü Türkçe’de bir tane “Se” harfi var. Arapça’da “Se”, “Sin”, “Sad” olmak üzere üç harf vardır. Yine Türkçe’de bir tane “Ha” harfi var Arapça’da “He”, “Ha” ve noktalı “Ha” olmak üzere üç tane “ha” harfi vardır. Türkçe’de bir tane “Ze” harfi var. Arapça’da: “Ze”, peltek “ze” ve “zı” olmak üzere üç tane “ze” harfi vardır. Bunların her birinin çıkış yeri ve sesi ayrı ayrı olduğu gibi mânası da ayrı ayrıdır. Mesela: Üzerinde nokta bulunan “ha” ile “halakallahu” yazılsa mânası “Allah yarattı” demek olur. Yine aynı kelimeyi noktasız “ha” ile yazsan; “Allah tıraş etti” mânasına gelir. Yani “halaka” yı boğazına biraz sürterek okursan “Allah yarattı” olur. Boğazına sürtmeden okursan “Allah tıraş etti” olur. Üstadınız Kur’ân-ın mânasını anlamadan, düzgün okumasını bilemeden, tekrar ediyorum Arştaki (sema üstü) bütün peygamberlere ve bizim Peygamberimize şu haliyle nasıl imam olup namaz kıldırabiliyor.? Hangi vasıtayla Arşa devamlı inip çıkabiliyor.? Hem onların üstadınıza ne ihtiyaçları var.?

Gerçek şu ki; cinler insanlara ayakta bakarken rüya gösterebildiklerinden, bunlar da cinlerin bir oyunu ve şeytanın aldatmasından başka bir şey değildir. Başkalarının doğruyu öğrenmesi, sizlere aldanmaması için bunun böyle olduğunu söylemek durumundayım.

Üstadınız Evrenesoğlu bu haliyle Mehdi olamaz. Resûllük insanlar için zaten son bulmuştur dediğimde, yaşlısı “Hocam sizin Kur’an’daki âyetlerden haberiniz yoktur. İşte üstadımızın geleceğini haber veren âyetler.” diyerek aynen Edip Yüksel’in; Reşat Halife’nin son resûl olduğunu savunurken kendileriyle ilgisi bulunmayan, Peygamberimizin zatından bahseden âyetleri, Reşat Halife’nin resûllüğünden bahsediyor şeklinde mânasını tahrif ettiği gibi, bunlarda aynı şekilde aynı âyetler Evrenesoğlu’ndan bahsediyor. Allah (c.c.) ona yani son resûl Evrenesoğlu’na, “inanmaları için bütün peygamberlerden ruhlar aleminde söz almıştı.”diyerek çok fazla ısrar etmişlerdi; aklımda kaldığı kadarıyla, Yasin Sûresi’nin 13-17 nci âyetlerinde bildirilen, Hz. İsa’nın havarilerinden olduğu zannedilen, fakat Allah (c.c.) tarafından görevli olarak tebliğ için Antakya’ya gönderilen üç resûlü örnek göstererek; onlara Kur’an’da resûl dendiği halde, niçin Evrenesoğlu’na resûl denmesin diyorlardı ! Onlar bu kıyaslarında kendilerince haklı gibiydiler fakat bilmedikleri, düşünemedikleri bir şey vardı; o da bizim Peygamberimiz efendimizden önce gelen peygamberler, resûller için bir kısıtlama söz konusu değil. Yasin Sûresindeki zatlara Cenab-ı Allah (c.c.) “Resullerimiz”  buyurduktan sonra kim onlara resûl değildirler diyebilir.? Elbette âyette bildirildiği gibi onlar  da gerçek resûl idiler. Derecelerini Allah (c.c.) bilir demiştim. Fakat bunlar hâlâ iddialarından vazgeçmiyorlardı.   

Çok iyi niyetli, fakat aldatılmış kimseler olduklarını; âyetten, hadisten, nasihatten anlamadıklarını görünce; onları kırmamak için, üstadınız mehdi resûl ise bari İsa (a.s.)’yı ve Deccal’ı da bulun. Çünkü bunların üçü aynı zamanda yaşayacaklar ve Deccal’ı, bir rivâyete göre Mehdi, bir rivâyette sahih bir hadisi şerife göre ise, İsa (a.s.) öldürecektir. Hadi onları bulun o zaman üstadınızın mehdi resûl olduğunu düşünürüz, diyerek onları kırmadan göndermiştim. 

Şimdi de İskender Evrenesoğlu mahlaslı Dr. İskender Ali Mihr’ in genel yayın yönetmeni bulunduğu aylık Mihr Dergisi’nin 88 nci sayısında Dr. Abdülcabbar Boran’ ın HİKMET başlıklı yazısını aynen alıyorum.

PEYGAMBERİMİZDEN SONRA GELEN HİDAYETÇİ RESULÜN GÖREVİ “HİKMET”İ ÖĞRETMEKMİŞ (!)

Hikmet, Kur’ an- ı Kerim’ in en önemli kavramlarından bir tanesidir. Yüce Rabbimiz irşadla vazifeli kıldığı nebilerine ve onların olmadığı zaman dilimi içerisinde, VAZİFELİ KILDIĞI HİDAYETÇİ RESULLERE hikmetin öğretilmesi görevini vermiştir. İrşadla vazifeli kılınan Allah’ ın nebisi Bakara sûresinin 151 nci âyeti kerimesinde ifade edildiği gibi, beş görevle vazifelidir. 

Âyeti kerimenin de ifade buyurduğu gibi, nübüvvetle vazifeli olan nebiler (peygamberler) Allah tarafından beş görevle vazifeli kılınmışlardır. ONLARIN İZİNDEN GİDEN HİDAYETÇİ RESULLER İSE, AL-İ İMRAN SÛRESİNİN 164. ÂYET-İ KERİMESİNDE AÇIKLANDIĞI GİBİ, DÖRT GÖREVLE VAZİFELİDİRLER. 

(Âl-i İmran 164) Kur’an’daki İslâm’ı bize öğreten ve yaşatan, Allah tarafından vazifeli kılınan NEBİ RESÜL veya VELİ RESULDÜR. Ve her  ikisinin de görevi, hikmeti insanlara öğretmektir.”(Mihr Dergisi, Sayı 88, S.44-45, Dr. Abdülcabbar Boran)

EVRENESOĞLU’NUN “RESULLÜK  İDDİASINA CEVABIMIZ

Okuduğunuz bu bölümde; yukarıda izah ettiğimiz gibi Âl-i İmran Sûresi’nin 164 ncü âyetini sahiplenen, yeni bir Resûl modeli çıktı. O da; Nebi Resûl karşıtı, Veli Resûl. Gördüğünüz gibi Allah tarafından vazifelendirilen Nebi Resûller beş görevle vazifelilermiş! Yine Allah tarafından görevlendirilen Veli Resûller  ise dört görevle vazifelilermiş. Ve her ikisinin de görevi, insana hikmeti öğretmekmiş. Yani Nebi Resûle denk; güya 164 üncü âyette tanıtılan bir Veli Resûl bu dört görevi yapıyormuş. Bu zat ise, Mihr dergisine bu yazıyı yazan (Eğer isim müstear değilse) Dr. Abdulcabbar Boran beyin, Veli Resûl olarak inandığı, MİHR dergisinin; Genel Yayın Yönetmeni olup halen Amerika’da bulunduğu söylenen ve devamlı bir radyoda programlar yapan İskender Evrenesoğlu’ndan başkası değil. Sayın Evrenesoğlu da bunu iddia ediyor; “Ben Mehdi  ve Resûlüm, Arş’ü Ala’da Peygamberlere namaz kıldırıyorum.” diyor. 1998 senesinde, Show TV. nin Hulki Cevizoğlu tarafından yönetilen CEVİZ  KABUĞU programındaki tartışmayı yukarıya almıştım:

Burada ikisi de haksız: Önce Evrenesoğlu. Sen Kur’ân-ı yüzüne okuyamadığın halde, nasıl ben Mehdiyim, Resûlüm, Arş’ü Alada bütün  Peygamberlere  namaz kıldırıyorum diyebiliyorsun? Latin harfiyle ezberlediğin âyetleri doğru okuman mümkün değil. Bunu herkes bilir.

Sonra Sayın Öztürk. Nasıl olurda 40 Kitap yazdım diyen bir Profesör, İlahiyat Dekanı, böyle bir kimseye tabi olur.

Herhalde Sayın Öztürk’ün kaderi: Gıpta edip kitabında rahmetle yad ettiği Reşat Halife, Resûllük davasına düştü yeni hükümler getirdi(!)

Eski üstadı Sayın Evrenesoğlu  da “mehdi ve Resûlüm”, diyor.

Hocam dediği Prof. Hüseyin Atay; “Akıl, Kur’an’ dan üstündür, Allah insanın ne olacağını bilemez.” diyerek, Haşa Allah’ı, Yarattığı insanın akıbetini bilemeyecek derecede zayıf bir ilaha çeviriyor.                                               

Bunların ilham kaynağı olduğu sanılan İranlı Dr. Ali Şeriati ise biraz aşağıda okuyacağınız gibi “insan” isimli kitabında: Allah insanı tam takır yarattı sonra insan kendini var etti diyerek haşa Allah’ı ne pişireceğini bilemeyen bir aşçıya benzetiyor, bu sözlerin takdirini sizlere bırakıyorum.

Fakat şunu söylemeliyim ki Sayın Evrenesoğlu kendini aldatmakta olan kafir cinlerin etkisinden kurtulursa peygamberliğini iddia eden İbn’i Sayyad gibi kurtulur, talebelerini de kurtarır. Zaten şu hataları olmasa gördüğüm kadarıyla mensupları çok samimi ve ibadetlerine bağlı kimseler. Netice olarak Sayın Evrenesoğlu’ nun da; ne Âl-i İmran sûresinin 81 nci  ne de 164 ncü Âyetinde bahsedilen Resûllükle hiçbir bağlantısı söz konusu olamaz. Oradaki Resûl de sevgili Peygamberimizden (s.a.s) başkası değildir.

Ayrıca veli Resûl diye de  ayrı bir tabir yoktur. Veli dost demektir. Her Resûl yani peygamber, zaten Allah’ın dostudur.

BU NASIL MEHDİ BÖYLE ?  MEHDİ İMAM HALİFE RESUL OLDUĞUNU İDDİA EDEN BİR ADAM NEDEN SADECE VAAZ VERİYOR? (iktibas)

İskendercilere göre Said Nursi bir önceki devrin imamı. Ve yine kendi ifadelerine göre Said Nursi o çağın en büyük hastalığı olan felsefe, mantık, tabiatperestlik  kısacası materyalizm ile mücadele etme adına gönderilmiş. Müritlere göre her devrin bir hastalığı ve pıroblemi var. Allah her devirde bu hastalıklara ve pıroblemlere dönük çözümler üretebilecek insanları Nebi, Resul ya da “Devrin İmamı” olarak gönderiyormuş.

Ama nedense İskender’den önceki hiçbir Resul “Ruhunu Allah’a Ulaştırmayı Dilemeyen Kafirdir” dememiş. Ruhun Dünya Hayatı Müddetince Tanrı’ya Ulaştırılmasının mecburiyeti sadece bugün mü gündeme geldi? Böyle bir mevzu varsa, bu, tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün insanlığın mevzusu olmalı değil mi? İnsanların Ruhlarını Dünya Hayatındayken Tanrı’ya Ulaştırmayı Dilememeleri ve bu uğurda gayret sarfetmemeleri eğer bir mesele ise, bu mesele bütün zamanların meselesi, bugünün meselesi değil ki. Bütün zamanların meselesi ve hastalığı olan bu mevzuda neden hiçbir Resul tek bir kelam etmemiş? Meselâ Sevgili peygamberimize isnat edilen sözler (hadisler) içinde  neden bir tane bile bu konuda hadis yok? Sevgili Resullerimizin hayatları ve sözleri en doğru şekilde Rabbimiz tarafından Kur’an’da bize anlatılıyor. Neden bu Resullerimizin hiçbirisi bu pek mühim mevzudan hiç bahsetmemiş? Neden hiçbirisi kavmine “Ruhunuzu Dünya Hayatı Müddetince Allah’a Ulaştırmayı Dileyin ve Ulaştırın, bu sizlere farzdır, hatta farzların anasıdır” dememiş? Hepsinin dediği ortak şey “Allah’a şirk koşmaksızın inanın, ahirete inanın, bize O’nun tarafından vahyedilen gerçeğe uyun”. Sözün özü hiçbir Resul hitap ettiği topluma Nirvanacılığı öğütlememiştir. Nirvanacılığı öğütleyen kişiler sadece bir kısım tarikat şeyhleri, resuller değil. Yani konunun Resullerle hiçbir alakası yok.

Evet Resullerimiz her nedense imandan, namazdan niyazdan ve her şeyden önemli olan bu Ruhunu Allah’a Ulaştırmayı dilemekten hiç bahsetmemiş. Allah da onlara böyle bir hususta görev yüklememiş, vahyetmemiş.

Pekala İskendercilerin üstteki tezini doğru varsayalım ve soralım. Eğer Allah her devrin hastalığı neyse o hastalığın ya da pıroblemin çözümüne dönük görev yapacak Resul gönderiyorsa, bu devrin hastalığı nedir?

Evet bu devrin hastalığı nedir acaba? Allah’a ulaşmayı dilememek mi? Bu devirde Müslümanlar heryerde katlediliyor, heryerde zulme ve haksızlığa uğrayanlar Müslümanlar. Heryerde ezilen horlanan ve aşağılan yine Müslümanlar. Dünya halklarının içinde en fakir, geri kalmış ve yobazlaştırılmış kesim yine Müslümanlar. İlim dünyasında arkadan nal toplayanlar da yine Müslümanlar. Müslümanların bu devirdeki en büyük meselesi Ruhunu Allah’a Ulaştırmayı Dilememek mi? Devrin imamı olduğu iddia edilen Evrenesoğlu sadece “Ruhunuzu Alah’a Ulaştırmayı Dileyin” deme adına gelmişse bu bahsini ettiğimiz meselelerı kim çözecek? Bu nasıl devir imamlığı, bu nasıl Mehdilik, Resullük? Evrenesoğlu Müslümanların dertleriyle dertlenmiyor ki. Müslümanların sıkıntısı ayrı, İskender’in teklifi ayrı. Müslümanlar Ruhlarını Allah’a ulaştırmayı dilediklerinde bu saydığımız bütün meselelar şipşak çözümlenecek mi?

Evrenesoğlu Kainatın Hakimi ama vaaz vermekten başka bir şey yapmıyor. Dünyamızda ümmeti  Muhammed o kadar sıkıntı içindeyken, kendileri öldürülüyor ve memleketleri işgal ediliyor, kadınları kirletiliyor, zenginlikleri yağmalanıyorken acaba neden İmam-Halife-Resul-Mehdi hazretleri, icraatı geçtik, en azından bu konularda tek laf bile etmiyor. Neden? Bu nasıl mehdilik ve imamlık? Neden kainatın hakimi olan bir şahıs mesela şu Amerikan zulmüne dur demiyor? Neden bunca zülum ve işkencelere seyirci kalıyor? Neden Evrenesoğlu sadece tipik bir tarikat şeyhi görüntüsü veriyor?

Amerika dilediği zaman, kafasına göre istediği Müslüman ülkeye giriyor. Talan, yağma ve çapulculuk yapıyor. Müslümanları öldürüyor, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini çalıyor. Memleketlerini tarumar hayatlarını ise harap ediyor. Bu zavallı durumdaki Müslümanlar Devrin imamı olan İskender’in “Ruhunuzu Tanrı’ya Ulaştırmayı Dileyin” emrine uysa ve gereğini yerine getirse bu meselelar hallolacak mı?

Mesela Irak’taki mazlum millet Devrin İmamı’na kulak verse meseleleri çözümlenecek mi? Filistin meselesi hallolacak mı? Dünyadaki mazlum Müslüman millet İskender’e kulak verse hangi sıkıntıları çözülmüş olacak?

Ruhunu Tanrı’ya Ulaştırmayı dilemek yani Nirvanacılık yolunu benimsemek “tuzu kuru” Müslümanların fantezisi olabilir ancak. Keyifleri tıkırında olan Müslümanlar ancak bu tip “boş iş”lerle uğraşır.

Evet Müslümanlar dünyanın heryerinde eziliyor ve bir kurtarıcı bekliyor. Ama “Beklenen Kurtarıcı Benim” diyen adamın tek yaptığı şey uydu üzerinden vaaz vermek ve sadece “Ruhunuzu Allah’a Ulaştırmayı Dileyin” demek. İskender Müslümanların dertlerinden bile bihaber. Bırakın bu meseleları çözmek için mücadele etmeyi, gayret ortaya koymayı, bu konuya lafla bile olsa temas etmiyor. Bu nasıl Kurtarıcılık böyle? Açlıktan ölmek üzere olan bir adama ekmek mi verirsiniz yoksa kendi “tok karın fantezileri”nizi mi öğütlersiniz?

İskender Evrenesoğlu’nun müritlerine göre (haşa) Allah durdu durdu ve ahir zamanda en kutlu ve yüce kulunu gönderdi. Onu mehdi, imam, halife, resul kıldı. Onu dünya hakimi, yerlerin ve göklerin sultanı yaptı. O kul ki, Resullerin bütünü onun Resullüğünü desteklemek ve tasdiklemek adına misakta söz verdi. O kul ki, Resullerin tamamı onun gelişini binlerce yıldır dört gözle bekledi. O kul ki, hiçbir Resulün (haşa) beceremediği, dünyayı güllük gülistanlık yapmak işini becerecek. O ki, altınçağı tesis edecek. İşte bu kadar yüceler yücesi bir şahıs tutuyor sadece ve sadece “Ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemeyen kafirdir” diyor. Olacak iş mi bu? Bu kadar yüce sıfatlarla donatılan bir insan neden sadece nirvanacılığı öğütlüyor? Ümmetin derdi ne, bu adamın derdi ne? Ümmetin meseleleriyle bu adamın çözüm teklifi arasında zerre kadar ilgi var mı?

Sözün özü: İskender, Müslümanların dertlerini ve pıroblemlerini bilmiyor. Bu dertler ve pıroblemler adına bir tek kelam bile etmiyor. Bir satırla, tek satırla bile olsun bu açmazlara çözüm getirmiyor. Evrenesoğlu, Müslümanların meselelerinden ve sıkıntılarından habersiz. Ve o sadece tipik bir tarikat şeyhi görüntüsü çiziyor. Ve sadece seyrü süluk yapmamızı tavsiye ediyor. Hulasa-i Kelam, İskender’in, devrin imamı, halife, resul ve mehdi olduğunu iddia etmek için insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekiyor. Aklı olan bir insan bütün bu gerçekleri görür ve İskender’e hak ettiğinden daha fazla bir değer vermez. İskender’in müritlerinin onu mehdi, imam, halife, resul ve devrin imamı sanmaları bütün bu gerçekleri değiştirmiyor. Gerçekler gün gibi ortada. İskender’in müritleri gördükleri bu tatlı rüyaları gerçek sanarak akıllarının namusunu kirletiyor. Müritler için uykudan uyanma vakti…

Müritlere sesleniyoruz: Bakın Kaplancılar da sizin gibi rüya görüyordu. Ama üç beş Alman Polisi bu tatlı rüyayı sonlandırdı. Acaba şimdi Kaplancılar nasıl bir ruh hali içindedir, düşünebiliyor musunuz? Bu insanlar bir devlet(!) kurmuşlardı: Hilafet Devleti. Gerçek devletler devreye girdi ve rüya son buldu. İşte sizler de İskender öldüğünde ya da başına bir şey geldiğinde aynı Kaplancılar gibi ortalıkta çökmüş olarak kalıvereceksiniz. Sizin rüyalarınız anında sönüverecek. Hayal dünyanız bir anda yıkılıverecek. Aklını çeldiğiniz insanlar da size lanet okuyacak.

BİR İSKENDERCİ’YE MEKTUP

(Kendisini şahsen tanımadığım, yazılarından anladığım kadarı ile, iyi niyetli olmasına rağmen, İslam’ı iyice tanımadan onların eline düştüğü için, gafil bulduğum bir İskenderci’ye yazılan 14 Ağustos 2005 tarihli mektup)

Sevgili Genç Kardeşim

O gönderdiğim yazıda anlatılanlara rağmen “hâlâ onunlayım!” diyebiliyorsan, aslında söylenecek fazla söz kalmamış demektir. Buna rağmen, son bir kere daha ikaz etmeyi din kardeşliği görevi sayıyorum:

1. İnternet sayfama da aldığım, MİHR (Mehdi, İmam, Halife, Resul) müntesiplerinin yolladığı “amentü”yü oku! Ve İslâm amentüsü ile karşılaştır.  

2. Mensubiyet taassubu ile değil, sâlim akılla, o yolladığım yazıyı, duygularından kurtularak bir daha oku! Adam Arapça da bilmiyor, Kurân da…

3. Reşat Halife’yi ve Edip Yüksel’i incele! Adamınız onları taklit ediyor.

4. Uykudan uyan ve bir ilahiyatçı ile görüş. “Kur’an’ı benden başka kimse bilmiyor” safsatasına daha fazla bağlanma!  

5. Risale-i Nur’u taklit ederek “Risalet Nurları” adı ile yayımlanan kitabı çok dikkatli oku! Her cümlesi küfürdür. Sana yardımcı olayım:

    a) “İskender el-Ekber” yani “en büyük İskender” tabirinin ne demeye geldiğini düşün.

    b) “İskender kulumuza katımızdan hediyedir” Allah’ı kendine şahit tutmak olmuyor nu?

    c) “Habibim sen emrimizi tebliğ et!” (Sayfa: 16) Allah’ın habibi kimdir? Bu ifade Peygamberimizle boy ölçüşmek değil midir?

    ç) Aynı cümledeki “emir tebliği”, yeni bir şeriat olmuyor mu?

    d) “Senin göz yaşların habibim katımızda kıymetli bir hediyedir.” (Sayfa: 23) Böyle bir tabir Peygamberimiz için bile kullanılmamıştır. Bu adam O’ndan daha mı kıymetli Allah katında?

    e) “Bu kitabül Kerim” (imlası yanlış, kitab-ı kerim olması gerek) (Sayfa: 24) Bu tabir sadece Kur’an için kullanılabilir; o da Kur’an-ı Kerim şeklinde…

    f) “Seni âlemlere, yerlere ve göklere hâkim tayin ettik.” (Sayfa: 25) Peygamberimiz için kullanılan bir ifade, değiştirilip, sahiplenilmiş olmuyor mu? Sonra, böyle bir “hâkim” Amerika’da o büyük vazifeyi nasıl ifa ediyor?

    g) “Artık, öyle bir mertebedesin ki, benimle, istediğin an konuşabilirsin.” (Sayfa: 25) Böyle bir imtiyaz Peygamberimize bile verilmemişti.

    ğ) “… eskilerin tabiri ile…” (Sayfa: 28) Bu, Allah’ın kendini, yarattıkları ile mukayese etmek değil midir? 

    ı) “Sana, nas’a verebileceğimiz ilmin bütününü verdik.” (Sayfa: 30) Peygamberlerin bile ulaşamadığı bir lütuf… “verebileceğimiz” ifadesi sınırlı bir kudret değil midir?    

    i) “Sen tamamen bizde erimiş olduğun halde, ‘ben Allah’ım’ demedin” (Sayfa: 35). Ne büyük tevazu(!)

    j) Kendi icat ettiği bir namazla Peygamberimize namaz kıldırırmış… (Sayfa: 37) Adı, “huzur namazı” imiş…İslâm’da böyle bir namaz var mı?

    k) Bir sonraki paragrafta, bütün peygamberlerden öne geçerek, Peygamberimizin seviyesine çıkıp, üçleri oluştururmuş.      

    l) “…… gerekliliğini anladın mı?” (Sayfa: 46) Allah ile senli-benli olmak bir edep midir?

    m) (47. sayfanın ilk paragrafı bir facia… Bir bu paragraf bile bu adamın ne olup, olmadığını anlamaya yeter; anlamak isteyene tabî.) 

    n) “Marifet ihsan ettiklerimizin, gelmiş, geçmiş ve mevcut marifetleri, sana ihsan ettiklerimizin yanında okyanusta bir damla masafesinde (mesabe olacak) bile değildir. (Sayfa: 48) 1400 yıllık İslam tarihinde binlerce âlim ve mutasavvıf boşuna yaşamış(!). Benzeri bir ifade 52. sayfa ve daha pek çok yerde tekrarlanmış.

    o) “Zekat, namaz, oruç temel şükür vasıtalarıdır; fazlası da gerekli değildir (Sayfa: 50, Bu satırların altı çizili…)

    ö)  56. sayfada, anormal davranışlarına “cezbe” adı verilmiş…

    p) “… peygamberiniz Muhammed” (Sayfa: 58 ve daha pek çok yerde) ifadesindeki çiğlikten rahatsızlık duymaz mısın?

    r) “Ey benim sevgili kulum, sana nasıl günah yazarım?” (Sayfa: 63)

    s) “Her şeyi bütünüyle düşünürüz.” Allah, kuluna hesap(!) veriyor.

    ş) “Bazı sabahlar namaza neden kaldırmadığımız soruyorsun. … Bazı sabahlar seni kaldırmayız.” Allah, bu adamı namaza kaldırmakla mı vazifeli?

    t) “Sen, muhakkak ki, her şeye kadirsin.” (Sayfa: 76) Bu Allah’ın sıfatı değil miydi?

    u) “… şerifsin” (Sayfa: 77). “Seyit mi, Şerif mi? Aslında ikisi de değil. Bu kişi, Gazi Evranos Bey’in neslindendir. Bunu kendisi de sitesinde belitmiş. Gazi Evranos Bey Karası beylerinden iken, Orhan Gazi’nin oğlu, Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa’nın hizmetine girmiş özbeöz Türktür. dolayısı ile bu adamın – sana olan sevgimden dolayı “sahtekâr” demiyorum - ”Mehdi” olması da mümkün değildir. Mehdi hadisini bilmen gerek.

    ü) Ve sevgili kardeşim şu ifadeye dikkat et! “Artık senin irade-i cüz’iyen yok. O, irade-i cüz’iyeyi refettik ve yerine irade-i külliye vazettik.” (Sayfa: 79) Yani, güya, Allah ile bütünleşmiş… Ve, (Sayfa 80): “Sen, seni kaadir-i mahluktan (İfade yanlış), kaadir-i mutlaka çıkaran bu tasarrufumuzu bütünüyle yaşamakta olduğun halde kibirlenmedin, ‘enel Hak’ demedin.” Yani Allah oldun ama tevazu gösterip bunu ifade etmedin.     

Şimdi sevgili kardeşim, iyi oku, iyi düşün! Sen gerçek İslâm’ı öğrenemeden bu adamların içine düşmüşsün ve beynin onlar eliyle şekillendirilmiş. Bunun sonucu taassuptur. Beni, “bu tarafı da oku!” diye ikaz ediyorsun. Ben okuyorum da, o adamı dinliyorum da… Adam sadece konuşuyor. Bu vazife senin. Önce kendi imanını kurtar, sonra diğer kardeşlerini kurtar; uçurumun kenarındasın.

Selâm ve sevgilerimle (Hamza Eravşar)

Yukarıdaki mektuba iki buçuk sene sonra cevap (!) olarak aşağıdaki yazı geldi. (Yazı sahibinden, daha önce de cevap verdiğini belirten bir e-posta almış, “belki gözümüzden kaçmıştır” diye, kendisinden tekrar cevap istemiştik.) Yazının hiçbir yerine dokunmadan, sadece iki kelimesini koyulaştırarak (oradaki enaniyeti gençliğine verdik) buraya alıyoruz. Dikkat edildiği gibi, hep, her yerde söylenen ucuz izahlar… Peşinden gittiği adamın kitabından derlenen 20 sorunun hiçbiri üzerinde bir görüş belirtmemiş… 1982 doğumlu bir gençten, İslam’ın meseleleri üzerine ciddi tahliller beklemek haksızlık olur; biz şeytanın eline düşen bu samimi delikanlıyı ikaz etmek istemiştik. İnsanın düşeceği en tehlikeli durum kendini aldatmasıdır. Gencimizin, bu bölümdeki yazıları ki, hepsi bize ait değil, bir kere daha dikkatlice okuyup, imanını kurtarmasını temenni ediyoruz.

 Euzubillahhimmineseytanirracim Bismillahirahmanirrahim

Selamün aleyküm sevgili Abim büyügüm, din kardesim. Siz rica ettiniz kendi fikirlerimle cevap vermemi, aslinda Kuran Ayetlerini ve diger size yazi yollayan din kardeslerimin gönderdiklerini göndermedende aramizdaki anlasmazlik noktalarini cözecegimize kesin sekilde inaniyorum. Ben samimi olduguma inaniyorum. Sizde samimiyseniz o zaman sonuna kadar karsilikli anlasamadigimiz bütün konulari müzzakere edersek kesin bir sonuca ulasacagimiza, anlasamadigimiz anlayamadigimiz bir noktanin kalmayacagina inaniyorum. Seytan muhakkak ki insanlari arasini acmak isteyen varlik. Müslümanlarinda arasini acmak ister, ki ben büyük ölcüde bunu basardigina inaniyorum. Cünkü Müslümanlar dünyanin en geri kalmis, en fakir, gelismemis, binlerce cemaate gruplara ayrilmis baska ülkeler tarafindan ezilen sömürülen hatta isgal edilebilecek kadar zayif ve korumasiz olan ülküleri olusturuyor. Neden Islam alemi olmasi gereken yerde degil? Herkes istemiyor mu artik anlasmazliklar savaslar bitsin bütün Islam alemi birlik beraberlik icersinde birbirine düsman olmaktan vazgecerek birbirine 14 asir önceki gibi Asri Saadete gibi SEVGI besleyerek diger ülkelere karsi bir GÜC olustursun? Herkes bunu istiyor. Ama malesef henüz büyük bir gelisme yok Islam aleminde. Islam alemi farkli olmasi gerekirken, herkesin üstünde olmasi gerekirken herkesin altinda eziliyor. O zaman bu insanlarin hatasi olmasi lazim öyle degil mi? Neden bir türlü Islam alemi o birlik ve beraberligi yasayamiyor? Neden Müslaminim diyen insanlar gruplara ayrilmis ve her bir grup diger grupu sevecegi yerde hepsi nefret ediyor birbirinden, nefret olmasa bile SEVGiDEN yoksun bir sekilde bir hayat sürdürüyor. Sevginin olmadigi bir dünyada Birlik ve Beraberlik asla olusmaz. Sevgi insanlari birbirine baglayan ve Allaha baglayan unsur ve bu unsur Islam aleminde kaybolmus. Böyle oluncada Islam aleminin durumuda ancak bu kadar olabilir ne yazik ki. Biz birbirimizi sevelim, Allah icin olalim gerisi gelir. Biz birbirimize sevmede ne kadar samimiyiz? Birbirimiz icin mi variz, birlik ve beraberlik icin mi variz, yoksa birilerine bir seyler ispat etmek icin mi, kendimizi hakli cikarmak icin mi, farkinda bile olmadan Seytan icin mi calisiyoruz? Bunu bilincinde olmaksizin haraket edersek Seytanin ekmegine yag sürmüs oluruz, Islam alemine faydasi dokunacak bir hizmetin pesinde olmayiz, sadece kendimizi hakli cikarmak icin var oluruz. Allah böyle olmamizi mi ister, yoksa tevazu ile karsi tarafdan yana olmamizi ister? Ben sizden yanayim. Ama siz benden yana degil iseniz, bütün kapilari kapatirsaniz, anlasmazliklari gidermek icin gayret etmez iseniz, ne siz bize ne de biz size bir fayda saglayamayiz. Bizden yana olmanizi tabi ki sizden beklemiyoruz. Islam alemi icin dogrulari arastiriyorsaniz, Islam aleminin, müslümanlarin ilerlemesini onlarin birlik ve beraberligi icin bir hizmete bulunmak istiyorsaniz, sizi Waiblingende ki Dergahimiza bekliyoruz, insaallah buyrun gelin. Allahin misafirisiniz. Kardeslerimizi görün, 14 asir önceki sevgi muhabbet orada var mi? Neler anlatiliyor, orada neler konusuluyor? Kafanizda hangi soru isaretleri var, hepsinin cevabini mutlaka birlikte bulmaya calisiriz ve buluruzda. Aklin yolu birse, iki tarafda sevgiyle samimiyetle dogrulari bulmak icin gayret ederse dogrular bulunur, anlasmazliklar giderilir. MUTLAKA! Sonucta hakli olma davasi degil bu. Bu bir sevgi davasi, birlik ve beraberlik davasi, önce ALLAH ile birlikte olma, sonra insanlarla gönül gönüle olma davasi. Bu dava Seytana hizmet etme davasi degil, kendini hakli cikarma davasi degil, SAADET davasi, ki ele ele gönüle gönüle neden Sahabenin yasadigi MUTLULUK cagini Asri Saadeti ve Osmanlinin yükselme devri boyunca yasadigi 2. ASRI SAADETi neden bizde yasamayalim? Neden bir ücüncü ASRI SAADET olmasin? Allah Kurani Keriminde yoksa vaad etmedi mi, ben nurumu tamamlayacagim demedi mi? Dedi. Dediyse kendinden yana olmak niye? Allahdan yana olmak varken, Allahi sevmek insanlari sevmek varken, dogrulari bulmak varken, neden tersini yapip karsindakinin fikirlerini düsüncelerini kendi ön yargilarimiz ile bloke edelim? O kisininde mutlu olmaya hakki yok mu? Onunda sevilmeye hakki yok mu herkesin herkesden nefret ettigi bu yalan dünyada. “INSAF” deyipde “HAYDI Müslümanlar birlik ve beraberlik zamanidir birlik olalim, ortak noktalarimizi bulalim 14 asir önce ki Islama dönelim…” diyenleri arzuluyor canim. Öyle olacak mutlaka, ALLAH nurunu mutlaka tamamlayacak, insaallah sizlerde bizlerde bu nurun tamamlanmasinda Allaha yardim edenlerden oluruz. Allah sizlerden razi olsun. Sonsuz sevgilerimle. Allaha emanet olunuz.(Aykut Özcan)

Bizim notumuz ve iki adres: Üstteki mektubu gönderen kardeşimiz de dahil olmak üzere cümle “MİHR”cilere aşağıya aldığım adreslere girmelerini tavsiye ediyorum. Hazırlayan şahsın, haklı öfkesinden kaynaklanan üslubuna katılmadığımı da belirteyim. O da şunun için: Mihrçiler arasında samimi zavallılar var. İslam’ı bilmediklerinden adamın hilelerini kavrayamıyorlar. Benim gayretim onları kurtarmak içindir. Kendisine yazdırıldığını iddia ettiği kitabındaki rezillik ve dinsizlikten ayrı olarak, çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalar da şunları zırvalıyor: “Peygamberimizi şeytan aldatmıştır.” “İsa Allah’ın oğludur” “Allah insana benzer” “İsteyen kadın başını açar, isteyen örter; bu önemli değildir.” “Türkiye’nin 11. cumhurbaşkanı biz olacağız.” (Ne çare Tanrısı yani cinleri onu yanılttı, başkası cumhurbaşkanı oldu. Bir bu kepazelik bile ayıkmaya yeter ama anlayana…)

http://www.used-carlots.com/car-detailing-videos/watch-video/-QnSsv3BoEc/antimihr/iskenderin-1996da-cevizkabuundaki-rezillii-14-.html veya:  http://www.izlu.com/videogoster.php?id=dkYtaVVtRkE5bGc%3D

Bütün bunlardan sonra genç kardeşim Aykut’dan tevbe ettiğine dair bir cevap beklerken beni, İslam zanettiği “MİHR DİNİ”ne davet eden, bununla da kalmayıp, gençliğine ve bilgisizliğine aldırmadan, kendisine şeytankulunun okuduğu basmakalıp sözlerlerle benitekfir eden aşağıdaki mektubu aldım. Mamafih içinde hak verdiğim hususlar da var, “Allah’ın kulu olmamak” gibi. Ben sizin zavallı ilahınızın kulu değilim. Âlemlerin Rabbı olan, kâinatın halıkı ve sahibi olan ALLAH’ın kuluyum. Zavallılar! Meal okuyarak İslam öğrenilmez. Daha yazışmamıza gerek yok, “Sizin dininiz size, benim dinim bana!..”

Genç Mihrcinin Mektubu

s.a Hamza Abi tekrar sizi yine uzun bir yaziyla rahatsiz ediyorum özür dilerim, bütün saymis oldugum noktalara bir bir yanit vermenizi istiyorum, böylelikle daha cabuk sonuca varmis oluruz diye düsünüyorum insaallah. Doga Deniz ben degilim. O Email baska birisinden olmali.   1. Size gönderdigim Word dokumanini sitede yayinlayacaginizi tahmin etmistim. Simdiye kadar neden yayinlamadiniz? Yayinlarsaniz cok memnun olurum insaallah.    2. Kuran ayetleriyle ispat etmis oldugum gerceklere, Kuran ayetleriyle cevap vermediginize göre hepsini kabul ediyorsunuz demektir. Kabul etmesenizde itiraz edemediginiz icin ve sizin elinizde Kuran ayetleriyle bir ispat olmadigi icin MALESEF kesin bir SONUCA VARIYORUZ. Yani Allahin ayetlerine göre eger Allaha ulasmayi dilemediyseniz SIZ, (1.Dalaletdesiniz 2. Küfürdesiniz 3. Sirktesiniz 4. Fiskdasiniz 5. Allahin ayetlerinden gafilsiniz 6. Tagutun kulu ve dostusunuz 7. Amelleriniz heba olur 8. Gideceginiz yer cehennem 9. Takva sahibi degilsiniz 10. Hüsrandasiniz 11. Hidayetde degilsiniz 12. Mümin degilsiniz 13. Allahin Kulu degilsiniz)

Sadece bir dilekle bütün bu negativ faktörlerden kurtulmak mümkün. (Bu yaveler daha önce de gelmiş ve siteye alınmış olduğu için onları buraya almadım. H:E:)   3. SIZI MÜJDELIYORUZ: Eger Allaha ulasmayi dilerseniz, yani dünya hayatini yasarken Ruhunuzu Allaha ulastirmayi dilerseniz, bütün bu negativ faktörlerden kurtulursunuz ve Allahin kendisini 3. Kat Cennetle ve Dünya Saadetinin yarisiyla müjdeledigi bir insan olursunuz, ki daha öncede Seytanin kulu olan Sahabede Allaha yönelerek (Allaha ulasmayi dileyerek) bu serefe nail olmuslar Zümer 17′ye göre, Allahin kulu olmuslar ve müjdelenmisler Allah tarafindan. (Burada Allaha yönelmek = Allaha ulasmayi dilemek > Sura 13′e göre > lütfen Word dokumanina bakiniz)   4. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabenin yasamis oldugu Kurani Kerimdeki 7 safhadan olusan ve 4 tane teslim iceren Allahin ezzeli ve ebedi ISLAM dinini size KURAN ayetleriyle ISPAT ettik. (Word dokumanina bakiniz) Peygamberimiz Hz.Muhammed Efendimiz (s.a.v) ve Sahabe bu dini yasamislar bunu Kuran ayetleriyle gösterdik. Bu kadar mi? Hayir bu kadarda degil. Onlarin yasadigi 7 safhadan olusan 4 tane teslimi iceren bu dini yasamak Kurani Kerim ayetlerine göre BIZIMDE ÜZERIMIZE FARZ. Farz olduguna göre, bütün Sahabe ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)in bu dini KURANDA yasadigina göre, BUNLARIN AKSiNi IDDiA etmek münkün mü? Münkünse lütfen aksini Kurandan ispat edin.   5. MiHR dini diye bir din yoktur, nasil ki Nurculuk, Süleymancilik, Naksibendilik vs vs diye bir din yoksa MIHR dini diyede bir din yoktur. MiHR’in ne demek oldugunu zaten cok biliyorsunuzdur. Cok yakinda zaten MiHR’in bir din olmadigini, gercek ISLAMIN Kurani Kerimde oldugunu Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabenin yasadigi Kurandaki 7 safha ve 4 teslimden olusan ISLAMIN bütün insanlar tarafindan yasandigina SAHID OLACAKSINIZ, insaallah ömrümüz yeterse birlikte yasayip görecegiz.   6. Bahsettiginiz siteye girdim. Ona benzer bir cok siteye girdim. Siz gercek Mehdi Resulu, (bir kere kabul etmiyorsunuz öyle bir sahsin gelecegini), onu kenara birakalim, internet sitelerinde mi kimin gercek veya sahte oldugunu bulacaksiniz? Belkide yine kabul etmiyeceginiz Hacet Namazi diye bir Namaz var, veya Istihare namazi, Cebrail (a.s) Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu iki namazi ögretmistir. Siz kabul etmesenizde her gün daha fazla insan Mehdi Resulun kim oldugunu Hacet Namazini kilarak Allahdan soruyorlar. Allah herkesi AYNI GERCEGI gösteriyor. Kimisine Ahmeti kimisine Mehmeti göstermiyor… ilginc degil mi? BINLERCE MILYONLARCA INSAN BU NAMAZI KILARAK ALLAHDAN SORSA HERKESIN ALACAGI YANIT AYNI OLACAKTIR. Size görede BU RÜYALARIN hepsini Seytan gösterecektir. Seytan ne kadarda kabiliyetli bir mahlukmus haberimiz yok. Evet cok kabiliyetli sizi yaniltiyor. 4 rekatlik bir hacet namazini kilmaktan sizi men edebiliyor. Böyle bir namazin olmadigini kabul ettirmis bazi insanlara. Bazilarida gercekleri görmekten korktuklari icin Hacet Namazini kilmaktan korkuyorlar. Abdulkadir Geylani Hazretlerinin kitablarini inceleyin, bir Allah dostu, Hacet Namazindan bahsediyor, geceleyin kalkip Namaz kilarak Allahdan kendisi icin tayin edilmis VELIYI Allah dostunu nasil sorulacagini tarif etmis. Baska bir yazisinda Abdulkadir Geylani Hzleri “bir geceleyin kalktim Allaha göz yaslariyla yalvardim sabahar kadar BENIM RUHUMU AZRAIL (A.S) DEGIL SENIN ALMANI ISTIYORUM YA RABBI” DiYE kitaplarda bahsedildigini görüyoruz. Yani o Allah dostu bize neyi anlatiyor? Allaha talepte bulunuyor Ruhunu ölümden önce Azrail (a.s) almadan önce senin almani diliyorum Yarabbi diyor, yani ölmeden evvel Allaha Ruhunu ulastirmayi diliyor ve ayni zamanda gecenin bir vaktinde Hacet Namazini kilarak Allahdan kendi mürsidini sormayi tarif ediyor. O Seytan bizi bir türlü yaniltamiyor cünkü biz Hacet Namazini kilarak Allahdan ögrendik Mehdi Resulun kim oldugunu. Ayrica Mehdinin bir cok alameti var ve olacak. Bu konuda Said Nursi Hzlerinin aciklamalarini incelemenizi tavsiye ederim. (Iskender Ali Mihr’in Sahsiyla ilgili ve Saidi Nursinin Mehdi (a.s.) ile ilgili yaptigi aciklamalari bu EMAILE EKLEYECEGIM, incelemesinizde elinizde bulunsun) Bir cok tarikat mensubu ve tarikata mensub olmayan cok kisi bu gercegi ögrendiler ve ögrenmeye devam ediyor. Tabi ki sizin bütün bu olan bitenlerden haberiniz yok. Size göre Mehdi sadece VAAZ vermekle mesgul olan siradan bir Seyh. (Ayrica hic bir gercek Seyh, Mürsid siradan degildir.) Efendimizin siradan bir Seyh olmadigini ön yargiyla bakmis olmasaydiniz görürdünüz, ama siz sadece onun sahsiyetiyle ilgileniyorsunuz. Oysaki yakin gelecekte yasanacak olaylar ve yerine getirecegi büyük görevler sizde zaten bir süphe birakmayacak onun Mehdi Resul olduguna dair. Keske sizde halis bir kalple Allaha yönelseniz ve Allahdan Mehdinin kim oldugunu sorsaniz? Inanmiyorsaniz en azindan Mehdi diye bir Sahsin var olup olmadigini sorsanizda olur. Ama bu tabi ki ne kadar münkün ki size göre? Allaha kim bir sey sorabilir ki? Evet direk sormamiz münkün degil, ama rüya vasitasiyla. Size göre münkün olmamaya devam etsin. Bu konu üzerinde cok duruyorsunuz, sizin adiniza cok üzülüyorum sonunda cok pisman olacaginiz bir isin pesine düstügünüzü cok yakinda fark ettiginizde ne kadar mahcup olacaksiniz. Bosuna kürek cektiginizi fark edeceksiniz. (2004 yılında sizin gibi bir afsunlu, 2006 yılında bu fevkaladeliklerin olacağını söylemiş, ben de “bekliyelim hele” demiştim; halâ bekliyoruz o gelmeyecek günüleri… H.E.)   7. Her gün daha fazla insana Kurani Kerimdeki gercek Islam Kuran Ayetleriyle tebligler vasitasiyla anlatiliyor, her gün daha fazla insan Allaha ulasmayi dileyerek kendini Cehennemden kurtariyor ve Islamin 2. Safhasinin geregini yerine getirip Mürsidlerini Hacet Namazini kilarak Allahu Tealadan soruyorlar. (KURAN AYETLERINDE FARZ, WORD DOKUMANA BAKINIZ) Allahu Tealanin gösterdigi Mürside tabi oluyorlar. Yani kimse insanlara demiyor ki Iskender Ali Mihr Hzlerine tabi olun, Efendimizde demiyor. Herkes mürsidini Allahdan sormakla mükellef, Word dokumaninda hepsini yazdik insaallah.    8. Din kardeslik görevinizden malesef süphe duyorum, benim imanimi kurtarmaktan cok kendi imanizi ne yazik ki daha cok kaybediyorsunuz, artik sadece Allaha iman etmenin ve Islamin 5 sartini yerine getirmenin kimseyi Cehennemden kurtarmadigini ve kimseyi MUTLU kilmadigini ögrendiniz. Insaallah simdiye kadar almis oldugunuz dini egitiminiz ve tecrübenize ilaveten, bizim göndermis oldugumuz Kuran ayetlerine bakarak, tahkik ederek, Allaha ulasmayi dilemenin farz oldugunu anlar, Mevlana Hzleri gibi, Abdulkadir Geylani Hzleri gibi, Yunus Emre gibi olmasada en azindan onlar gibi Ruhen Allaha ermeyi dileyerek, yani Allahin Ermis kullarindan biri olmayi dileyerek hem dünya saadetine ulasmanizi hem ahiret saadetine ulasmanizi Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamliyorum insaallah.    9. Sevgili Hamza abim müsadenle bir soru daha eklemek istiyorum, Hidayet nedir? (Bunun ne olduğunu Türkiye Diyanet Vakfı’nın çıkarttığı İslam Ansiklopedisi’nin 17. cildinin 473. sayfasında geniş bilgi vardır. Ezberinin bozulmasından korkmuyorsan onu bul ve oku! / H.E.)   Allah razi olsun Sevgi ve selamlarimla Hayirli Geceler Aykut Özcan   Bu da Aykut’dan (Çocukta, delide, insandan gayri mahlukta temyiz kabiliyetinin bulunmadığının ispatı olarak buraya alıyorum. Aykut “Ben kargadan başka kuş tanımam!” diyor.)

Evet Efendimiz zaten hic bir zaman böyle bir sey iddia etmedi. Arapcayi peki iyi bilmedigini, ve tecvidli okuyamadigini kendiside söylüyor.

Ama “mana vermeye yelteniyor”   burda durun. Acaba su yeryüzünde Kurani Kerimin manasini Efendimizden daha iyi bilen var mi? Var diyebilirmisiniz.

Belkide dersiniz, o zaman yüreginizi ortaya koyun, cok güvendiginiz, arapcasi iyi olan, Kurani bildigine inandiginiz bir kisiyi getirin. Bir görüsme düzenleyelim.

Imam Iskender Ali Mihr Hz. mi biliyor Kurani Kerimi, yoksa o neredeyse ilah edineceginiz din adamlari mi.. kim mana verebiliyor, kim veremiyor, siz mi biliyorsunuz Allahin dinini yoksa Allahin Resulu mu? Anlasilsin..

Laf salatasiyla olur mu bu isler, resmen Kurani Kerimi inkar ediyorsunuz, farkindamasiniz?

Inanip inanmiyacaginizi gerci yine siz bilirsiniz.

Siz bununla yetinmiyorsunuz, insanlari Allaha cagiran, Kurana cagiran, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabenin yasadigi dine cagiran kisiyi siz, üstülükte bunu Allahin emriyle gerceklestiren Resulu, karalamaya calisiyorsunuz.

Vicdaniniz sizlamiyor mu?

Karsinizda o kadar Kuran Kerim hakikatleri varken, nasil olurda bu kadar kör olabilirsiniz? Kurani resmen hice sayiyorsunuz.

Ne ugrunda?

Hic sordunuz mu kendinize?

Neyin mücadelesini veriyorsunuz, kandirildiginizin farkinda degilmisiniz, yoksa bunu bilincli mi yapiyorsunuz?

Seytan size resmen hükmediyor.

Allahi karsiniza almissininiz.

Efendimizin sohbetlerini ve aciklamalarini yeterince incelediniz mi?

Kurani Kerimi elinize alip ayetleri incelediniz mi?

Zann yürütüyorsunuz, TAHKIK ettiniz mi?

Süphe ediyorsaniz, sonuna kadar arastirdiniz mi?

Yaptiysaniz, elinizde hangi ispat vasitalari var.

Kurana karsi tabi ki olamaz.

Ama yanlis bir sey var diyorsaniz hemen ispatlayin. Bos lafla degil, ispat vasitalariyla.

Siz Kurana karsi ispat vasitalari mi sunacaksiniz? Buyrun.

Yapamiyacaginiza göre, elinizdeki tek imkan, arastirmak ve kabullenmek, veya atip tutmak.

Siz ikinci siki kullanmissiniz.

Kendinize yazik ediyorsunuz.

Hala Allahin Mehdi Resulene karsi gelmekten utanmiyorsunuz, ne ugrunda mücadele veriyorsunuz

Siz Peygamber Efendimizin (s.a.v) ve Sahabenin yasadigi dini yasiyormusunuz?

Yasamidiginiz kesin.

Eger yasiyorsaniz, Efendimize karsi olmaniz münkün mü?

Acaba Efendimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabenin yasadigi dinden gayri bir dine mi cagriyor?

Size göre öyle..

Cünkü Kurani bilmiyorsunuz. Bilmenizde münkün degil, cünkü size ögretilmedi. Size bu hakikatleri ögretecek olanlarda bilmiyorlar dinlerini.

Ne Efendimiz nede biz hic bir zaman bu hakikatleri bilmiyorsunuz diye sizleri ayiplamadik. Suc sizin degil.

Hayir, bu hakikatlere karsi ciktiginiz icin sizleri ayipliyoruz. Ve asil sucunuz bu. Insanlarin hidayetine mani oluyorsunuz. Hidayet nedir biliyormusunuz?

Daha Hidayetin H’sini bilmeden, HIDAYETi ögretmekle ve HIDAYETE erdirmekle vazifeli olan Allahin Resulune karsi cikiyorsunuz.

Ve Efendimiz Allahin dinini, kitaplardan, ögretmenlerden, hocalardan ögrenmedi. O dini Allah’dan ögrendi. Ve onun Allah’dan aldigi ilim kitaplara dayali bir ilim degil, KURANI KERIME dayali bir ILIM.

PEYGAMBER EFENDIMIZ (s.a.v) ve SAHABENIN  yasadigi dinin Kuran’da mevcut oldugunu ve ÜZERIMIZE farz oldugunu biliyormusunuz?

Imam Iskender Ali Mihr Hz.’e karsi ciktiginiza göre, söyledigi bütün Kuran hakikatlerede karsi cikmis oluyorsunuz.

Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabenin yasadigi dine karsi cikiyorsunuz.

Acaba Efendimizin yaptigi aciklamalarin hangisi Kurana ters, hangisi Allahin ilmine ters, hangisi yanlis, bir yanlis var diyorsaniz hemen ispatlayin.

Aykut,

Son gönderdiğin yazıyı da siteme aldım. Daha yazışmamıza gerek yok. Bunca yıl kös dinleyenlere hös kâr etmiyor.  “Sizin dininiz size, benim dinim bana!..” Gençliğinize kıyamıyorum ama hak ettiniz: Allah sizi – deli değilse münafık, cahil ve Hıristiyan uşağı – Efendinizle haşretsin!.

Üstteki mektubu gönderen kardeşimiz de dahil olmak üzere cümle “MİHR”cilere verdiğim adreslere girmelerini bir kere daha tavsiye ediyorum. Hazırlayan şahsın, haklı öfkesinden kaynaklanan üslubuna katılmadığımı da belirteyim. O da şunun için: Mihrciler arasında samimi zavallılar var. İslam’ı bilmediklerinden adamın hilelerini kavrayamıyorlar. Benim gayretim onları kurtarmak içindir. Bir daha söylüyorum: Meal okuyarak İslam öğrenilmez. Kendisine yazdırıldığını iddia ettiği kitabındaki rezillik ve dinsizlikten (Nedense bunlara cevap verilmiyor.) ayrı olarak, çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalar da şunları zırvalıyor: “Peygamberimizi şeytanın aldatmıştır.” “İsa Allah’ın oğludur” “Allah insana benzer” “İsteyen kadın başını açar, isteyen örter; bu önemli değildir.” “Türkiye’nin 11. cumhurbaşkanı biz olacağız.” (Ne çare Tanrısı yani cinleri onu yanılttı, başkası cumhurbaşkanı oldu. Bir bu kepazelik bile ayıkmaya yeter ama anlayana…) “Fatih Sultan Mehmet dinleri birleştirmek istiyordu; Ortodoksların din toplantılarına O başkanlık ederdi.” (Sahi bu birleşme nasıl olacak? Onlar mı bize uyacak, biz mi onlara uyacağız? Yoksa üçünden yeni bir din mi yapılacak?)

 (kaynak :http://www.eravsar.de/Mehdi%20Resul.htm)

 

V – 7 Milyar İnsandan Sorumlu… Gece Gündüz Ağlayarak Dua Ediyor… Bir De ‘Gecenin Matemini Aşkıma Örtüp Sarayım’ Şarkısını Söylüyor Yanındaki Hanımla

7 milyar insandan sorumlu… Gece gündüz ağlayarak dua ediyor (!) :D Bir de ‘Gecenin matemini aşkıma örtüp sarayım’ şarkısını söylüyor yanındaki hanımla :D

http://www.youtube.com/watch?v=YaPauF7KpI0&feature=relat ed

 

s.a bu adamin videolarini izledim sahte peygamber
bayanlari almis sarki söylüyor birde ben resulum Allah
teala söyledi deyip kadinlara taciz ediyor bu adama nasil
inanip pesine takiliyorlar anlamadim.

 

V - İskender’in Ihhhlayarak Vahi Alması

Selam

Reklamın iyisi kötüsü olmaz derler ama Allah biliyor reklam olsun diye vermiyorum bu linki. Video yalnızca bir dakika 3 saniye:

http://www.youtube.com/watch?v=ipDA3BxD-MY&feature=relat ed

 

slm savasen

iskenderin ıhlaması derken ben ilk okuduğumda dedimki kendi kendime yani bir yemek tarifi yada içeceğin bir tarifi olarak anladım sonra videoyu izlemek için video  açtım izledim abartısız dona kaldım irkildim ve çok korktum aman allahım bunedir böyle dedim ben yıllarca tarikatın içindeydim gördüm birçok şeyi ama böylesini hiç görmedim birçok çarpıklıkları gördüm bunun eline kimse su dökemez bu uçmuş daha doğrusu ben motorcuyum balata sıyırdığı zaman araba yürümez bunun balatasıda sıyırmış motoruda çökmüş .Fazla diyecek birşey bulamıyorum yüce allah bu kişiye tabi olanlara akıl idrak nasip etsin selamlar

http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=4430&PN=1&TPN=3

 

 

 

Bir Cevap Yazın