Bana Bu Ülkede Fakir Bir Tarikat Yada Din Adamı Gösterin! Bir Hırka Bir Lokma Diyen Din Adamlarımızın Kazandığı Paralar

I – Diyanet’ten Bir Lokma, Bir Hırka Hakkında “İrfan Geleneğindeki Bir Lokma Bir Hırka Anlayışı, Aslında Bu Hadisin Özeti Gibidir” Fetvası: 

II –Ahmet Hakan; Bana Bu Ülkede Fakir Bir Tarikat Yada Din Adamı Gösterin

III – Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hakkında Bir Lokma Bir Hırka Bir de Mercedes Capsleri

II – Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e Mercedes’ten Sonra Şimdide Özel Uçak!

IV – Nihat Hatipoğlu: Bir Lokma, Bir Hırka Üzerine; İslam Zenginliğe Nasıl Bakıyor?

V – Nihat Hatipoplu’nun Çok Tartışılan Ramazan Programında 1 Ayda Kazandığı Para

.

I – Diyanet’ten Bir Lokma, Bir Hırka Hakkında “İrfan Geleneğindeki Bir Lokma Bir Hırka Anlayışı, Aslında Bu Hadisin Özeti Gibidir” Fetvası: 

Müslümanın Varlıkla İmtihanı – Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

İnsanın, varlık ve dünya ile ilişkisi var oluşundan beri en büyük problemlerinden biridir. Bu yüzden de din ve inanç sistemlerinin en temel hedeflerinden biri, insanın dünyaya karşı tavrını düzenlemek olmuştur. İnsanoğlu yapısı gereği dünyaya tutkun, dünya nimetlerine meftundur. Bu tutku frenlenmezse, insan dünyayı yutacakmışçasına bir hırs ve tul-i emelden kolay kolay kurtulamaz. Kur’an’daki: “Kendilerini fitneye düşürüp denemek için insanlardan bir gurubuna verdiğimiz dünya hayatına ait ziynet ve debdebelere sakın gözünü dikme! Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem daha süreklidir.” (Taha, 20/131.)ayet-i kerimesi ve benzerlerinde dünyaya aldanmamak öğütlenmektedir. Diğer bazı ayetlerde ise tek çıkış yolunun çalışmak olduğu (Necm, 53/39.) ifade buyrularak denge tavsiye edilmektedir. Müslümanın varlıkla imtihanındaki başarı ihtiyaçları sınırlayarak bir denge içinde yaşamak şeklinde ifade edilebilir.

Müslümanın varlıkla imtihanını sosyal adalet açısından ele alacak olursak, bütün dinlerin, siyasi ve ekonomik sistemlerin gerçekleştirmeye çalıştığı en önemli hususlardan biri olan sosyal adalet, kanun ve hukuk sistemiyle korunan bir nizam olmaktan çok, insani olgunluk ve doygunluğa erişmiş fertlerle sağlanan bir husustur. Müslümanın varlıkla imtihanı, nimeti başkalarıyla paylaşmak, kardeşinin ve ötekinin farkında olmaktır. Çalışmayı bırakıp üretimden kaçmak değil, çalışıp şahsi ve nefsi tüketimi aza indirmek ve böylece ihtiyaç içindeki kardeşini kendine tercih etmek; yani isar sahibi olmaktır. İsar anlayışının var olduğu bir toplumda sosyal adalet, tam bir sevgi ortamında gerçekleşir.

Ekonomi, sınırlı kaynaklardan sınırsız ihtiyaçları karşılama ilmi olarak tanımlanır. Bugünün modern ekonomi anlayışına göre ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır. Sınırlı kaynaklardan sınırsız ihtiyaçları karşılamanın zorluğu meydandadır. Çünkü insanın arzu, istek ve ihtiyaçları bitmek tükenmek bilmez. Bunların hepsinin karşılanması ise bir ömre sığmaz. Hâl böyle olunca insan bütün ömrünü ihtiyaçlarını temine harcar, ulvi duygulara, ibadet ve sanat gibi manevi ihtiyaçlara zaman ayıramaz. Bundan dolayı İslam irfan geleneğinde “bir lokma, bir hırka” anlayışı ile ihtiyaçları zaruret ölçüsüne indirerek varlığa esir olmamak öğütlenmiştir. Çünkü bu gelenekte aslolan her şeyin Allah’a ait olduğunu bilip O’na bağlanmaktır.

Bir lokma bir hırka anlayışı, ihtiyaçları sınırlandırıp insanı ihtiyaç ve istekler peşinde koşturmamaya yöneliktir. Nitekim Peygamberimiz Efendimiz (s.a.s.) de insanın havaic-i asliyesi diyebileceğimiz zaruri ihtiyaçlarını şu üç şeyle sınırlandırmıştır:

1- Belini doğrultacak birkaç lokma, 2- Vücudunu soğuk ve sıcaktan koruyacak giyecek hırka, 3- Başını sokacak bir ev. (bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 81.)

İslam irfan geleneğindeki bir lokma bir hırka anlayışı, aslında bu hadisin özeti gibidir. Sanıldığı ya da iddia edildiği gibi insanları tembelliğe ve üretkenlikten uzaklaşmaya sevk etmez. Aksine ilim, irfan ve ibadet peşinde koşmaya yönlendirir. Sahip olamadığı ve fakat sevgisiyle yanıp tutuştuğu bir dünya malının insanın ruh hayatını nasıl kararttığını tahmin etmek zor değildir.

İnsanın ihtiyaçlarını sınırlandırmasının asıl etkili ve geçerli olduğu yer, tüketim alanlarıdır. Özellikle günümüzde çok çeşitli reklam vasıtaları aracılığıyla “israf ve tüketim ekonomisi” alabildiğine körüklenmektedir. Her şey tüketim esasına dayandırılmakta israf hızla artmış bulunmaktadır. İhtiyacınkontrol altına alınarak reklam ve teşvik unsurlarının azaltılması ise israf ekonomisinin yerini, ihtiyaç ve verimlilik ekonomisinin almasını sağlayacak, insanlar teknolojinin ürettiği imkânları bilinçsizce harcamaktan kurtulacak, zengin fakiri ezmeyecek; fakir, içinde fakirliğin buruk acısını ömür boyu taşımak ve zengine haset nazarıyla bakmak sancısından kurtulacaktır.

Günümüz insanı manevi ve ulvi değerlerini kaybettiği için daima isteklerinin ve tüketimin peşinde koşuyor, insanlığa yaraşır, sanat, edebiyat, ibadet ve hizmet gibi duygulardan çok uzak bulunuyor. İhtiyaçlarını sınırlandıramadığı için “aradığını bilmeyen bulduğunun farkında olmazmış” çıkmazını yaşıyor.

Müslümanın varlıkla imtihanında ihtiyaçları sınırlandırmanın ölçüsü kanaat ve rızadır. Kanaat algısı ifrat ve tefritten uzak korunabildiği sürece, belli kıymetler ve insani duygu ve değerler baki kalır. Aslına bakılırsa bütün İslam büyükleri, dünyayı ve dünya malını değil, kalbi dolduran ve başka sevgilere yer bırakmayan “dünya sevgisini” yermişlerdir. Nitekim Mevlana’nın şu sözü bu konudaki ölçüyü ne güzel belirtir:

Dünya nedir? Dünya Allah’tan gafil olmandır.      Dünya ne kumaş, ne altın, ne evlat, ne kadındır.(Mesnevi, I, b. 984.)

İmandan takva ve ihsana doğru yükselen İslami anlayışta, dünya ile sınırlı bir hayattan sonsuzluk âlemine doğru kanat açmak ve tende mahpus olan canın kurtulması düşüncesiyle ahiret tarafına doğru yol almak öğütlenmektedir. Dünya hayatı genişliğine, cazibesine ve çekiciliğine rağmen insan ruhu için sıkıcıdır.

Bu dünya yine Mevlana’nın ifadesiyle çok ısınmış, kızmış bir hamama benzer. Nasıl insan hamamda nefes alamaz, bunalır ve ruhu daralırsa dünya da aynen öyledir. Bakıldığı zaman hamam, eniyle boyuyla geniş bir mekândır. Fakat sıcaklığı yüzünden insanı bunaltır ve daraltır. İnsan hamamdan dışarı çıkmadıkça ferahlayamaz. İnsan dünyanın daraltan ve bunaltan özelliğini, ancak vermek, paylaşmak ve ruhunu ondan azat etmek suretiyle hissetmez olur. (Mesnevi, III, b. 3544 vd.)

İnsanın varlıkla imtihanı bir tevekkül işidir. Tevekkül ise bir kalp eylemidir. Allah’a güvendir. Allah’tan gelene rızadır. İhtiyaçların sınırlandırılması, kişinin nefsine karşı tavrı ve nefis eğitimidir. Nefis eğitiminin temel şartı vermektir. Bu anlayış:

Ne varlığa sevinirem / Ne yokluğa yerinirem

Aşkın ile avunurem / Bana Seni gerek Seni

gönül enginliğini sağlar. Varlığa değil, varlığın sahibine güvenmeyi, yani tevekkülü ve yokluk sebebiyle hayıflanmadan sabretmeyi öğütler. Çünkü insanın ruhi dengesini bozan şeylerin başında dünyevi kaygılar ve stres gelir. Stresi hazırlayan sebeplerin başında hırs ve tul-i emel vardır. Emel ile elem arasında bir anlam yakınlığı söz konusudur. Ardı arkası kesilmeyen emel ve istekler, elem kaynağıdır. Olayları ve insanları olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul etmek ruhi doygunluğun temel motiflerindendir. İtminan, sükûnet ve sekinet ruh sağlığının en yüksek göstergeleridir. İman ve teslimiyet bunun temel şartıdır.

Müslümanın varlıkla imtihanının bir de iptila ve imtihan boyutu vardır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Sizi korkudan, açlıktan, mallar, canlar ve ürünlerin eksikliğinden bazı sıkıntılarla imtihan edeceğiz.” (Bakara, 2/155.) Varlık ile darlığın, yokluk ile bolluğun Allah’tan bir imtihan olduğu ve insanın sabır sayesinde darlığı; şükür sayesinde de bolluğu aşabileceği anlaşılmaktadır. Yoklukta elindekilerle yetinip sabretmek, varlıkta imkânları paylaşmak suretiyle varlığa şükür gerçekleşmiş olur. Sabır da, şükür de dışa yansıyan boyutu olmakla birlikte birer kalp eylemidir. Yokluğa sabır da, varlığa şükür de evvel emirde kalp ile olur. Ancak varlığa sabır, yokluğa sabırdan daha zordur.

Varlığa ve yokluğa sabrın tek yolu “Cefası çok, vefası yok” bu dünyayı ve imkânlarını arızi görmek; asıl dönüş yeri olan ahiret yurduna hazırlanmayı iman muktezası bilmektir. Müslüman, varlıkla imtihanını başarmak için varlıktan ve dünyadan geçmeli ve ahireti seçmelidir. Değilse bugün olduğu gibi “sekülerizm” denilen dünyevileşmenin kucağına düşer.

http://www2.diyanet.gov.tr/DiniYay%C4%B1nlarGenelMudurlugu/Sayfalar/DergidenSecmelerDetay.aspx?rid=24

.

II –Ahmet Hakan; Bana Bu Ülkede Fakir Bir Tarikat Yada Din Adamı Gösterin

http://www.tarikatsirktir.com/2015/06/bana-bu-ulkede-fakir-bir-tarikat-yada.html

.

III – Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hakkında Bir Lokma Bir Hırka Bir de Mercedes Capsleri

diyanet mehmet görmez mercedes özel uçak

.

III – Nihat Hatipoğlu: Bir Lokma, Bir Hırka Üzerine; İslam Zenginliğe Nasıl Bakıyor?

İSLAM ZENGİNLİĞE NASIL BAKIYOR

Bir lokma bir hırka’ felsefesi; yani bana bir lokma ve bir hırka yeter. Başka şeye ihtiyacım yok anlayışı, tasavvufta dünyadan uzleti tanımlayan bir hali anlatır. Dünyaya fazlaca meyil etmemek, dünyaya dalmamak adına kabul de görülmüştür. Ferdi anlamda bir müminin hayat standardını veya hayattan lezzetini tanımlamada kabul görüp makul da sayılabilir. Neticede bu, bir tercihtir. Lokma dünyalık lezzetleri, hırka ise makam ve mevkiyi temsil ediyorsa az ile yetinme, yükseğe göz dikmeme anlamında aslında hoş bir riyazat hali de olabilir.
Ama bununla Müslüman’ın zavallılığı, dünyadan soyutlanıp zavallı bir görüntüye bürünmesi kastediliyorsa bu kavramla Müslüman’ın işi olamaz. Çünkü İslam sürekli yenilenmeyi, çağın gereğine göre donanımlanmayı, güzel ve temiz örnek olmayı öngörür. Binlerce lokma ve binlerce hırka içinde azmamayı marifet sayar. Zaten hiçbir imkanı olmayan bir kişinin bir lokma ve bir hırkayla yetinip bunu manevi takva hali sayması susuz bir derede kulaç atmaya benzer. Marifet, derin denizde doğru kulaç atıp doğru yöne yüzmektir.
 Allah Nimeti Üzerinizde Görmek İster
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisleridir. ‘Yüce Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister’. Sahabe herhangi birimiz güzel giyinmek, güzel görünmek ister bu kibir midir diye sorar. Hz. Peygamber (s.a.v.); “Hayır,bunu istemeniz kibir değildir. Allah güzeldir ve güzeli sever. Kibir hakikati gizlemektir. Kibir başkasını küçük görmektir” buyurur.
 Veren El Alan Elden Hayırlıdır
Başka seferinde Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Veren el, alan elden hayırlıdır” Verebilmek için kazanmak lazım. Orada bir incelik var, onu da gözden uzak tutmamak lazım. Veren el daha üstündür buyurmuyor. Daha hayırlıdır (faydalıdır) diyor. Çünkü bazen fakir, bazen de zengin Allah katında üstün olabilir. Üstünlük parayla değil, ihlasladır, takva iledir.
 Zengin Sahabe Yok muydu?
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sahabesi içinde fakir olan sahabe çoğunlukta olmakla beraber, zengin olan sahabe de vardı. Ve bu zengin olan sahabenin yararı haylice fazla olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.), sadık dostu Hz. Ebu Bekir (r.a.) anlatırken malıyla ve canıyla yanımda oldu diyerek över. Hz. Osman (r.a.) tek başına 600 deveyi üzerinde yüküyle beraber İslam yolunda harcamak üzere Peygamberimize emanet eder. Peygamberimiz bu muhteşem cömertlikten o kadar memnun olur ki- bu darlık döneminde sıkıntıları aştığı için- Hz. Osman’a dönerek şöyle buyurur: Bundan sonra hiçbir şey Osman’a zarar vermeyecektir.
Dahası; bu kadar zengin olan Hz. Osman’a kızını verir ve bunu bir eksiklik olarak görmez.
Ebu Talha ve Abdurrahman bin Avf (r.a.) son derece zengin olan sahabelerdi. Mallarıyla İslam’a büyük hizmetlerde bulunmuş, Hz. Peygamber de onları övmüştür. Onların mallarının hayır ve bereket getirdiğini ifade etmişlerdir. Hz.Peygamberin ilk eşi olan Hz.Hatice’nin malıyla ilk dönem Müslümanlarına ve Peygamberimize olan katkısı ise çok iyi biliniyor.
 Fakirlik Övülür mü?
Hz. Peygamber (s.a.v.) fakirlikten Allah’a sığınmıştır. Ahireti ihmal ederek,ölçüsüzce zenginliğin peşinde koşulmasını da hoş görmemiştir. Azgınlaştırmayacak bir refahı uygun görmüştür. Ancak; sabırsız bir insandaki fakirliğin, düşkünlüğün o insanı inanç yönünden sarsabileceğinden de endişe ederek; “Neredeyse fakirlik (tahammülsüz insanları) küfre düşürdü.” Cümleleriyle korkusunu dile getirmiştir. Fakirliği değil, fakiri desteklemiş,yoksulluğu değil,yoksulu desteklemiş ve sabırlı olmaya davet etmiştir. İslam fakirlik edebiyatı yapıp istismarı değil,fakirin yanında olmayı emreder.Herkesi fakirlikte eşitlemeyi değil,her kese onurlu bir yaşam standardını kazandırmayı hedef edinir.
 Hz. Peygamber (s.a.v.) Zengin miydi?
Peygamberimiz zengin değildi. Bazen aylarca evinde yemek pişirecek ateş bulamazdı. Bazen iki gün boyunca bir hurma ile yetinirdi. Bazen yemek bulamayınca sabahtan oruca niyetlenirdi. Ama bu; zengin olduğu halde fakirliği tercih etmesi şeklinde oluşan bir hal değildi. Ailesi kalabalıktı ve ancak yetişebiliyordu. Nitekim; arkadaşlarının ikramlarını red etmiyor, temiz yemek geldiğinde de sofradan aç kalkmıyordu. O günün imkanları O’nun için bu kadardı, O da bu kadarla yetiniyordu. Buradan Hz. Peygamber (s.a.v.) açlığı, fakirliği, yoksulluğu emretti farzında bir sonuca varmak mümkün değildir.O,bazen de elindekini fakirlere dağıttığı için günlük ihtiyacını karşılamakta zorlanıyordu.
 Müslüman Rahat Yaşayabilir mi?
Temiz ve helal kazandıktan, zekatını ve sadakasını verdikten, hayırlı işlere koşuşturduktan sonra Müslüman’ın kazandığı imkanlarla rahat yaşaması dine aykırı değildir. Bilakis kimseye yük olmadan, başkasının yükünü kaldırması bir tür Allah yolunda harcamasıdır. Fakat bir insanın kazandığı her kuruşu fakirlere dağıtarak yarınki yemeğini bulamaz hale gelmesi -her ne kadar emredilmemiş ve hatta hoş görülmemişse de- neticede bir nefis mücadelesidir ve kimsenin bu tercihe pek diyeceği bir şey de olamaz.
Hoş görülmemiş dedim çünkü ayette “İsraf etmeyin, elinizi sıkı da tutmayın, arada bir yol bulun” buyurularak dengeli davranılması istenmiştir.
Nitekim bazı sahabe malının tümünü hibe etmek istediğinde Peygamberimiz kabul etmemiş ve malının üçte ikisini elinde tut. Gerisini Allah yolunda hibe et buyurmuştur.
Elindeki altını getirip de ‘bundan başka malım yoktur. Bunu Allah yolunda kabul et’ diyen köylüye Peygamberimiz malını götür, bizim ona ihtiyacımız yok buyurmuştur. Adamın ısrarla altını bırakıp gitmesi üzerine de Peygamberimiz altını arkasından fırlatıp “Malını al. Bizim ona ihtiyacımız yok” diyerek tepki göstermiştir. Belki Peygamberimiz, bu olaydaki yapay takva görüntüsünden rahatsız olmuş, belki bu zatın yoksul kalmasından endişe etmiştir.
Elbette Müslüman en iyi arabaya binebilir. En güzel evde oturabilir.İsraf ve aşırılığa girmeden bu tür imkanlardan yararlanmasına engel hiçbir hüküm bulamazsınız.Yeter ki helal kazansın ve yeter ki kazancının hakkını versin.Fakirin yanında olsun. Yeter ki ,başkalarını küçük görerek büyüklenme duygusuna kapılmasın.Yeter ki,kendini üst sınıftan,halkı ise aşağı sınıftan görmesin. Yani,adam olsun,vicdanlı olsun, insan olsun.
Yalın örneklerle ve sade bir dille olayı aktardım ki asıl kaynaklardaki ölçü görülsün. İslamın bu konudaki ölçüleri özetle böyledir. Aklın ve vicdanın hoş görmediğini hoş görmez. Sağlıklı aklın ve vicdanın hoş gördüğünü de hoş görür.
 Gönüllü Paylaşım. Onurlu Yaşam
İslam’ın sermayeye bakışını, fakirliği ve zenginliği dengeleyişini bu iki cümle ile özetlemek belki mümkündür. “Gönüllü paylaşım” ve “onurlu yaşam” hakkını sağlamak. İnsanları buna davet etmek, İslami kriterlere aykırı düşmeyecek bir çağrı olabilir.

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hatipoglu/2012/05/11/bir-lokma-bir-hirka-uzerine

.

IV – Nihat Hatipoplu’nun Çok Tartışılan Ramazan Programında 1 Ayda Kazandığı Para

Nihat hatipoğlu Ramazan Çok bereketli ay

 

 

Bir Cevap Yazın