Aleviler ve Alevilik Hakkında

I – Alevilik Nedir?

II – Nüfus Dağılımları ve Alevilik Tarihi

III – Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve Safevîyye Tarikâtı – Kızılbaşlık

IV – Alevilik bir din,tarikat veya mezhep değildir !

V – Alevi ve Sünni Arasındaki Fark

 

I – Alevilik Nedir?

Alevîlik, (Arapçaعَلَوِیُّون‎) Türkiye’de Sünnîlik’ten sonra en fazla mensûba sahip olan İslâmî bir i’tikadî düşünce ekolü(mezhebi) ve tarikâtıdır. Bu inancın temsil ettiği tarîkat (yol)mensûpları Alevîler olarak adlandırılır. Alevîlik’te,Muhammed’in son peygamber olduğu, Ali’nin ise Velî’liği(İmam’lığı) esastır. Sünnîlik’teki AllahMuhammedDört Büyük Halife tamamlamasından farklı olarak, Onikiciliki’tikadının da temelini teşkil eden Hâkk-Muhammed-Alitanımlaması ile, Ehl-i Beyt ve On iki İmamlar sevgisini esas alan inançtır.

Alevîler’in dinî i’tikadı[değiştir]

Ana madde: Alevilik’te inanç

Alevîlik ve Şiîlik’te önemli bir yere sahip olanAli’nin Zülfikar isimli kılıcın üzerinde Ali Velîy’ûl-Lâh” yazan temsîlî bir resmi.

Siyâseten İslâmiyet’in İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye /Onikicilik fıkhî mezhebinden olan Alevîler,[1] i’tikadenHorasan Melametîliği’nden köken alan Hoca Ahmed Yesevî’in kurduğu “Sünnîliğin TasavvufîYesev’îyyeTarikâtı[2] ile Fâtımîler Halifeliği devrinde Orta Asya veTürkistan’da çok önemli fa’aliyetlerde bulunan Nâsır Hüsrev’in kurucusu olduğu Pamir Alevîliği’nin de altyapısını oluşturan “Şiîliğin Bâtınîİsmâilîyye” fıkhî mezhebinintesirleriyle gelişimini tamamlayarak ortaya çıkanTasavvufîBâtın’îyye i’tikadî mezhebi mensûplarıdır. Alevîlik içerisinde Kızılbaş, Dazalak, Kalender’îyye,Bedr’îyyeBektâş’îyye, Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok bâtınî tarîkat (yol) yer almaktadır. 13. asırda Babâîlik’ten ve 14. asrın sonlarından itibaren de yoğun olarak Hurûfîlik’ten etkilenenAnadolu kaynaklı Bektaşilik Tarikatı bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. asırlarda “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından Şiîlikten ayrılarak zuhur eden “Hurûfîlik” mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan Bektâşîlik, Alevîliğin içinde yer aldığı varsayılan bir tarîkat (yol) olması itibâriyleAnadolu Alevîliği’nin tamamını tanımlamamaktadır.

Temel inanç[değiştir]

Alevîlik, Hâkk-Muhammed-Ali üçlemesiyle Ehl-i Beyt, ve Oniki İmamları önemseyen Câferiyye Şiîliği ile ortak noktalara sahip olan bir yoldur.[kaynak belirtilmeli] Alevîlik’te incelenmesi gereken asıl inanç Vahdet-i Vücud veya Varlık birliği’dir. Ayrıca, Hurûfîlik’te de mevcut olan tanrının insan dâhil evrendeki her şeyin içinde olduğu inancı da vardır. (Kamusaltanrıcılık)

HÂKK-MUHAMMED-ALİ
HÂKK Muhammed-Ali
MUHAMMED ALİ
Allah-eser-green.png Muhammad2.png Alī.png
Sol Taraf: AllahOrta: Ebû’l-Kâsım Muhammed ibn ʿAbd Allâh ibn ʿAbd’ûl-MuttâlibSağ Taraf: Ali ibn Ebâ Tâlib.
Dört kapı kırk makam inancı

Dört Kapı Kırk Makam şeklindeki kâmil insan olma ilkelerini Hacı Bektâş-ı Velî’nin tespit ettiğine inanılır. Hacı Bektâş, “Kul Tanrı’ya kırk makâmda erer, ulaşır, dost olur” demiştir. [kaynak belirtilmeli] Alevîler kendi içlerinde bir çeşit hiyerarşi oluşturmuştur. Örneğin “yol”a gönül vermiş olana “tâlip” denir. Kişi, yolun kurallarını yerine getirip bilgi düzeyini arttırdıkça yükselir. Alevîlik’te “Yol” denen deyimin temelini Dört Kapı Kırk Makam anlayışı oluşturmaktadır.

Dört Kapı ve Mertebeleri şunlardır:

Her kapının on makâmı vardır.

Şeriat Kapısı’nın makamları:

  1. İmân etmek,
  2. İlîm öğrenmek,
  3. İbâdet etmek,
  4. Haramdan uzaklaşmak,
  5. Ailesine faydalı olmak,
  6. Çevreye zarar vermemek,
  7. Peygamberin emirlerine uymak,
  8. Şefkâtli olmak,
  9. Temiz olmak ve
  10. Yaramaz işlerden sakınmak.

Tarikat Kapısı’nın makamları:

  1. Tövbe etmek,
  2. Mürşidinöğütlerine uymak,
  3. Temiz giyinmek,
  4. İyilik yolunda savaşmak,
  5. Hizmet etmeyi sevmek,
  6. Haksızlıktan korkmak,
  7. Ümitsizliğe düşmemek,
  8. İbret almak,
  9. Nîmet dağıtmak,
  10. Özünü fakir görmek

Hakikat Kapısı’nın makamları:

  1. Edepli olmak,
  2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
  3. Perhizkârlık,
  4. Sabır ve kanaât,
  5. Hâya,
  6. Cömertlik,
  7. İlîm,
  8. Hoşgörü,
  9. Özünü bilmek,
  10. Âriflik.

Marifet Kapısı’nın makamları:

  1. Alçakgönüllü olmak,
  2. Kimsenin ayıbını görmemek,
  3. Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek,
  4. Allah’ın her yarattığını sevmek,
  5. Tüm insanları bir görmek,
  6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek,
  7. Gerçeği gizlememek,
  8. Mânâyı bilmek,
  9. Tanrısal sırrı öğrenmek,
  10. Tanrısal varlığa ulaşmak.

Dini ayinler ve günler[değiştir]

Alevîler, Muhammed’in son Peygamber olduğuna,Ali bin Ebu Talib’nin ise Veliliğine (ya daİmamlığına) inanırlar. Alevîler, ibâdetleriniCemevi’nde yaparlar. Kadir Gecesi’yle bağlantılı olarak üç gün ve Muharrem ayında ise on iki günoruç tutarlar. Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar. Muharrem orucundan evvel üç günMasumu Paklar orucunu tutarlar.

(Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilik)

 

 

II – Nüfus Dağılımları ve Tarihi

Nüfus dağılımı[değiştir]

Ana madde: Alevi nüfusu

Üçte biri İstanbul bölgesinde yaşayan Alevîler’in daha sonra en yoğun olarak bulundukları yöreler arasında AnkaraAdanaBalıkesirEskişehir,BursaAntalyaAydın ve Damal, Ardahanşehirleriyle, Orta ve Doğu Anadolu’da yer alanErzincanSivasMalatyaTunceli veKahramanmaraş illeri gelmektedir. Türkiye’de en çok Alevî köyü ise 57’si karışık olmak üzere toplam yaklaşık 548 adet köy olup Sivas ilinde yer almaktadır. Bunların ardından sırasıyla, ErzincanTokat,ÇorumMalatyaKahramanmaraşHatayTunceliAmasyaYozgatAdıyamanBingölErzurum,BalıkesirKarsManisaAydınAdanaMersinMuğla ve Ordu illeri gelmektedir. Anadolu dışında iseRumeliBalkanlar, ve Arnavutluk‘ta yaşayan Bektaşiler‘in yanısıra, Batı İran ve Kuzey Irak‘ta Yâresân, Kakai, Ehl-i Hak (Ali İlâhîlik)[4] gibi isimlerle anılan ve kendilerini Kürt Alevîleri olarak tanımlayan gruplar bulunmaktadır. Bugün İran’ın doğusunda Horasan‘da da küçük bir Alevî topluluğu vardır. Alevîler daha ziyâde dağlık olan merkezî otoritenin baskısının ulaşamadığı bölgelerde yaşamlarını sürdürmektelerdir.

Alevi tarihi[değiştir]

Ana madde: Alevi tarihi

Alevîlik inancıAnadolu’nun Müslümanlaşması sürecinde önemli izler bırakan, Hoca Ahmed YesevîEbu’l VefâKutb’ûd-Dîn HaydarHacı Bektaş-ı VeliAhi EvranTaptuk EmreYunus Emre ve Abdal Musa gibi önemli dînî şahsiyetlerin fikirleriyle yapılandırılmıştır. Ayrıca Alevîlik, Hallâc-ı MansûrSeyyid Nesîmî,İsmâ‘il Safevî (Hatai) ve Pir Sultan Abdal ile Hubyar Sultan’a da ayrı bir ehemmiyet vermektedir. Şah İsmâ‘il SafevîAlevî inancının Anadolu’da yayılmasında çok önemli ve etkin bir rôl oynamıştır. [5] Alevîlik inancınınAnadolu’ya gelen Hacı Bektaş-ı Veli sayesinde ve ozanların nefesleriyle hayat bulduğuna inanılmaktadır.

Emevîler devrinde Alevîler [6][değiştir]

İran baskısından usanan ve Şâmânîliğe bağlı olan Türklerin İslâmiyet’e girmeleri[değiştir]

Aslında bu İslâmlaşma hâdisesi daha Arap istilâsı vuku bulmadan başlamış, İran ruhânilerinin ve “Dehkan” adı verilen Fârisî yöneticilerinin baskısından usanan Maverâünnehir ahalisi İslâm’ı kendiliğinden kabullenmişlerdi. İslâmiyet’ten önce Tûran’a birçok Nesturî ve Zerdüşt rahipler gelmişler ve kendi inançlarına ait neşriyatta bulunmuşlardı. Din ve mezhebe ait olan ilgilerinde pek zayıf fakat Millî an’anelerine dinî talimlerden daha fazla bağlı olan Türkler, eski Şâmânî dinine benzer akidelere taraftar olmayı daha çok seviyorlardı. İslâmiyetin en kuvvetli olduğu ve Türkistan içlerine doğru yayıldığı dönemlerde dahi Şâmânî dininin kalıntıları bu bölgede hâlâ canlılığını muhafaza etmekteydi. Altay dağları ile İrtiş nehri boylarından Maverâünnehre kadar uzanan sahaya aralıksız akın eden Türk göçmenlerinin İslâmı benimsemiş olmalarına rağmen geleneksel yaşam tarzları asla değişmedi. H. 126 / M. 744 yılındaSemerkand’da çok önemli bir din değiştirme hareketi vuku buldu. İslâmiyet neşirlerinden “Ebû Sayda” adında bir şahsın çabaları ile pek çok Türk İslâmiyeti kabul etti.[7]

Emevî hâlifesi Ömer bin ʿAbd’ûl-Azîz’in Alevîler lehine aldığı kararlar [8][değiştir]

Selefleri tarafından uygulanmakta olan siyâset-i zâlimaneye son vermekle meşhur olan, ve Emevî hâlifeleri içerisinde en âdil olanı olarak ta tanınan Ömer bin ʿAbd’ûl-Azîz iktidara geldiğinde yaptığı ilk iş EmevîlerHâlifeliği’nin kurucusu “ Ebû Süfyân Oğlu Muaviye tarafından hutbelerde Hazreti Ali”, “Ehl-i Beyt ve bil’ûmum “Alevîler” aleyhinde bir sünnetmiş gibi zorunluluk haline getirilmiş olan lânet okuma âdetini nihâyete erdirmek olmuştu.[9] O zamana kadar Türkistan’da İslâm’a girmiş olan şehirlerden büyük büyük kütlelerin eski dinlerine avdet etmekte oldukları bu devirde Alevîler aleyhine Emevîler tarafınan sürdürülmekte olan takibât ve hakaretlerin yasaklanmasından sonra peygamberden rivayet edilen hadislerin yazılmasını gündeme getirmiş ve halktan haksız yere toplanmakta olan vergileri sahiplerine geri dağıttırmıştı. Çok faydalı sonuçlar doğuran bu kararların sıkı bir tâkipçisi olan halifenin tutumundan EmevîHanedanı hiç te memnun kalmamıştı. Çünkü onların ellerinde ve kadınların boyunlarında ne kadar altın ve cevâhir varsa, Beyt’ûl-Mâl-i Müslimîn’in talan edilmesiyle alınan bu ziynet eşyalarının kişilerin zâti malları olmayıp hepsinin devlet hazinesine ait olduğunu, ve tamamının iade edilmesi gerektiğini söyleyen bu âdil hâlife de sonunda Emevîler tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.[10]

Abbâsîler devrinde Alevîler[değiştir]

Ebû Mûslim Horasanî’nin Abbâsîler’in iktidara gelmesindeki hizmetleri[değiştir]

H. 129, M. 747 yılında Ebû Mûslim Horasanî’nin İmâm İbrahim tarafından bütün bu kıt’alar ile Irak dâîlerinin fiilen riyasetine tâyin edilmesiyle artık Türkistan’ın tamamı Şîʿa-i Bâtın’îyye adına hazırlanmış oluyordu. Ebû Mûslim Horasanî’nin komutasında Emevîler aleyhine başkaldıran ihtilâl fırkalarının çoğunluğunu oluşturan TürklerAbbâsîler’in kazandıkları başarılarda da en büyük pay sahibi olmuşlardı. Sonunda hilâfet mâkamı Türkler’in sağlamış olduğu destek sayesinde Abbâsîler tarafından ele geçirilmiş oldu. Fakat Şîʿa’nın fedâ ettiği bu kadar canlar, Ehl-i Beyt’e ait bir hakkın elde edilmesi için nehirler gibi akıtılan kanlar ve Ehl-i Beyt nâmına yapılan onca büyük fedâkârlıkların dahi Alevîlerin hilâfeti ele geçirmeleri için yeterli olamaması gönüllerde kapanmaz yaralar açtı. Abbâsîler’in ikinci halifesi olan Halife Mansûr’un Türkler’e karşı takındığı hasmane tavırlar ve bilhassa Ebû Mûslim Horasanî’in katli üzerine ihtilâlciler derhal fa’aliyete geçmek suretiyle “Mübeyyize” (Beyazlar) fırkasını oluşturdular.[11]

İranlılar’ın Abbâsîler’e karşı ayaklanmaları

Tam bu sıralarda Merv şehrinde El-Mukannaʿ (Peçeli)[12] adında bir yalancı peygamber ortaya çıktı.Fosforlu maddelerle yüzünü parlatan ve ülûhiyet dâvasına kalkışan bu “peçeli” kişi, halka Allah’ın da insan suretinde olduğunu söylüyordu. Ebû Müslim Horasânî’nin Abbâsîler tarafından gaddarane bir şekilde kâtliEmevîler aleyhine ihtilâle katılan Horasanlılar ile tüm Maverâünnehir halklarını son derece müteessir etmişti.

Horasanlılar’ın Abbâsîler’e karşı teşkilâtlanmaları